Hiç bu kadar hızlı koşmamıştı,
İki iki çıktı merdivenleri.
Nefes nefeseydi, boğazı kupkuru.
Sevdiceği işte oradaydı.
Oysa yanıldı,
Bu sefer yirmi sene önce gelmişti.
Yitip giden anılar ve o eski ben,
Kapanmaz göğsümde bıraktığın yara.
Girdaplarda sarhoş ve bulanık,
Sonsuz bir boşluk, bitmeyen bir ara.
Sönmeye yüz tutmuş ışık gibi.
Damlalar kirpiklerimde titrer,
Kalbimin duvarında ince bir sızı açar.
Bir toz bulutu gibi uçup gitmek isterim,
Boğazım düğüm düğüm, keder ağzıma kadar.
Nemli gözlerim içli hıçkırıklara çöreklenir,
Bazen oluruna bırak her şeyi,
Zamanla geçer diyorum.
Bu dünyadan öyle ya da böyle geçiyorsun;
Neden o vakit o kadar acıyor solum?
Bir yaş ayı yaşanır şimdi;
Geçtiğim her yer ayrılık kokuyor,
Sessiz gitmene hiç alışamadım.
Korkudan aklım yerinden çıkıyor,
Sensizliğe inan alışamadım.
Önceleri hasreti hiç tatmadım,
Her şeyi baştan yaşamayı ne çok isterdim!
Bıraktığın yerden patikadan aynı şekilde,
Cehennem olsan gelen yol yakınken,
Cihan yıkılsın, mahşer kopsun yüreğimde.
Yalnızca kendi gerçeklerimiz varmışçasına,
Gün geçmiş ve kurumuş yapraklarda,
Gökyüzünün rengi solmuş dağlarda.
Bir kuşun sesi örter her yarada,
O, düş kurduğum yürekte ağlıyor.
Küçük, kasvetli şehir her satırda...
Yol da benim, yolcu da;
Kendinden kaçar mı insan hiç?
Hiçbir yol ulaşmıyor sana;
Ayrılığın resmi hariç.
Bu uzun yol, candan canana,
Hatıran ağlattı bu gece de;
Ah, benim gamlı geçmişim.
Solumun sesleri karıştı birbirine;
Hayattan kaçış mevsimindeyim.
Trenler geçiyor gözlerimden,
Karanlık çöktü üstüme,
Yollar uzun ve sessiz,
Yıldızlar kadar,
Yapayalnız ve kimsesiz.
Öylece dalmışım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!