Masalların evi var mı anne?
Güneş gökyüzünde nasıl yürür?
Kuşlar, anne, kuşlar
Onlar dilsiz ağaçların yerine mi konuşur?
Ninileri kim yazar?
Nereden alır ezgilerini
Biliyorum, gelmeyeceksin.
Yine de
bir an önce görünürsün diye gözüme,
tüm pencereleri yola bakan
bir ev tuttum kendime.
And olsun ki! ..
Sen bizi nasıl o cennetinden kovduysan biz de senin cehennemini bu dünyadan kovacağız.
İnsan yorulur...
Hiçbir şeye değmez sandığı
o küçük acılar birikerek
bir ömrün ağırlığına dönüşür.
Yollara vurursun kendini,
yabancı yüzlere, yabancı şehirlere karışırsın,
gecenin derin sessizliğinde
aynı sorularla karşılaşırsın:
“Beni geriye kim çağırıyor?”
Gözlerine her baktığımda,
kıyıdan annemin seslenişi düşer aklıma:
"Açılma oğlum, boğulursun!"
Kalan, acısıyla kalmıştır,
giden döner mi bilinmez.
Hüznünü zihnindeki boşlukta boğ,
her kaybı bir anıyla yad et.
İtaatsizliğin en güzel halidir umut,
Ömür geçiyor,
geçiyor elbet…
Sabah uyanıyorsun,
takvimden düşen o ağır yük
biraz daha seyrelmiş oluyor.
.Adın yoktu,
sesin yoktu...
İçinde bir eksiklik vardı sadece.
Sonra geldin, gözlerinle doldu içimdeki oyuk,
bakışınla yankılandı yamaçlarımda hayat,
Yaşlı zeytin ağaçlarımız vardı, kocaman gövdeli,
Asmalı dut ağaçlarıyla yan yana dizili.
Tanesini geç verir,
verdi mi en iyisini verirdi.
Dallarında annemizin elleri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!