Senin güzel yüreğinden dökülen, güzel sözlerin ruhumu okşadı adeta. Teşekkür ederim..
Aynı hislerle sana yaklaştığımı, her paylaşımını ilgiyle takip ettiğimi bilmeni isterim. Saygı ve sevgi karşılıklı... Senin de nezaketin, duruşun, birikimin ve bunu sunma biçimin çok kıymetli.. Artsın, eksilmesin motivasyonun.. Biz, birbirimizi anlıyoruz :))
Hangi güzelliği özlesem, suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni, masmavi Koşuyorum sana, bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda, kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum... Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluğum...
Mezopotamya’yım ben; Damarlarım su ve nehir, Hayatım kavga, mevzum kan, Dilim edebi, sözüm ebedi. Her zaman bir şairin, bir vakanüvisin sözünden çok Gılgamış’ın dudaklarında bir zaman, Kadim nehrin kenarında Nemrud’un zihninde, Yunus’un ruhunda, Tufan ülkesinde İbrahim’in yüreğinde. Açın mukaddes kitapların sayfalarını, Açın yaşayan ruhların kapısını, Oralardayım ben, Orada yankılanıyor sesim.
Dinleyin beni, Güneşten ve felaketlerden kavrulan toprağın sesini dinleyin. Tohumum, doğumum, açan tomurcuğum, saadetim, Arzuyum, sevdayım, hepsiyim ben. Ateşim, yangınım, yıkılışım, nefretim, düşmanlığım, Hepsiyim ben. Bütün köklerimde, yanık toprağın bütün derinliklerinde, Her şey benimle başlar, benimle söner her şey.
Gün vardı, hasretim bir damla yağmur, Serin bir gün, gür bir ses, berrak bir avaz, Görkemli buğday başakları, arpanın, darının.
Hasretim, dut ağacının yaprağında bir damla su. Palmiye ağaçlarında, rüzgârsız hurma ağacında, sessiz. Harabelerde ot bitmiyor, Telli turnalar ötmüyor, leylekler yuvasız, Geceler kara, günler ağır; Yanık toprağın sesine kulak verin, Çığlık, göğsümde ölüm kılıcı gibi yangın; Paslı mızraklar, kılıçlar, hançer ve oklar, Hepsi yüreğime saplı. Ve ben sessiz, mezarsız, başucumda taş yok. Nerede Semiramis bahçeleri, Sanherip bağları nerede? Sargon’un sarayları, Sardanapal sokakları, Nabopolasar burçları Nerede Nabukadnezar yazlıkları, Nerede İskender’in kanalları?
Kulak verin Fırat’ın ağıdına, haykırışına Dicle’nin… Ben ağıdım, havar, havar. Sesim ben, devir ve devranlardan Harabelerden yükselen yankıyım ben.
Toprağın öfkesi, kanın intikamı, Zamanın hükmü, dönemin fermanı, Dünün, bugünün adıyım ben, Dağlar ülkesinde, Çöl ülkesinde, nehirlerin ülkesinde, Dengbêj’lerin kelamıyla sonsuza kadar yaşayan.
"Mektuba, kuş diyorlar Nasıl taşır peki bir kuş, BİN uçak dolusu sevgimi benim? "
Mektuplar edebiyatın, şiir kadar, roman kadar önemli yapı taşlarıdır bana göre.. Yazmayı da, almayı da çok severim.. Uzun uzun, satır satır, sayfa sayfa.. Eli değsin, gözü değsin, ruhu değsin insanın onlara.. Uçak yapıp gönderelim t/ızaklara...
Mezopotamya, bazı kaynaklarda medeniyetlerin beşiği olarak adlandırılır. Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yerleşmeye sahne olmuş ve birçok istilaya uğramıştır. Bilinen ilk okur-yazar toplulukların yaşadığı bölgede birçok medeniyet gelişmiştir. Mezopotamya Sümer, Babil, Asur, Akad ve Elam gibi en eski ve büyük medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği yerdir.
Mezopotamya Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alır. Bu isim geniş anlamda, Dicle ve Fırat nehirlerinin vadileri ile bu iki nehrin arasında kalan topraklar için kullanılmaktadır.
Nehirlerin oluşturduğu dar toprak şeridinin iki yanı çöldür. Dicle ve Fırat'ın sürükleyip getirdiği topraklar Mezopotamya'nın güneyinin çok verimli olmasına sebebiyet vermiştir. Dümdüz uzanan ova, Mezopotamya'nın kuzeyinde oldukça bereketli ve daha ılıman iklimli bir yaylaya dönüşür.
Sevgili Amarna,
Senin güzel yüreğinden dökülen, güzel sözlerin ruhumu okşadı adeta. Teşekkür ederim..
Aynı hislerle sana yaklaştığımı, her paylaşımını ilgiyle takip ettiğimi bilmeni isterim.
Saygı ve sevgi karşılıklı... Senin de nezaketin, duruşun, birikimin ve bunu sunma biçimin çok kıymetli.. Artsın, eksilmesin motivasyonun..
Biz, birbirimizi anlıyoruz :))
Sevgiler... :)
Sevgili Elif,
Sesine, dost yüreğine sağlık..
Kocaman gülümsedim, çok mutlu oldum.. :))
Ve kocaman sarıldım dost yürekli kadın..
Merhabalar :))
Güneşin hiç batmadığı, göndermelerin asla gölgede kalmadığı, kardan heykelin cinsiyetinin olmadığı tüm kardeş topraklara selamlar...
Amarna, sana sabah çektiğim kor kızılı göndereyim :))
Hangi güzelliği özlesem, suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni, masmavi
Koşuyorum sana, bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda, kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum...
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum...
Adnan Yücel
Mezopotamya’yım ben;
Damarlarım su ve nehir,
Hayatım kavga, mevzum kan,
Dilim edebi, sözüm ebedi.
Her zaman bir şairin, bir vakanüvisin sözünden çok
Gılgamış’ın dudaklarında bir zaman,
Kadim nehrin kenarında
Nemrud’un zihninde,
Yunus’un ruhunda,
Tufan ülkesinde İbrahim’in yüreğinde.
Açın mukaddes kitapların sayfalarını,
Açın yaşayan ruhların kapısını,
Oralardayım ben,
Orada yankılanıyor sesim.
Dinleyin beni,
Güneşten ve felaketlerden kavrulan toprağın sesini dinleyin.
Tohumum, doğumum, açan tomurcuğum, saadetim,
Arzuyum, sevdayım, hepsiyim ben.
Ateşim, yangınım, yıkılışım, nefretim, düşmanlığım,
Hepsiyim ben.
Bütün köklerimde, yanık toprağın bütün derinliklerinde,
Her şey benimle başlar, benimle söner her şey.
Gün vardı, hasretim bir damla yağmur,
Serin bir gün, gür bir ses, berrak bir avaz,
Görkemli buğday başakları, arpanın, darının.
Hasretim, dut ağacının yaprağında bir damla su.
Palmiye ağaçlarında, rüzgârsız hurma ağacında, sessiz.
Harabelerde ot bitmiyor,
Telli turnalar ötmüyor, leylekler yuvasız,
Geceler kara, günler ağır;
Yanık toprağın sesine kulak verin,
Çığlık, göğsümde ölüm kılıcı gibi yangın;
Paslı mızraklar, kılıçlar, hançer ve oklar,
Hepsi yüreğime saplı.
Ve ben sessiz, mezarsız, başucumda taş yok.
Nerede Semiramis bahçeleri, Sanherip bağları nerede?
Sargon’un sarayları, Sardanapal sokakları, Nabopolasar burçları
Nerede Nabukadnezar yazlıkları,
Nerede İskender’in kanalları?
Kulak verin Fırat’ın ağıdına, haykırışına Dicle’nin…
Ben ağıdım, havar, havar.
Sesim ben, devir ve devranlardan
Harabelerden yükselen yankıyım ben.
Toprağın öfkesi, kanın intikamı,
Zamanın hükmü, dönemin fermanı,
Dünün, bugünün adıyım ben,
Dağlar ülkesinde,
Çöl ülkesinde, nehirlerin ülkesinde,
Dengbêj’lerin kelamıyla sonsuza kadar yaşayan.
Mehmed Uzun
"Mektuba, kuş diyorlar
Nasıl taşır peki bir kuş,
BİN uçak dolusu sevgimi benim? "
Mektuplar edebiyatın, şiir kadar, roman kadar önemli yapı taşlarıdır bana göre.. Yazmayı da, almayı da çok severim.. Uzun uzun, satır satır, sayfa sayfa.. Eli değsin, gözü değsin, ruhu değsin insanın onlara.. Uçak yapıp gönderelim t/ızaklara...
Zeki adamın hali başka :)))
Makedonya'dan esinlendiğim doğrudur, ama asla nisbet olsun diye değil, zenginlik olsun diye :)
İyi akşamlar arkadaşlar :))
Mezopotamya, bazı kaynaklarda medeniyetlerin beşiği olarak adlandırılır. Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yerleşmeye sahne olmuş ve birçok istilaya uğramıştır. Bilinen ilk okur-yazar toplulukların yaşadığı bölgede birçok medeniyet gelişmiştir. Mezopotamya Sümer, Babil, Asur, Akad ve Elam gibi en eski ve büyük medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği yerdir.
Mezopotamya Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alır. Bu isim geniş anlamda, Dicle ve Fırat nehirlerinin vadileri ile bu iki nehrin arasında kalan topraklar için kullanılmaktadır.
Nehirlerin oluşturduğu dar toprak şeridinin iki yanı çöldür. Dicle ve Fırat'ın sürükleyip getirdiği topraklar Mezopotamya'nın güneyinin çok verimli olmasına sebebiyet vermiştir. Dümdüz uzanan ova, Mezopotamya'nın kuzeyinde oldukça bereketli ve daha ılıman iklimli bir yaylaya dönüşür.
Pek çok "İLK"e ev sahipliği yapmıştır..
Mezopotamya... Medeniyetlerin beşiği...
Mezopotamya... Halkların kardeşliği...
Zıtlıklar aleminde dolanıyoRuhum..
Siyahın içindeki beyaz nokta gibiyim...
Sen nasılsın?
Hepsinin gelmesini bekleme;
Bir kişi gelmeyecek.
Sen alışmayasın diye,
Korkmayasın diye,
Düşünesin diye...
Kendine yetmen için
Herkesin kendinden kaçacağı yerlerde
Sen kaçmayasın diye.
Gelenler gitmeyecekmiş gibi..
Doğumlarda ölümlerde
Duyasın diye.
Bildiğini bildirmek için
Bilmemeyi öğrenmelisin.
Tam kalasın diye.
Hepsinin gelmesini bekleme,
Sen var olasın diye.
Bir kişi gelmeyecek,
Sen, bir olasın diye.
Özdemir Asaf