Bir kaşık bal, bir arının ömrü boyunca üretebildiği balın yaklaşık 1/12’sidir. Yani kahvaltıda sürdüğünüz o tek kaşık için, ondan fazla arı hayatı boyunca durmadan çalışmıştır. Bu yüzden bal, doğadaki en “emeği yoğun” besinlerden biridir.
Kalbinizin attığı sesi kulaklarınız duyamaz; çünkü beyin, kendi çıkardığı iç sesleri filtreler. Eğer bu filtre olmasaydı, kalp atışınızın gürültüsü, kanın damarlarınızda akışı ve hatta gözlerinizin hareketi bile sürekli bir uğultu gibi sizi rahatsız ederdi. Beyin, sizi delirtmemek için kendi bedeninizin sesini susturur.
Unutmak, hatıranın kalbinden değil, dilinden sürgün edilmesidir. Bazı anılar vardır, toprağa gömülür ama kök salıp rüyalarımızdan filiz verir. Unutmak bir silgi değil, bir örtüdür; zamanla örter.
Aşkta duygu kalbin ateşidir; insanı yürütür, cesaret verir. Mantık ise yol haritasıdır; ateşin evi yakmasını engeller. Biri olmadan diğeri eksik kalır: Sadece duygu › kör cesaret, hızlı yanış Sadece mantık › güvenli ama ruhsuz bir bekleyiş Gerçek aşk, bu iki ikiz kardeşin aynı sofraya oturabildiği yerde yaşar. Kalp ister, akıl korur. Kalp sever, akıl sürdürür.
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi Tükürsek cinayet sayılıyor artık Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların.. (Ahmet Telli)
Bir kuşağın kayboluşuna, umudun, vicdanın, aşkın geri çekilişine, toplumun sertleşmesine yakılmış sessiz ama derin bu ağıt ne çok şey anlatıyor bize..
Beni terk ettiğin gün hayatımın ortasına kocaman bir boşluk bıraktın. Yüreğine koymadığın sevgimin hafifliğinde ezilerek Omzuma koymadığın elinin ağırlığıyla büyüdüm. İçimde sana ayrılmış bir yer vardı, kimse oturmadı. Tozlandı. Affetmek bana düşmedi, Çünkü sen bir hata değil, bilinçli bir vazgeçiştin. Bugün ayakta durabiliyorsam, bu senden kalan bir güç değil Bu, hiç tutulmamış bir elin bana öğrettiği dengedir. Doğmadan yetim bırakılan kelimeler gibi boğazımda kaldın Ben seni özlemedim baba, Çünkü sen boşluğun kalıcı ikametiydin.
Bir erkeğin gölgesinde büyümedim, Kendi karanlığımı boyuma göre kestim. Herkes babasını sırtında taşır, Ben sensizliği sırtlandım Sessizliği ana dil belledim Bu yüzden kamburum sevgi değil, suskunluktur.
Çocukluğum, kapısı kilitli bir akşam gibi durur hâlâ içimde Ne gireni oldu ne çıkanın ardına bakanı.
Sen gidişi seçtiğin gün, ben hayatta kalmayı öğrendim. İçimdeki çocuk hâlâ sana bakacak bir yükseklik arar, Ama ben ona merdiven yerine sabrı öğrettim. Herkes babasını anlatırken geçmiş zaman kullanır, Benim cümlelerim hep şimdiki zamandır. Çünkü sen hâlâ yokluğunla sürüyorsun. Ve tekrar ediyorum Bazı terk edişler affedilmez, Çünkü hatadan değil, tercihten doğar.
...... Özlem hanımcım, "Baba" deyince yazılan şiirler vardır sizinki gibi, bir de yazdıkça dinmeyen yokluklar… Ben ikinci yerden konuştum; satırlarınız araladı bu konuşmayı. Kimisine, yüreğine özlemler yazacak kadar güzel sevgiler nasip olur, kimisine yokluğun soğuğunda şükürler içmek. Kısmet:)))
Yeni yıl bir kapı değildir; aralandığında umut dökülecek bir eşik hiç olmadı. Takvim yaprakları yalnızca eskir, insanın kaderiyle pazarlık yapmaz. Gece yarısı sayılan saniyeler, hayatın borcunu silmez; dilekler yazılınca acılar yerinden kalkıp gitmez. Yıl değişir, alışkanlıklar yerinde kalır; rakamlar yenilenir, yaralar eski tarihini korur. Çünkü yeni olan yıl değil, insanın iradesidir; o değişmedikçe takvim yalnızca aynı hikâyeyi başka bir sayfaya yazar.
Bence hayat yeni yılla değil; affettiğin, vazgeçtiğin, yeniden başladığın anda değişir. Aynı kalmayı seçersen hiçbir şey değişmez. Yeni yıl dilek alır ama kader dağıtmaz. İnsanlar yılı değiştirerek hayatın değişeceğini sanır; zaman, bu yanılgıya gülerek akar.
İnsanların kendilerine bunu neden yaptığını sorgulamama sebep olan şey, sigara. Kapalı alanlarda sigara içilmesine izin verilmesinden son derece rahatsızım. Evet, size iyi geliyor olabilir, seviyor da olabilirsiniz; ama beni zehirlemeye hakkınız yok. Yıl olmuş 2025, hâlâ bunu tartışıyor olmam çok sıkıcı bir durum..
Bir kaşık bal, bir arının ömrü boyunca üretebildiği balın yaklaşık 1/12’sidir. Yani kahvaltıda sürdüğünüz o tek kaşık için, ondan fazla arı hayatı boyunca durmadan çalışmıştır. Bu yüzden bal, doğadaki en “emeği yoğun” besinlerden biridir.
Kalbinizin attığı sesi kulaklarınız duyamaz; çünkü beyin, kendi çıkardığı iç sesleri filtreler. Eğer bu filtre olmasaydı, kalp atışınızın gürültüsü, kanın damarlarınızda akışı ve hatta gözlerinizin hareketi bile sürekli bir uğultu gibi sizi rahatsız ederdi. Beyin, sizi delirtmemek için kendi bedeninizin sesini susturur.
Unutmak, hatıranın kalbinden değil, dilinden sürgün edilmesidir.
Bazı anılar vardır, toprağa gömülür ama kök salıp rüyalarımızdan filiz verir.
Unutmak bir silgi değil, bir örtüdür; zamanla örter.
Aşkta duygu kalbin ateşidir; insanı yürütür, cesaret verir.
Mantık ise yol haritasıdır; ateşin evi yakmasını engeller.
Biri olmadan diğeri eksik kalır:
Sadece duygu › kör cesaret, hızlı yanış
Sadece mantık › güvenli ama ruhsuz bir bekleyiş
Gerçek aşk, bu iki ikiz kardeşin aynı sofraya oturabildiği yerde yaşar.
Kalp ister, akıl korur.
Kalp sever, akıl sürdürür.
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların.. (Ahmet Telli)
Bir kuşağın kayboluşuna, umudun, vicdanın, aşkın geri çekilişine, toplumun sertleşmesine yakılmış sessiz ama derin bu ağıt ne çok şey anlatıyor bize..
Düşünce suçu ölümle cezalandırılmaz; düşünce suçu ölümdür.
George Orwell - 1984
Beni terk ettiğin gün hayatımın ortasına
kocaman bir boşluk bıraktın.
Yüreğine koymadığın sevgimin hafifliğinde ezilerek
Omzuma koymadığın elinin ağırlığıyla büyüdüm.
İçimde sana ayrılmış bir yer vardı, kimse oturmadı.
Tozlandı.
Affetmek bana düşmedi,
Çünkü sen bir hata değil, bilinçli bir vazgeçiştin.
Bugün ayakta durabiliyorsam, bu senden kalan bir güç değil
Bu, hiç tutulmamış bir elin bana öğrettiği dengedir.
Doğmadan yetim bırakılan kelimeler gibi boğazımda kaldın
Ben seni özlemedim baba,
Çünkü sen boşluğun kalıcı ikametiydin.
Bir erkeğin gölgesinde büyümedim,
Kendi karanlığımı boyuma göre kestim.
Herkes babasını sırtında taşır,
Ben sensizliği sırtlandım
Sessizliği ana dil belledim
Bu yüzden kamburum sevgi değil, suskunluktur.
Çocukluğum, kapısı kilitli bir akşam gibi durur hâlâ içimde
Ne gireni oldu ne çıkanın ardına bakanı.
Sen gidişi seçtiğin gün, ben hayatta kalmayı öğrendim.
İçimdeki çocuk hâlâ sana bakacak bir yükseklik arar,
Ama ben ona merdiven yerine sabrı öğrettim.
Herkes babasını anlatırken geçmiş zaman kullanır,
Benim cümlelerim hep şimdiki zamandır.
Çünkü sen hâlâ yokluğunla sürüyorsun.
Ve tekrar ediyorum
Bazı terk edişler affedilmez,
Çünkü hatadan değil, tercihten doğar.
......
Özlem hanımcım, "Baba" deyince yazılan şiirler vardır sizinki gibi, bir de yazdıkça dinmeyen yokluklar… Ben ikinci yerden konuştum; satırlarınız araladı bu konuşmayı.
Kimisine, yüreğine özlemler yazacak kadar güzel sevgiler nasip olur, kimisine yokluğun soğuğunda şükürler içmek. Kısmet:)))
Yeni yıl bir kapı değildir; aralandığında umut dökülecek bir eşik hiç olmadı.
Takvim yaprakları yalnızca eskir, insanın kaderiyle pazarlık yapmaz.
Gece yarısı sayılan saniyeler, hayatın borcunu silmez; dilekler yazılınca acılar yerinden kalkıp gitmez.
Yıl değişir, alışkanlıklar yerinde kalır; rakamlar yenilenir, yaralar eski tarihini korur.
Çünkü yeni olan yıl değil, insanın iradesidir; o değişmedikçe takvim yalnızca aynı hikâyeyi başka bir sayfaya yazar.
Bence hayat yeni yılla değil; affettiğin, vazgeçtiğin, yeniden başladığın anda değişir. Aynı kalmayı seçersen hiçbir şey değişmez.
Yeni yıl dilek alır ama kader dağıtmaz.
İnsanlar yılı değiştirerek hayatın değişeceğini sanır; zaman, bu yanılgıya gülerek akar.
İnsanların kendilerine bunu neden yaptığını sorgulamama sebep olan şey, sigara.
Kapalı alanlarda sigara içilmesine izin verilmesinden son derece rahatsızım. Evet, size iyi geliyor olabilir, seviyor da olabilirsiniz; ama beni zehirlemeye hakkınız yok. Yıl olmuş 2025, hâlâ bunu tartışıyor olmam çok sıkıcı bir durum..