siz yesribte ege, hirada gece, kisrada ecelsiniz, oku/da hecesiniz siz, beni kelime yapan, tutsak yapan beni; beni siz…
yudum yudum suyumsunuz, iç ferahlatan berrak; harika bir insan oluyorum hatırımda siz varsanız ve bahtıma iki yanı ağaçlı yollar düşüyor hep, ah
peygamberlerin hatemince, yetim tebessümleri yerleştirdiğimde yüzüme, ne zaman yürek boşluğumun duvarına bir çivi çakılmak istense, o duvar tutmuyor çiviyi,
belki, sadece noksan bir resimdim ümmete reva görülmüş şu kırık çerçevede, ki kardeşim dediğiniz benden size, ancak hicâb olur sadece…
nolaydı olaydınız kıyamadığım, sizde olmak ve hissedebilmek için sizi, koparıp deste deste takvimleri de, nice rivayetler mi okumalı, nice mevlûd kandili pastaları mı kesmeli bilmem ki, bu ahir zaman ertesinde,
yeni dileklere; yedi kat semanın, mütemadî senalı melekleri, ayrı/ayrı amin diyebileydi keşke; çarpışan beşerî çıkarların, kükürt kokularına bakmadan…
ki başka bir baharda; toplayıp satır aralarından, hayalet bir şehri uyandırmadan ve zihin kıvrımlarımı süslemeden, veballi ayaklarımın parmak uçlarına basarak utangaç tebessümlerle, sessizce şiirler yazarım ben size…
nebevî nefesinizin siy/ah hırkası, sarsın ne olur; şaşkın yüzümü, sonsuzlukta açılan iftar sofranızda…
yağmur duaları kifayetsizken, bir mücrimin muhabbet gözyaşlarıyla, gözlerimi nazarınıza temaslayıp, cemalinize teslim edebilmektir ruhumu niyazım... ah
dervişlik olaydı sarıkla sakalla,
biz de alırdık; otuza kırka...
emrem yunus
habibullah
siz yesribte ege, hirada gece, kisrada ecelsiniz,
oku/da hecesiniz siz, beni kelime yapan,
tutsak yapan beni; beni siz…
yudum yudum suyumsunuz, iç ferahlatan berrak;
harika bir insan oluyorum hatırımda siz varsanız
ve bahtıma iki yanı ağaçlı yollar düşüyor hep,
ah
peygamberlerin hatemince,
yetim tebessümleri yerleştirdiğimde yüzüme,
ne zaman yürek boşluğumun duvarına
bir çivi çakılmak istense,
o duvar tutmuyor çiviyi,
belki,
sadece noksan bir resimdim
ümmete reva görülmüş şu kırık çerçevede,
ki kardeşim dediğiniz benden size,
ancak hicâb olur sadece…
nolaydı olaydınız kıyamadığım,
sizde olmak ve hissedebilmek için sizi,
koparıp deste deste takvimleri de,
nice rivayetler mi okumalı,
nice mevlûd kandili pastaları mı kesmeli
bilmem ki,
bu ahir zaman ertesinde,
yeni dileklere;
yedi kat semanın,
mütemadî senalı melekleri,
ayrı/ayrı amin diyebileydi keşke;
çarpışan beşerî çıkarların,
kükürt kokularına bakmadan…
ki başka bir baharda;
toplayıp satır aralarından,
hayalet bir şehri uyandırmadan ve
zihin kıvrımlarımı süslemeden,
veballi ayaklarımın parmak uçlarına basarak
utangaç tebessümlerle,
sessizce şiirler yazarım ben size…
nebevî nefesinizin siy/ah hırkası,
sarsın ne olur; şaşkın yüzümü,
sonsuzlukta açılan iftar sofranızda…
yağmur duaları kifayetsizken,
bir mücrimin muhabbet gözyaşlarıyla,
gözlerimi nazarınıza temaslayıp,
cemalinize teslim edebilmektir
ruhumu niyazım...
ah