Yaşamın eteklerine oturdum,
düş katarları geçti önümden.
Yaşayamadığı bir hayata el sallayan bir çocuk koştu raylar boyunca.
Neler varmış düş heybemde, neler...
Ne olmadık sözler söylemişim,
Ne çok ses var bu dünyada,
ne çok maske,
ne çok beyhude kelam…
Sanki bir yaşamın kucağında değil,
dinmeyen bir fırtınanın ortasındayız.
Bir daha gelsem dünyaya,
Bir kartalın göğe savurduğu beden olmak pahasına,
Bir dağ keçisi olmak isterdim.
Zirvelerden ovalara, kıvrılıp akan nehirlere bakmak isterdim.
Gitmek isteyen,
kalbinin sertliğiyse gam değil;
işte kapı , çıkıp gitsin.
Gitmek isteyen,
öfkeli bakışlarıysa,
çocukluk,
çocuklukta heder olur.
gençlik,
gençlikte
yaşam
yaşamın tam ortasında yitip gider.
Gidişine ramak kala aniden bastıran bu sancı, seninle gidecek değil mi?
Çok öldük,
bir ölümün acısını
başka bir ölümün açısıyla hafifletecek kadar çok.
Bir solukluk nefese muhtaç bırakıldık, boğulduk.
Gövdemiz sadıkken toprağına,
çürük ağaçlar gibi devrildik.
Herkes bir şeyleri sevdi,
ben de...
Sevdim; boncukları döşünde, terinde,
yıldızları gözlerinde,
yeşili ayak izinde,
sıcağı yanağında,
Beni ne sensizlik öldürecek,
ne bu vazgeçilmez hallerin,
ne de ardıma taktığın o büyülü hüzün alayı.
Beni, kalbimi değil sabrımı sınayan bu coğrafyanın arsızlığı öldürecek:
bunca gam, kedere dönüp bakmadan akan nehirler,
dağların taşıyamadığı kederi taşıyan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!