Geçmişi öğren, bugünü yaşa ve geleceğe bak! Bugünün hakkını vermeden geçmiş ve gelecekle iyi bağlar kurmak, sağlam bağlantılar oluşturmak mümkün değildir. Bugünün hakkını verin, bugünü iyi planlayın.
Adamın biri patikada yürümekte olan Mevlana’ya ‘’Şems’i gördüm Halep’te!’’ demiş. Mevlana önce bir çığlık atar. Ardından kaftanını çıkarıp adama verir sevincinden. Yanındaki dayanamayıp az sonra; ‘’Efendim. Bu adam yalan söylüyor. Kimseyi gördüğü yok. Sizden bir şeyler koparma derdindeydi.’’ der. Mevlana tebessüm ederek; ‘’Ben biliyorum onun yalan söylediğini. Zaten onun yalanına verdim kaftanı. Doğru söylese canımı verirdim.’’ diye karşılık verir.
Bir gün varlıklı birisi arkadaşına x tatil köyünde ne kadar balık avladığını, nasıl pişirdiğini, nasıl eğlendiğini falan anlatır. Arkadaşı da ‘’Madem orada bu kadar eğleniyorsan, bu kadar mutluysan neden oraya yerleşmiyorsun?’’ diye sorar. Adam da soruya: ‘’Ama balıklar beni alkışlamıyor ki!’’ diye cevap vermiş. (Başarı, ilgi ve haz odaklı yaşamın sonu)
Bazı Abbasi halifeleri kitap tercüme edenlere tercüme ettikleri kitap ağırlığınca altın verirlermiş. O dönem Ortadoğu’nun altın çağıydı. Şimdi ise maalesef virane bir yer Ortadoğu. Benzer bir hassasiyete sahip olsalar eminim yeniden güzel, zengin, renkli bir hayat yeşeriverir o topraklarda.
1850 yılında İskoçya’da bir işçi çalıştığı fabrikadaki saatlerin sabahları ileri, akşamları ise geri alındığını yazmıştır bir mektubunda. İngiltere’deki bir işçi, mesai esnasında ustabaşına saati sormuştu. Ustabaşı da cevap vermiş, saatin kaç olduğunu kibarca söyleyivermişti. O an ustabaşının elindeki saat, iki müdür tarafından zorla elinden alınıvermişti. Bazı fabrikalarda ise sadece patronda saat olurdu. İşçilerin saat taşıması kesinlikle yasak olurdu. Saat taşıyanlar ağır şekilde cezalandırılırdı. Bazılarının maaşından kesilir, bazıları ise fazla mesaiye zorlanırdı. (Charles Dickens-Hayalet öyküleri)
Kalabalıkların düşünme süreçlerini aktive edebilmek, ayağa kalkmalarını sağlamak için bazen onların menfi duygularını tetiklemek gerekebiliyor. Bunu yapmak da entelektüel kesime düşer. Entelektüelin olmadığı, kendine entelektüel diyenlerin fildişi kulelerine çekildiği topraklarda aydınlanma mümkün değildir.
Her labirentin bir çıkışı vardır. Antik Yunan mitolojisinde Ariadne’nin ipi labirentten kurtulmasını sağlamıştır. Bugün de Minotaur ile yüzleşip kendi yolumuzu bulabilmek için bir rehbere ya da ipucuna ihtiyaç vardır. Bu bazen bir insan olur, bazen bir şarkı, bazen bir şiir, bazen bir kitap, bazen de sorudur.
Kafka’dan öğrendim ki kurtuluş diye bir şey var ama bizim için değil. Yani kurtulmakla artık ilgilenmediğimiz an ancak kurtuluşa ereriz. Hani bazen olur ya ne pahasına olursa olsun bir yere gitmek isteriz. Sonra yürürken, yaşarken o yer aklımızdan uçup gider. Biri bize vardığımızı haber verince de omzumuzu silkeriz sanki mesele ile tamamen alakasızmışız gibi. (Giorgio Agamben- Gördüklerim, duyduklarım, öğrendiklerim)
Geçmişi öğren, bugünü yaşa ve geleceğe bak! Bugünün hakkını vermeden geçmiş ve gelecekle iyi bağlar kurmak, sağlam bağlantılar oluşturmak mümkün değildir. Bugünün hakkını verin, bugünü iyi planlayın.
Adamın biri patikada yürümekte olan Mevlana’ya ‘’Şems’i gördüm Halep’te!’’ demiş. Mevlana önce bir çığlık atar. Ardından kaftanını çıkarıp adama verir sevincinden. Yanındaki dayanamayıp az sonra; ‘’Efendim. Bu adam yalan söylüyor. Kimseyi gördüğü yok. Sizden bir şeyler koparma derdindeydi.’’ der. Mevlana tebessüm ederek; ‘’Ben biliyorum onun yalan söylediğini. Zaten onun yalanına verdim kaftanı. Doğru söylese canımı verirdim.’’ diye karşılık verir.
İskandinav mutsuzluğu sessizlikte büyür. Akdeniz mutsuzluğu ise gürültünün içinde kaybolur sanki! (Panait İstrati-Akdeniz)
Bir gün varlıklı birisi arkadaşına x tatil köyünde ne kadar balık avladığını, nasıl pişirdiğini, nasıl eğlendiğini falan anlatır. Arkadaşı da ‘’Madem orada bu kadar eğleniyorsan, bu kadar mutluysan neden oraya yerleşmiyorsun?’’ diye sorar. Adam da soruya: ‘’Ama balıklar beni alkışlamıyor ki!’’ diye cevap vermiş.
(Başarı, ilgi ve haz odaklı yaşamın sonu)
Bazı Abbasi halifeleri kitap tercüme edenlere tercüme ettikleri kitap ağırlığınca altın verirlermiş. O dönem Ortadoğu’nun altın çağıydı. Şimdi ise maalesef virane bir yer Ortadoğu. Benzer bir hassasiyete sahip olsalar eminim yeniden güzel, zengin, renkli bir hayat yeşeriverir o topraklarda.
1850 yılında İskoçya’da bir işçi çalıştığı fabrikadaki saatlerin sabahları ileri, akşamları ise geri alındığını yazmıştır bir mektubunda. İngiltere’deki bir işçi, mesai esnasında ustabaşına saati sormuştu. Ustabaşı da cevap vermiş, saatin kaç olduğunu kibarca söyleyivermişti. O an ustabaşının elindeki saat, iki müdür tarafından zorla elinden alınıvermişti. Bazı fabrikalarda ise sadece patronda saat olurdu. İşçilerin saat taşıması kesinlikle yasak olurdu. Saat taşıyanlar ağır şekilde cezalandırılırdı. Bazılarının maaşından kesilir, bazıları ise fazla mesaiye zorlanırdı. (Charles Dickens-Hayalet öyküleri)
Kalabalıkların düşünme süreçlerini aktive edebilmek, ayağa kalkmalarını sağlamak için bazen onların menfi duygularını tetiklemek gerekebiliyor. Bunu yapmak da entelektüel kesime düşer. Entelektüelin olmadığı, kendine entelektüel diyenlerin fildişi kulelerine çekildiği topraklarda aydınlanma mümkün değildir.
Her labirentin bir çıkışı vardır. Antik Yunan mitolojisinde Ariadne’nin ipi labirentten kurtulmasını sağlamıştır. Bugün de Minotaur ile yüzleşip kendi yolumuzu bulabilmek için bir rehbere ya da ipucuna ihtiyaç vardır. Bu bazen bir insan olur, bazen bir şarkı, bazen bir şiir, bazen bir kitap, bazen de sorudur.
Umut her şeyin yolunda gideceğine dair bir inanç değil, yaptığımız eylemin anlamlı olduğuna dair bir inançtır. Sonuç ne olursa olsun!
Kafka’dan öğrendim ki kurtuluş diye bir şey var ama bizim için değil. Yani kurtulmakla artık ilgilenmediğimiz an ancak kurtuluşa ereriz. Hani bazen olur ya ne pahasına olursa olsun bir yere gitmek isteriz. Sonra yürürken, yaşarken o yer aklımızdan uçup gider. Biri bize vardığımızı haber verince de omzumuzu silkeriz sanki mesele ile tamamen alakasızmışız gibi. (Giorgio Agamben- Gördüklerim, duyduklarım, öğrendiklerim)