Feleğin göbeğinden geçtim de geldim,
Kör dumanları yarda seçtim de geldim.
Yarayı candan bilip biçtim de geldim,
Yokluk deryasında gül açtım da geldim.
Dost bağına girenler erir, yanarmış,
Geliyorsun aklıma, ama yanımdan geçip gidiyorsun…
Tam dokunacakmış gibi yakın, bir o kadar da el ermez uzaklarda.
Zihnimin koridorlarında ayak seslerin yankılanır da bir bir,
Uzanıp tutmak istediğimde avuçlarımda sadece soğuk bir boşluk kalır.
Gözlerin gelip oturur karşıma, gülüşün asılı kalır duvarda;
Sonra bir rüzgâr eser apansız,
Zifiri karanlık çökerken omuzlarıma ağır bir keder,
Çatlamış topraklar gibi susuz ve öksüz kaldı tenim.
Göz bebeklerimde sönüyor hayatın en son kandili,
Hangi rüzgâr savurur bu yorgun külleri meçhule?
Göğsümün kafesinde çırpınır can verirken serçe,
Zamanın keskin tırnakları kazır adını sineme.
Azrail bile yüz çevirdi kapını çalan o surdan,
Dön geri, henüz inme cehennemin o en derin katına,
Ruhunu esir eden o kara büyü bozulsun aniden,
Kül olan kanatlarını topla mahşerin küllüğünden.
Seni bekler bu dünyada hüzünle yanan ocaklar,
Yalvarırım, geri dön sakın geç kalma o yollardan.
Zamanın bükülen boynunda saklıdır o yeşil bahar,
Aynalar kırık dökük yansıtmaz eskimeyen yüzümüzü.
Hangi rüzgar geri getirir kökünden kopan yaprağı?
Gönlün taht kurduğu o ulu çınar çoktan devrildi.
Gençliğin külleri savrulur şimdi paslı sokaklara.
Gözlerimden süzülen son damla yere düşer
Gönlümdeki bu kilit açılmaz bir daha bil
Yolun sonu göründü gurbet ellerde akşam
Bırakıp bu şehri ben sessizce şimdi giderim
Arkamda kalanlar birer hayalet oldu artık
Gidiyorum şimdi, arkama bile bakmadan,
Göğüs kafesimde sönmüş bir yıldızın ağırlığıyla.
Ne geride kalan o kırık dökük anılar tutabilir adımlarımı,
Ne de penceremde asılı kalan dilsiz vedalar.
Adım yalnızlığın en ıssız coğrafyasına yazıldı bir kere,
Dağlar şahit, rüzgâr şahit, bu amansız göç yolculuğuna.
Gitme bu şehrin ıssız kalbinden…
Bütün sokaklar senin gidişinle kararır.
Işıkları sönmüş bir fener gibi kalırım ortada,
Rüzgâr estikçe kimsesizliğim yüzüme vurur.
Bir adım atsan, bir uçurum açılır aramızda,
Gittiğinde anladım öldüğümü,
Ne göğsümde bir tıkırtı kaldı ne de aynada yüzüm.
Sen o kapıdan çıkıp da uzaklaşırken,
Arkandan bakan o hane, sessizce bir musalla taşına döndü.
Birlikte nefes aldığımız o oda,
Yalnız kalan bu sofrada boş sandalyeler kalmış
Kervan çoktan dağılmış, dağlar ardında kaybolmuş
Gözümün önünden geçer o eski neşeli günler
Takvim yaprakları sararıp toprağa düşmüş birer birer
Birer birer söndü evimizin o sıcak ocakları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!