Perdem uçuştu aniden,
Yavaş yavaş değdi bana.
Rüzgârın içinden gelen
Yabancıya doğru baktım.
Kara kaşlarının altında
Araladım perdemi,
Etrafım hep taş duvar.
Önünde koşturan çocuklar,
Dizleri toz içinde.
Işıklı camlara dalıyor gözler,
Kaybolan çığlıklarda...
Sustuğum an: Bir sen vardın, bir ben.
Sözler ile mektuplaştık uzun geceler.
Ben sustum, sen yazdın içimdeki neden,
Kendimi sende unuttuğum kısa cümleler.
Anlattın bazen farklı bir alfabede bir iz,
Lal'in susduğu yerde
Hilal yeniden doğar
Nefestir lale misali
Gizlenir
Ama kaybolmaz
Sessizlik çaldı gecemi
Bir âh ile uyandım
Tek nefeste
Sildiklerim bendim
Yazdıklarım sen
Geldi kitap kurdu şimdi ne diyem
gözleri çok boştu yüzü soluk beyaz
nice zaman kalmış bahçe ayaz
sobanın yanında dilinde buz
Bir kıvılcım değdi, döndü seyran
Düğüne vardım, yolu asra bedel.
Bir yiğit açtı kırk kapıyı önce.
Okçular Tepesi'nde ribat etti,
Eteğinde eğleşir deli gönlüm.
Gün doğar, başıma düşer kederim.
Kardeş dedi: “İlim bu!
Üç aşağı, beş yukarı;
Altıda bir durak koydu,
burhan kertede saklı kaldı.
Anladık; kondu akla mîm,
Uzatıp su vurdular;
Ayak boynuma pek uzak.
Gelen döktü tasa niyaz.
Özüm bana seyir oldu.
Dört ayaklı meşe tahta,
Sor beni... Sor beni şu karşı dağlara;
Ak düşmüş başıma; sırdaş kim ola?
Tüter dumanım, karşı yamaç yana...
Senden kalan bir taş buldum bayırda!
Özüm arar: "Bana senden iz lazım...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!