Nas ... Faizler düştü, bir kesim kredilendi. Alınan krediler dövize gitti O döviz kur korumalı ya yattı. Yani Bilinçli bir politikayla aynı kesime iki yolla servet transferi yapıldı.
Üretimde bilinçli bir şekilde maliyet yüksek tutuluyor, tarlada ürün bedava isteniyor, aracı iki kere fiyat artırarak kazanıyor.
Borçlanan toplum kendi derdiyle uğraşırken, üst katman istediklerini gerçekleştirme kolaylığını sağlıyor. Üstte çok şey değişiyor ama alt tabaka anlama çaresi elinden alınmış olarak tehditle gözünü kapatıyor ve hiç haberi yokmuş gibi üç maymunu oynamak zorunda bırakılıyor.
Gözünü açarsa ne değişir ? Hiç bir şey değişmez, çünkü bu ortamı değiştirme riskine girenler, mecburi bir dönem sıkıntılarla hareket etmek zorunda ve bu yıllar alır. İşte bu geçen sürede bu halk geçmişi idrak edip, gözünü gönlünü açıp destek verirmi. Burası gerçekten kocaman hayır. Gelenin elinde sihir var sanki, ertesi gün herşey düzelsin bekler, sonraki güne tahammül göstermez maalesef. Bunun örneğini geçmişte yaşadık ve bugünlerin var olmasına destek verdik. Sonrası değişir mi? Gerçekten inancım kalmadı. Her insani duyguyu kaybetmiş olmak, yarını da gayet açık anlatıyor.
Ha bir de susmayı öğrendim İçimden geldiği gibi konuşmuyorum artık çünkü gün geliyor o masum cümlelerinle vuruyorlar seni En zayıf anını bekliyorlar Hem zaten çok konuşmak erkek adama yakışmaz
Ne güzel bağımlı olmadan yaşamak.Birilerine bağlı olmak ama bağımlı olmadan sevmek . Önce kendini sevmek-yeni öğrendiğim birşey bu- Kendimle vakit geçirmek ki müthiş güzel bir şeymiş. Suçlamadan, yargılamadan kendini anlamaya çalışmak, kendi ritmini dinlemek.İnsanların önyargılarıyla mücadele etmemek . Artık umrumda bile değil suçlamalar,üstünlük kurma çabaları.Manipülasyonlar .Ey özgürlük sıradan bir adam olmanın dayanılmaz hafifliği.
Diz çökmedim ... çökemem eğilemem asla Benim başkaldırım bir çığlıktır sisteme Yok sayar da beni gecelerin buğulu karası İsyanım güneş gibi Yakarak doğacak tüm sabahlara
Gri şehrin puslu bir akşamüstüydü.Günlerdir evimde kasvetle oturuyordum.İçimdeki sıkıntı beni iyice boğmaya başlamıştı.Yağması beklenen yağmur bir türlü yağmıyor, havaya tuhaf bir ağırlık veriyordu.Fakat en nihayetinde yağmaya başladı. Evimizin camını açtım yağmurun sesi ne de güzeldi.Damlalarının sesi içimdeki uhuneti dağıtmaya başlamıştı.Dünyanın en güzel melodisi gibiydi.Toprağın,ıslak çimin kokusunu derin derin içime çektim. Uzun bir müddet bu güzelliğin zevkine varmak için evimin terasına çıktım . Aman yarabbim! Bu nasıl bir muhteşemlikti havadaki.Çıktığım yer bir teras değil bir masal ülkesiydi sanki. Evimiz ovayı andıran bir yerde olduğu için dört bir yandan dağlar görünür.İşte terastan baktığımda karşımdaki dağa ve önündeki bütün binalara yağan bulutların arasından Güneş bir yol bulmuş, akşamüstü olduğu için, kızıla çalan altın rengini ,büyük bir cömertlikle üzerlerine serpmişti.Sanki tuhaf büyük bir spot ışığı yanıyordu şehrin bu bölümünde. Çirkin beton yapılar,gelip geçen arabalar kızıl , sıradışı, puslu fakat pasparlak bir hayale dönüşmüştüler sanki . Yağmur yağmaya devam ediyordu ve en nihayetinde beklediğim gökkuşağı da belli belirsiz ortaya çıkmaya başlamıştı.Kırmızı ve çok hafif bir yeşilde, lakin kocaman bir gökkuşağıydı. Büyük gizemli bir kapıyı andırıyordu.Terastan arka tarafa baktığımda muhteşem bir kızıl gökyüzü beni bekliyordu.Bulutlar kıpkızıl,arada görünen değişik bir mavi...Büyülenmiştim âdeta.Sanki boyut atlamıştım . Şehrin o kulak tırmalayan sesini duymuyordum artık. Kulağımda sadece yağmurun sesi,serçelerin sevinçli cıvıltıları,gözlerimde kızıl mavi ve yer yer altın sarısı olan bir hayal şehri,burnumda da dört bir yanı saran mis gibi yeşillik kokusu vardı... Ne kadar durduğumu bilmiyorum fakat bildiğim tek şey hayatın bize verilen ne kadar mucizevi armağan olduğuydu. Daralmış ruhuma şifa gibi gelen bu an için Rabbime minnettarım. Umut hiç ummadığınız bir şekilde ve anda bir insanın kapısını işte böyle de çalabiliyor.
"Vaktim yoktu" dedik, "yorgundum" diye ekledik, Ne yorgunluk gerçektir, ne de hayatın hızı, Sadece bir dekordur bahaneleri, Dağ aşmak isteyene, her yokuş düz gelir, Gönlü olmayana ise, bahar bile güz gelir. Sığınma o gölgeye, gün gelir güneş batar; İnsan, kurduğu bahanelerin en altında yatar.
Gözünün önünde sana rağmen bir şeyler yapıldığını hissediyorsan, mesela hafta içi alelade bir gün bir yaprak düşüyorsa senden izinsiz, o kaldırımda dur!
Güneş doğdu madem, sönmez artık bu kutsal ateş, Gönlümün göğüne tek sensin, en parlak güneş! Cihan dönse ne çıkar, durdu zaman dizlerinde, Menzilim sensin artık, kayboldum gözlerinde...
İnsan, uzaklarda kalan bir gülüşün peşinden yürürken, zamanın ince ince ördüğü ağlarda sıkışır; Sonra geceler, yıldızlarıyla birlikte içindeki boşluğu yavaş yavaş örer. O vakit; boşluklarda yaşamak bir varoluş biçimin olur.
1) Seni başkası aracılığıyla davet edenin davetine gidilmez. 2) En son senin hatırlandığın davete gidilmez. 3) “Geleceksen gel” diyenin davetine gidilmez.
Nas ... Faizler düştü, bir kesim kredilendi.
Alınan krediler dövize gitti
O döviz kur korumalı ya yattı.
Yani
Bilinçli bir politikayla aynı kesime iki yolla servet transferi yapıldı.
Üretimde bilinçli bir şekilde maliyet yüksek tutuluyor, tarlada ürün bedava isteniyor, aracı iki kere fiyat artırarak kazanıyor.
Borçlanan toplum kendi derdiyle uğraşırken, üst katman istediklerini gerçekleştirme kolaylığını sağlıyor. Üstte çok şey değişiyor ama alt tabaka anlama çaresi elinden alınmış olarak tehditle gözünü kapatıyor ve hiç haberi yokmuş gibi üç maymunu oynamak zorunda bırakılıyor.
Gözünü açarsa ne değişir ?
Hiç bir şey değişmez, çünkü bu ortamı değiştirme riskine girenler, mecburi bir dönem sıkıntılarla hareket etmek zorunda ve bu yıllar alır.
İşte bu geçen sürede bu halk geçmişi idrak edip, gözünü gönlünü açıp destek verirmi. Burası gerçekten kocaman hayır.
Gelenin elinde sihir var sanki, ertesi gün herşey düzelsin bekler, sonraki güne tahammül göstermez maalesef.
Bunun örneğini geçmişte yaşadık ve bugünlerin var olmasına destek verdik.
Sonrası değişir mi?
Gerçekten inancım kalmadı. Her insani duyguyu kaybetmiş olmak, yarını da gayet açık anlatıyor.
Aynaya bakıp özeleştiri yapma vakti artık
Ha bir de susmayı öğrendim İçimden geldiği gibi konuşmuyorum artık çünkü gün geliyor o masum cümlelerinle vuruyorlar seni En zayıf anını bekliyorlar Hem zaten çok konuşmak erkek adama yakışmaz
Ne güzel bağımlı olmadan yaşamak.Birilerine bağlı olmak ama bağımlı olmadan sevmek . Önce kendini sevmek-yeni öğrendiğim birşey bu-
Kendimle vakit geçirmek ki müthiş güzel bir şeymiş.
Suçlamadan, yargılamadan kendini anlamaya çalışmak, kendi ritmini dinlemek.İnsanların önyargılarıyla mücadele etmemek . Artık umrumda bile değil suçlamalar,üstünlük kurma çabaları.Manipülasyonlar .Ey özgürlük sıradan bir adam olmanın dayanılmaz hafifliği.
Diz çökmedim ...
çökemem eğilemem asla
Benim başkaldırım bir çığlıktır sisteme
Yok sayar da beni gecelerin buğulu karası
İsyanım güneş gibi
Yakarak doğacak tüm sabahlara
Gri şehrin puslu bir akşamüstüydü.Günlerdir evimde kasvetle oturuyordum.İçimdeki sıkıntı beni iyice boğmaya başlamıştı.Yağması beklenen yağmur bir türlü yağmıyor, havaya tuhaf bir ağırlık veriyordu.Fakat en nihayetinde yağmaya başladı.
Evimizin camını açtım yağmurun sesi ne de güzeldi.Damlalarının sesi içimdeki uhuneti dağıtmaya başlamıştı.Dünyanın en güzel melodisi gibiydi.Toprağın,ıslak çimin kokusunu derin derin içime çektim.
Uzun bir müddet bu güzelliğin zevkine varmak için evimin terasına çıktım .
Aman yarabbim! Bu nasıl bir muhteşemlikti havadaki.Çıktığım yer bir teras değil bir masal ülkesiydi sanki.
Evimiz ovayı andıran bir yerde olduğu için dört bir yandan dağlar görünür.İşte terastan baktığımda karşımdaki dağa ve önündeki bütün binalara yağan bulutların arasından Güneş bir yol bulmuş, akşamüstü olduğu için, kızıla çalan altın rengini ,büyük bir cömertlikle üzerlerine serpmişti.Sanki tuhaf büyük bir spot ışığı yanıyordu şehrin bu bölümünde.
Çirkin beton yapılar,gelip geçen arabalar kızıl , sıradışı, puslu fakat pasparlak bir hayale dönüşmüştüler sanki .
Yağmur yağmaya devam ediyordu ve en nihayetinde beklediğim gökkuşağı da belli belirsiz ortaya çıkmaya başlamıştı.Kırmızı ve çok hafif bir yeşilde, lakin kocaman bir gökkuşağıydı.
Büyük gizemli bir kapıyı andırıyordu.Terastan arka tarafa baktığımda muhteşem bir kızıl gökyüzü beni bekliyordu.Bulutlar kıpkızıl,arada görünen değişik bir mavi...Büyülenmiştim âdeta.Sanki boyut atlamıştım .
Şehrin o kulak tırmalayan sesini duymuyordum artık. Kulağımda sadece yağmurun sesi,serçelerin sevinçli cıvıltıları,gözlerimde kızıl mavi ve yer yer altın sarısı olan bir hayal şehri,burnumda da dört bir yanı saran mis gibi yeşillik kokusu vardı...
Ne kadar durduğumu bilmiyorum fakat bildiğim tek şey hayatın bize verilen ne kadar mucizevi armağan olduğuydu.
Daralmış ruhuma şifa gibi gelen bu an için Rabbime minnettarım.
Umut hiç ummadığınız bir şekilde ve anda bir insanın kapısını işte böyle de çalabiliyor.
"Vaktim yoktu" dedik, "yorgundum" diye ekledik,
Ne yorgunluk gerçektir, ne de hayatın hızı,
Sadece bir dekordur bahaneleri,
Dağ aşmak isteyene, her yokuş düz gelir,
Gönlü olmayana ise, bahar bile güz gelir.
Sığınma o gölgeye, gün gelir güneş batar;
İnsan, kurduğu bahanelerin en altında yatar.
Tereddütün varsa Cuma’dan; Pazartesi’den vazgeç…
En başından bellidir yanlış giden şeyler… Sessiz sessiz yumruğunu indirir…
Gözünün önünde sana rağmen bir şeyler yapıldığını hissediyorsan, mesela hafta içi alelade bir gün bir yaprak düşüyorsa senden izinsiz, o kaldırımda dur!
Gerçeğin bir kısmını bükemezsiniz. Gerçek, bir bütün olarak kaplamalı yüreğini…
Güneş doğdu madem, sönmez artık bu kutsal ateş,
Gönlümün göğüne tek sensin, en parlak güneş!
Cihan dönse ne çıkar, durdu zaman dizlerinde,
Menzilim sensin artık, kayboldum gözlerinde...
Kışlar şimdi bahara döndü
Döndü talihimiz şansımız döndü
Yüzümüz mutluluğa huzura döndü
Gün döndü ay döndü
Bak seven gönüller geriye döndü...
Bakışın kışsa, kucağım bahar
Gelmeye hazırım.
Sende son bulsun bütün dünyalar,
Ölmeye razıyım...
Çarelerin tükendiği yerdeyim
Durma gel
Üşüdüm iliklerime dek
Yokluğun ecel...
Altı Mayıs
Karanlıklar Güneş doğurur
Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.
Soğuk suya geç girmek, onu daha sıcak yapmayacak
İnsan, uzaklarda kalan bir gülüşün peşinden yürürken, zamanın ince ince ördüğü ağlarda sıkışır;
Sonra
geceler, yıldızlarıyla birlikte içindeki boşluğu yavaş yavaş örer. O vakit; boşluklarda yaşamak bir varoluş biçimin olur.
Fırın tava geldi hamur tükendi
Akıl başa geldi ömür tükendi
Büyüğünü bilen, büyüğünden büyüktür.
Koza, kanatların bedelidir.
Kiminle dertleşirken eline koz vermiş gibi hissetmiyorsan, o kişi senin dostundur
İnsan, insanın rengini alır.
Üç davete gidilmez:
1) Seni başkası aracılığıyla davet edenin davetine gidilmez.
2) En son senin hatırlandığın davete gidilmez.
3) “Geleceksen gel” diyenin davetine gidilmez.
"Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."
Tolstoy
Eskiler şu 5 şeye güvenilmez demişler:
1- Şems-i şita
2- Sükunet-i derya
3- İltifat-ı Umera
4- Nasihat-i a'da
5- Cilve-i nisa
(kış güneşi
durgun deniz
amirin iltifatı
düşmanın nasihati
kadının cilvesi)
Hiç haber yoksa bu iyi haberdir.
Gözlerin gelir gözlerime değer
İçimde serçeler güvercinler öter
Ansızın ters köşe yapınca lambalar söner
Yemezsen büyümezsin dedikleri kazıkmış meğer...
Kırk gün kar yağar bir gün av olur.