İnsan dünyaya geldiğinde saçları karadır,
defteri bembeyaz…
Zanneder ki ömür,
kendisine verilmiş uzun bir hikâyedir.
Oysa ömür,
sahibine emanet edilmiş birkaç sayfalık bir vakittir.
Yıllar geçer; saç aklaşır, yüz çizilir, gönül yorulur.
İnsan nice kapılardan geçer,
nice insanlardan vazgeçer,
nice heveslerini toprağa gömer.
Sonra anlar ki; dünya dediği şey,
kendisine ait sandığı bir misafirhane imiş.
Tasavvuf ehli boşuna dememiş:
Gelen kalmaz, kalan yaşlanır, yaşlanan da göçer.
Asıl mesele dünyada ne kadar kaldığın değil;
dünyanın senden ne aldığı,
senin ondan ne öğrendiğindir.
Kimi insan ömrünü mal biriktirerek tüketir,
kimi makam peşinde…
Kimi insanların gönlünü kırarak büyür,
kimi bir gönül alabilmek için kendinden küçülür.
Oysa yolun sonunda herkes aynı hakikate varır:
Emanet, sahibine döner.
Kara saç ak olur, beyaz defter yazılarla dolar.
Bir gün o defter kapanır.
Ne servet gelir ardından, ne şöhret, ne alkış…
Geriye yalnızca gönüllerde bıraktığın iz kalır.
Öyleyse ey gönül;
sayfaların henüz kapanmamışken,
kalem hâlâ elindeyken,
nefsin seni kendine çağırırken Rabbine dön.
Çünkü insanın en büyük kazancı,
dünyayı elde etmek değil;
dünyanın içinde kaybolmadan kendini bulabilmektir.
Vakti gelince…
Kara saçtan ak saça varan şu kısa yolculukta insana düşen, ömrü tüketmek değil;
ömrü mânâya çevirmektir...🕊️✨✒️
Kayıt Tarihi : 13.08.2026 21:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!