Gece artık üstüme inmez; içime süzülür,
Her nefeste biraz daha koyulaşır karanlık;
Adını anmaya çekinir oldum,
Zira her hecede yeniden dağılır varlığım.
Bir vakit içimde kıvılcımlanan o hararet,
Şimdi derin bir boşluğun soğuğunda büyür;
Hatıralar suskunluğu bilmez gecelerde,
Ben sustukça onlar içimde haykırır.
“Geçer” dediler—inanmak istedim,
Oysa bu sızı geçmez, yalnız suret değiştirir;
Gündüz vakti alışılmış bir yüz taşırım,
Gece olunca içim sessizce çöküşe eğilir.
Belki şimdi bir başkasının nazarında
Benim sustuğum yerlerde söz bulursun;
Ulaşamadığım kadar yakın olup ona,
Hiç eksilmemiş gibi sarılırsın.
Bunu düşündükçe içimde bir taraf çözülür,
Adını koyamadığım bir eksiliş bu;
Sanki hiç yaşanmamışım gibi silinir izim,
Sen bambaşka bir hayata usulca varırsın.
Ve en ağır olanı… hâlâ sevmek,
Tüm bu eksilmeye rağmen, tüm bu kırılışa rağmen;
İçimde kalan son parça da çözülürken
Seni bırakacak kudreti bulamayışım…
Kayıt Tarihi : 19.04.2026 14:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu hikâye bir gitmeyle değil, bir kalma biçimiyle başlar. İki insan vardır: birbirine bir dönem çok yakın, ama artık aynı dünyayı paylaşmayan. Ayrılık tek bir anda olmamıştır; daha çok sessizleşerek, cümleler kısalarak, bakışlar ertelenerek gerçekleşmiştir. Ama biri için bu kapanış bitmemiştir. Diğeri hayatına devam ederken, geride kalan kişi zamanı içinden yaşatmaya devam eder. Gündüzleri her şey “normal” görünür. İnsanların arasında yürür, konuşur, hatta güler. Ama şiirdeki “gündüz vakti alışılmış bir yüz taşırım” dediği yer tam da burasıdır: dışarıda işleyen bir hayat, içeride durmayan bir düşünce. Asıl hikâye gece başlar. Gece, onun için bir zaman değil bir geri dönüş alanıdır. Hafıza artık hatırlamaz; saldırır. En küçük şeyler—bir isim, bir kelime, bir sessizlik—büyüyerek gelir. Ve o kişi artık gerçek bir insan olmaktan çıkıp, zihnin içinde sürekli yeniden kurulan bir varlığa dönüşür. “Adını anmaya çekinir oldum” dediği yer de burasıdır: çünkü isim bile bir temas yaratır, ve her temas yeniden dağılmaktır. Bir nokta daha vardır: diğer kişinin hayatına devam ediyor olma ihtimali. Şiirdeki o kırılma, “belki şimdi bir başkasının nazarında…” diye başlayan bölümde ortaya çıkar. Burada asıl acı, kaybetmek değil; yer değiştirilebilir olmaktır. Bir başkasının hayatında yeniden “tam” hale gelme ihtimali, geride kalan kişinin içindeki eksilmeyi derinleştirir. Ve şiirin en ağır tarafı, aslında duygunun zirvesi değil, tükenişidir: “hâlâ sevmek.” Bu artık romantik bir sevgi değil; irade dışı bir bağlılıktır. Kişi, kendini bile ikna edemez hale gelmiştir. Mantık “geçti” der, çevre “zamanla geçer” der, ama iç dünya buna uymamaktadır. Çünkü bazı duygular geçmez, sadece şekil değiştirir—şiirin söylediği tam olarak bu. Son bölümdeki “seni bırakacak kudreti bulamayışım” ise hikâyenin düğümüdür: burada mesele karşı taraf değil, kişinin kendi içinden kopamamasıdır. Yani hikâyenin gerçek çatışması iki insan arasında değil, bir insanın kendisiyle arasındadır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!