Söndü kalpteki ateş; gölgeler sardı yolu.
Soldu cennet bahçesi; kırıldı ümit dalı.
Sustu sevdalı bülbül; çöktü dağlara gece.
Yandı sinemde sızı; düğümlendi her hece.
Bitti ömrün baharı; esti yaban bir rüzgar.
Yokluğunun kilit vurduğu bu paslı kapıda,
Zaman ağır bir sarkaç gibi göğsümü deler.
Gölgenin sığındığı loş duvarlar küskün,
Seninle soluduğum o eski nefesler susar.
Boş kalan sandalyede yankılanır adımların,
Zihnimin paslı çarkları döner fırtınalı bir girdapta.
Çözülmeyen bulmacaların en kördüğüm yerindesin.
Dağılmış düşüncelerimin arasında yankılanır adın.
Hangi yöne baksam sisli bir uçuruma varır yolum.
Aklımın en karmaşık labirentinde yankılanıyor sesin.
Sahte bahçelere aldanma, hepsi solacak
Gözlerindeki fer bir gün tamamen bitecek
Yalancı tebessümler yüzünde kuruyacak
Boş vaatlerle dolu heyben elinde kalacak
Toprak altındaki gerçek seni bekliyor
Aldırma bu dünyanın kahpe kurulan döner devranına
Gözyaşın ne kadar aksa yeridir şu garip cihanda
Vefasız dostların yüzü maskeyle dolmuş er meydanında
Kimse el uzatmaz bataklıkta çırpınan masum canına
Yalan rüzgarları savurur ömrün en güzel çağını
Aldırma gönül, bu rüzgâr bildiği gibi eser,
Senin içine akıttığın o zehir, dışarıdan bakanlara şerbet görünür.
Kim bilecek göğsünün kafesinde kopan o sessiz kıyameti,
Kim anlayacak bu paslı zincirlerin ruhuna vurduğu o ağır darbeyi?
Duvarlar yüksek, yollar çorak, göğün yüzü kurşunla sıvanmış gibi;
Aldırma gönül, sen bu dilsiz dünyanın ne ilk ne de son garibisin.
Geceyi söküp veriyorum paslı avuçlarına,
Kuru bir yaprak gibi düş solan ömrüme.
Zamanın süzgecinden sızan bu son damla,
Al ömrümü koy ömrünün en ıssız yerine.
Kör bir kuyu gibi derin ve dilsiz bu sevda,
Alt üst oldum sensizliğin yokluğunda,
Dağıldı zihnimin, kalbimizin o en korunaklı köşeleri.
Gündüzü geceye deviren bu amansız, bu kavisli sessizlikte
Hangi yola adım atsam, hep senin yokluğunun duvarına çarparım.
Pencereme vuran rüzgâr bile usulca adını fısıldar sanki,
Kendi içimin gürültüsünde kaybolur,
Gidenlerin ayak izi tozlu yollarda silinir
Arkada kalan hüzün boyun büküp boylanır
Bir veda cümlesi düşer dudaktan öksüzce
Zaman yel gibi eser, yırtılır eski takvim
Karanlık sokaklarda yankılanır son adımlar
Artık ağlamam,
Gözpınarlarımda kurudu o hüznün son damlası.
Zaten kaç gece döküldüm kentin kimsesiz sokaklarına,
Kaç kere topladım kırıklarımı şu kanayan bağrımdan…
Şimdi gözlerimden akan döküntü değil, senin bende biten, küllenen masalındır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!