Aşk yoktu,
kuyruklu yıldızlar dölledi güzelliğini.
Ondandır,
her kaybolduğumda
çoban yıldızını arar gibi bakındığım sana.
Toprak yoktu,
Güvende değil bu şehir,
korku baskın;
geceler ıslak,
duvarlar tetikte.
Korku sisleri birikiyor çatılarda,
yürekleri korku kemiriyor içten içe.
Diyelim ki bir hatasın,
Ömrümde kederli bir gün,
Defterinde eğri bir çizgi,
Koca okyanusta hep bana ras gelen bir resif.
Diyelim ki; berbat bir şarkısın,
Öylesine yalnızım ki;
rastgele birilerini arayıp
“Eve geç geleceğim, meraklanma.” diyesim var.
Oysa ne beni bekleyen bir ışık var pencere aralığında
ne de gecikmemi dert edecek
Bir gün güzel bir şey olacak,
bir delikanlı sevgilisiyle kucaklaşacak,
bir anne oğlunun mezarını bulacak,
bir asker üniformasız çıkacak sokaklara,
mifersiz, korkusuzca gezecek.
Ne çok ses var bu dünyada,
ne çok maske,
ne çok beyhude kelam…
Sanki bir yaşamın kucağında değil,
dinmeyen bir fırtınanın ortasındayız.
Bir daha gelsem dünyaya,
Bir kartalın göğe savurduğu beden olmak pahasına,
Bir dağ keçisi olmak isterdim.
Zirvelerden ovalara, kıvrılıp akan nehirlere bakmak isterdim.
Gitmek isteyen,
kalbinin sertliğiyse gam değil;
işte kapı, çıkıp gitsin.
Gitmek isteyen,
öfkeli bakışlarıysa,
çocukluk,
çocuklukta heder olur.
gençlik,
gençlikte
yaşam
yaşamın tam ortasında yitip gider.
Gidişine ramak kala aniden bastıran bu sancı, seninle gidecek değil mi?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!