mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım, arka bahçede güllere ikindi suyu veren muştulu ve desturlu haline ilişirken, balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler, evet sana bakıyorum; görmüyor gibisin ve bana bakıyorsun görmüyorum, ki gözlerim âmâ,
öyle demirden bir tül var ki aramızda, yetmiyor gücüm, bertarafa,
şehirler bir film şeridi gibi geçiyor, kilometrelerce aramızdan ve alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz birbirimizden güya… suskunluk çizgileri/çizikleri, sakınılmış muhabbet mesafeleri ve tırnakları kesiliyor yollara, uzuyor saçları zamanın, boşluğa… ah
ve uyku, telaşla fırlıyor yatağından, geç kalınmış ömürler gibi, takâtsiz tebessümler yüzümüzde ve bu kendimizden çektiğimiz, yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir, ah
yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid; ki şimdi aşk sen bir piç misin, yetimhane avlusuna iri taneli yağmurlar yağıyor… mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk, yastığından boncuklar topluyor, ah aşk, küçümsediler acımı, ölümler var, savaşlar, açlık ve nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl; yokluğunda... baktığın kalp içlerimde, dağ gölleri buz tutuyor, mevsim bir günde değişti ve hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir… nasıl şaşkınım, nasıl; yaşlandım bir günde nazarlarında, azarlarında, alnı kırışık sevdamızın… ah balım ve ah zehir, yüreğimin petekleri siyanür dolu, gözyaşlarımın ak pınarlarına kirli sular karışıyor ve aşk inatla küllerini savuruyor kutsanmış topraklara, ah
umman e/y\n/ sevgili\aşk; biz, kadim yadigâr tuna ve nil, t\aksim görmüş bulutların altında, hürriyetleri ellerinde, avuç avuca muhibbânız biz… aydınlık kuytumuzda biz ikimiz, ki ezelden ebede birbirine akan ve ummanına hasret çeken her demde ikimiz, senlik/benliksiz, ah *
mentor hiç nefessiz kalmadım sende, hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi, gözlerinin derinliklerindeyken…
varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın, alın yazım, müjdemsin sen benim sevincim, simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim, kaderim… işaretlerinle yükseliyorum basamak basamak, uzaklıkta yakınımsın sen benim, serinliğim, ışığımsın sen benim, sır kâtibim; ah
bana pür/nûrdur senin nârın, ağyarını alev alev yakar, kandilimsin gönlüm ve lisanımda, yıkandım yüreğindeki esrarlı ırmakta ve çağladım; aşkınla yoğrulup ötelere ağladım… seni üzgün bulsam ben solarım, iyi görmeliyim sürekli seni, belki bencillik, belki haksızlık bu bilemem, yakıştıran yaradan sana sevdanın karasını, bir de ben yakıştırdım kendimi yamacına, senden habersiz, ah
nasıl ki ölüm erenler meşrebidir, ve nasıl ki merhum ve merhumeler, erlerce defnedilir… nûr içinde yol al kabrinde sen de, faili malum bir menzile kurban giden, alnı kınalı ve kozmik aşk, ah
zahir
soluk tebessümlü meczup sardunyalar
kollarını sarkıtmış, pencerenden…
mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım,
arka bahçede güllere ikindi suyu veren
muştulu ve desturlu haline ilişirken,
balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler,
evet sana bakıyorum; görmüyor gibisin
ve bana bakıyorsun görmüyorum,
ki gözlerim âmâ,
öyle demirden bir tül var ki aramızda,
yetmiyor gücüm, bertarafa,
şehirler bir film şeridi gibi geçiyor,
kilometrelerce aramızdan ve
alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz
birbirimizden güya…
suskunluk çizgileri/çizikleri,
sakınılmış muhabbet mesafeleri
ve tırnakları kesiliyor yollara,
uzuyor saçları zamanın,
boşluğa…
ah
ve uyku, telaşla fırlıyor yatağından,
geç kalınmış ömürler gibi,
takâtsiz tebessümler yüzümüzde
ve bu kendimizden çektiğimiz,
yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir,
ah
piç
yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid;
ki şimdi aşk sen bir piç misin,
yetimhane avlusuna iri taneli yağmurlar yağıyor…
mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk,
küçümsediler acımı,
ölümler var, savaşlar, açlık ve
nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
yokluğunda...
baktığın kalp içlerimde,
dağ gölleri buz tutuyor,
mevsim bir günde değişti ve
hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir…
nasıl şaşkınım, nasıl;
yaşlandım bir günde nazarlarında,
azarlarında,
alnı kırışık sevdamızın…
ah balım ve ah zehir,
yüreğimin petekleri siyanür dolu,
gözyaşlarımın ak pınarlarına
kirli sular karışıyor
ve aşk inatla küllerini savuruyor
kutsanmış topraklara,
ah
umman
e/y\n/ sevgili\aşk;
biz, kadim yadigâr tuna ve nil,
t\aksim görmüş bulutların altında,
hürriyetleri ellerinde,
avuç avuca muhibbânız biz…
aydınlık kuytumuzda biz ikimiz,
ki ezelden ebede birbirine akan
ve ummanına hasret çeken her demde
ikimiz, senlik/benliksiz,
ah
*
mentor
hiç nefessiz kalmadım sende,
hiçbir ikliminde soluğum kesilmedi,
gözlerinin derinliklerindeyken…
varlığımı bağlayıp tutunduğum cansın,
alın yazım, müjdemsin sen benim sevincim,
simsiy/ah hakikatim ve hakikatlim,
kaderim…
işaretlerinle yükseliyorum basamak basamak,
uzaklıkta yakınımsın sen benim,
serinliğim, ışığımsın sen benim,
sır kâtibim;
ah
bana pür/nûrdur senin nârın,
ağyarını alev alev yakar,
kandilimsin gönlüm ve lisanımda,
yıkandım yüreğindeki esrarlı ırmakta
ve çağladım;
aşkınla yoğrulup ötelere ağladım…
seni üzgün bulsam ben solarım,
iyi görmeliyim sürekli seni,
belki bencillik, belki haksızlık bu bilemem,
yakıştıran yaradan sana sevdanın karasını,
bir de ben yakıştırdım kendimi yamacına,
senden habersiz,
ah
kozmik
nasıl ki ölüm erenler meşrebidir,
ve nasıl ki merhum ve merhumeler,
erlerce defnedilir…
nûr içinde yol al kabrinde sen de,
faili malum bir menzile kurban giden,
alnı kınalı ve kozmik aşk,
ah