Aşık olmaya gelmişiz dünyaya,
Yanlış anlamayın söylediğimi;
Sözüm yalnız bir yüze değil,
Bir ideali, bir inancı, bir yokluğu sevmeye…
İnsana, başarıya, Tanrıya, paraya, vatana—
Hepsi birer ayrı yangın aslında
Ve biz, o yangınların ortasında
Sevmeyi öğrenen yanmış çocuklarız.
Yaşamak dediğin şey belki de
Bir duygudan diğerine sürüklenmek,
Birine tutunup kendini unutmak,
Sonra o tutunuşta kaybolmakmış.
Aşk dediğin tek bir isim değil,
İçimizde büyüyen sonsuz bir yön arayışı.
Gelelim bana;
Ben sevdiğine bile kendi gölgesini taşıyan bir kırığım,
Ne dokunsam ya eksilir ya da çoğalır içimde.
Birine çiçek olmayı denerken
Diken olmayı öğrenmiş bir yanım var
Ve her sevgi, bende biraz eksik biraz taşkın kalır.
Bakmayın, cümle kuruyorum hâlâ,
Kelime dediğin şey bende yara izi gibi;
Aşkı anlatıyorum sanıyorum bazen
Oysa sadece çözülmeyi tarif ediyorum.
Bir şairim belki, ama
Duyguyu tutmayı değil,
Elinden kaçırmayı iyi bilen bir şair.
Yaşamak dedik ya en başta,
Belki de yanlış anladık hep;
Sevmek bir varış değilmiş meğer,
Sürekli yolda kalma hâliymiş.
Ben o yolun ortasında
Ne geri dönebilen
Ne de gerçekten varabilen biriyim.
Ve en sonunda anlıyorum:
Aşk bende bir duygu değil,
Bir eksilme biçimiymiş.
Kayıt Tarihi : 19.04.2026 15:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Hikâye, büyük bir aşkın başlamasıyla değil, başlamaya cesaret edememesiyle başlar. İki insan vardır; aralarında sıradan bir yakınlık değil, adını koyamadıkları bir çekim dolaşır. Konuştuklarında eksik kalan cümleler değil, tamamlanamayan anlamlar vardır. Sanki her şey bir anlıktır ama o an hiç bitmeyecek gibi uzar. Anlatıcı için bu bağ bir “olay” değil, bir ihtimaldir. Ve ihtimaller, en çok içte büyür. Bir bakış vardır. Uzun sürmez ama etkisi uzun kalır. Bir cümle söylenir, basit görünür ama içinde başka şeyler taşır. Dokunulmaz ama hissedilir. İşte tam burada bir şey doğar: kıvılcım. Ama hiçbir zaman ateşe dönüşmez. Çünkü ya zaman yetmez, ya cesaret, ya da iki tarafın aynı yerden bakmıyor oluşu… Belki de hiçbir şey açıkça engel değildir; sadece “olmamışlık” vardır. Şiirdeki “tutuşamamış” kelimesi tam da bunu anlatır: Başlamaya yaklaşmış ama başlamamış bir yanma. Günler geçtikçe o kişi hayatın içinde kalır ama ilişkiye dönüşmez. Bir isim gibi değil, bir ihtimal gibi yaşar. Anlatıcı, bu ihtimali büyütür; zihninde tamamlar, sonra geri alır, sonra yeniden kurar. Gerçek hayat ise başka bir yöne akar. Diğer kişi uzaklaşır—belki fiziksel olarak, belki sadece içsel olarak. Ama anlatıcı için hiçbir uzaklık gerçek değildir, çünkü asıl bağ zaten hiç kurulmamıştır; sadece hissedilmiştir. Zamanla bu his, bir “yarım yanma”ya dönüşür. Ne sönmüştür ne de tutuşmuştur. Ve en zor kısmı şudur: Kıvılcımın yanmamış olması, onun yok olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden anlatıcı, hayatına devam eder gibi yapar. Ama içinde hep aynı sahne tekrar eder: bir şey olabilirdi, ama olmadı. Ve hikâyenin sonunda şunu anlar: Bazı şeyler kaybedilmez; sadece hiç yaşanmamış gibi kalır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!