Düğüne vardım, yolu asra bedel.
Bir yiğit açtı kırk kapıyı önce.
Okçular Tepesi'nde ribat etti,
Eteğinde eğleşir deli gönlüm.
Gün doğar, başıma düşer kederim.
Kardeş dedi: “İlim bu!
Üç aşağı, beş yukarı;
Altıda bir durak koydu,
burhan kertede saklı kaldı.
Anladık; kondu akla mîm,
Sor beni... Sor beni şu karşı dağlara;
Ak düşmüş başıma; sırdaş kim ola?
Tüter dumanım, karşı yamaç yana...
Senden kalan bir taş buldum bayırda!
Özüm arar: "Bana senden iz lazım...
İnsan der: ben benim, yazan kendim
bir an içinde bilinmez bir hâl idim
herkes kendi yolunda aradı bende mânâ
düş perdesi içinde geçen bir dem idim
Sefa sürdüm sanırdım, varlığım bitmez
Aldık tesbih ipi koptu
Hanım bağlarım dedi yoruldu
Bağladı amma taş boldu
Çektik lâkin yine koptu
Aradık bağcıyı gece gündüz
Sordum: vicdan nerede
pabuca sığmaz oldu
attım dama, kirlensin diye
ufuk gördü: gel hele
Peşinde pervane olduk
Açtım Yarım Kitabımı,
kelebekler yüzüme uçuştu;
kimi rengine takıldı, biri uçuşuna.
Kıymet vermedim önümde olana,
bana dünden kalan sığ göl içinde.
Yürüdük yalın ayak
Aceb nedir hakikât
Dost dedi aslı toprak
Mayasında saklı sikât
Aşağısı hep sulak
Zamanımın kıyısından yelken açtım,
Ufukların ötesindeki masal adasına;
Kendine yolcu, kendi sakinine doğru,
Dalgaların vurduğu dünyamın özüne.
Anın içinde, belki de ondan da yakın;
İki yolcu gelip geçti hemen
Birinde bayrak diğerinde bağ varken
Daldı gözler ufuğa
Uçtu selâm kalbten
Baktım sebile iki semâzen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!