Önce hafif bir sarsıntıydı
ardından gelen ürperti
yusufun kuyusunda ne aradık
dipten yansıdı şimal
İndikçe çoğalan çağlayan gibi
Herkes bir yere gitmiş,
Bize neresi kaldı?
Yıkık bir harabede
Çıktım dam üstüne.
Elimde bir fincan kahve,
Samanlığa sakladım bir avuç zaman,
Fare sardı her yanı; yok oldu mekân.
Bir an geçti içinden, vardı bir kervan;
İçimden çıktı dört kollu canavar.
Topladım kudret ağacından tohum,
Zâtına hastır ferdiyet,
Seçim değil, ezel sırrı.
Sebepten açılan kapı,
Var elbet bilâ keyfiyet.
Sırf'ı bilmek özün başı,
Uçmağa yakın durur zaman.
Bir yaprak döner,
bir ömür sessizce yer değiştirir.
Çocukluk,
avuçta unutulmuş bir gökyüzüdür;
Eski bir kitapta duran bir dip not
yunusa sordum yunusa sordum
şairin ismine baktım künyede o yok
her bir sayfada sadece son kıta
Renksizliğin içinde kaybolan son yıllar
Işık söndü, gecenin derinliğine
gömüldü her şey.
Yastığın dokusunda belirdi ansızın
çizgisel karakterler
Mürekkep karası bir sessizlikte,
Noktalar her yöne savruluyor.
Divanî ahkâm göze geldi
Öncesi pek ayaz
Gördük bedenî ruhanî
Kaldı kademden uraz
Kapladı altın makberî
Kara üzümüm çor oldu
Derdi yüreğine kor
Değmez dünya dert olmaya
Sefa olsa kimindir bu
Bekledik gönül soldu
Kal benimle, düşümde kal;
Olsa gözün bana merhem.
Hazan yeli yüzüme değse,
Uçsam göğe, bulut olsam.
Sor kendine nice hâlim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!