Sevda mahkemesi

Hamza Caymaz Delinin Biri
151

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Sevda mahkemesi

SEVDA MAHKEMESİ

Bugün sevda mahkemesinde
ben sanık sandalyesindeyim.

Karşımda sen varsın,
gözlerinde yılların hesabı,
ellerinde suskunluğum,
dudaklarında
söylenmemiş bütün sözler…

Salon sessiz.

Duvarlarda eski aşklar asılı,
bir köşede yarım kalmış mektuplar,
bir köşede kurumuş güller,
masanın üzerinde
hiç gönderilmemiş mesajlar…

Hâkim soruyor:

“Adın?”

Hamza.

“Suçun?”

Başımı eğiyorum.

Sevmek…

Bir sessizlik çöküyor salona.

Sonra hâkim yeniden soruyor:

“Pişman mısın?”

Gülümsüyorum.

Nasıl pişman olayım?

Ben seni severken
kalbimin attığını hissettim.

Ben seni severken
hayatın hâlâ güzel olabileceğine inandım.

Ben seni severken
bir insanın başka bir insanda
ev bulabileceğini sandım.

Pişman değilim.

Ama yaralıyım.

Hem de
kimsenin göremeyeceği kadar derinden…

Sevda mahkemesinde
deliller ortaya konuyor.

İlk fotoğrafımız…

İlk mesajımız…

İlk “seni seviyorum”umuz…

Birlikte kurduğumuz hayaller…

Birlikte içtiğimiz çaylar…

Gecenin bir yarısı
saatlerce konuştuğumuz o telefonlar…

Ve en ağır delil:

Son vedamız.

Savcı ayağa kalkıyor.

Diyor ki:

“Sanık, bu kadını
gereğinden fazla sevmiştir.”

Hakim bana bakıyor.

“Doğru mu?”

Başımı kaldırıyorum.

“Evet.”

“Ne kadar sevdin?”

Cevap veremiyorum.

Çünkü bazı sevgilerin
ölçüsü yoktur.

Kilogramla tartılmaz.

Yıllarla hesaplanmaz.

Takvimlere sığmaz.

İnsan bazen
birini ömründen daha çok sever.

Ben de öyle sevdim.

Sonra savcı devam ediyor:

“Sanık, onu beklemiştir.”

“Doğru.”

“Gelmediğini bile bile?”

“Evet.”

“Aramadığını bile bile?”

“Evet.”

“Unuttuğunu bile bile?”

Burada susuyorum.

Çünkü o soru
kalbimin en ağır yerine dokunuyor.

Belki unuttu.

Belki hiç unutmadı.

Bilmiyorum.

Ama ben
unutamadım.

Sevda mahkemesinde
asıl suçum buydu.

Unutamamak.

Hâkim masaya vuruyor.

“Sanık, neden hâlâ onu düşünüyorsun?”

Diyorum ki:

“Çünkü bazı insanlar
hayatından gider,

ama kalbinden çıkmaz.”

“Peki neden affediyorsun?”

“Çünkü sevdiğim insana
nefret beslemeyi
kendime yakıştıramıyorum.”

“Peki neden dönmesini bekliyorsun?”

“Beklemiyorum.”

“Yalan söylüyorsun.”

Başımı eğiyorum.

Haklı.

İnsan kendine karşı
ne kadar dürüst olmaya çalışsa da
kalbinin sakladığı bir umut
her zaman oluyor.

Ben de bazen
kapı açıldığında
sen sanıyorum.

Telefon çaldığında
sen sanıyorum.

Bir yabancı
senin parfümüne benzeyen
bir kokuyla yanımdan geçtiğinde
dönüp bakıyorum.

Sonra yine
sen olmadığını anlıyorum.

Ve içimde
küçücük bir mahkeme daha kuruluyor.

Kalbim diyor:

“Belki gelir.”

Aklım diyor:

“Gelmez.”

Kalbim:

“Belki özlemiştir.”

Aklım:

“Unutmuştur.”

Ben ikisinin arasında
ömür boyu sürecek
bir davaya dönüşüyorum.

Sevda mahkemesinde
şahitler çağrılıyor.

İlk şahit:

Geceler.

Soruyorlar:

“Hamza geceleri ne yapardı?”

Diyorlar ki:

“Uyumazdı.”

“Ne yapardı?”

“Onu düşünürdü.”

İkinci şahit:

Yağmur.

Diyorlar ki:

“Her yağmur yağdığında
daha çok özlerdi.”

Üçüncü şahit:

Şarkılar.

Diyorlar ki:

“Onu her nakaratta
yeniden yaşatırdı.”

Dördüncü şahit:

Duvarlar.

Onlara soruyorlar:

“Bu adam
hiç konuştu mu?”

Duvarlar cevap veriyor:

“Çok konuştu.”

“Kimle?”

“Onunla…”

“Hangi onunla?”

“Artık burada olmayanla.”

Salon bir anda susuyor.

Çünkü herkes anlıyor:

Ben aslında
seninle konuşmuyordum.

Senin yokluğunla konuşuyordum.

Sevda mahkemesinde
son delil olarak
kalbim çıkarılıyor ortaya.

Doktorlar bakıyor.

Diyorlar ki:

“Bu kalp çok yorulmuş.”

“Ne istiyor?”

“Bir tek şey.”

“Nedir?”

“Unutmak değil…”

Huzur.

Hâkim gözlerini kapatıyor.

Karar vermeden önce
bana son kez soruyor:

“Hamza, bu davanın sonunda
ne istiyorsun?”

Diyorum ki:

“Ben artık
kazanmak istemiyorum.”

“Ne istiyorsun?”

“Kaybettiğim kendimi
geri istiyorum.”

“Onu istemiyor musun?”

Uzun bir sessizlik…

Sonra diyorum:

“İstesem de
gelmeyecekse
istememin ne anlamı var?”

“Peki sevgin?”

“Kalbimde.”

“Özlemin?”

“Gecelerimde.”

“Acın?”

“Şiirlerimde.”

“Pişmanlığın?”

“Hiç yok.”

Hâkim ayağa kalkıyor.

Salon sessiz.

Karar okunuyor:

“Sanık Hamza Caymaz…”

Kalbim hızlanıyor.

“Sevmekten suçlu bulunmuştur.”

Başımı eğiyorum.

“Özlemekten suçlu bulunmuştur.”

Gözlerim doluyor.

“Unutamamaktan suçlu bulunmuştur.”

Bir damla yaş
yanağımdan süzülüyor.

“Ancak…”

Hâkim duruyor.

“Bu mahkeme
sanığın aşkını suç saymamıştır.”

Sonra karar geliyor:

“Sanık serbesttir.”

Ben şaşırıyorum.

“Nasıl yani?”

Hâkim diyor ki:

“Sevdiğin için
kendini ömür boyu cezalandıramazsın.”

“Bırak artık geçmişi.”

“Bırak onu.”

“Bırak kendini suçlamayı.”

“Çünkü bazı davalar
kazanmak için değil,

insanın kendini affetmesi için açılır.”

Salon boşalıyor.

Ben hâlâ
sanık sandalyesinde oturuyorum.

Karşımda
senin boş sandalyen var.

Bir süre bakıyorum.

Sonra ayağa kalkıyorum.

Ceketimi düzeltiyorum.

Son kez
o boş sandalyeye bakıp
şöyle diyorum:

“Ben seni sevdim.”

“Belki fazla sevdim.”

“Belki yanlış zamanda,
yanlış yerde,
yanlış kalbe denk geldim.”

“Ama sevgimden utanmıyorum.”

“Çünkü sen gittin diye
benim sevdiğim günler
yalan olmadı.”

Sonra kapıya doğru yürüyorum.

Arkamdan kimse seslenmiyor.

Çünkü dava bitmiş.

Sevda mahkemesi
kararını vermiş.

Ben artık
sanık değilim.

Ben artık
kendi hayatının
tanığıyım.

Ve kapıdan çıkarken
son kez içimden geçiriyorum:

Sevda mahkemesinde
en ağır ceza ayrılık değildi…

Sevdiğin insanın
hayatında artık
bir yabancı olduğunu
kabullenmekti.

Ben o cezayı çektim.

Günlerce…

Aylarca…

Belki yıllarca…

Ama şimdi
kalbimin kapısını kapatmıyorum.

Sadece
anahtarını artık
başkasına vermiyorum.

Çünkü öğrendim:

Sevda bazen
kavuşmak değildir.

Bazen sevda,

Birini çok sevip
yine de bırakabilmektir.

Ve bazen
en büyük özgürlük,

“Seni seviyorum
ama artık
kendimi de seviyorum.”

diyebilmektir.

Delinin Biri
HAMZA CAYMAZ

Hamza Caymaz Delinin Biri
Kayıt Tarihi : 9.08.2026 20:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!