Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • tanbur sesi10.04.2026 - 01:03

  • gülün yangını10.04.2026 - 00:59

  • Gülce10.04.2026 - 00:47

  • gafil avlanmak10.04.2026 - 00:45

  • istanbul üniversitesi10.04.2026 - 00:25

  • lale devri insanı09.04.2026 - 22:54

  • uzaya asansör projesi09.04.2026 - 22:53

  • akışkanlar dinamiği09.04.2026 - 22:52

    akis
    ve aşk;
    merhametinden sevgiye büründü zamanla,
    ardında bin bir renk cümbüşü ve
    solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
    çileyi ve hasreti
    sevgiye emanet edip,
    cellat olmak yerine hayata,
    hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
    ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,

    ve barıştı aşk küslükleriyle,
    taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar,
    kıyametleri koparan uğultusuyla,
    arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken,
    bir duru dağ çeşmesi olup,
    hayata karışmak istedi ve
    bilirsin işte sonrasında,
    zakîrle/şakîrin halini…,
    ki,
    yaralı insanlar
    hemen tanır birbirini bilirsin,
    kabuklara aşina kabukları zira…,
    ah;

    püskül püskül saçaklarını
    bulutlar arasında yolan,
    bir uçurtmayım bugün gece/de yine
    ve o garipliği bilinmez
    gûrebadanım…,

    kanıyorum heceleyerek adını,
    süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm
    yüzümün gergefine,
    rengi turuncuya çalan gül nakışlı
    ilk muhabbet ikramını,
    kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı...,
    hem kaçamak bir gülüşüm,
    ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe,
    kesik kesik ve yutkunarak
    hıç/kırık/sız…,

    belki, yalnız bir sokak lambasıyım,
    ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
    belki, başı olmayan bir duvarım ve,
    illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…,
    diyorum ya, alnını duvara dayamış,
    yalnız bir sokak lambasıyım belki...,
    ah;

    bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
    dikine dikine gidiyorum yüreğimin
    ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…,
    gel gör ki,
    hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve
    ayaklanmaya hazırlıklaraysa
    dermansızım…,
    ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha
    ılık bir mevsime akisler çizerek...,
    ah;

  • Jelatin09.04.2026 - 22:51

    zahir
    soluk tebessümlü meczup sardunyalar
    kollarını sarkıtmış,
    pencerenden…,
    mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım,
    arka bahçede güllere ikindi suyu veren
    muştulu ve desturlu haline ilişirken,
    balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler,
    evet sana bakıyorum;
    görmüyor gibisin,
    ve bana bakıyorsun görmüyorum
    ki gözlerim âmâ,
    öyle demirden bir tül var ki aramızda,
    yetmiyor gücüm,
    bertarafa…,

    şehirler bir film şeridi gibi geçiyor,
    kilometrelerce aramızdan ve,
    alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz
    birbirimizden güya…,
    suskunluk çizgileri/çizikleri,
    sakınılmış muhabbet mesafeleri…,
    ve tırnakları kesiliyor yollara
    uzuyor saçları zamanın,
    boşluğa;

    ve uyku,
    telaşla fırlıyor yatağından,
    geç kalınmış ömürler gibi…,
    takâtsiz tebessümler yüzümüzde
    ve bu kendimizden çektiğimiz,
    yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir,

  • kafasına teselli vermek09.04.2026 - 22:49

    teselli

    [{/nfk/nın doğum gününe denk düşen,
    gece saat tam on ikiyi vurduğunda,
    göz kapaklarının altında uyuyor mudur
    o koyu/derin mavi göl...

    boncuktan bir kuş firar edip
    emanet şarkısıyla tam yedi kez
    uğrasın pencerene yâren,
    yasla başını erenler aşkına omzuma,
    ve ömrümce kaybolma bir yere,
    çek sonsuzluğun esrarını içine,
    alnın değdikçe seccadene…

    olmasam da yarınlarda yanında,
    ışığa aşık pervane böcekleri
    ve müşterek dualar
    doğum günü hediyem olsun sana/}]

    içinden geçen bu iç seslerin gibi,
    bildirdiklerinin hepsinden sonra gelen
    gaflet de olmayaydı,
    ah nolaydı…


    bilge bir kalbin dizlerine kapanmış kalbimle,
    hıçkırarak ağlamak ve bin yıl sürse de ömrüm,
    hakikatine ş/a\e/hid olarak
    teneşirde gözyaşlarınla yunmak,
    ve evvel giden kabri nurluların
    sırlı ırmağında;
    fenanın hiçliğinden arınmak istiyorum…
    ah

    ah uluların desturlusu, hatırana;
    ecel gelmeden önce, en son
    kaçıncı dizem yazılmış olacak bilmiyorum,
    ama gözlerim açık olacak o an;
    gözlerinde teslim etmek için ruhumu,
    biliyorum, ve çekecek canım,
    özü mütebessim canını…

    ki sırdaşlar, iç hukukta sadece
    bu dünyaya ait değildir bilirsin
    ve ölümü öldürmeye meyyaldirler,
    sürekli eksik bir yanımız ve hep,
    az bir derin uykuya hasretiz…
    bir o/nda olmakta gözümüz
    ve günübirlik çilelerle avunup durmak da,
    ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza,
    teselli olmuyor…