Kendimizin farkında olmadan belki de, geçiyor ömrümüz. Biz "ne"yiz? Kimiz? Ne hissediyoruz? Ne düşünüyoruz? Hissettiklerimizi dile getiriyor muyuz? Ve ne kadarını, nasıl ifade ediyoruz?
Kendimi, duygularımı hep iyi ifade ettiğimi, aktardığımı düşünür(d)üm.. Ama her zaman öyle olmuyor. Bazen bir bakıyorum, anlatabildiklerim, anlatmak istediklerimin çeyreği bile değil.. Bu "eksik" kalanlar yüzünden bile, yarım kalan ne çok hikaye vardır.
İnsan bazen, konuşmadan da anlaşılmak istiyor. İnsan kendini farkediyor da, aynı zamanda fark edilmek de istiyor..
Farkındalık önce ÖZde başlar. Sen kendini fark eder ve buna göre yaşarsan, çevren de seni farkeder..
Bireyin, bir uyarana yönelik algılarının, çevresel faktörlerden ne kadar etkilendiğini belirtmek için kullanılır. Bilişsel psikolojide kullanılan ilkelerden biridir.
Metrodaki Kemancı
Soğuk bir Ocak ayının sabahında, adamın biri Washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik eser çalar. Çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince önünden 1100 kişi geçer.
Bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. Duymak istemezler. Kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
Çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. Önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
Bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; Bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
Bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. Saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. Besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
Kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. Annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. Sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. Bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
Kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 Kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. Bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. Gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. Kimse alkışlamaz yada tanımaz.
Kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden Joshua Bell olduğunun farkına varmaz.
Konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
* Sanat sadece fark edildiğinde mi değerlidir?
* Siz etrafınızda yaşanan olaylara karşı ne kadar ilgilisiniz?
* Hayat hızla akıp giderken, değerli olan şeylere ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz?
* En son ne zaman bir sokak müzisyeninin çaldığı parçayı dinlediniz?
Amarna, Paylaştığın müziği dinlerken yazıyorum ;) Teşekkürler..
Mısırlıları da, Sümerlileri de seviyorum. Onlara dair bilgi ve paylaşımları da.. Eline sağlık ;))
Farkındalık hakkında söylediklerin de çok güzel ve doğru.
Bir bütün olarak etrafa açık olmak algıyı, algı da farkındalığı getirir.Duyu organlarımız, aklımız, yüreğimiz açık olduğunda etrafta olup biteni de bütün olarak algılayabilir ve yorumlayabiliriz...
Kırgın umutta Keder tortusunda Acıda, zehirde, pusuda Yılma Doğan günü bekle
Çünkü tutar bir erik ağacı sunar sana Doğan gün Van gölünden bir sabah Bir kıvılcım, bir titreşim Bir tutam akdeniz Süphancı bir serinlik Ve genç bir gerinme Usulcacık saç hışırtıları Bir dudaktan buğulanan sıcaklık Tutar getirir Doğan gün
Öpücük gibi konar gözlerinde bir melodi Sevgilin gibi dokunur parmaklarına bir kedi Ve kavga ve zulüm ve ateş Hep birlikte örülen bir türkü Güzel yapmak için, güzel olmak için Çünkü hayat dönen, kıvrılan Yanan bir ibrişimdir Tutar getirir Doğan gün
Artaç, ben de Özne gibi, zaman zaman aynı yanılgıya düşüyorum, karışıyor isimler :)) Ahmet İhsan Bey 'in (kendisi, böyle hitap edilsin istiyor!) kulakları çınlasın :))
Anlatmak istedikçe herşeyi, birden yitiriyorum Bir kutupyıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım Yapayalnız kalıyorum birden güzelim Ve müthiş ağlamak istiyorum.. Gecenin, kanatları kırık bir saati var, Bilmem bilir misin? Ölüm korkusu, alkol gibi yayılır damarlara Sakın o saatte sokaklara çıkma Denize bakma Karanlığa Yıldızlara bakma sakın O saat İşte güzelim, o saat Ölüm, o ateşkuşu Ölüm; o mavidüğüm Deniz kızlarının türküsünü söyler Ben yalnızım Orkestrada kırık bir saz Kanayarak koşan bir kurt Yüreğim dağ başında unutulmuş Vakur bir bayrak, yırtılırcasına Bir kutup yıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım Çiftleşen kuşların, böceklerin, insanların yalnızlığı Ve müthiş ağlamak istiyorum...
Güneş ve Ay kadar uzakta, ama bir adım kadar yakınımda olan CAN DOST , sevgiyle kucaklıyorum seni.. <3
Güneşi bağlasam AYa,
Seyreylesem doya doya...
"Felsefe İnsanın Kendisinin Farkında Olmasıdır"
Çok güzel bir cümle, çok güzel bir özet..
Kendimizin farkında olmadan belki de, geçiyor ömrümüz. Biz "ne"yiz? Kimiz? Ne hissediyoruz?
Ne düşünüyoruz? Hissettiklerimizi dile getiriyor muyuz? Ve ne kadarını, nasıl ifade ediyoruz?
Kendimi, duygularımı hep iyi ifade ettiğimi, aktardığımı düşünür(d)üm.. Ama her zaman öyle olmuyor. Bazen bir bakıyorum, anlatabildiklerim, anlatmak istediklerimin çeyreği bile değil..
Bu "eksik" kalanlar yüzünden bile, yarım kalan ne çok hikaye vardır.
İnsan bazen, konuşmadan da anlaşılmak istiyor. İnsan kendini farkediyor da, aynı zamanda fark edilmek de istiyor..
Farkındalık önce ÖZde başlar. Sen kendini fark eder ve buna göre yaşarsan, çevren de seni farkeder..
Haydi! Farkının farkına var!
Müzik eşliğinde okumanızı tavsiye ederim :)
Bağlam Etkisi ;
Bireyin, bir uyarana yönelik algılarının, çevresel faktörlerden ne kadar etkilendiğini belirtmek için kullanılır. Bilişsel psikolojide kullanılan ilkelerden biridir.
Metrodaki Kemancı
Soğuk bir Ocak ayının sabahında, adamın biri Washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik eser çalar. Çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince önünden 1100 kişi geçer.
Bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. Duymak istemezler. Kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
Çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. Önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
Bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; Bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
Bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. Saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. Besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
Kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. Annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. Sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. Bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
Kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 Kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. Bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. Gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. Kimse alkışlamaz yada tanımaz.
Kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden Joshua Bell olduğunun farkına varmaz.
Konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
* Sanat sadece fark edildiğinde mi değerlidir?
* Siz etrafınızda yaşanan olaylara karşı ne kadar ilgilisiniz?
* Hayat hızla akıp giderken, değerli olan şeylere ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz?
* En son ne zaman bir sokak müzisyeninin çaldığı parçayı dinlediniz?
Amarna,
Paylaştığın müziği dinlerken yazıyorum ;)
Teşekkürler..
Mısırlıları da, Sümerlileri de seviyorum.
Onlara dair bilgi ve paylaşımları da.. Eline sağlık ;))
Farkındalık hakkında söylediklerin de çok güzel ve doğru.
Bir bütün olarak etrafa açık olmak algıyı, algı da farkındalığı getirir.Duyu organlarımız, aklımız, yüreğimiz açık olduğunda etrafta olup biteni de bütün olarak algılayabilir ve yorumlayabiliriz...
Sevgiler :)
Günaydınnn Arkadaşlar :))
Güzel bir gün, güzel bir hafta dileğiyle..
Güneş bütün güzelliğiyle güne düşmüşken, bugün, etrafımızda olup bitenlere ne kadar duyarlıyız, ne kadar farkındayız? Bunu konuşalım isterim.
Bakmakla görmek, duymakla işitmek farklılığında ve farkındalıkta, biz neredeyiz mesela, bunu gözden geçirelim..
Paylaşımım olacak bununla ilgili..
Herkese kolaylıklar dilerim :))
Güneşi, gülüşüne nasıl sığdırdın?
Kırgın umutta
Keder tortusunda
Acıda, zehirde, pusuda
Yılma
Doğan günü bekle
Çünkü tutar bir erik ağacı sunar sana
Doğan gün
Van gölünden bir sabah
Bir kıvılcım, bir titreşim
Bir tutam akdeniz
Süphancı bir serinlik
Ve genç bir gerinme
Usulcacık saç hışırtıları
Bir dudaktan buğulanan sıcaklık
Tutar getirir
Doğan gün
Öpücük gibi konar gözlerinde bir melodi
Sevgilin gibi dokunur parmaklarına bir kedi
Ve kavga ve zulüm ve ateş
Hep birlikte örülen bir türkü
Güzel yapmak için, güzel olmak için
Çünkü hayat dönen, kıvrılan
Yanan bir ibrişimdir
Tutar getirir
Doğan gün
Kemal BURKAY
Günaydın :)
Geçmiş olsun Nihat Bey, tekrarı olmasın dilerim.
Artaç, ben de Özne gibi, zaman zaman aynı yanılgıya düşüyorum, karışıyor isimler :)) Ahmet İhsan Bey 'in (kendisi, böyle hitap edilsin istiyor!) kulakları çınlasın :))
Gülümsettiniz beni :))
İyi pazarlar..
Anlatmak istedikçe herşeyi, birden yitiriyorum
Bir kutupyıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım
Yapayalnız kalıyorum birden güzelim
Ve müthiş ağlamak istiyorum..
Gecenin, kanatları kırık bir saati var,
Bilmem bilir misin?
Ölüm korkusu, alkol gibi yayılır damarlara
Sakın o saatte sokaklara çıkma
Denize bakma
Karanlığa
Yıldızlara bakma sakın
O saat
İşte güzelim, o saat
Ölüm, o ateşkuşu
Ölüm; o mavidüğüm
Deniz kızlarının türküsünü söyler
Ben yalnızım
Orkestrada kırık bir saz
Kanayarak koşan bir kurt
Yüreğim dağ başında unutulmuş
Vakur bir bayrak, yırtılırcasına
Bir kutup yıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım
Çiftleşen kuşların, böceklerin, insanların yalnızlığı
Ve müthiş ağlamak istiyorum...
Hasan Hüseyin Korkmazgil
" Unutur muyuz? ASLA!
Güzelleşiriz YASla.."