Yollara vurursun kendini,
yabancı yüzlere, yabancı şehirlere karışırsın,
gecenin derin sessizliğinde
aynı sorularla karşılaşırsın:
“Beni geriye kim çağırıyor?”
Gözlerine her baktığımda,
kıyıdan annemin seslenişi düşer aklıma:
"Açılma oğlum, boğulursun!"
ah, şu bir ayağı çukurda yaşlılar,
nasıl da bilir,
arkalarında ağır bir hüzün bırakıp gideceklerini.
gider ayak, sevdiklerinin acılarını hafifletip,
o ağır hüznü dağıtmak için,
Kalan, acısıyla kalmıştır,
giden döner mi bilinmez.
Hüznünü zihnindeki boşlukta boğ,
her kaybı bir anıyla yad et.
İtaatsizliğin en güzel halidir umut,
Yaşlı zeytin ağaçlarımız vardı, kocaman gövdeli,
Asmalı dut ağaçlarıyla yan yana dizili.
Tanesini geç verir,
verdi mi en iyisini verirdi.
Dallarında annemizin elleri,
Onlar yürüyünce
yol, sahibini hatırladı
Her düşen,
zamanın kaburgasına saplanmış bir yaraydı;
her yara,
acılarımla onardım
o kayıp akşamı
karanlıkta
iki köz gibi duran gözlerinde
Dilinin ucunda bekleyen söz,
adımı söyleyince
gel.
Yüzündeki gamze,
gülüşünde güle dönünce
bahar gelmiş balam benim,
gözlerinin rengini giyiniyor asmalar;
şimdi ellerin dut yaprağı,
yanakların turunç kokar,
göğsün bereketli.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!