Sana orkideli şehrin turuncu gün batımlarından sesleniyorum Gelincik bahçelerini hatırlattı ağız dolusu gülüşün Eskimeyen bir Çocuk elimden tutuyor şimdi İnsan yüzü güneşten daha nasıl güzel doğar bir gülüş içinde Şapşal martıların ağızlarından dinledim Üsküdar’da gün doğmuş dün sabah
Sevda dediğin nedir ki..? yabancı… Toprak değil bulut ol dağıma Susuz kaldım ölüyorum
Bu şehirde günler doğdu karanlıklar ardından Ya da gün doğuyordu içimde şehirler öldüğünde Sevda dediğin nedir ki..? yabancı… Toprak değil bulut ol dağıma Susuz kaldım ölüyorum
Kelimelerin tamamlayamadığı cümleler Anlamını yitirmiş gözkapaklarına asılı gün Kuru ekmeği hasrete banayım Sen ki sakallarının gülüşlerini gizleyemediği ,, esmer tenli yaratık.’’ ...................................
bir gün Evgeny konserindeyim, açık havada, sağ tarafımızda deniz, gökyüzü olabildiğince açık.
Ve...ben ömrümde ilk defa gökyüzünün, bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak, kımıldamadan durdum, dediği gibi Nazım'ın.
kapattım gözlerimi ve zihnimin parmaklarımı yönlendirmesine izin vererek birlikte çaldık, zaten bütün parçalarını biliyorum, piano çalmamış olsam da, gözlerimi açtığımda etrafıma yakın olan insanların bana baktığını gördüm, tebessümleriyle,
Evgeny' inin bende ki etkisi her zaman bu yönde ve iyi ki.!
diyeceğim o ki;
enstrümanlar parmakların dokunduğu, bir de ruhun hissettiği var.
Hayat aslında bir yumak ip gibidir, kimimizin kısa kimimizin uzun veya bazılarımızın ise siyah, beyaz renkleri olabilir. Fakat asıl olan bu iplikten bizlerin neler üreteceği değil midir.? Bunda etken olan bizlerin zamanı, tecrübesi, aileden ve çevreden aldığı eğitimin etkisi bulunmaktadır. Bazen severek başladığımız bir şeklinden vaz geçtiğimiz veya bir kenara bıraktığımız olur. Bazen de bitirmek için çokça çabaladıklarımız olabilir.
Halbuki ,,çaba gayrete aşıktır, ne aşksız olur ne gayretsiz.'' Nasıl yürüdüğümüzdür yolumuzun ışığı, her insan kalbinin renginde atar adımlarını.
Görmeden bakarak geçen öylesine çok ki, bir yolcu treninde hızlı geçen görüntüler gibi hafızalarına yer etmiyor ve birçok şeyden zevk almıyor. Doğa Ana'nın mektubu her zaman olmuştur görmesini bilip okuyabilenlere.
Unutmamak gerekir ki;
Bir kıvılcım benzine bulanmış yüreği tutuşturur,
bir yudum sudur boğan ve yine bir yudum sudur can veren.
hayatın içinde ki yaşamda geçirdiğimiz olaylar, zorluklar insanın kendi sınavı ise nasıl davrandığı diğerinin sınavıdır. konforlu alan da yaşayanın da aynı şekilde. ,, sevgi her vakit iyileştirir, yeter ki kalpler renkli kalabilsin, BIRAKALIM UÇURTMA, GÖKKUŞAĞ'ına hayran olmayı, TA KENDİSİ OLALIM, MUTLULUĞUN...'' niyetlerimiz iyi yöndedir, kolaylıkla da gerçekleşmesine diyelim. Kolaylığı ve güzelliği seçmek dileğiyle.
yolda yürürken kırılan ayağı arkadaşının alçıya almasına izin verdiğinde onun istediği yazıyı da yazmasına müsaade etmiş oluyoruz bir şekilde.
o yüzdendir ki;
dediğin üzere ,, Gönül ancak güzel görene, güzel konuşana, güzel saklayana açılır. Onlara da ehl-i muhabbet denir. '' insanlar denk gele ve çoğala, dünyanın şifalanmasına ihtiyaç vardır.
doğduğumuz toprakların, Atalarımızın edindikleri deneyimlerin, çevresel kültürün bilerek ya da bilmeyerek lakin o dönemin şartlarıyla ve bilgileriyle doğan Çocuklarız.
kimimiz orkideli şehirler de parkeler de, kimimiz doğanın koynunda yeşilliklerle, kimimiz gecenin siyah karanlığında bir kuytuya saklanarak hıçkırıklarının duyulmasından korkarak büyüttü adımlarını.
buraya kadar her şey normal. ruhlarımızın yaşam yolculuğunda deneyimlemesi ve bu yolculukta farkındalıklara ulaşması gerekiyordu.
ne ben orkideli şehirde ki parkelerde elimle oyuncağımla koşacaktım, ne de o bulaşıkları yıkamak için mahallenin ötesinden suyu taşırken yarısına kadar dökülmüş olarak eve getirecekti.
hele ki; hele ki gecenin karanlığında hıçkırıklarla ağlayan o Çocuğun oraya geliş planı oluşturulması için acıklı bir hikaye seçilmişti deneyimlemesi için.
insandım ve kalbim vardı, o Çocuk ve o Çocuklar için, içim parçalana parçalana uyumadığım geceler çoğalıyordu günden güne. kızıyordum anne ve babasına, bir anne, baba eğer böyle yaparsa yabancı insanlar onlar için neler yapmazdı.
şu an nereye bağlayacağımı ya da nasıl devam edeceğim konusunda tutuldum.... Çocuklar bende hep böyle etki yapmakta, aslında sevginin olduğu yerde sevgisizliği yaşamak durumunda kalanlar için bu durum oluyor.
yazmak için yazmadım hiç bir zaman, şimdide aklıma gelmeyen satırlara devam etmeyeceğim.
, Orkideli Şehrin Turuncu Gün Batımı "
Sana orkideli şehrin turuncu gün batımlarından sesleniyorum
Gelincik bahçelerini hatırlattı ağız dolusu gülüşün
Eskimeyen bir Çocuk elimden tutuyor şimdi
İnsan yüzü güneşten daha nasıl güzel doğar bir gülüş içinde
Şapşal martıların ağızlarından dinledim
Üsküdar’da gün doğmuş dün sabah
Sevda dediğin nedir ki..? yabancı…
Toprak değil bulut ol dağıma
Susuz kaldım ölüyorum
Bu şehirde günler doğdu karanlıklar ardından
Ya da gün doğuyordu içimde şehirler öldüğünde
Sevda dediğin nedir ki..? yabancı…
Toprak değil bulut ol dağıma
Susuz kaldım ölüyorum
Bitmeyesi mucizem
Turkuaz gülüşlerin hırçın dalgaların arasında
Sen geldiğin zamanlar, sokağımıza maviler yağdı
Çeşit çeşit kuşlar uçtu
Gülüşün kadar gökyüzü, seni sevdiğim zamanlar.
BEYAZIMSI KALP SESLENİŞ 1
SEN Kİ
Kelimelerin tamamlayamadığı cümleler
Anlamını yitirmiş gözkapaklarına asılı gün
Kuru ekmeği hasrete banayım
Sen ki sakallarının gülüşlerini gizleyemediği ,, esmer tenli yaratık.’’
...................................
bir gün Evgeny konserindeyim, açık havada, sağ tarafımızda deniz, gökyüzü olabildiğince açık.
Ve...ben ömrümde ilk defa gökyüzünün, bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak, kımıldamadan durdum, dediği gibi Nazım'ın.
kapattım gözlerimi ve zihnimin parmaklarımı yönlendirmesine izin vererek birlikte çaldık, zaten bütün parçalarını biliyorum, piano çalmamış olsam da, gözlerimi açtığımda etrafıma yakın olan insanların bana baktığını gördüm, tebessümleriyle,
Evgeny' inin bende ki etkisi her zaman bu yönde ve iyi ki.!
diyeceğim o ki;
enstrümanlar parmakların dokunduğu, bir de ruhun hissettiği var.
<<< Kendimi Aldım Karşıma Sohbet Ediyorum >>>
2. Bölüm
Hayat aslında bir yumak ip gibidir, kimimizin kısa kimimizin uzun veya bazılarımızın ise siyah, beyaz renkleri olabilir. Fakat asıl olan bu iplikten bizlerin neler üreteceği değil midir.? Bunda etken olan bizlerin zamanı, tecrübesi, aileden ve çevreden aldığı eğitimin etkisi bulunmaktadır. Bazen severek başladığımız bir şeklinden vaz geçtiğimiz veya bir kenara bıraktığımız olur. Bazen de bitirmek için çokça çabaladıklarımız olabilir.
Halbuki ,,çaba gayrete aşıktır, ne aşksız olur ne gayretsiz.'' Nasıl yürüdüğümüzdür yolumuzun ışığı, her insan kalbinin renginde atar adımlarını.
Görmeden bakarak geçen öylesine çok ki, bir yolcu treninde hızlı geçen görüntüler gibi hafızalarına yer etmiyor ve birçok şeyden zevk almıyor. Doğa Ana'nın mektubu her zaman olmuştur görmesini bilip okuyabilenlere.
Unutmamak gerekir ki;
Bir kıvılcım benzine bulanmış yüreği tutuşturur,
bir yudum sudur boğan ve yine bir yudum sudur can veren.
hayatın içinde ki yaşamda geçirdiğimiz olaylar, zorluklar insanın kendi sınavı ise nasıl davrandığı diğerinin sınavıdır. konforlu alan da yaşayanın da aynı şekilde.
,, sevgi her vakit iyileştirir, yeter ki kalpler renkli kalabilsin, BIRAKALIM UÇURTMA, GÖKKUŞAĞ'ına hayran olmayı, TA KENDİSİ OLALIM, MUTLULUĞUN...''
niyetlerimiz iyi yöndedir, kolaylıkla da gerçekleşmesine diyelim.
Kolaylığı ve güzelliği seçmek dileğiyle.
seviyor sevmiyorlar yüzünden kıymadık mı zaten o masum papatyalara....
yolda yürürken kırılan ayağı arkadaşının alçıya almasına izin verdiğinde onun istediği yazıyı da yazmasına müsaade etmiş oluyoruz bir şekilde.
o yüzdendir ki;
dediğin üzere ,, Gönül ancak güzel görene, güzel konuşana, güzel saklayana açılır. Onlara da ehl-i muhabbet denir. '' insanlar denk gele ve çoğala, dünyanın şifalanmasına ihtiyaç vardır.
sevgi ve iyilik her şeyi iyileştirir.
yol üstünde hayal kamplarında
kırılan her şey halı altına süpürüldü.
<<< Kendimi Aldım Karşıma Sohbet Ediyorum >>>
1. Bölüm
doğduğumuz toprakların, Atalarımızın edindikleri deneyimlerin, çevresel kültürün bilerek ya da bilmeyerek lakin o dönemin şartlarıyla ve bilgileriyle doğan Çocuklarız.
kimimiz orkideli şehirler de parkeler de, kimimiz doğanın koynunda yeşilliklerle, kimimiz gecenin siyah karanlığında bir kuytuya saklanarak hıçkırıklarının duyulmasından korkarak büyüttü adımlarını.
buraya kadar her şey normal. ruhlarımızın yaşam yolculuğunda deneyimlemesi ve bu yolculukta farkındalıklara ulaşması gerekiyordu.
ne ben orkideli şehirde ki parkelerde elimle oyuncağımla koşacaktım, ne de o bulaşıkları yıkamak için mahallenin ötesinden suyu taşırken yarısına kadar dökülmüş olarak eve getirecekti.
hele ki;
hele ki gecenin karanlığında hıçkırıklarla ağlayan o Çocuğun oraya geliş planı oluşturulması için acıklı bir hikaye seçilmişti deneyimlemesi için.
insandım ve kalbim vardı, o Çocuk ve o Çocuklar için, içim parçalana parçalana uyumadığım geceler çoğalıyordu günden güne. kızıyordum anne ve babasına, bir anne, baba eğer böyle yaparsa yabancı insanlar onlar için neler yapmazdı.
şu an nereye bağlayacağımı ya da nasıl devam edeceğim konusunda tutuldum.... Çocuklar bende hep böyle etki yapmakta, aslında sevginin olduğu yerde sevgisizliği yaşamak durumunda kalanlar için bu durum oluyor.
yazmak için yazmadım hiç bir zaman, şimdide aklıma gelmeyen satırlara devam etmeyeceğim.
vakti geldiğinde burada olacağım.!
Eylül'de ölmek zor anne.!
?si=5U0O_JeJGX5dJKpw