Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • kaderin cilvesi14.04.2026 - 20:49

  • Alıpbaşını uzaklara gitmek isteyenler kulübü ;)14.04.2026 - 20:28

  • özlü sözler12.04.2026 - 13:13

    dervişlik olaydı sarıkla sakalla,
    biz de alırdık; otuza kırka...

    emrem yunus

  • dünyanın en güzel sesi12.04.2026 - 13:12

  • kendi esaretinin koşullarını sorgulamak12.04.2026 - 12:59

  • zirveye taşıma iştiyakı12.04.2026 - 12:24

  • naat12.04.2026 - 09:20

    habibullah

    siz yesribte ege, hirada gece, kisrada ecelsiniz,
    oku/da hecesiniz siz, beni kelime yapan,
    tutsak yapan beni; beni siz…

    yudum yudum suyumsunuz, iç ferahlatan berrak;
    harika bir insan oluyorum hatırımda siz varsanız
    ve bahtıma iki yanı ağaçlı yollar düşüyor hep,
    ah

    peygamberlerin hatemince,
    yetim tebessümleri yerleştirdiğimde yüzüme,
    ne zaman yürek boşluğumun duvarına
    bir çivi çakılmak istense,
    o duvar tutmuyor çiviyi,

    belki,
    sadece noksan bir resimdim
    ümmete reva görülmüş şu kırık çerçevede,
    ki kardeşim dediğiniz benden size,
    ancak hicâb olur sadece…

    nolaydı olaydınız kıyamadığım,
    sizde olmak ve hissedebilmek için sizi,
    koparıp deste deste takvimleri de,
    nice rivayetler mi okumalı,
    nice mevlûd kandili pastaları mı kesmeli
    bilmem ki,
    bu ahir zaman ertesinde,



    yeni dileklere;
    yedi kat semanın,
    mütemadî senalı melekleri,
    ayrı/ayrı amin diyebileydi keşke;
    çarpışan beşerî çıkarların,
    kükürt kokularına bakmadan…

    ki başka bir baharda;
    toplayıp satır aralarından,
    hayalet bir şehri uyandırmadan ve
    zihin kıvrımlarımı süslemeden,
    veballi ayaklarımın parmak uçlarına basarak
    utangaç tebessümlerle,
    sessizce şiirler yazarım ben size…

    nebevî nefesinizin siy/ah hırkası,
    sarsın ne olur; şaşkın yüzümü,
    sonsuzlukta açılan iftar sofranızda…

    yağmur duaları kifayetsizken,
    bir mücrimin muhabbet gözyaşlarıyla,
    gözlerimi nazarınıza temaslayıp,
    cemalinize teslim edebilmektir
    ruhumu niyazım...
    ah

  • gerici12.04.2026 - 08:58

    tutucu

    ki tutucu bir adamım ben çok doğru,
    bir yol tuttu mu;
    geriye çevrilmem öyle kolay kolay,
    ama yalnız,
    geri çevrilmenin muhabbete gitmek,
    anlamına geldiğine inanırsam,
    yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,

    evet;
    çizgisi orta yerde,
    bağnazıyım gerçek hayatın…

    peki şimdi söyle güzel kardeşim,
    tam olarak sen neredesin,
    bak kaç ömürdür buradayım,
    bu denizin karşısında…
    ve ne kadar zaman oldu,
    yine hiçliğimle bekliyorum,
    kıpırdamadan, eylemsiz seni,
    intiharı seçmiş bir balina kadar ölü,
    kıyıya vurmuş ve cansız…

    deryadayım…
    tam karşısında,
    kıpırtısızlığını delecek ilk dalgayı yakalamak için,
    gözlerimi kırpmadan bekliyorum,
    kafamı kaldırıp bir an göğe baksam,
    yine orada kim olsa bilir,
    o şımarık, tembel ve inatçı bulut…


    sahi şu içi geçmiş dünyanın tepesindeki
    bulutlar renk değişmez mi hiç,
    hep o puslu gri,
    /kaç gündür aralıksız yağan rahmetten/
    bir iç ses daha evet,

    sıkılmaz mı hiç bu inatçı bulut çakılı kalmaktan,
    ve hep aynı hoşnutlukta…

    renklerden gri, gri, gri,
    kaç fitten bana bakar sorsan,

    /hey;
    hep maviyi bekleyen,
    /çekil aşağımdan;
    ki deniz suyu,
    köpük,
    bulanık burnumun ucu…
    ah

  • tekke12.04.2026 - 08:51

    derviş

    hoşçakal ve benden uzak,
    mülevveslerin kalbinde emmare nefsim,
    yine de hoşt çakal demiyorum, ve görüyorsun;
    ne denli inceldiği yerden bağlandığımı edebe ya hû…

    elbette samanyolu galaksisine savrulan
    kahve çekirdeği kokusuydu hasret,
    ve sen; her daim smokinli,
    paytak paytak yürüyen bir penguendin,
    ya ben, bir yekpare orman çıtırtılarının ürpertisi…

    benliğiyle efsunkâr o karaca nazarına bakamazken,
    yan yana fakat karşı karşıyaydık
    ve aynı yöne bakarken,
    o gece gündüz açık esnaf lokantasında,
    sabah çorbalarımızın buharı,
    birbirine karmaşıyordu…

    ah
    aşk;
    yüreklerimizin buzulunda,
    kızakla kayan bir çocuğun,
    hırkasına sakladığı çekiç ile kırmasıydı buzu…

    ve kulaç attık farklı iklimlerin soğuğuna ve
    şimdi titriyoruz tir\tir, ayrılık deyince,
    ki ayrılık,
    yüzümün atlasına sinen,
    çam kokusu ile,
    kar tebessümleriydi…

    bu son sözümüz olsun varsın,
    tamam dedik, bitsin, söz verelim peki,
    orta mescid kıraathanesinin,
    ikramı kabul görmez bir fincan kahvesinin hatırsızlığına…

    peki ve bir peki daha,
    öyle duruyorum karşında,
    tamamlanmamış bir sapak çayevi heykeli gibi,
    öyle duruyorum,
    taş kesilmiş bir taş bağırlı gibi,

    bir martı leş niyetine didikliyor kalbimi ve
    goncalarındaki hakikate aklımın ermediği,
    bir gül bahçesi soluyordu sanki kalbimde…

    ve işittik,
    /tamam mı
    dedi, gaiplerden bir sesti,
    duyduk;

    sol yanım liğme liğme,
    alıp bir morg masasının üstüne attım
    öylece attım solumu; soluğumu,
    rayından fırlamış bir tren kadar
    şaşkındım, etrafa saçılan eşyalar gibi,
    anlamsız…
    içimin çatlağından sızan korku,
    aklımın tavanından yüreğime damlıyor;
    küfff kokusu,
    nem kokusu,
    ölülü masada sol yanım,
    zuhûratın tâbisi tel örgümüzdeki,
    parçalarımı topluyorum…
    bir martının gözlerini oyup,
    çıkmış gözlerinin yuvalarına,
    iki okyanus bilye yerleştiriyorum,
    öylece…

    bir kardan adama havuçtan burun yapar gibi,
    musafahasız,
    böyle hazin, noksan ve tamamlanmamış,
    tek kelime edemezken sükûtuna,
    ve o buz gibi masada,
    sol yanım ezik bir gül gibi ağlarken,
    böylece…

    böylece son bulmalı,
    zincirlikuyunun asrî kokusu ve
    karacaahmetin derviş gülüşü,
    ah

  • zalimden insaf beklemek12.04.2026 - 08:36