El ayak çekilince şurama,
Yarım kalmak acısı saplanır.
Ömrümün hazin günleri
Gitmek ve kalmak arasına sıkışır.
Her daim geç kalmıştır gidenler.
İnsanın yüreği de, sinesi de,
Bu kadar mı yanar?
Yaralayan yarense,
Yara daha çok kanar.
Kabuk bağlamaz yaren yarası,
Acı çektikçe çürümeye başlar mı vicdan hiç?
İnsanın hayatı hiç bu kadar acır mı?
Parmaklarımın arasından akıp gittiğin gün,
Kopardın bir yanımı, kanattın yaralarımı.
Söyleyemediklerimi sakladığım dilim,
Bilmezdim içine düşmeden önce,
Sevmenin, sevilmenin bu kadar yaktığını.
Ne unutabilirsin, ne de vazgeçebilirsin,
İliklerine işleyen o gözlerin çırpınışını.
Ayağında prangalarla çarmıha gererler,
En derininden özlemek neymiş,
Canın yanarken solun çürür.
Sanki bir tabutun içine hapsolur,
Nasır tutmuş bir yüreğe gömülür.
Gözüne Azrail’in görüntüsü ilişir,
Yıllardır bekliyor bir yanım,
Sanki gelecekmişsin gibi.
Her sabah ezanında dua dua dökülür,
Birlikte kurduğumuz hayaller, ya Rabbi.
Yürüdüğüm sokaklar eskidi,
Koskoca bir hayatın heba olduğunu
Yaş aldıkça yalnızlaşınca anladım
Yalnızlaştıkça yaşlandım
Gözden göze hayır yok imiş yanar da buna yanarım
Birkaç kırışıklığın lafını bile etmiyorum
Yaş aldıkça yol kısalır ihtiyarlıkta,
Hastalıklar limanına demir atarsın.
Geçmişe özlem duyarak çürür,
Heybendeki anılarda kanarsın.
O aynada gördüğün sen değilsindir,
Tarihin yaprakları tozlandı,
Kalbim hür değil şimdi.
Ekmeksiz kaldı hayal gücüm,
Vücudum esir, ruhum sensizdi.
Ölüm bir nefes uzakta,
Kalbi olana zor bir belaymış;
Yaşamak dedikleri aşk acısını.
Yaşını defalarca yakar aynı yerden,
Art arda gelir çarpar kalanı.
Eşen kuyusuna düşer bir gün;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!