En derininden özlemek neymiş…
Can yanarken, sol yanından üşürsün.
Sanki bir tabutun içine hapsolur,
Nasır tutmuş bir yürekle çürürsün.
Gözüne Azrail’in silueti ilişir,
Yıllardır bekliyor bir yanım,
Sanki gelecekmişsin gibi…
Her sabah ezanla çöker içime,
Birlikte kurduğumuz hayaller, ya Rabbi…
Yürüdüğüm sokaklar eskidi artık,
Gafil gezme, dünya bir düş yoludur,
Ne var ise hepsi sana yâr olmaz.
Yel eser, devranın dönüş yoludur,
Taht kursan da gönle yine yâr olmaz.
Köşkler yapsan altın ile gümüşten,
Koskoca bir hayatın heba olduğunu
Yaş aldıkça yalnızlaşınca anladım
Yalnızlaştıkça yaşlandım
Gözden göze hayır yok imiş yanar da buna yanarım
Birkaç kırışıklığın lafını bile etmiyorum
Yaş aldıkça yol kısalır ihtiyarlıkta,
Hastalıklar limanına demir atarsın.
Geçmişe özlemle için için çürür,
Heybendeki anılarla avunur, kanarsın.
O aynada gördüğün, sen değilsindir,
Tarihin yaprakları çoktan tozlandı,
Kalbim, o eski hürriyetinde değil şimdi.
Ekmeksiz ve susuz kaldı hayal gücüm;
Vücudum esir, ruhum bütünüyle sensizdi.
Ölüm, her an bir nefes kadar uzakta,
Kalbi olana zor bir belaymış;
Yaşamak dedikleri aşk acısı.
Yaşını defalarca yakar aynı yerden,
Art arda gelir, çarpar parçası.
Eşen kuyusuna düşer bir gün;
Göz fısıldar, birkaç damla yaş süzülür.
Sessiz bir ıstırapla ıslanır dudaklarım.
Küflü demir parçaları içime batar,
Canım yanarken sızım sızım ağrır sol yanım.
Asırlık elemdir, bu düğümlenir boğazıma.
Gönül aşkından,
Gözyaşı dökmekten usandı.
Derviş gözlerim, yaş üretmiyor artık;
Ayrılık, ölümün diğer adı.
Boğazıma bir taş gibi oturdu sanki
Her gün bir şeyimi yitirir oldum;
Alnımda çizgiler belirdi demin.
Kalbim yara aldıkça kanıyorum,
Parça parça ölüyorum, bildiğin.
Zihnimdeki boşluklar çoğalıyor;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!