Çocuk olmak, zamanın henüz kirletmediği bir bilinçtir. Korkunun adını bilmeden titreyen bir kalbin ilksel masumiyetidir. O, dünyanın henüz ağırlık kazanmadığı bir eşikte, hayalin yerçekimine meydan okuduğu tek çağdır.
Umut, varoluşun karanlık boşluğuna atılmış bir tohumdur. Toprağı acı, suyu gözyaşıdır ama filizi göğe uzanır. Umut, kaderin paslı zincirlerine vurulmuş ince bir çatlak gibidir; kırılmaz belki, fakat ışığı içeri sızdırır. Bazen de bir bekleyiştir; zamanın ağır adımlarını sabırla sayan, vazgeçmeyi utandıran sessiz bir direniş.
Susmak, kelimelerin ölümü değil; mânânın derin dehlizlere çekilip sabra gömülmesidir. Sessizlik, harflerin değil hakikatin kefenidir; örtmez, aksine çıplaklığı daha yakıcı kılar.
Hasret, ruhun zamana karşı açtığı bir iç davasıdır, gecikmiş anların birikerek içte kurduğu görünmez mahkeme. Kavuşmaktan çok, insanın kendi eksilmesine tanık oluşudur.
İnsan giderken aslında bir yerden değil, bir ihtimalden vazgeçer; kalpte kapanan kapı, evrende açılan bir boşluk olur. Ve gidiş, en çok kalanın içini büyüten bir yokluk mimarisidir.
Sevgili, Zamanın nabzında titreşen bir kırılma anısın; varlığın, suskunluğun bile gölgeye mana giydirdiği kadim bir sızı. Sen, unutuluşun eşiğinde parlayan bir arketip, ruhumun en kuytu katmanında mühürlenmiş bir ihtimalsin. Ve ben, adını anınca varoluşu yeniden yorumlayan, yokluğunu bile metafizik bir yakınlığa dönüştüren bir yolcuyum..
Bir kaşık bal, bir arının ömrü boyunca üretebildiği balın yaklaşık 1/12’sidir. Yani kahvaltıda sürdüğünüz o tek kaşık için, ondan fazla arı hayatı boyunca durmadan çalışmıştır. Bu yüzden bal, doğadaki en “emeği yoğun” besinlerden biridir.
Kalbinizin attığı sesi kulaklarınız duyamaz; çünkü beyin, kendi çıkardığı iç sesleri filtreler. Eğer bu filtre olmasaydı, kalp atışınızın gürültüsü, kanın damarlarınızda akışı ve hatta gözlerinizin hareketi bile sürekli bir uğultu gibi sizi rahatsız ederdi. Beyin, sizi delirtmemek için kendi bedeninizin sesini susturur.
Unutmak, hatıranın kalbinden değil, dilinden sürgün edilmesidir. Bazı anılar vardır, toprağa gömülür ama kök salıp rüyalarımızdan filiz verir. Unutmak bir silgi değil, bir örtüdür; zamanla örter.
Aşkta duygu kalbin ateşidir; insanı yürütür, cesaret verir. Mantık ise yol haritasıdır; ateşin evi yakmasını engeller. Biri olmadan diğeri eksik kalır: Sadece duygu › kör cesaret, hızlı yanış Sadece mantık › güvenli ama ruhsuz bir bekleyiş Gerçek aşk, bu iki ikiz kardeşin aynı sofraya oturabildiği yerde yaşar. Kalp ister, akıl korur. Kalp sever, akıl sürdürür.
Çocuk olmak, zamanın henüz kirletmediği bir bilinçtir.
Korkunun adını bilmeden titreyen bir kalbin ilksel masumiyetidir.
O, dünyanın henüz ağırlık kazanmadığı bir eşikte,
hayalin yerçekimine meydan okuduğu tek çağdır.
Umut, varoluşun karanlık boşluğuna atılmış bir tohumdur. Toprağı acı, suyu gözyaşıdır ama filizi göğe uzanır.
Umut, kaderin paslı zincirlerine vurulmuş ince bir çatlak gibidir; kırılmaz belki, fakat ışığı içeri sızdırır.
Bazen de bir bekleyiştir; zamanın ağır adımlarını sabırla sayan, vazgeçmeyi utandıran sessiz bir direniş.
Susmak, kelimelerin ölümü değil; mânânın derin dehlizlere çekilip sabra gömülmesidir.
Sessizlik, harflerin değil hakikatin kefenidir; örtmez, aksine çıplaklığı daha yakıcı kılar.
Hasret, ruhun zamana karşı açtığı bir iç davasıdır, gecikmiş anların birikerek içte kurduğu görünmez mahkeme.
Kavuşmaktan çok, insanın kendi eksilmesine tanık oluşudur.
İnsan giderken aslında bir yerden değil, bir ihtimalden vazgeçer; kalpte kapanan kapı, evrende açılan bir boşluk olur.
Ve gidiş, en çok kalanın içini büyüten bir yokluk mimarisidir.
Sevgili,
Zamanın nabzında titreşen bir kırılma anısın; varlığın, suskunluğun bile gölgeye mana giydirdiği kadim bir sızı.
Sen, unutuluşun eşiğinde parlayan bir arketip, ruhumun en kuytu katmanında mühürlenmiş bir ihtimalsin.
Ve ben, adını anınca varoluşu yeniden yorumlayan, yokluğunu bile metafizik bir yakınlığa dönüştüren bir yolcuyum..
Bir kaşık bal, bir arının ömrü boyunca üretebildiği balın yaklaşık 1/12’sidir. Yani kahvaltıda sürdüğünüz o tek kaşık için, ondan fazla arı hayatı boyunca durmadan çalışmıştır. Bu yüzden bal, doğadaki en “emeği yoğun” besinlerden biridir.
Kalbinizin attığı sesi kulaklarınız duyamaz; çünkü beyin, kendi çıkardığı iç sesleri filtreler. Eğer bu filtre olmasaydı, kalp atışınızın gürültüsü, kanın damarlarınızda akışı ve hatta gözlerinizin hareketi bile sürekli bir uğultu gibi sizi rahatsız ederdi. Beyin, sizi delirtmemek için kendi bedeninizin sesini susturur.
Unutmak, hatıranın kalbinden değil, dilinden sürgün edilmesidir.
Bazı anılar vardır, toprağa gömülür ama kök salıp rüyalarımızdan filiz verir.
Unutmak bir silgi değil, bir örtüdür; zamanla örter.
Aşkta duygu kalbin ateşidir; insanı yürütür, cesaret verir.
Mantık ise yol haritasıdır; ateşin evi yakmasını engeller.
Biri olmadan diğeri eksik kalır:
Sadece duygu › kör cesaret, hızlı yanış
Sadece mantık › güvenli ama ruhsuz bir bekleyiş
Gerçek aşk, bu iki ikiz kardeşin aynı sofraya oturabildiği yerde yaşar.
Kalp ister, akıl korur.
Kalp sever, akıl sürdürür.