Çok öldük,
bir ölümün acısını
başka bir ölümün açısıyla hafifletecek kadar çok.
Bir solukluk nefese muhtaç bırakıldık, boğulduk.
Gövdemiz sadıkken toprağına,
çürük ağaçlar gibi devrildik.
Herkes bir şeyleri sevdi,
ben de...
Sevdim; boncukları döşünde, terinde,
yıldızları gözlerinde,
yeşili ayak izinde,
sıcağı yanağında,
Beni ne sensizlik öldürecek,
ne bu vazgeçilmez hallerin,
ne de ardıma taktığın o büyülü hüzün alayı.
Beni, kalbimi değil sabrımı sınayan bu coğrafyanın arsızlığı öldürecek:
bunca gam, kedere dönüp bakmadan akan nehirler,
dağların taşıyamadığı kederi taşıyan,
Kullanılmamış cümleler gibi,
Bir köşeye bırakılmışız.
Kimsenin ağzına yakışmamış,
İçten içe yanan sözleriz.
Adımız anılmadan yaşadık,
Seni bizden aldılar ya!
Hüznün elleridir okşayan gölgeleri
Kiltliyorum dislerimi
ateşi harcanıyor
yaşam denen bu cehennemin
Diyelim ki; kabahatlisin,
Kırdın, üzdün, umursamadın beni.
İncinir miyim senden?
İncinirim elbette,
Ama içimdr sana inanan yanımı incitmem
Hem belli olmaz ki,
Gece, omzuma yaslanan kara bir kuş,
Kanadında köz taşır;
Adını bilir.
Şiirler arasında saklanan
Eski bir harf gibi kalbim;
Ali vardı, Ali.
Çocukluk arkadaşım, can yoldaşım.
Adını duymadan önce tanıdık bir sesti.
Çocukluğumun ilk hecesi gibi,
dilime değil, içime yerleşmişti.
Çocuğunu seviyorsun;
büyüdüğünde bana baksın diyorsun.
Karını seviyorsun;
çalışıp besliyorum, bana hizmet etsin diyorsun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!