galaksilerin merkezi şu fena aleminin özünde patlayan, acılı yıldız...,
yaşam kadar yoksuldu aşk, ki sevda, yetinmiyor sevdayla..., ve artık melekler kırpıp tüylerini, noksan kanatlarla serpiştiriyor yıldız ölülerini boşluğa…,
kalbime yasladığım keman, büyülü tınısına metal kokular sızdırırken, incinmenin böylesi…, melek kalbinde patlayan acılı yıldız; ve kanayan dize, ah,
kıymetlim; bırak artık râvi kayıtlı mesaj yollama, her sözcüğün, yüreğimin zırhına bir kara delik, son bulsun bu dara almalar, vur artık beni, en kanayan dizemden..., ah;
ayakkabı boyacısı çingene ilahi, kulağı kesik ve yetmişlik boyacı derviş mustafa dede; ayakkabılar parlıyor amma ne parlıyor, şu çilekeş takunyaları bile boyayacaksın belki lakin, her hevesin peşinden koşulmuyor, koşulmuyor; bilirsin…,
adını hecele sü/rey/ya/nın… ve kaç asırdır suskunsun sen, ki sen, anadolu gırtlaklı bir kayyumusun kalbimin, kimse senin gibi söyleyemezken, öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı, ve lisanından süzülen sesine ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,
sen; elmacık kemiklerinden akan eflatun ırmakların çakıl taşları ile üç taş oynayan, ihramı içinde mütemadî bir umrede, yalınayak seyy/ah/sın,
yetim yürekli bir çukurova bozlağına her veda edişimle çoğalan, aşkın salyalarından tiksinmeyen ben…
kalbinin ılık suyunda, gurbet garipliğimi saklarken, pişkin bir vefasızlıkla; buyurgan nefsimin, yüreğine attığı tırnak izlerinin, tahammülle bağışlayanısın,
çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi, sen, gece yarısı uykundan uyanıp, yumulu gözlerinle, mısralarına heceler seçen sevdalısın…
esirgeme benden, merhametle bakan gözlerini desem, kederli nazarlarını önüne düşürürsün, bahtı gibi kömür gözlüm…
ay ışığına yakılmış bir sonat gibi, sarıl bana ey aşk, sarıl ve yarama dokun…
bir soğuk su içsem uzakta yâr üşür, bir mektupsun o/ndan, duadan ötesin,
evet bir ah/sın sen, yekûnu simmsiy/ah bir ah… masumsun ve dervişinim, gözlerin bana derg/âh, fermanım elindeki padiş/ah, aşkınla ne üzgünüm ne de derbeder, sıyrıldım yaşamın yüklerinden hep birer birer, turuncu gülüm gerisi boş, sen sağlığından ver haber, ömrüm geçiyor seninle, nerde tasa ve keder, açmış kucağını bizi bekliyor sonsuzluk; all/ah/uekber…
yoksul
galaksilerin merkezi şu fena aleminin
özünde patlayan,
acılı yıldız...,
yaşam kadar yoksuldu aşk,
ki sevda,
yetinmiyor sevdayla...,
ve artık melekler
kırpıp tüylerini,
noksan kanatlarla serpiştiriyor
yıldız ölülerini boşluğa…,
kalbime yasladığım keman,
büyülü tınısına metal kokular sızdırırken,
incinmenin böylesi…,
melek kalbinde patlayan acılı yıldız;
ve kanayan dize,
ah,
kıymetlim;
bırak artık râvi kayıtlı mesaj yollama,
her sözcüğün,
yüreğimin zırhına bir kara delik,
son bulsun bu dara almalar,
vur artık beni,
en kanayan dizemden...,
ah;
ayakkabı boyacısı çingene
ilahi, kulağı kesik ve yetmişlik
boyacı derviş mustafa dede;
ayakkabılar parlıyor amma ne parlıyor,
şu çilekeş takunyaları bile boyayacaksın belki lakin,
her hevesin peşinden koşulmuyor,
koşulmuyor;
bilirsin…,
all/ah/uekber
adını hecele sü/rey/ya/nın…
ve kaç asırdır suskunsun sen,
ki sen,
anadolu gırtlaklı bir kayyumusun kalbimin,
kimse senin gibi söyleyemezken,
öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı,
ve lisanından süzülen sesine
ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,
sen;
elmacık kemiklerinden akan
eflatun ırmakların çakıl taşları ile üç taş oynayan,
ihramı içinde mütemadî bir umrede,
yalınayak seyy/ah/sın,
yetim yürekli bir çukurova bozlağına
her veda edişimle çoğalan,
aşkın salyalarından tiksinmeyen
ben…
kalbinin ılık suyunda,
gurbet garipliğimi saklarken,
pişkin bir vefasızlıkla;
buyurgan nefsimin,
yüreğine attığı tırnak izlerinin,
tahammülle bağışlayanısın,
çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi,
sen, gece yarısı uykundan uyanıp,
yumulu gözlerinle,
mısralarına heceler seçen sevdalısın…
esirgeme benden,
merhametle bakan gözlerini desem,
kederli nazarlarını önüne düşürürsün,
bahtı gibi kömür gözlüm…
ay ışığına yakılmış bir sonat gibi,
sarıl bana ey aşk,
sarıl ve yarama dokun…
bir soğuk su içsem uzakta yâr üşür,
bir mektupsun o/ndan,
duadan ötesin,
evet bir ah/sın sen,
yekûnu simmsiy/ah bir ah…
masumsun ve dervişinim,
gözlerin bana derg/âh,
fermanım elindeki padiş/ah,
aşkınla ne üzgünüm ne de derbeder,
sıyrıldım yaşamın yüklerinden hep birer birer,
turuncu gülüm gerisi boş,
sen sağlığından ver haber,
ömrüm geçiyor seninle,
nerde tasa ve keder,
açmış kucağını bizi bekliyor sonsuzluk;
all/ah/uekber…