Aşk, nedensiz sevmek midir? Yoksa, sevmek için sayısız neden yaratmak mı?
Birini sevmeye başladığınızda, onda sizi çeken bir özellik mutlaka vardır. Ya çok güzeldir /yakışıklıdır. Ya sesi billur bir su gibidir, içinize akmıştır. Ya sözleri şiir gibidir, gönül telinize dokunmuştur. Ruhu, ruhunuzu okumuştur ya da.. Ama mutlaka dikkatinizi çeken bir nokta vardır. İşte o noktadan yola çıkar insan AŞK için. Eğer, karşınızdaki sizin için "O" ise, o küçük nokta büyür kocaman olur, sizin evreninizi kaplar.. Ve her şey sizin ve onun etrafında döner. Merkez SİZ olursunuz..
Sonra, onu sevmeye devam ederken, artık daha fazla done elde etmeye başlarsınız. İç dünyasını, zevklerini, aynı ve ayrı yönlerinizi bulup çıkarırsınız. Ve bu "ayrı" yönleri anlayışla karşılayıp, hedefe mutlu olmayı koyarsanız, aşk büyür, büyür, gelişir.
Nedensiz sevilir gibi gelir bazen insana, ama mutlaka tutunduğumuz bir neden vardır, iyi düşünün. Öyle olmasaydı, sokaktaki her hangi birini de aynı tutkuyla sevmemiz gerekmez miydi?
İster tek bir sebep olsun, isterse milyonlarca.. Sevgi, olmazsa olmazımız..
Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir. Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk...
Şarkılar, şiirler, paylaşımlar, görüşleriniz, hepsi ayrı ayrı güzel, hepsi de doğru aslında. Ne hissediyorsak o :))
Amarna, okurken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi "Sümerli Ludingirra’dan Annesine Mektup" paylaşımını.. Harikaa.. Bayıldım.. Ben kesin onlarla akrabayım, sizi bilemem :)
"Annem ufukta parlayan bir ışık, bir dağ geyiği, Işıldayan bir sabahyıldızıdır o… Değerli bir akik, Marhaşi’den bir topaz, Cazibe dolu bir prens mücevheri, Neşe yaratan bir akik, Bir kalay yüzük, demir bilezik, Bir altın çubuk, parıldayan bir gümüş, İçi çeken bir fildişi heykelcik, Mavi taştan bir taban üzerinde duran alabastar bir melektir o."
Çokkk güzel... Teşekkürler bu enfes paylaşım için..
Hangi türküye uzansam, suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuşum Aşktan ve kandan bir damla olmuşum Bir saçlarının rüzgarına Bir de ağzının kıyılarına konmuşum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum Coşkuların her şahlanışında Sana deprem deprem susmuşum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum...
"Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir, bir tutumdur.Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren, bir kişilik yapısıdır."
İnsanın sevgi dolu olması, dünyaya, etrafındaki "şey"lere (insan, nesne, doğa, hayvanlar) sevgi duyması bence de kişilik yapısıyla ilgilidir. Pozitif/olumlu insan yapısının da göstergesidir bana göre.. Sürekli şikayet eden insanlar bu tanıma uymazlar ve kolay kolay mutlu ol/a/mazlar. Çünkü her çözüme (!) mutlaka bir sorun bulurlar..
Sevgi daha geneldir.. Tek bir kimseye duyulan ve kesinlikle bencil olan AŞKtır...
Mezopotamya’nın Niffer Vadisi’nde 1889 - 1900 yılları arasında , Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hermann VolrathHilprecht, bir kazı yaptı. Bu kazı sırasında pek çok taş levha bulundu ve levhalar o zamanki toprak sahibi olan Osmanlı İmparatorluğu'na teslim edildi. Uzun yıllar sonra sırları çözülen bu çivi yazılı taşların biri, herkesi hayrete düşürdü. Çünkü bu taş levha, "dünyanın ilk aşk mektubu" olarak tarihe geçti . Hem de Sümer Medeniyeti’nin en büyük kral ve kraliçesinin aşkını anlatan bir mektup…
Bu aşkın hikayesine gelince:
Milattan önce 2.300 – 2.500 yılları arasında Mezopotamya’da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin’e aşıktı. Sümerlilerin yeni yıl bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeye muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile sevgilisi krala bir şiir yazdı.
Gerçek sevginin sembolü olan şiir, sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü musiki üstadları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedileşti…
4.500 yıl önce çivi yazısıyla yazılan dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor.
Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil, mektubunda şöyle yazıyor:
”Güveyi, kalbimin sevgilisi, senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı beni büyüledin, senin önünde titreyerek durayım, güveyi, seni okşayayım, benim kıymetli okşayışım baldan hoştur, bağışla bana okşayışlarını, benim beyim tanrım, benim beyim baygınlığım, Enlil’in kalbini memnun eden Su-Sin’im, bağışla bana okşayışlarını.”
Geveze suskunluklardan geliyorum. Dalga dalga büyüyen kelimelerden kentler kuruyorum.. Ne söylesem, ne kadar anlatsam az gelir. Beni, ben söylemeden de duy istiyorum...
Senin güzel yüreğinden dökülen, güzel sözlerin ruhumu okşadı adeta. Teşekkür ederim..
Aynı hislerle sana yaklaştığımı, her paylaşımını ilgiyle takip ettiğimi bilmeni isterim. Saygı ve sevgi karşılıklı... Senin de nezaketin, duruşun, birikimin ve bunu sunma biçimin çok kıymetli.. Artsın, eksilmesin motivasyonun.. Biz, birbirimizi anlıyoruz :))
Aşk, nedensiz sevmek midir?
Yoksa, sevmek için sayısız neden yaratmak mı?
Birini sevmeye başladığınızda, onda sizi çeken bir özellik mutlaka vardır. Ya çok güzeldir /yakışıklıdır. Ya sesi billur bir su gibidir, içinize akmıştır. Ya sözleri şiir gibidir, gönül telinize dokunmuştur. Ruhu, ruhunuzu okumuştur ya da.. Ama mutlaka dikkatinizi çeken bir nokta vardır. İşte o noktadan yola çıkar insan AŞK için. Eğer, karşınızdaki sizin için "O" ise, o küçük nokta büyür kocaman olur, sizin evreninizi kaplar.. Ve her şey sizin ve onun etrafında döner. Merkez SİZ olursunuz..
Sonra, onu sevmeye devam ederken, artık daha fazla done elde etmeye başlarsınız. İç dünyasını, zevklerini, aynı ve ayrı yönlerinizi bulup çıkarırsınız. Ve bu "ayrı" yönleri anlayışla karşılayıp, hedefe mutlu olmayı koyarsanız, aşk büyür, büyür, gelişir.
Nedensiz sevilir gibi gelir bazen insana, ama mutlaka tutunduğumuz bir neden vardır, iyi düşünün. Öyle olmasaydı, sokaktaki her hangi birini de aynı tutkuyla sevmemiz gerekmez miydi?
İster tek bir sebep olsun, isterse milyonlarca.. Sevgi, olmazsa olmazımız..
Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir.
Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk...
Şarkılar, şiirler, paylaşımlar, görüşleriniz, hepsi ayrı ayrı güzel, hepsi de doğru aslında.
Ne hissediyorsak o :))
Sevgiler :))
İyi akşamlar arkadaşlar :))
Tubacım, hoşgeldin ;) Özlemiştik seni..
Amarna, okurken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi "Sümerli Ludingirra’dan Annesine Mektup" paylaşımını.. Harikaa.. Bayıldım..
Ben kesin onlarla akrabayım, sizi bilemem :)
"Annem ufukta parlayan bir ışık, bir dağ geyiği,
Işıldayan bir sabahyıldızıdır o…
Değerli bir akik, Marhaşi’den bir topaz,
Cazibe dolu bir prens mücevheri,
Neşe yaratan bir akik,
Bir kalay yüzük, demir bilezik,
Bir altın çubuk, parıldayan bir gümüş,
İçi çeken bir fildişi heykelcik,
Mavi taştan bir taban üzerinde duran alabastar bir melektir o."
Çokkk güzel... Teşekkürler bu enfes paylaşım için..
Bir ezgiyi aynı anda dinleyip, eşlik etmek ne güzel...
Sevgiyle...
Merhabalar...
Aşk, nedensiz sevmek midir?
Yoksa, sevmek için sayısız neden yaratmak mı?
Not : Mezopotamya ve Sümerler.. Kesin akrabayız :)
Kendi celladına sevdalı, DERSİM gibi...
Hangi türküye uzansam, suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum...
Adnan Yücel
"Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir, bir tutumdur.Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren, bir kişilik yapısıdır."
İnsanın sevgi dolu olması, dünyaya, etrafındaki "şey"lere (insan, nesne, doğa, hayvanlar) sevgi duyması bence de kişilik yapısıyla ilgilidir. Pozitif/olumlu insan yapısının da göstergesidir bana göre.. Sürekli şikayet eden insanlar bu tanıma uymazlar ve kolay kolay mutlu ol/a/mazlar. Çünkü her çözüme (!) mutlaka bir sorun bulurlar..
Sevgi daha geneldir..
Tek bir kimseye duyulan ve kesinlikle bencil olan AŞKtır...
İLK AŞK MEKTUBU
Mezopotamya’nın Niffer Vadisi’nde 1889 - 1900 yılları arasında , Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hermann VolrathHilprecht, bir kazı yaptı. Bu kazı sırasında pek çok taş levha bulundu ve levhalar o zamanki toprak sahibi olan Osmanlı İmparatorluğu'na teslim edildi. Uzun yıllar sonra sırları çözülen bu çivi yazılı taşların biri, herkesi hayrete düşürdü. Çünkü bu taş levha, "dünyanın ilk aşk mektubu" olarak tarihe geçti . Hem de Sümer Medeniyeti’nin en büyük kral ve kraliçesinin aşkını anlatan bir mektup…
Bu aşkın hikayesine gelince:
Milattan önce 2.300 – 2.500 yılları arasında Mezopotamya’da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin’e aşıktı. Sümerlilerin yeni yıl bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeye muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile sevgilisi krala bir şiir yazdı.
Gerçek sevginin sembolü olan şiir, sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü musiki üstadları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedileşti…
4.500 yıl önce çivi yazısıyla yazılan dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor.
Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil, mektubunda şöyle yazıyor:
”Güveyi, kalbimin sevgilisi,
senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı
beni büyüledin,
senin önünde titreyerek durayım,
güveyi, seni okşayayım,
benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,
bağışla bana okşayışlarını,
benim beyim tanrım,
benim beyim baygınlığım,
Enlil’in kalbini memnun eden Su-Sin’im,
bağışla bana okşayışlarını.”
(Amarna, şarkın çok güzelmiş, teşekkürler)
Geveze suskunluklardan geliyorum. Dalga dalga büyüyen kelimelerden kentler kuruyorum.. Ne söylesem, ne kadar anlatsam az gelir. Beni, ben söylemeden de duy istiyorum...
İçimi dinliyoRuhum...
Sen nasılsın?
Sevgili Amarna,
Senin güzel yüreğinden dökülen, güzel sözlerin ruhumu okşadı adeta. Teşekkür ederim..
Aynı hislerle sana yaklaştığımı, her paylaşımını ilgiyle takip ettiğimi bilmeni isterim.
Saygı ve sevgi karşılıklı... Senin de nezaketin, duruşun, birikimin ve bunu sunma biçimin çok kıymetli.. Artsın, eksilmesin motivasyonun..
Biz, birbirimizi anlıyoruz :))
Sevgiler... :)