Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini kaptanları sorgulayan yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı siyah gözlerine beni de götür güneş ülkesinden gelen yiğitler benzeri olmayan bir dünya kursun cellat,ayrılığın boynunu vursun...
Hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir. (Halil Cibran)
Merhabalar sayfa sakinleri :))
Ne güzel paylaşımlarınız var, sözlerinizle, ezgilerinizle, düşüncelerinizle ayrı birer renksiniz. Su gibi kıymetlisiniz.
Her gün kana kana musluktan içtiğimiz, durgun bir gölde, bereketli bir yağmurda, içini dökmek için akan nehirde, gemileri alabora eden denizlerde, okyanuslarda ve insan vücudunun % 70'inde var olan bu kıymetli SUdur.
Hayat, hepimizi zaman zaman sınar. Ve biz hayat denen okulda suyun hangi şeklini alacağımızı iyi düşünmeliyiz. Fırtınalarla gelen bir su, kendini kayalara vura vura eninde sonunda durulur. Ama hem kendine, hem etrafına büyük zarar verir..
Sen yürürsün rüzgar yürür Sabahlar sığmaz olur gözlerine Her adımda çözülür bir karanlık Şafaklar çiçek sunar ellerine Gün tutuşur Dağlar aydınlanır Yeniden aydınlanır Yeniden canlanan bu yaşam Türküler dizer saçının tellerine
Sen yürürsün rüzgar yürür Alıp savurur beni saçların En kalabalık alanlara götürür Bir cellat çıkar apansız Bir fidan yeşermeden çürür Ve kana bulanır ırmaklar Baştan başa geçer kentleri Kan temizlenir cellat ölür
Sen yürürsün rüzgar yürür Mahpuslar soluğunla umutlanır Toprak çatlar Gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir Görkemli bir yürüyüş başlar içimde Ve bir tan vakti Kırılır bütün güzellik yasaları Ağaçlar aşk açar bahçelerimde
Sen yürürsün rüzgar yürür Dallar eğilir Yapraklar secde eder yürüyüşüne Sular kabarıp dalgalanır Köpüklü başlarıyla selamlar seni Ve tanrılar kalır önünde Ne beyler ne krallar Seninle yazılır en büyük destan En güzel tarih seninle başlar
Sen yürürsün rüzgar yürür Bir sevinç boylanır dünyada Çocuklar korkusuz büyür Kan boğulur susar Dokunup geçtiğin her kuraklık Yemyeşil bir vadiye dönüşür
Sen yürürsün rüzgar yürür Bizi bu deprem günlerinde İnan ki bir şiirsiz yaşamak Bir de sensiz savaşmak öldürür
Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum...
Lotus çiçeği, bataklıkta ve kirli sularda yetişen, çok yıllık bir bitkidir. Su yüzeyinde parlak yeşil yaprakların arasında, hoş kokularıyla, her zaman güneşe dönük yaşarlar.
Genellikle sarı ve pembe renklerde olur. Ama bazen beyaz, kırmızı ve mavi renklerine de rastlanmakradır.
lotus çiçeği anlamı itibari ile ölümsüzlüğü ifade eder. Şafakta açılan ve alacakaranlıkta kapanan lotus, Güneş`in yeniden doğuşunu kişileştirir.
Mitolojide de lotus çiçeğine hayranlık duyarlar, karşısında baş eğerler. Çünkü lotus çiçeği tanrıların sembölüdür. Farklı dinlerde lotus çiçeği anlamı farklıdır ; yaşam, yeniden doğuş, saflık, barış, bereket gibi farklı anlamlar ifade eder.
Mavi lotus, uzun kuraklıklardan sonra bile hayatta kalmayı başardığı ve büyümeye devam ettiği için ölümsüzlüğü simgeler.
Öncelikle lotus çiçeği bir semboldür, GÜNEŞ ve AY ilkelerini birleştirir, suya ve ateşe, karanlığın kaosuna ve ilahi ışığa eşit derecede yakındır.
Eski Mısırlılarda lotus, canlılığın yenilenmesini ve gençliğin geri dönüşünü simgeliyordu. Burada lotus çiçeği son derece önemliydi ve kutsal bir çiçek sayılırdı. Çünkü Güneş tanrısı Ra`nın lotustan doğduğuna inanılıyordu. Lotus, eski Mısır`ın ölüm ve diriliş tanrısı Osiris ve bitki örtüsünün solması ve yeniden doğuşunun vücut bulmuş hali olan, bereket tanrıçası İsis için bir taht görevi görmüştür. İnanışa göre, Nil seli sırasında lotusların bolluğu zengin bir hasat vaat ediyordu.
Lotus çiçeğinin etkileyici bir hikayelerinden biri şöyledir..
Eski bir Yunan efsanesine göre, Herkül`e karşılıksız aşık olan genç bir peri, bütün geceleri gölün dibinde geçirir, güneşin doğuşuyla birlikte pembe bir şafakla yıkanırdı. Bir sabah erkenden Herkül, yıkanmak için göle gelir. Peri, bu yakışıklı adamın kalbini fethetmek ve onu gölün dibine kadar götürmek için ona doğru yüzer. Herkül`ün güzelliği, periyi o kadar şaşırtır ki peri gözlerini ondan alamaz. Ama Herkül, periyi farketmez ve gider. Peri, onun arkasından bakmaya devam eder ve artık dibe batmaz, güzel bir lotus çiçeğine dönüşür.
İşte tüm bunlar nedeniyledir ki, ben bir LOTUS olmak isterdim :))
Ve kardelen, dağ çiçeği, kır çiçeği, gül, papatya, orkide.. Daha niceleri.. Hepsini seviyoruz :)
Amarna, çok güzel bir mit paylaşmışsın, teşekkürler.
Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada -Sesin, bir gülü bırakmak gibi birşeydi. Karaydım, kağıt gibiydim yaşamalarda Adım görseniz her gün o denizlerdeydi Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.
Ben vurdum sevilere belli değil miydi Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda. Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Ben şimdi bir şiirden geçenim çok eski -Uyuyarak severek siz benim aşkımsınız. Şimdi dünyada beni anmalara dursanız Kimbilir denizi gösteriyorsunuz belki. Görüyorum ne kadar büyük yalnızlığınız.
Durun beni daha ansıyın bir daha eski Öylesine çok ki yenilensin sularınız Ne varsa anımla genişliyen evrende ki
Bir şiirde şimdi yalnız
Sarı, hep aşktı açan benden bu dünyadaki Çıplak daha uzun daha güzel daha ıssız. Hâlâ vurur sizden bir yağmur gecede eski Kalandı yalnızlığınız gibi rüzgârınız O durduğunuz ön güzelliğim bir zaman ki
Bir şiirde şimdi yalnız.
Ülkem bölündü bu öğlemi sana ayırdım Ben kentlerimi hep sana bakarak yapardım Gecene derin kadırgalarımı bırakır Öpüşünün o ıssız kentlerine varırdım -Kleopatra bir gökyüzüydü geçmişte anladım
Sen ey benim uzak güzelim, Sur kırallığım Sizden o gecelerde bir pencere açıktır Hanlarım uyur, ben dünyada sana çıkardım
Ülkem bölündü önüm yalnızlıktır
Ben dünyada bir senin yalnızlığına vardım Geldiniz, seninle bir ikindilerdi kalır Ey şimdi denizlere açılanlar yıllardır Kentlerim düzen yüzü görmiyecek anladım
Artaç Bey,
Bazen bir damlasıyla yetinir ırmaktan su alan, bazen kaynağını kurutacak kadar acımasızdır...
Bir damla deyip geçme. Yeri gelir ayırır dostu düşmandan. Yeri gelir taşırır suyu bardaktan.
Az veya çok, illa ki vardır talip olan...
Çünkü ;
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun...
Nurullah Genç
Hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan, sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir. (Halil Cibran)
Merhabalar sayfa sakinleri :))
Ne güzel paylaşımlarınız var, sözlerinizle, ezgilerinizle, düşüncelerinizle ayrı birer renksiniz.
Su gibi kıymetlisiniz.
Her gün kana kana musluktan içtiğimiz, durgun bir gölde, bereketli bir yağmurda, içini dökmek için akan nehirde, gemileri alabora eden denizlerde, okyanuslarda ve insan vücudunun % 70'inde var olan bu kıymetli SUdur.
Hayat, hepimizi zaman zaman sınar. Ve biz hayat denen okulda suyun hangi şeklini alacağımızı iyi düşünmeliyiz. Fırtınalarla gelen bir su, kendini kayalara vura vura eninde sonunda durulur. Ama hem kendine, hem etrafına büyük zarar verir..
Güzel, bereketli, huzurlu bir gün olsun...
Sen yürürsün rüzgar yürür
Sabahlar sığmaz olur gözlerine
Her adımda çözülür bir karanlık
Şafaklar çiçek sunar ellerine
Gün tutuşur
Dağlar aydınlanır
Yeniden aydınlanır
Yeniden canlanan bu yaşam
Türküler dizer saçının tellerine
Sen yürürsün rüzgar yürür
Alıp savurur beni saçların
En kalabalık alanlara götürür
Bir cellat çıkar apansız
Bir fidan yeşermeden çürür
Ve kana bulanır ırmaklar
Baştan başa geçer kentleri
Kan temizlenir cellat ölür
Sen yürürsün rüzgar yürür
Mahpuslar soluğunla umutlanır
Toprak çatlar
Gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir
Görkemli bir yürüyüş başlar içimde
Ve bir tan vakti
Kırılır bütün güzellik yasaları
Ağaçlar aşk açar bahçelerimde
Sen yürürsün rüzgar yürür
Dallar eğilir
Yapraklar secde eder yürüyüşüne
Sular kabarıp dalgalanır
Köpüklü başlarıyla selamlar seni
Ve tanrılar kalır önünde
Ne beyler ne krallar
Seninle yazılır en büyük destan
En güzel tarih seninle başlar
Sen yürürsün rüzgar yürür
Bir sevinç boylanır dünyada
Çocuklar korkusuz büyür
Kan boğulur susar
Dokunup geçtiğin her kuraklık
Yemyeşil bir vadiye dönüşür
Sen yürürsün rüzgar yürür
Bizi bu deprem günlerinde
İnan ki bir şiirsiz yaşamak
Bir de sensiz savaşmak öldürür
Adnan Yücel
Çünkü ;
Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum...
Nurullah Genç
B/Akışa bıraktım yüreğimi,
Kalbimin ritmine ayak uydurup, dans ediyoRuhum...
Sen nasılsın?
Lotus çiçeği, bataklıkta ve kirli sularda yetişen, çok yıllık bir bitkidir. Su yüzeyinde parlak yeşil yaprakların arasında, hoş kokularıyla, her zaman güneşe dönük yaşarlar.
Genellikle sarı ve pembe renklerde olur. Ama bazen beyaz, kırmızı ve mavi renklerine de rastlanmakradır.
lotus çiçeği anlamı itibari ile ölümsüzlüğü ifade eder. Şafakta açılan ve alacakaranlıkta kapanan lotus, Güneş`in yeniden doğuşunu kişileştirir.
Mitolojide de lotus çiçeğine hayranlık duyarlar, karşısında baş eğerler. Çünkü lotus çiçeği tanrıların sembölüdür. Farklı dinlerde lotus çiçeği anlamı farklıdır ; yaşam, yeniden doğuş, saflık, barış, bereket gibi farklı anlamlar ifade eder.
Mavi lotus, uzun kuraklıklardan sonra bile hayatta kalmayı başardığı ve büyümeye devam ettiği için ölümsüzlüğü simgeler.
Öncelikle lotus çiçeği bir semboldür, GÜNEŞ ve AY ilkelerini birleştirir, suya ve ateşe, karanlığın kaosuna ve ilahi ışığa eşit derecede yakındır.
Eski Mısırlılarda lotus, canlılığın yenilenmesini ve gençliğin geri dönüşünü simgeliyordu. Burada lotus çiçeği son derece önemliydi ve kutsal bir çiçek sayılırdı. Çünkü Güneş tanrısı Ra`nın lotustan doğduğuna inanılıyordu. Lotus, eski Mısır`ın ölüm ve diriliş tanrısı Osiris ve bitki örtüsünün solması ve yeniden doğuşunun vücut bulmuş hali olan, bereket tanrıçası İsis için bir taht görevi görmüştür. İnanışa göre, Nil seli sırasında lotusların bolluğu zengin bir hasat vaat ediyordu.
Lotus çiçeğinin etkileyici bir hikayelerinden biri şöyledir..
Eski bir Yunan efsanesine göre, Herkül`e karşılıksız aşık olan genç bir peri, bütün geceleri gölün dibinde geçirir, güneşin doğuşuyla birlikte pembe bir şafakla yıkanırdı. Bir sabah erkenden Herkül, yıkanmak için göle gelir. Peri, bu yakışıklı adamın kalbini fethetmek ve onu gölün dibine kadar götürmek için ona doğru yüzer. Herkül`ün güzelliği, periyi o kadar şaşırtır ki peri gözlerini ondan alamaz. Ama Herkül, periyi farketmez ve gider. Peri, onun arkasından bakmaya devam eder ve artık dibe batmaz, güzel bir lotus çiçeğine dönüşür.
İşte tüm bunlar nedeniyledir ki, ben bir LOTUS olmak isterdim :))
Ve kardelen, dağ çiçeği, kır çiçeği, gül, papatya, orkide.. Daha niceleri.. Hepsini seviyoruz :)
Amarna, çok güzel bir mit paylaşmışsın, teşekkürler.
Bir çiçek olsaydınız, hangisi olmak isterdiniz?
Neden?
Usulca akan bir suyun kıyısında
Seni düşünüyorum,
Üşümüyorum...
Elif, ne güzel bir paylaşım bu, çok sevdim :))
Sevgiler Dersim'e.. Munzur a... Mezopotamya'ya...
Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada
-Sesin, bir gülü bırakmak gibi birşeydi.
Karaydım, kağıt gibiydim yaşamalarda
Adım görseniz her gün o denizlerdeydi
Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.
Ben vurdum sevilere belli değil miydi
Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.
Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da
Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi
Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda
Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda
Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Ben şimdi bir şiirden geçenim çok eski
-Uyuyarak severek siz benim aşkımsınız.
Şimdi dünyada beni anmalara dursanız
Kimbilir denizi gösteriyorsunuz belki.
Görüyorum ne kadar büyük yalnızlığınız.
Durun beni daha ansıyın bir daha eski
Öylesine çok ki yenilensin sularınız
Ne varsa anımla genişliyen evrende ki
Bir şiirde şimdi yalnız
Sarı, hep aşktı açan benden bu dünyadaki
Çıplak daha uzun daha güzel daha ıssız.
Hâlâ vurur sizden bir yağmur gecede eski
Kalandı yalnızlığınız gibi rüzgârınız
O durduğunuz ön güzelliğim bir zaman ki
Bir şiirde şimdi yalnız.
Ülkem bölündü bu öğlemi sana ayırdım
Ben kentlerimi hep sana bakarak yapardım
Gecene derin kadırgalarımı bırakır
Öpüşünün o ıssız kentlerine varırdım
-Kleopatra bir gökyüzüydü geçmişte anladım
Sen ey benim uzak güzelim, Sur kırallığım
Sizden o gecelerde bir pencere açıktır
Hanlarım uyur, ben dünyada sana çıkardım
Ülkem bölündü önüm yalnızlıktır
Ben dünyada bir senin yalnızlığına vardım
Geldiniz, seninle bir ikindilerdi kalır
Ey şimdi denizlere açılanlar yıllardır
Kentlerim düzen yüzü görmiyecek anladım
Ülkem bölündü önüm yalnızlıktır
İlhan Berk