Ali'yle Su Ve Toprak Şiiri - Salim Diyap

Salim Diyap
245

ŞİİR


20

TAKİPÇİ

Ali'yle Su Ve Toprak

Ali vardı, Ali.
Çocukluk arkadaşım, can yoldaşım.

Adını duymadan önce tanıdık bir sesti.
Çocukluğumun ilk hecesi gibi,
dilime değil, içime yerleşmişti.

Ne zaman tanıdım, hatırlamıyorum.
Belki doğduğum gün oradaydı.
Belki ben,
onunla bir çocukluk yaşamak için doğmuştum

Biz aynı mahallenin çocukları değildik sadece;
aynı eksikliğin gölgesinde serinleyen,
aynı yokluğun ekmeğini bölüşen
iki kardeştik.

Döner dolaşır Asi’ye inerdi yolumuz.
Biz suya girer
dünya bizden geri çekilirdi.
Sonra konuşmayı unutur.
Su, her şeyi bizden iyi anlatırdı.
Akıntı omzumuzdan tutar,
alıp götürürdü.
Direnmezdik.
Sanki zaman yoktu.
Sanki büyümek
sadece başkalarının başına gelen bir şeydi.

Ellerimiz buruşurdu suda.
Ali bir gün gülerek,
“Bak,” demişti,
“yaşlandık galiba.”
O an inanmıştım.
Çünkü çocukluk,
inandığın her şeyin gerçek olduğu bir yaştı.

Sudan çıktığımızda
dinmeyen bir açlıkla tarlalara yürürdük.
Asmalar,
fıstıklar,
nar ağaçları…
Hiçbir şey bizim değildi
ama her şeyin içinden
sahibi bizmişiz gibi geçerdik.
Börülce koparırken gülerdik,
nar ağaçlarının altında
bir dal çıtırdasa enselenecekmişiz gibi susardık.
Görmediğimiz ama içinde yaşadığımız
bir düzen vardı.
Bozulursa
her şey dağılacak sanırdık.

Samandağ’ın güneşi tepemize çökerdi.
Ağır, yakıcı, inatçı.
Terlerdik,
susardık,
yorulurduk.
Ama şikâyet etmezdik.
Çünkü o sıcaklık
bize aitti.
Ve bir şeyin bize ait olması için
iyi olması gerekmiyordu.

Akşam olunca
Ali gözlerime bakardı.
Bir şey söylemezdi.
Ben anlardım.
Evden kaçardık.
Geceyi yanımıza alıp yürürdük.
Yol uzardı,
biz kısalırdık.

Bir sinema çıkışı
seralara girerdik.
Naylon örtülerin altında
başka bir dünyaya dalardık.
Toprak kokusu ağırlaşır,
sessizlik dokunulur hale gelirdi.
Sırtüstü uzanırdık.
Yıldızlar daha yakındı orada.
Konuşmazdık.
Çünkü bazı anlar vardır,
insan konuşursa
büyü bozulur

Ama bazen konuşurduk.
Uzun, bitmeyen cümlelerle.
Antakya yolunu yürürken mesela.
Yirmi kilometre derlerdi o yola.
Bize kısa gelirdi.
Çünkü biz mesafeyi değil,
içimizdekini taşıyorduk.
Belki yoruluyorduk.
Ama her söz
sırtımızdan yük alırdı.

Ali, Selma’yı anlatırdı.
Sesi değişirdi.
Daha dikkatli,
daha kırılgan olurdu.
Ben dinlerdim.
Ama aslında
kendi içimde bir yankıyı takip ederdim.
Ben de Aysel’i anlatırdım.
Ali susardı.
Uzaklara bakardı.
O bakışta
anlayamadığımız ama bildiğimiz
bir şey vardı.
Belki büyümek,
önce bakışlarda başlıyordu.

Çocuktuk ve aşk bizden çok şey beklemiyordu.
Bir ismi düzgün söyleyebilmek,
bir hayali eksiksiz anlatabilmek
yeterdi.

Paramız yoktu.
Ama eksik değildik.
Ali’nin cebindeki benimdi,
benim cebimdeki onun.
Bazen yetmezdi.
Bir yolunu bulurduk.
ben babamın cebine,
Ali annesinin yastık altına dadanırdı
Bugün dönüp bakınca
yanlıştı belki yaptıklarımız.
Ama o zaman
doğru olan tek şey
birbirimizi bırakmamaktı.
Çünkü iki kişiydik.
Ve bu,
dünyaya karşı yeterliydi.

Yıllar geçti.
Zaman her şeyi değiştirdi.
Ama ben ne zaman geçmişe baksam
aynı yerden başlıyor her şey:

Tozlu bir yol.
Yan yana yürüyen iki çocuk.
Biri Selma’yı anlatıyor,
biri Aysel’i.
Ama aslında
ikisi de aynı şeyi yapıyor:
farkında olmadan
birbirinin hayatına
çocukluk ekiyor.

Ve o yol…
bitmiyor.
Çünkü bazı yollar
yüründükçe değil,
hatırlandıkça uzar.

21 05 2019

Salim Diyap
Kayıt Tarihi : 18.04.2026 00:05:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!