Gidip de dönenlerin ayak izinde kibir gizli,
Sanırlar ki bu gönül, her gidişin ardından nöbetçi.
Kendi eğri çarkını döndürmek için bu handa,
Masuma leke çalar, dili zehirli bir şerbetçi.
Önce sebepsiz bir firar, sonra sığınacak liman arayışı,
Meğer başka kollarda sönmüş o sahte yangınları.
Bilmedik sanma ey dil, o gizli dükkanları;
Biz yüzüne vurmadık diye, kendin mi sandın kazananı?
"Sevmedin" nakaratı, meğer bir acziyet perdesiymiş,
Kendi sığ sularını gizlemek için ummana taş atarmış.
Başkasına nefes olup, zora düşünce dönenler,
Sadakati, sadece işine gelince hatırlarmış.
Dış görünüşe bahane, ahlaka sitem eylersin,
Aynadaki aksine bakmadan, bizi mi hicvedersin?
Yalancılık hırkasını bize giydirmeye kalkma;
Sen kendi doğrunu, hangi yalanla takas edersin?
"Kırıl" demek kolaydır haksızlığın tahtında oturana,
Zulmü hüner sayan, elbet bigânedir bu cana.
Lakin unutma ki ey heva; adalet mülkü bakidir,
Bugün kırıp döktüğün, yarın borç kalır sana.
Biz saygıyı rehber, sabrı zırh eyledik bu yolda,
Sen ise nezaketi zafiyet sandın o sığ akılda.
Gidişlerin bir heves, dönüşlerin bir menfaat,
Artık yerin kalmadı, ne kalpte ne de bu kolda.
Şimdi hangi maskeyle çıkarsan çık sahneye,
Bu gözler aşinadır sendeki o sahte çehreye.
Hükmün bitti, mumun söndü, perde kapandı nihayet;
Biz seni çoktan azat ettik, gerek yok artık tevbeye.
Kayıt Tarihi : 30.05.2026 03:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!