Baba Arslan ocağından çıktık yola
Kızılcık şerbetini içtik anca
Attan indik kaldık yaya
Hangi dağda kurt öldü baktık sağa sola.
Kurdu bulduk ama koyuna ne ola
Postu sermiş bize baka
Sultan Bey’in çadırına vardım nihayet,
Üç vakit geçti, acep balam neyledi?
Adı şanlı, kalemi keskin bir bey ola;
Bu oğlanın muradına kapı aç, Ya Rabbi.
Anası söylenir der: "Oğul çıkmaz oldu,"
Evvel zaman içinde vardım düşler ülkesine,
Bindim karıncanın üzerine, çıktık dağın en zirvesine.
Efrasiyab'ın sarayında baykuş nöbet tutuyor,
Çıkmış kocaman kitap üzerine, bana silgi sallar.
Süt kazanına düştüm, bir derviş göbek atıyor,
Bir kez gönül kırdın ise,
Yoktur sana bir kelâmım.
Derviş zanna aldanmaz,
Bil, Hünkâr’dır sığınağım.
Gözyaşım taşkın oldu,
Bandım pekmeze somun ekmek,
Üzerime damlar kara kara benek.
İndim göze dibine, arılar balı arar.
Silmeye kalmadı su, ağzım yanar.
Keskin akıl küpüne baht olur mu?
Nice kıssalarda söyledik
geriye ne kaldı bizden artan
ömür defterinde kaybolduk
biri bizi anar bizden gayri
Vefayı yolda gördük
Ömür, boş bir sepetle girdi eve.
Salondaki masanın üzerine bıraktı.
Şaşkındı eşi;
Aşure ayı gelmiş,
ev halkı erzak bekliyordu.
Bakır altın olmaz sanma
niceleri uğraştı durdu
aklım yeter diyen
tencereye kaplama çaldı
Attığın her adım
Bir sızı saplandı sessizce yüreğime,
Baktım sayfalar arasına günlüğüm.
Kurduğum camdan köşkün bahçesine,
İçimden bir çekirge sıçradı yüzüme.
Açsam örtümü, kim görür yükümü?
Girdim ansızın bir çıkmaz sokağa,
Yolun sonunda pek acayip duvar.
Karadan kara, dikenli bir asa;
Yaslanmış, amanı yoktu insana.
Ayak bağıma bakıp da söylenir;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!