Beni terk ettiğin gün hayatımın ortasına kocaman bir boşluk bıraktın. Yüreğine koymadığın sevgimin hafifliğinde ezilerek Omzuma koymadığın elinin ağırlığıyla büyüdüm. İçimde sana ayrılmış bir yer vardı, kimse oturmadı. Tozlandı. Affetmek bana düşmedi, Çünkü sen bir hata değil, bilinçli bir vazgeçiştin. Bugün ayakta durabiliyorsam, bu senden kalan bir güç değil Bu, hiç tutulmamış bir elin bana öğrettiği dengedir. Doğmadan yetim bırakılan kelimeler gibi boğazımda kaldın Ben seni özlemedim baba, Çünkü sen boşluğun kalıcı ikametiydin.
Bir erkeğin gölgesinde büyümedim, Kendi karanlığımı boyuma göre kestim. Herkes babasını sırtında taşır, Ben sensizliği sırtlandım Sessizliği ana dil belledim Bu yüzden kamburum sevgi değil, suskunluktur.
Çocukluğum, kapısı kilitli bir akşam gibi durur hâlâ içimde Ne gireni oldu ne çıkanın ardına bakanı.
Sen gidişi seçtiğin gün, ben hayatta kalmayı öğrendim. İçimdeki çocuk hâlâ sana bakacak bir yükseklik arar, Ama ben ona merdiven yerine sabrı öğrettim. Herkes babasını anlatırken geçmiş zaman kullanır, Benim cümlelerim hep şimdiki zamandır. Çünkü sen hâlâ yokluğunla sürüyorsun. Ve tekrar ediyorum Bazı terk edişler affedilmez, Çünkü hatadan değil, tercihten doğar.
...... Özlem hanımcım, "Baba" deyince yazılan şiirler vardır sizinki gibi, bir de yazdıkça dinmeyen yokluklar… Ben ikinci yerden konuştum; satırlarınız araladı bu konuşmayı. Kimisine, yüreğine özlemler yazacak kadar güzel sevgiler nasip olur, kimisine yokluğun soğuğunda şükürler içmek. Kısmet:)))
Yeni yıl bir kapı değildir; aralandığında umut dökülecek bir eşik hiç olmadı. Takvim yaprakları yalnızca eskir, insanın kaderiyle pazarlık yapmaz. Gece yarısı sayılan saniyeler, hayatın borcunu silmez; dilekler yazılınca acılar yerinden kalkıp gitmez. Yıl değişir, alışkanlıklar yerinde kalır; rakamlar yenilenir, yaralar eski tarihini korur. Çünkü yeni olan yıl değil, insanın iradesidir; o değişmedikçe takvim yalnızca aynı hikâyeyi başka bir sayfaya yazar.
Bence hayat yeni yılla değil; affettiğin, vazgeçtiğin, yeniden başladığın anda değişir. Aynı kalmayı seçersen hiçbir şey değişmez. Yeni yıl dilek alır ama kader dağıtmaz. İnsanlar yılı değiştirerek hayatın değişeceğini sanır; zaman, bu yanılgıya gülerek akar.
İnsanların kendilerine bunu neden yaptığını sorgulamama sebep olan şey, sigara. Kapalı alanlarda sigara içilmesine izin verilmesinden son derece rahatsızım. Evet, size iyi geliyor olabilir, seviyor da olabilirsiniz; ama beni zehirlemeye hakkınız yok. Yıl olmuş 2025, hâlâ bunu tartışıyor olmam çok sıkıcı bir durum..
Yalnızlık, insanın kendine bile sesini alçaltarak konuştuğu bir iç sürgündür. Kalabalıklar sadece haritadır; asıl ıssızlık, kalbin işaretlenmeyen yerinde başlar. Aynı zamanda bir eksiklik değil, fazlalıktır çoğu zaman; söyleyemediklerinin, içine gömdüklerinin, yarım bırakılmış duaların taşmasıdır.
Ayrı yazılıyor adlarımız artık tanıdık seslerde, Sensizlik içimde bir suç gibi duruyor. Kalbimden geçen her yol kapalı; tabelalarında sen yazıyor ama varış yok. İçimdeki toprağı tuzladım, umut yeşermesin diye. Bu beden ayakta ama ruhu çömelmiş; gecelerden af diliyor. Işık yüzüme bakmıyor, aynalar beni tanımıyor. Bir zamanlar adınla açılan pencereler şimdi duvar kesildi. Acımı saklamadım; ona yer yaptım, baş köşeye oturttum. Yürüdüğüm her mesafede eksiliyorum. Sessizliğim gürültüden ağır; taş gibi çökmüş içime. Akşam, günün alnına kara bir mühür basıyor. Ne geçmiş beni istiyor ne gelecek; ikisinin de fazlalığıyım. G.Ç.
Sonsuz Renkler Ülkesi’ne gitmek, bir yer değiştirmek değildir; bir hâl değiştirmektir. Oraya adım atmak için yol bilmek yetmez, bakmayı öğrenmek gerekir. Çünkü o ülkede renkler gözle değil, gönülle görülür. Acele edenlerin fark edemediği tonlar, bekleyenlerin sabrında yavaş yavaş belirir. Renkler çoğaldıkça insan sadeleşir. Fazlalıklar yolda dökülür, yükler hafifler. Her bırakış yeni bir renktir aslında; her vazgeçiş, daha derin bir anlamın kapısını aralar. Bu yüzden o ülkeye herkes gidemez. En parlak tonlar bile sessizdir orada. Sevinç bağırmaz, huzur kendini ispatlamaz. İnsan, aradığını bulduğu için değil; aramaktan yorulduğu için dinlenir orada.
Sana seslenmiyorum artık, kendime konuşuyorum. Unutamamak bir zaaf değil, yarım kalmışlığın hatırası. Her şey yaşandığı kadar değerliydi fazlası hayal, azı inkâr olurdu. Sen hayatımdan çıktın, benden geçmedin. Bazı insanlar kalmak için değil, iz bırakmak için gelirmiş. Ben seni unutmadım; sevgini doğru yere koydum.
İçimde susarak güçlenen bir yorgunluk, konuşursa dağılacak bir sabır var. Neşeyi aceleyle tüketmiyorum, hüznü de inkâr etmiyorum. Hayatla aramda ince bir mesafe bıraktım; ne çok yakınım kırılacak kadar, ne çok uzağım vazgeçecek kadar. Bugün ruh hâlim; kabullenişle direniş arasında, sessiz ama uyanık.
Beni terk ettiğin gün hayatımın ortasına
kocaman bir boşluk bıraktın.
Yüreğine koymadığın sevgimin hafifliğinde ezilerek
Omzuma koymadığın elinin ağırlığıyla büyüdüm.
İçimde sana ayrılmış bir yer vardı, kimse oturmadı.
Tozlandı.
Affetmek bana düşmedi,
Çünkü sen bir hata değil, bilinçli bir vazgeçiştin.
Bugün ayakta durabiliyorsam, bu senden kalan bir güç değil
Bu, hiç tutulmamış bir elin bana öğrettiği dengedir.
Doğmadan yetim bırakılan kelimeler gibi boğazımda kaldın
Ben seni özlemedim baba,
Çünkü sen boşluğun kalıcı ikametiydin.
Bir erkeğin gölgesinde büyümedim,
Kendi karanlığımı boyuma göre kestim.
Herkes babasını sırtında taşır,
Ben sensizliği sırtlandım
Sessizliği ana dil belledim
Bu yüzden kamburum sevgi değil, suskunluktur.
Çocukluğum, kapısı kilitli bir akşam gibi durur hâlâ içimde
Ne gireni oldu ne çıkanın ardına bakanı.
Sen gidişi seçtiğin gün, ben hayatta kalmayı öğrendim.
İçimdeki çocuk hâlâ sana bakacak bir yükseklik arar,
Ama ben ona merdiven yerine sabrı öğrettim.
Herkes babasını anlatırken geçmiş zaman kullanır,
Benim cümlelerim hep şimdiki zamandır.
Çünkü sen hâlâ yokluğunla sürüyorsun.
Ve tekrar ediyorum
Bazı terk edişler affedilmez,
Çünkü hatadan değil, tercihten doğar.
......
Özlem hanımcım, "Baba" deyince yazılan şiirler vardır sizinki gibi, bir de yazdıkça dinmeyen yokluklar… Ben ikinci yerden konuştum; satırlarınız araladı bu konuşmayı.
Kimisine, yüreğine özlemler yazacak kadar güzel sevgiler nasip olur, kimisine yokluğun soğuğunda şükürler içmek. Kısmet:)))
Yeni yıl bir kapı değildir; aralandığında umut dökülecek bir eşik hiç olmadı.
Takvim yaprakları yalnızca eskir, insanın kaderiyle pazarlık yapmaz.
Gece yarısı sayılan saniyeler, hayatın borcunu silmez; dilekler yazılınca acılar yerinden kalkıp gitmez.
Yıl değişir, alışkanlıklar yerinde kalır; rakamlar yenilenir, yaralar eski tarihini korur.
Çünkü yeni olan yıl değil, insanın iradesidir; o değişmedikçe takvim yalnızca aynı hikâyeyi başka bir sayfaya yazar.
Bence hayat yeni yılla değil; affettiğin, vazgeçtiğin, yeniden başladığın anda değişir. Aynı kalmayı seçersen hiçbir şey değişmez.
Yeni yıl dilek alır ama kader dağıtmaz.
İnsanlar yılı değiştirerek hayatın değişeceğini sanır; zaman, bu yanılgıya gülerek akar.
İnsanların kendilerine bunu neden yaptığını sorgulamama sebep olan şey, sigara.
Kapalı alanlarda sigara içilmesine izin verilmesinden son derece rahatsızım. Evet, size iyi geliyor olabilir, seviyor da olabilirsiniz; ama beni zehirlemeye hakkınız yok. Yıl olmuş 2025, hâlâ bunu tartışıyor olmam çok sıkıcı bir durum..
Yalnızlık, insanın kendine bile sesini alçaltarak konuştuğu bir iç sürgündür.
Kalabalıklar sadece haritadır; asıl ıssızlık, kalbin işaretlenmeyen yerinde başlar.
Aynı zamanda bir eksiklik değil, fazlalıktır çoğu zaman; söyleyemediklerinin, içine gömdüklerinin, yarım bırakılmış duaların taşmasıdır.
Gece, yalnızlık değil; arınmadır.
Kimseye anlatamadıklarımı sessizliğe bırakırım, o yargılamaz.
Gündüz konuşarak yorulan ruh, o anlarda susarak dinlenir.
Gece, kaçış değil; kendine varıştır.
Kuytu bir köşede oturur, hayatın gürültüsünden geriye kalan beni dinlerim.
Ayrı yazılıyor adlarımız artık tanıdık seslerde,
Sensizlik içimde bir suç gibi duruyor.
Kalbimden geçen her yol kapalı; tabelalarında sen yazıyor ama varış yok.
İçimdeki toprağı tuzladım, umut yeşermesin diye.
Bu beden ayakta ama ruhu çömelmiş; gecelerden af diliyor.
Işık yüzüme bakmıyor, aynalar beni tanımıyor.
Bir zamanlar adınla açılan pencereler şimdi duvar kesildi.
Acımı saklamadım; ona yer yaptım, baş köşeye oturttum.
Yürüdüğüm her mesafede eksiliyorum.
Sessizliğim gürültüden ağır; taş gibi çökmüş içime.
Akşam, günün alnına kara bir mühür basıyor.
Ne geçmiş beni istiyor ne gelecek; ikisinin de fazlalığıyım. G.Ç.
Sonsuz Renkler Ülkesi’ne gitmek, bir yer değiştirmek değildir; bir hâl değiştirmektir.
Oraya adım atmak için yol bilmek yetmez, bakmayı öğrenmek gerekir.
Çünkü o ülkede renkler gözle değil, gönülle görülür.
Acele edenlerin fark edemediği tonlar, bekleyenlerin sabrında yavaş yavaş belirir.
Renkler çoğaldıkça insan sadeleşir.
Fazlalıklar yolda dökülür, yükler hafifler.
Her bırakış yeni bir renktir aslında; her vazgeçiş, daha derin bir anlamın kapısını aralar.
Bu yüzden o ülkeye herkes gidemez.
En parlak tonlar bile sessizdir orada.
Sevinç bağırmaz, huzur kendini ispatlamaz.
İnsan, aradığını bulduğu için değil; aramaktan yorulduğu için dinlenir orada.
Sana seslenmiyorum artık, kendime konuşuyorum.
Unutamamak bir zaaf değil, yarım kalmışlığın hatırası.
Her şey yaşandığı kadar değerliydi
fazlası hayal, azı inkâr olurdu.
Sen hayatımdan çıktın, benden geçmedin.
Bazı insanlar kalmak için değil, iz bırakmak için gelirmiş.
Ben seni unutmadım; sevgini doğru yere koydum.
İçimde susarak güçlenen bir yorgunluk,
konuşursa dağılacak bir sabır var.
Neşeyi aceleyle tüketmiyorum,
hüznü de inkâr etmiyorum.
Hayatla aramda ince bir mesafe bıraktım;
ne çok yakınım kırılacak kadar,
ne çok uzağım vazgeçecek kadar.
Bugün ruh hâlim; kabullenişle direniş arasında, sessiz ama uyanık.