akis ve aşk; merhametinden sevgiye büründü zamanla, ardında bin bir renk cümbüşü ve solar döngü izi bırakarak yadigâr…, çileyi ve hasreti sevgiye emanet edip, cellat olmak yerine hayata, hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle, ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,
ve barıştı aşk küslükleriyle, taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar, kıyametleri koparan uğultusuyla, arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken, bir duru dağ çeşmesi olup, hayata karışmak istedi ve bilirsin işte sonrasında, zakîrle/şakîrin halini…, ki, yaralı insanlar hemen tanır birbirini bilirsin, kabuklara aşina kabukları zira…, ah;
püskül püskül saçaklarını bulutlar arasında yolan, bir uçurtmayım bugün gece/de yine ve o garipliği bilinmez gûrebadanım…,
kanıyorum heceleyerek adını, süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm yüzümün gergefine, rengi turuncuya çalan gül nakışlı ilk muhabbet ikramını, kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı..., hem kaçamak bir gülüşüm, ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe, kesik kesik ve yutkunarak hıç/kırık/sız…,
belki, yalnız bir sokak lambasıyım, ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…, belki, başı olmayan bir duvarım ve, illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…, diyorum ya, alnını duvara dayamış, yalnız bir sokak lambasıyım belki..., ah;
bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle, dikine dikine gidiyorum yüreğimin ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…, gel gör ki, hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve ayaklanmaya hazırlıklaraysa dermansızım…, ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha ılık bir mevsime akisler çizerek..., ah;
zahir soluk tebessümlü meczup sardunyalar kollarını sarkıtmış, pencerenden…, mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım, arka bahçede güllere ikindi suyu veren muştulu ve desturlu haline ilişirken, balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler, evet sana bakıyorum; görmüyor gibisin, ve bana bakıyorsun görmüyorum ki gözlerim âmâ, öyle demirden bir tül var ki aramızda, yetmiyor gücüm, bertarafa…,
şehirler bir film şeridi gibi geçiyor, kilometrelerce aramızdan ve, alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz birbirimizden güya…, suskunluk çizgileri/çizikleri, sakınılmış muhabbet mesafeleri…, ve tırnakları kesiliyor yollara uzuyor saçları zamanın, boşluğa;
ve uyku, telaşla fırlıyor yatağından, geç kalınmış ömürler gibi…, takâtsiz tebessümler yüzümüzde ve bu kendimizden çektiğimiz, yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir,
[{/nfk/nın doğum gününe denk düşen, gece saat tam on ikiyi vurduğunda, göz kapaklarının altında uyuyor mudur o koyu/derin mavi göl...
boncuktan bir kuş firar edip emanet şarkısıyla tam yedi kez uğrasın pencerene yâren, yasla başını erenler aşkına omzuma, ve ömrümce kaybolma bir yere, çek sonsuzluğun esrarını içine, alnın değdikçe seccadene…
olmasam da yarınlarda yanında, ışığa aşık pervane böcekleri ve müşterek dualar doğum günü hediyem olsun sana/}]
içinden geçen bu iç seslerin gibi, bildirdiklerinin hepsinden sonra gelen gaflet de olmayaydı, ah nolaydı…
bilge bir kalbin dizlerine kapanmış kalbimle, hıçkırarak ağlamak ve bin yıl sürse de ömrüm, hakikatine ş/a\e/hid olarak teneşirde gözyaşlarınla yunmak, ve evvel giden kabri nurluların sırlı ırmağında; fenanın hiçliğinden arınmak istiyorum… ah
ah uluların desturlusu, hatırana; ecel gelmeden önce, en son kaçıncı dizem yazılmış olacak bilmiyorum, ama gözlerim açık olacak o an; gözlerinde teslim etmek için ruhumu, biliyorum, ve çekecek canım, özü mütebessim canını…
ki sırdaşlar, iç hukukta sadece bu dünyaya ait değildir bilirsin ve ölümü öldürmeye meyyaldirler, sürekli eksik bir yanımız ve hep, az bir derin uykuya hasretiz… bir o/nda olmakta gözümüz ve günübirlik çilelerle avunup durmak da, ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza, teselli olmuyor…
akis
ve aşk;
merhametinden sevgiye büründü zamanla,
ardında bin bir renk cümbüşü ve
solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
çileyi ve hasreti
sevgiye emanet edip,
cellat olmak yerine hayata,
hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,
ve barıştı aşk küslükleriyle,
taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar,
kıyametleri koparan uğultusuyla,
arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken,
bir duru dağ çeşmesi olup,
hayata karışmak istedi ve
bilirsin işte sonrasında,
zakîrle/şakîrin halini…,
ki,
yaralı insanlar
hemen tanır birbirini bilirsin,
kabuklara aşina kabukları zira…,
ah;
püskül püskül saçaklarını
bulutlar arasında yolan,
bir uçurtmayım bugün gece/de yine
ve o garipliği bilinmez
gûrebadanım…,
kanıyorum heceleyerek adını,
süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm
yüzümün gergefine,
rengi turuncuya çalan gül nakışlı
ilk muhabbet ikramını,
kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı...,
hem kaçamak bir gülüşüm,
ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe,
kesik kesik ve yutkunarak
hıç/kırık/sız…,
belki, yalnız bir sokak lambasıyım,
ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
belki, başı olmayan bir duvarım ve,
illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…,
diyorum ya, alnını duvara dayamış,
yalnız bir sokak lambasıyım belki...,
ah;
bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
dikine dikine gidiyorum yüreğimin
ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…,
gel gör ki,
hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve
ayaklanmaya hazırlıklaraysa
dermansızım…,
ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha
ılık bir mevsime akisler çizerek...,
ah;
zahir
soluk tebessümlü meczup sardunyalar
kollarını sarkıtmış,
pencerenden…,
mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım,
arka bahçede güllere ikindi suyu veren
muştulu ve desturlu haline ilişirken,
balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler,
evet sana bakıyorum;
görmüyor gibisin,
ve bana bakıyorsun görmüyorum
ki gözlerim âmâ,
öyle demirden bir tül var ki aramızda,
yetmiyor gücüm,
bertarafa…,
şehirler bir film şeridi gibi geçiyor,
kilometrelerce aramızdan ve,
alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz
birbirimizden güya…,
suskunluk çizgileri/çizikleri,
sakınılmış muhabbet mesafeleri…,
ve tırnakları kesiliyor yollara
uzuyor saçları zamanın,
boşluğa;
ve uyku,
telaşla fırlıyor yatağından,
geç kalınmış ömürler gibi…,
takâtsiz tebessümler yüzümüzde
ve bu kendimizden çektiğimiz,
yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir,
teselli
[{/nfk/nın doğum gününe denk düşen,
gece saat tam on ikiyi vurduğunda,
göz kapaklarının altında uyuyor mudur
o koyu/derin mavi göl...
boncuktan bir kuş firar edip
emanet şarkısıyla tam yedi kez
uğrasın pencerene yâren,
yasla başını erenler aşkına omzuma,
ve ömrümce kaybolma bir yere,
çek sonsuzluğun esrarını içine,
alnın değdikçe seccadene…
olmasam da yarınlarda yanında,
ışığa aşık pervane böcekleri
ve müşterek dualar
doğum günü hediyem olsun sana/}]
içinden geçen bu iç seslerin gibi,
bildirdiklerinin hepsinden sonra gelen
gaflet de olmayaydı,
ah nolaydı…
bilge bir kalbin dizlerine kapanmış kalbimle,
hıçkırarak ağlamak ve bin yıl sürse de ömrüm,
hakikatine ş/a\e/hid olarak
teneşirde gözyaşlarınla yunmak,
ve evvel giden kabri nurluların
sırlı ırmağında;
fenanın hiçliğinden arınmak istiyorum…
ah
ah uluların desturlusu, hatırana;
ecel gelmeden önce, en son
kaçıncı dizem yazılmış olacak bilmiyorum,
ama gözlerim açık olacak o an;
gözlerinde teslim etmek için ruhumu,
biliyorum, ve çekecek canım,
özü mütebessim canını…
ki sırdaşlar, iç hukukta sadece
bu dünyaya ait değildir bilirsin
ve ölümü öldürmeye meyyaldirler,
sürekli eksik bir yanımız ve hep,
az bir derin uykuya hasretiz…
bir o/nda olmakta gözümüz
ve günübirlik çilelerle avunup durmak da,
ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza,
teselli olmuyor…