Sirette hakikat başka
Eşyanın dili bambaşka
Yontsa nice marangoz
Sunta yine sunta
Aslını unutan
Adsızlar diyarında
kendi nefesimizde...
Bir an
bambaşka perdede
kaybolduk işte
Dikilince sırık toprağa
Fida öyle şaha kalktı
Bu diyarda şahlık kime kala
Alem-i misalın bostanı
Savrulur rüzgârda yan basa
Gel benimle, geldim yine;
Düş içinde düştüm gene.
Geç deyince geçtim öne,
Söz peşinde ömrüm geçti.
Kimi yâre düğüm atar,
Duran Emmi gelmiş, başında gök tacı,
Su testisi kırılmış, vardık biz çeşmeye.
Sararmış havlum... Veremem şimdi,
Uzattı mendilini bana, akıp giden sudan.
O deryada ruhum yatağını buldu.
Vardık yine orası tanıdık ocak,
Açtı kapıyı bizim bin bir surat.
Salladı herkes kısır laf kucak kucak,
Sorsan kendisi bulunmaz bir kumaş.
Bırakmış birine bugünde sözü,
Gurbet çaldı kapımı, yastığa uzandı
Kocaman açıldı çarşaf, acı bir ses haykırdı.
Ötekinin mendilinde saklı kaldı veda,
Solmuş bir yemeninin rengindeydi hüzün.
Gün karası çöktü örtünün üzerine.
Gönül karası etrafında
Döndüm sabaha kadar.
Nice can gelip geçti de
Gözüm bana perdedar.
Akşam vardım payitahta;
Girdim elli yaşına, ışık söndü.
Çıktım ağaca, düştüm aşağıya.
Uzandı gönlüm, boyandı kızıla.
Canım şenlik yerinde aşka yandı.
Sardı etrafımı takkesiz cambaz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!