Gök yüzünde görünürde yıldızlar var Görünmeyen daha çok şeyler en başta sen yansıman hisler coşkusu arzular griliği parlayanlar kayanlar sönenler senin balkona çıkışını hissederim göz göze geliriz aynın karanlık yüzünde o an kokun gelir uzaklardan en derin hücrelerime can verir .. bazen kanatır içimi bazen şifa verir ama sevi sevda yeli eser saçlarını oynatır dalga dalga halaya durur aşkın doruğunda dillenir varlığımız aşar tüm engelleri uzar çağdan çağa.. e f e s // 20012026
Bakara: 30,31,32,33 Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” dediğinde onlar: “Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Halbuki biz, seni övgüyle tesbih ve takdîs ediyoruz” demişlerdi. Allah da onlara “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” buyurmuştu
Allah Âdem’e isimlerin tamamını öğretti, sonra da onları meleklere gösterip: “Haydi, doğru söylüyorsanız bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu
Melekler: “Seni tesbih ve her türlü noksanlıktan tenzîh ederiz! Senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Elbette her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olan ancak sensin!” dediler Allah: “Ey Âdem, bunların isimlerini onlara söyle” dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Hak Teâlâ: “Size, «Göklerin ve yerin gaybını ben bilirim; ayrıca sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim» dememiş miydim?” buyurdu.
Bu ayetleri okurken ettigim tefekkur. Asagidakiler kesin bu boyledir degildir. Kurandan benim pencereme yansiyanlardir. Herkesin kendi penceresi vardir. Yazdiklarim kesinlik arz etmez. Allah bilir herseyin gercegini "Allahim senin ogrettiginden baska bir ilmim yoktur. Muhakkak sen sen hikmetlisin, bilensin."
Melekler nurdan, yani isiktan yaratilmistir. Isigin kaynagi yildizlarin ve gunesin yakiti hidrojen elementidir. Saidi nursi hz leri Allah herseyi kendini zikretsinler diye yaratmistir. Guneslerde bile allaha ibadet eden ve Allahi zikreden varliklar vardir diye buyurur. Cinler ve seytanlar da dumansiz atesten yaratilmistir. Dumansiz ates deyince aklima dogal gaz geliyor. Yani metan gazi yani bir carbon, ve 4 hidrojen atomunun birlesiminden olusan yandiginda duman cikarmayan dogal gaz... mesela curuyen seylerin, cöp sahalarinin, yani metan gazi salimi olan yerlerin cinlarin sevdigi yerler oldugunu dusununce, metan gazinin alevinden yaratilmis olmasi ihtimal dahilinde. Yine cinlerin bol metan gazi salan kemik ve tezekle beslendiginin soylenmesi bu ihtimali dusunduren diger bir misal Burada Allah ademe isimleri say dediginde aklimiza genelde dunyadaki, agac, at, tas, toprak, meyve, hayvan isimleri gibi seyler gelir genelde. Ama aslinda insanin halife olmasi dolayisiyla, ademin gosterdigi isimler, insanda var olan yada yansiyan ama meleklerde ve cinlerde olmayan ozellik ve malzemeler olabilir. İnsan, Allah'ın tüm güzel isimlerine (Esma-ül Hüsna) ayna olabilen tek varlıktır ve bu yüzden diğer varlıklardan üstündür. Insan zubdei alem, yani allahin isimlerinin ve yarattigi seylerin en cok ustunde yansitan tasiyan varliktir. Halik (insan ucak yapandir) Sabr (iradesiyle sabredendir) Rahman ( insan merhametlidir) Tevvab (insan tevbe eden, ozur dileyeni affedendir) Butun bu ve diger Allahin isimlerini ya sadece insanda yada en cok insanda tecelli eden isimlerdir. Dolayisi ile hz ademe Allah insanin tasidigi, ve cinlerin ve meleklerin tasimadigi Allahin isimlerini, Allah saydirmis olabilir. Bir diger isimlerde insan vucudunda tasidigi Elementler. Oksijen, karbon, hidrojen, kalsiyum, fosfor, azot, potassium, kukurt, fosfor, potassium kukurt, demir, cinko, magnesium, slikon ve daha niceleri insanin vucudunu olusturan elemenlerdir. Insan kucuk bir kainati tasir vucudunda ve ruhunda. Insan periodic tabloyu olusturmus, insan bunlarin aralarindaki iliskiyi cozmus, ve ara urunler cikarmistir. Ucak, araba, alet edavat yapmistir. Karada yurumus, havada ucmus, denizde yuzmus, diblerine dalmistir. Velhasili kelam melekler butun bu kendilerinde olamayan insanda toplanmis Allahin isimlerinin ve yarattigi varligibolusturan ozlerin toplamini gorunce hemen secdeye kapanmislar. Seytansa insani kismanmis. camuru hakir gorup, camuru olusturan ve camurun icinde tasidigi, kendisinde, seytan ve cinlerde, olmayan nice maddeleri ki onlari yaratan Allah, asagilamistir. Insan Allahin ona verdigi degerden habersiz insan ne zaman kendi misyonunun vebdegerinin farkina varacak. Insan yedigi bir elmanin, yumurtanin, tavugun bir sebzenin zikirlerini Allaha gunde bes vakit sunmakla yukumlu halife oldugunun, ve bu zikirleri sunmadigi takdirde iliskide oldugu butun mevcudatin hakkina girdiginin ne zaman farkina Barack. Yedigi elmanin, ictigi suyun, soludugu havanin hakkina girdigini ne zaman farkedecek
Soru: - Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede A,a harfinin kökeni neden öküz kafasını ifade eder?
Cevap: - Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar A,a harfinin kaynağının öküz kafası olmasının nedeni eski Mısır hiyerglofileri nazara alındığındandır, çünkü A,a harfinin latince şekli nazara alındığında Pergel ve Cetvel’i andırır, Pergelin ve Cetvelin varlığı ise eski Roma latincesindeki A,a harfinden daha eskiye dayanır,…
- A,a harfinin kökeninin öküz kafası olması, işlevsel fonksiyonu olan Pergel ve Cetvel’in araç gereçin nazara alınmamasıyla eski Mısır hiyerglofilerinde mevcut olan öküz kafasının nazara alınmasıdır! Nasılki, skandinav ülkelerinde kullanılan Å,å harfinin üstündeki dairenin açıkca Pergeli ifade etmesi gibi…
Soru: - Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede K,k harfinin kökeni neden el’i ifade eder?
Cevap: - Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar K,k harfinin kaynağının el olması elle tutulan taş yontmada, tahta yontmada kullanılan Keski aletidir, çünkü K,k harfi latince şekli nazara alındığında Keski’yi andırır, çünkü yontmada kullanılan Keski en eski işlevsel aletlerdendir varlığı ise eski Roma latincesindeki K,k harfinden daha eskiye dayanır,…
- K,k harfinin kökeninin el olması, elle kullanılan işlevsel fonksiyonu Keski olan araç gereçin nazara alınmasıdır!
Soru: - Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede İ,i harfi neden kol ve el’i ifade eder?
Cevap: - Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar eski yunan aelifabesi nazara alındığından harfin kaynağının kol ve el olması muammadır, çünkü İ,i harfi latince şekli itibariyle yanan mum’u andırır, I,ı harfi ise yanmayan Mum’u andırır, çünkü Mum’un varlığı eski Roma latincesindeki I,ı,İ,i harflerinden daha eskiye dayanır,…
- I,ı,İ,i harflerinin kökeninin kol ve el olması muammadır!
***** KADIN ***** --Kadın, Yüce Yaradan'ın her renk toprağın karışımından halk ettiği ilk beşer ve dişil bir candır? Onu hor görmeyin? --Kadın Hz. Havva'dır yani Adem Babamızın ilk eşi ve bütün insanlığın ANASIDIR? Ona sevgi, saygı, şefkat ve hürmetlerinizi eksik etmeyin? --Kadın, Nurdur, renktir, irşattır ve her çağın umududur, onu asla söndürmeyin? --Kadın, Bütün Dinlerin, cümle medeniyetlerin bilimsel tezidir. Üzerinde ve gıyabında tahrifat yapmayın? --Kadın, Anadır, Evlattır, Kardaştır, Bacıdır, sevgilidir-yardır? Onu asla ve kat-a incitmeyin? --Kadın, Tarihsel geçmişin ibret-i, alamet-i ve bilimsel hikmetidir? Asla inkâra kalkışmayın? --Kadın, bütün çağlara ışık tutmuş ve irşat olmuş bir aydınlıktır, onu asla gölgelemeyin? --Kadın, Anaçtır, Eştir, Sırdaştır ve her yerde, her zaman yoldaştır, onu asla aldatmayın? --Kadın, Havva Anamız, Hz. Muhammedin kızı Rukiye, Fatma ve Gülsüm bacımız. Sahabe Rabiya, Amine, Zeynep ve daha niceleridir. Asla iftira atıp vebal almayınız? --Kadın, Mustafa Kemal'ın Zübeyda anası, Nice Kahramanların gönül sunası, Erzurum'un Nene Hatunu, Kara Fatması, Kastamonu'nun Onbaşı Şerife Bacısı, Şimal-i Şarkın Gülsüm ve Gülüzar anası, İzmir'in Ayşe ve Satı anası, Halide Onbaşı, Halime Çavuş ve Binbaşı Ayşe sultanı. Daha isimlerini yazmadığım Savaş kahramanları? İşte bu kahramanların KIZ evlatlarına kıymayın? --Kadın, bu Dünya'nın tarihsel ve yaşamsal dengesidir. Bu dengeyi bozmayın, Okulları kapatıp kadınları soymayın? Film ve Reklam sektöründe bir meta gibi kullanmayın? Siyasal rantlarınıza alet etmeyin? Hilafet uğruna Kadınları siyasal kürsülerde palavra ve martaval aracı etmeyin? Kadınlar üzerinden asla ve kat-a orta çağ hayalleri kurmayın? --NOT: Şimdi derler ki, bütün bunları neden yazdın? Bu gün hava yağmurlu olduğundan dolayı evden çıkmadım, biraz kadın programlarına göz attım. Aman yarabbi??? VESSELAM ----------OZAN ÇAKIROĞLU----------
*** ŞEYTAN-İ DUYGULAR *** --Kin-kibir-nefret ve egolu duyguların tamamı Şeytani duygudur? --Nefsi heves ve arzular Şeytan-i dürtülerdir. Sonu rezalettir? --Dedikodu ve gıybet eylemleri Beşeri Şeytana ulaştırır? --Bireylere ve topluma hükmetme arzu ve duygusu kişiyi Şeytanla ortak yapar? --Gösteriş, yalan ve palavra Beşeri hak-hakikat yolundan uzaklaştırıp Şeytana yakın eyler? --Mal-mülk, para-pul hırsı Beşeri sonu görülmeyen uçuruma doğru yönlendirir? --En büyük Şeytan-i hastalık, kendinden kudretli-güçlü ve varlıklı insanlara yalakalık yapmaktır? Yüce Yaradan böyle Beşerleri lanetlemiştir? --Bir başka Şeytan-i ve hastalıklı duygu, Din ve mezhepleri kendi nefsan-i duygularına alet etmektir? --Mevcut siyasilerin politik amaçlı kürsülerden *DUA-NİYAZ-HATİM ve SALAVAT* vurguları yaparak seçmeni yönlendirmeleri günah, ayıp, suç ve şeytan-i bir davranıştır? --Siyasal erkin her türlü iltimas ve imtiyaz davranış eylemlerinin tamamı Şeytan-i bir davranış şeklidir --En büyük ve vahim Şeytan-i eylemlerden biride, Din-Mezhepleri zülfikâr bir kılıç gibi kullanarak toplumu ayrıştırmak, bölüp parçalamaktır. Bu eylemlerin Mahşer-i Divan da asla be kat-a affı yoktur. Sizi gidi sizi yandınız Vallahi.... -----Arkası yarın-------OZAN ÇAKIROĞLU------
Soru: - Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede M,m harfi neden su’yu ifade eder?
Cevap: - Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar su kanallarının ve su sardıçlarının şekilleri nazar alındığından vede bina yapımında kullanılan taşıyıcı kemerler nazar alındığından latincedeki M,m harfi Protosemantik aelifabeye göre su’yu ifade eder…
Doğa bir sanattır. İnsan da sanat icra eden bir varlık.
Bu iki hâli birbirinden ayırmak, insanın kendini eksik okumasıdır. Çünkü insan, sanatı üretirken doğanın karşısında durmaz; onun içinde yer alır. Renkleri ondan öğrenir, sesi ondan duyar, ritmini onun döngüsünden alır. İlham dediğimiz şey, çoğu zaman doğanın insanla kurduğu sessiz bir bağdır.
Doğa yaratılmıştır; insan ise yaratıcıyla bağı olan. Biri varoluşun estetiği, diğeri o estetiği fark edebilen bilinçtir.
Bugün doğayla ilgili konuşmalar çoğu zaman dar kalıplara sıkışıyor. “Çevrecilik”, “duyarlılık”, “hassasiyet” gibi etiketlerle mesele küçültülüyor. Oysa burada söz konusu olan, bir tutumdan çok daha fazlasıdır. Bu, insanın kendi yaşam zeminini nasıl gördüğüyle ilgilidir.
Ekosistem, insanın verdiği zararlara rağmen kendini yenilemeye çalışır. Bu, doğanın bilgeliğidir. Ancak bu yenilenme, sınırsız bir kabulleniş değildir. Doğa, insanın sanatını besleyen kaynaktır. O kaynak zedelendiğinde, yalnızca çevre değil; insanın hayal gücü, üretme arzusu ve anlam kurma yetisi de yavaş yavaş eksilir.
Sanat, doğadan bağımsız değildir. Doğa olmadan ilham, ilham olmadan sanat, sanat olmadan da insanın kendini ifade edebildiği derinlik eksik kalır.
Bilim bize şunu söylüyor: İnsan yaşamı, bugün bildiğimiz kadarıyla, yalnızca Dünya üzerinde mümkündür. Bu bilgi bir korku üretmek için değil, bir farkındalık oluşturmak içindir. Çünkü doğa yok olduğunda, yaşam yalnızca biçim değiştirerek devam etmez; tamamen sona erer.
Bu nedenle doğayı korumak, bir görev ya da yük değil; insanın kendini koruma biçimidir. İnsan, doğayı kendi sanat eseri gibi sahiplendiğinde, yaşamla daha dengeli, daha anlamlı bir ilişki kurar. Aksi hâlde ürettiği her şey, dayanağını yitirir.
Belki de mesele şudur: Doğa, sanat ve yaşam birbirinden ayrı değil; aynı nefesin üç farklı hâlidir.
Biri zarar gördüğünde, diğerleri de sessizce eksilir.
Sonuç Aforizması
Doğayı korumak, insanın sanata ve yaşama sadakatidir.
Bahtinur Hanım, Ben bireysel tartışmaları pek sevmem. Çünkü bireysel tartışmalar asla doğurgan-üretken olmaz. Ancak size saygımdan dolayı bir kaç cümleyle cevap vereyim. Ben müslüman bir Beşerim, benim müslümanlığı mı yüce Yaradan'dan başka hiç kimse sorgulayamaz. ***GELELİM AŞAĞIDA Kİ ŞİİRE 1--Şiir de müslümanları zan altında bırakacak bir kelimem yoktur. Olamaz da? 2--Şiirde anlatılmak istenenin ana fikri şudur: İslamiyet gölgesi altında yüce Dinimizi zülfikâr bir kılıç gibi nasıl kullanıldığını ifade etmeye çalıştım. 3--Şiirin hangi kıtasında bir yanlış ve bir yalan vardır. Hepsi yaşanmadı mı? 4--Benzer bir Şiiri de Sivas Madımak vahşetine, yeşil sermaye vurgununa yazmıştım. Peki o zaman neden tepki göstermediniz? 5--Şiir de bahse konu olan kişiler asla bir müslüman olamaz. Onlara müslüman diyenler yeniden Yüce Dinimizi araştırıp öğrenmelerini tavsiye ederim. 6--Şiir, aforizma ve makaleler alenen eleştirilebilir. Şurası yanlış denilebilir? Ancak direkt yazarı taşa tutulmaz? 7--Bakınız Zat-i aliniz bu düzeni zaman-zaman eleştirirsiniz. Bu arada çokta doğru yapıyorsunuz. Zaman-zaman yazdıklarınıza bende yorumlar yapıyordum. Yorumlarım size değil yazının muhteviyatınaydı... **Muhterem Kardeşim, şimdi izninizle soruyorum. Şiirin hangi kıtasın da bir iftira, çamur ve ya bir itham vardır? SAYGIYLA
ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIZ Andımız der ki Türk'üz çalışkanız Her türlü melanete alışkanız Rantiye uğruna her-dem akışkanız Şükür Yaradana Müslümanız biz. . Cumhuriyete hep sayar dökeriz Saray da kim varsa onu överiz Sağına eğilir, sol'u döveriz Vallahi çok adil müslümanız biz. . Gösteriş uğruna, Hacca gideriz Cuma'yı kaçırmaz, niyaz ederiz Dört kumayla birden zina yaparız Muskayla çarparız müslümanız biz. . Bir güzel görünce caka satarız Altı yaş kızlara nikâh yaparız Vallahi Deveyi yalar yutarız Elhamdülillah çok müslümanız biz. . Pandemi de ilaca zam yaparız Deprem-zelzele de çadır satarız Atatürk devrine çamur atarız Hak-hakikatlı müslümanız biz. . Hakka değil saraya secde ederiz Hilafet deyince önde gideriz Sıkıyı görünce zülmü tutarız Savrulun ağalar müslümanız biz. . Çakıroğlu derki mizan yontulmuş Merhamet kalmamış, vicdan tutulmuş Kamu malı hamuduyla yutulmuş Şükür Yaradan-a müslümanız biz... --------OZAN ÇAKIROĞLU--------
Kardaş, daha ben ne diyem, ne söyleyem Anlayana sözlerim olsun hediyem...
*****OSMANLI BİR DİN DEVLETİ DEĞİLDİ***** --Osmanlı toplam 35 hanedanın tekelinde ve tamamen diktatörlükle yönetilen devşirme bir Devletti. Adını bir beyden almıştır. Osmanlı diye bir insan ırkı yoktur. Osman oğullarının sülalesi vardır. Osmanlı da Türk Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü ve beraberinde bir çok kabile vardır. Yani bu gün Amerika da olduğu gibi Osmanlı Milleti vardı.. --Osmanlı da asla ve kat-a dine dayalı yönetim icra ve ifa edilmemiştir. Bunu Hilafet aşıkları inadına ve ısrarla topluma bir virüs gibi yaymışlardır. Mevcut Anayasal gidişatı yıpratmak için yapmaya da devam edeceklerdir. Bunun son örneği 15 Temmuz 2016 da yaşanmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin kurmuş olduğu B.M.M ni bombalamışlar ve 350 masum Vatandaşımız katletmişlerdir. Bu hilafet ağaları Cumhuriyete tam 102 yıldır yapmadıkları düşmanlıklar kalmamıştır? --Osmanlıda *DİN* temsilcisi ŞEYHÜL İSLAM bile Payi-tahtan emir almıştır. Oysa yüce Dinimiz sadece yüce Yaradan'dan emir alır. İslamiyet Evrenseldir. KURAN bütün Evrenin tercüm-i ezelyesidir. Hz. Muhammed Yüce Yaradan'ın yer yüzünde ki, tek ve son Rehberidir. Osmanlı Hanedanı Yüce Dinimizi İslamiyet gölgesi altında zülfikâr bir kılıç gibi kullanmıştır. Padişahlar kendi çocuklarını idam etmek için Şeyhül-islam hazretlerine özel fetva çıkartırmıştır. Bunu hangi Din kabul eder? --Valide Sultanlar, Şehsadelere hamamlarda Cariye Kızların orasını-burasınI miskal miskal, santim-santim ölçerek zifaf-a hatunlar seçmiştir? Böle bir olay hangi Dinde görülmüştür? İslamiyetin Anayasası sayılan BAKARA suresini bir okuyunuz, bakınız . orada ne diyor. Cümle Kadınlar da Erkekler gibi özgür bireylerdir. Onların da şeref ve . haysiyetleri vardı. Mülkiyet, miras ve her türlü imtiyaz hakları vardır. Oysa Osmanlı da kadınlar nüfustan bile sayılmazdı. Erkeğinin adeta bir kölesiydi. Herifler istediği zaman üç-beş kuma daha alabilirlerdi. Ve istediği zaman zevcesini üç talak zülmüyle boşayabilirdi. Kardeşim sizlerin Din anlayışınız bu mu dur.? Kırsalda Kadınlar Kayın-kaynatanın yanıında ne oturabilirler ve nede yemek yiyebilirlerdi? Yolda yürürken Kadınlar mendebur kocalarının beş metre arkasında yürürlerdi. Yan-yana gelirse hafif kadın sayılırdı. Yine kadınlar Heriflerine isimleriyle hitap edemezlerdi. Bütün bu vahşet ve şiddeti hangi Din kabul edebilir? --Ayrıca Yavuz Sultan Selim zorbası 1514 de Çaldıran da 50 bin masum Alevi Vatandaşı katletmiştir. Yavuz Selim o zamanlar Halifedir. Kardeşim hangi Din Halifeye bu yetkiyi vermiştir? Nice benzer olaylar. Yazmakla bitmez. Sırf Atatürk devrine çamur atmak için, Cumhuriyet kazanımların yok etmek için beyhude Osmanlıyı methetmeyin. Buna hiç kimseyi inandıramazsınız. Tam yüz yıldır bunu yapıyorsunuz, bu güne kadar bu hür ve kutlu Cumhuriyetimizin bir kılını dahi koparamadınız. 15 Temmuz da Haşhaşi Papazı o kıt aklıyla yeltendi, kıçına tekmeyi yeyince tabanı yağlayıp soluğu o gavur dediğiniz Amerika da aldı. Allahtan orada kuyruğu titretti darısı diğer Papazların başına??? --Misak-ı milli sınırları içersin de yaşayan ve Dini-mezhebi, ırkı, rengi, milliyet, dil ve cinsiyeti ne olursa olsun, bütün Vatandaşlar kanun önünde eşittir. Eğer ki bu eşitlik ilkesine uyulmuyorsa, Bu Cumhuriyetin suçu değil, yöneticilerin suçudur... . NOT: Bu yorumsal yazıyı hiç bir kimseye cevap niteliğinde yazmadım...Günlerce Siir ve aforizma şeklinde Osmanlı ya methiyeler dizilmekte. Ben de hasbel-kader düşüncelerimi paylaştım... VESSELAM ---------OZAN ÇAKIROĞLU----------
Hani her fırsatta inadına ve ısrarla Türk medeni kanunu Avrupa'dan alınmıştır. Yok şöyledir, yok böyledir bir sürü ithamlar dört nal gidiyor. BAKINIZ bu gün mevcut Hükümet resmi nikâhı kesinlikle zorunlu kıldı. Hatta resmi nikâh yapılmadan imam nikâhı yapılmayacaktır diye kararname çıkardı. Ehh bakalım buna ne diyeceksiniz????
Muhterem Kardeşim, ben nikap filan demedim. Türk medeni kanunundan bahsettim. Bu medeni kanun kapsamı en çok Anadolu kültürel yapısı gereği şeref tacı saydığımız KADILARI kapsamaktadır. Resmi Nikâhla birlikte imam, muta, muhtar, kaptan ve benzeri zülümleri ortadan kaldırmıştır. Ayrıca üç talak vahşetini ber-taraf etmiştir. --Türk medeni kanunu beraberinde, kız çocuklarının okuma, iş kuma ve memur olma haklarını vermiştir. Ayrıca seçme seçilme hakkı, teşebbüs hakkı Her türlü imtiyaz hakkı, miras ve boşanma hakkı vermiştir. Daha sonraları Ebe-hemşire, öğretmen, doktor, mühendis, Kaymakam ve Vali yapmıştır. Akabinde Vekil, Mebus ve Başbakan yapmıştır.. --Bütün bu köklü devrimlerin % 5 ini bile Osmanlı 600 yıl da yapamamıştır. Bütün bu ulvi devrimlere, ben ve benim gibi Demokratik Laik, Sosyal ve Hukuk Devlet sisteminden yana tavır koyan cümle Vatandaşlar gönülden bağlıdırlar. Ben bütün kalbimle inanıyorum Kuva-yi milliye ruhu asla sönmeyecektir. Bu kutlu ve hür Cumhuriyetimiz elebet dim-dik ayakta payidar kalacaktır... VESSELAM -----------OZAN ÇAKIROĞLU-----------
**EVET çok doğru dersiniz? Özellikle 2018 de sonra soru sormak SUÇ teşkil eder oldu. Özellikle sosyal medyada sorular hep tek taraflı sorulmaktadır... --Kardeşim, benim adımı bir öğretmen akrabamız koymuş. ÇAKIROĞLU Mahlasımı Edebiyatçı Servet Temur koydu. Günümüzde binlerce çocuk isimlerini Ana-Baba değil akraba-i taallukat koymaktadır. Bundan daha doğal ve daha mantıklı ne olabilir ki? --Bakınız Osmanlı tam 600 yıl bir SOYADI kanun çıkaramamış. Padişah isimleri bile 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7.------diye seyretmektedir? Asıl vahamet budur? Ayrıca bütün Padişahlar nikâhsız yaşamışlardır. Yani alenen pay-i tahtın başında *ZİNA* yapmışlardır. Sorgulanması gereken o kadar olumsuz olaylar var ki???? VESSELAM -----------OZAN ÇAKIROĞLU------------
**NOT= BİR ÖNCEKİ YAZIMIN DEVAMIDIR** --Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk Devlet sistemlerin de, Dine dayalı hiç bir yaptırımı adil ve eşit olarak sağlayamasın. Çünkü, her *DİN* kendine taraftır. Misak-ı Milli sınırları içerisinde yaşayan cümle vatandaşların farklı-farklı DİNİ inançları vardır. Eğer ki Devlet sathın da Dinsel yönetim hakimse, kendinden olmayan DİNİ inançlara asla fırsat tanımaz? --Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, işte tam bu nedenlerden dolayı LAİKLİK ilkesini kanun hükmünde güvence altına almıştır. LAİKLİK İLKESİ, Ülkemizde ki mevcut olan bütün Dinlerin hürriyetini ifa ve icrasını özgür bir şekilde yaşanmasını sağlar. --Ben diğer yorum ve görüşlere saygı duymakla beraber, Demokratik Laik, sosyal ve hukuk Devlet sisteminden yanayım. Bu hür ve kutlu Cumhuriyetimize gönülden bağlıyım... -----------OZAN ÇAKIROĞLU------------
***** TOPLUMSAL AHLAK ***** --Ait olduğun toplumun bütün değer yargılarına, sosyal ve kültürel yapısına ve her türlü müspet yaşam şekillerine, Anayasal haklarına saygı duyarak uyması gereken kurallar bütünlüğüne Toplumsal ahlak denir. --Bireyler bütün vatandaşlık haklarını kollayıp-korumak zorundadır. Ancak kendi haklarına sahip çıkarken, başkalarının haklarına da saygı duymak zorundadır. Yaşamsal devinim içerisinde sevgi, saygı, hoşgörü, doğruluk, şefkat ve merhamet duygularını besleyen ve devinimleştiren kurallar bütünlüğüne Toplumsal AİDİYET denir... . ***** EVRENSEL AHLAK ***** Uluslar arası diplomasinin kurallar bütünlüğüne, her türlü ticari anlaşmalara, Milletler arası her türlü Siyasal ve sosyal haklara riayet edilmesi. İnsan hakları mahkemesinin sosyal ve hukuksal yaptırımlarına saygı duymak. Bütün bu kurallar içerisinde Din-mezhep, ırk, renk, milliyet ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın Evrensel etiğin yerine getirilmesine EVRENSEL AHLAK denir... . ***** DİNSEL ve MEZHEPSEL AHLAK ***** Bireyler mensup olduğu Dinin, belirlemiş olduğu gidişatın tamamına kayıtsız ve şartsız. uyulması ve her türlü ibadet ve davranış eylemlerinin bağlı olduğu dini vecibeler doğrul- tusun da icra ve ifa etme eylemlerinin bütününe DİNİ ahlak denir.. ***** MEZHEPSEL AKLAK ***** Bireylerin bağlı olduğu, ve ya peşinden gittiği Mezhebin emrettiği ve eylemleştirdiği bütün yaptırımlara kayıtsız ve şartsız bağlı kalmasına mezhepsel AHLAK denir.... . ***** KAMUSAL ve ULUSAL AHLAK ***** --Cümle bireylerin Yurttaşı Olduğu Devletin, Siyasal, sosyal, hak-hukuk ve adalet gidişatına kayıtsız şartsız uyulmasına riayet etmek. Toplumsal anayasal haklara saygı duymak. Bütün ticaret ve her türlü iletişim eylemlerini ilgili kanun doğrultusunda icra etmek. Bireysel, komünal ve toplumsal kurallara asi olmadan, Din-mezhep, ırk, renk, dil, milliyet ve cinsiyet ayırt etmeden yazılı ve sözlü kuralların bütünüdür. Benim de benimsediğim, ve basiretimin algıladığı ölçüde riayet ettiğim AHLAK şeklidir... --Kamusal ve ulusal ahlaki kavramları Devlet sistemiyle icra ve ifa edilmesini sağlayan Dünya'da tek Lider ve Devlet Adamı Ulu Önder Mustafa Kemal Hazretleridir...Bunu da ilke ve inkılaplarıyla hayata geçirmiştir. KUL ve FERMAN Devlet rejiminden Cumhuriyet ve Demokrasi yönetim sistemine geçmiştir. Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk sistemiyle Fikri hür, irfani hür, vicdani hür, dini ve mezhebi hür bir toplum yaratmıştır.... --Yüce Yaradan Cumhuriyetimize mukayyet olsun. Vatan, Millet ve Bayrak düşmanı her türlü şerefsiz hainlere fırsat vermesin... VESSELAM -------------OZAN ÇAKIROĞLU --------------
İnsan, var olduğu andan itibaren kendini anlatma ihtiyacıyla hareket etmiştir. Bu anlatma eylemi kimi zaman bir iz, kimi zaman bir imge, kimi zaman da bir sözcük olarak ortaya çıkmış; zamanla sanat ve edebiyat adı altında biçimlenmiştir. Edebiyat, sanat ve insan bu nedenle birbirinden bağımsız alanlar değil, aynı kaynaktan beslenen bütüncül bir varoluş biçimidir. İnsan anlatır, sanat biçim verir, edebiyat ise bu anlatıyı anlamla kalıcı kılar.
Tarih boyunca toplumlar kendilerini sanat yoluyla görünür kılmış, bireyler ise edebiyat aracılığıyla iç dünyalarını tanımıştır. Bu yönüyle edebiyat yalnızca estetik bir üretim alanı değil; insanın yaşadığı çağa, topluma ve kendine tuttuğu bir aynadır. Sanat ise bu aynanın duyusal ve görsel boyutunu oluşturur.
21.yüzyılda anlatı biçimleri değişmiş, okuma hızlanmış ve görsellik ön plana çıkmış olsa da insanın kendini anlamlandırma ihtiyacı değişmemiştir. Bu makale, edebiyat, sanat ve insan arasındaki bu sürekliliği zamanın başından bugüne uzanan bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır.
Zamanın Başı: Görsel Anlatı
İnsanın ilk anlatısı görseldir. Mağara resimleri, semboller ve hiyeroglifler; hem sanatın hem de anlatının en erken biçimleri olarak karşımıza çıkar. Bu görseller yalnızca estetik izler değil, aynı zamanda okunabilir anlatılardır. İnsan, henüz yazıyı bulmadan önce bile yaşadığını, gördüğünü ve hissettiğini aktarmanın yollarını aramıştır.
Bu dönemlerde sanat, anlatının kendisidir. Görsel anlatı, insanın kolektif hafızasını oluşturan ilk kayıt alanı olarak edebiyatın da temelini atmıştır.
Zaman İçinde Evrilen Anlatı
Zaman ilerledikçe anlatım biçimleri değişmiş; söz, ritim, mit ve destanlar ortaya çıkmıştır. Anlatı, yalnızca iz bırakma amacı taşımaktan çıkarak anlam üretmeye yönelmiştir. İnsan, bireysel deneyimini toplumsal hafızayla birleştirmiş; edebiyat bu birlikteliğin taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Biçimler evrilmiş, anlatım yolları çeşitlenmiş; ancak anlatma ihtiyacı sürekliliğini korumuştur. Değişen şey araçlar olmuş, kaynak ise aynı kalmıştır.
Yazıyla Gelen Dönüşüm
Yazının bulunmasıyla birlikte anlatı kalıcı hâle gelmiş, insan düşüncesi zamanın dışına taşınmıştır. Edebiyat bu noktada yalnızca bireysel bir ifade alanı olmaktan çıkmış; kültürün, tarihin ve toplumsal belleğin taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Sanat, anlatının duyusal boyutunu üstlenirken; edebiyat insan deneyimini sözcüklerle derinleştirmiştir. Böylece insan, kendini yalnızca yaşadığı an için değil, gelecek kuşaklar için de anlatabilir duruma gelmiştir.
21. Yüzyıla Geliş
21. Yüzyıl hızın, yoğunluğun ve görselliğin çağıdır. Metinler kısalmış, anlatılar yoğunlaşmış; okuma alışkanlıkları değişmiştir. Ancak bu değişim, edebiyatın özünü ortadan kaldırmamıştır.
Günümüz edebiyatı geçmişin bir kopyası ya da taklidi olmak zorunda değildir. Edebiyat, geçmişten beslenir; fakat onu tekrar etmez. Taklit biçimi çoğaltır, kopya yüzeyi üretir. Oysa edebiyat, insanı merkeze alarak çağla birlikte büyür ve dönüşür.
Sosyolojik ve Sosyo-Kültürel Boyut
Sanat ve edebiyat, bireysel duygu ile kolektif yaşam arasında güçlü bir bağ kurar. Toplumlar kendilerini sanatla ifade ederken, bireyler edebiyatla kendilerini tanır. Bu iki alan, sosyolojik ve kültürel açıdan birbirini tamamlayan yapılardır.
Bir elin parmakları gibi; ayrı ayrı var olsalar da birlikte anlam kazanırlar. İnsan, bu bütünlüğün merkezinde yer alır.
Son Söz
Gelecek yüzyıllar bugünü, geride kalan anlatılar üzerinden okuyacaktır. Resimde, sözcükte, biçimde ve seste insanın kendini nasıl anlattığını arayacaktır. Biçimler değişecek, araçlar çoğalacak; ancak insanın kendini anlatma ihtiyacı varlığını sürdürecektir.
Kopyalanan ve taklit edilen anlatılar zamanla silinir. İnsanı merkeze alan anlatılar ise kalır.
Çünkü edebiyat tekrar değildir, sanat süs değildir, insan da bir araç değildir.
Edebiyat ve sanat, insanın kendini her çağda yeniden anlatma biçimidir.
Gök yüzünde görünürde yıldızlar var
Görünmeyen daha çok şeyler
en başta sen
yansıman
hisler coşkusu
arzular griliği
parlayanlar
kayanlar
sönenler
senin balkona çıkışını
hissederim
göz göze geliriz
aynın karanlık yüzünde
o an
kokun gelir uzaklardan
en derin hücrelerime
can verir ..
bazen kanatır içimi
bazen şifa verir
ama sevi sevda yeli eser
saçlarını oynatır dalga dalga
halaya durur aşkın doruğunda
dillenir varlığımız
aşar tüm engelleri
uzar çağdan çağa..
e f e s // 20012026
"B a k t ı m birkaplumbağa suyauzanıyordu / Suyu b i r a z öneçektim"
Bakara: 30,31,32,33
Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” dediğinde onlar: “Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Halbuki biz, seni övgüyle tesbih ve takdîs ediyoruz” demişlerdi. Allah da onlara “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” buyurmuştu
Allah Âdem’e isimlerin tamamını öğretti, sonra da onları meleklere gösterip: “Haydi, doğru söylüyorsanız bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu
Melekler: “Seni tesbih ve her türlü noksanlıktan tenzîh ederiz! Senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Elbette her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olan ancak sensin!” dediler
Allah: “Ey Âdem, bunların isimlerini onlara söyle” dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Hak Teâlâ: “Size, «Göklerin ve yerin gaybını ben bilirim; ayrıca sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim» dememiş miydim?” buyurdu.
Bu ayetleri okurken ettigim tefekkur. Asagidakiler kesin bu boyledir degildir. Kurandan benim pencereme yansiyanlardir. Herkesin kendi penceresi vardir. Yazdiklarim kesinlik arz etmez. Allah bilir herseyin gercegini
"Allahim senin ogrettiginden baska bir ilmim yoktur. Muhakkak sen sen hikmetlisin, bilensin."
Melekler nurdan, yani isiktan yaratilmistir. Isigin kaynagi yildizlarin ve gunesin yakiti hidrojen elementidir. Saidi nursi hz leri Allah herseyi kendini zikretsinler diye yaratmistir. Guneslerde bile allaha ibadet eden ve Allahi zikreden varliklar vardir diye buyurur.
Cinler ve seytanlar da dumansiz atesten yaratilmistir. Dumansiz ates deyince aklima dogal gaz geliyor. Yani metan gazi yani bir carbon, ve 4 hidrojen atomunun birlesiminden olusan yandiginda duman cikarmayan dogal gaz... mesela curuyen seylerin, cöp sahalarinin, yani metan gazi salimi olan yerlerin cinlarin sevdigi yerler oldugunu dusununce, metan gazinin alevinden yaratilmis olmasi ihtimal dahilinde.
Yine cinlerin bol metan gazi salan kemik ve tezekle beslendiginin soylenmesi bu ihtimali dusunduren diger bir misal
Burada Allah ademe isimleri say dediginde aklimiza genelde dunyadaki, agac, at, tas, toprak, meyve, hayvan isimleri gibi seyler gelir genelde.
Ama aslinda insanin halife olmasi dolayisiyla, ademin gosterdigi isimler, insanda var olan yada yansiyan ama meleklerde ve cinlerde olmayan ozellik ve malzemeler olabilir.
İnsan, Allah'ın tüm güzel isimlerine (Esma-ül Hüsna) ayna olabilen tek varlıktır ve bu yüzden diğer varlıklardan üstündür. Insan zubdei alem, yani allahin isimlerinin ve yarattigi seylerin en cok ustunde yansitan tasiyan varliktir.
Halik (insan ucak yapandir)
Sabr (iradesiyle sabredendir)
Rahman ( insan merhametlidir)
Tevvab (insan tevbe eden, ozur dileyeni affedendir)
Butun bu ve diger Allahin isimlerini ya sadece insanda yada en cok insanda tecelli eden isimlerdir.
Dolayisi ile hz ademe Allah insanin tasidigi, ve cinlerin ve meleklerin tasimadigi Allahin isimlerini, Allah saydirmis olabilir.
Bir diger isimlerde insan vucudunda tasidigi
Elementler.
Oksijen, karbon, hidrojen, kalsiyum, fosfor, azot, potassium, kukurt, fosfor, potassium kukurt, demir, cinko, magnesium, slikon ve daha niceleri insanin vucudunu olusturan elemenlerdir. Insan kucuk bir kainati tasir vucudunda ve ruhunda.
Insan periodic tabloyu olusturmus, insan bunlarin aralarindaki iliskiyi cozmus, ve ara urunler cikarmistir. Ucak, araba, alet edavat yapmistir. Karada yurumus, havada ucmus, denizde yuzmus, diblerine dalmistir.
Velhasili kelam melekler butun bu kendilerinde olamayan insanda toplanmis Allahin isimlerinin ve yarattigi varligibolusturan ozlerin toplamini gorunce hemen secdeye kapanmislar. Seytansa insani kismanmis. camuru hakir gorup, camuru olusturan ve camurun icinde tasidigi, kendisinde, seytan ve cinlerde, olmayan nice maddeleri ki onlari yaratan Allah, asagilamistir.
Insan Allahin ona verdigi degerden habersiz insan ne zaman kendi misyonunun vebdegerinin farkina varacak.
Insan yedigi bir elmanin, yumurtanin, tavugun bir sebzenin zikirlerini Allaha gunde bes vakit sunmakla yukumlu halife oldugunun, ve bu zikirleri sunmadigi takdirde iliskide oldugu butun mevcudatin hakkina girdiginin ne zaman farkina Barack. Yedigi elmanin, ictigi suyun, soludugu havanin hakkina girdigini ne zaman farkedecek
Ölmüş yala buralar:))
Cesurlar bir kere,korkaklar her gün ölür
Soru:
- Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede A,a harfinin kökeni neden öküz kafasını ifade eder?
Cevap:
- Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar A,a harfinin kaynağının öküz kafası olmasının nedeni eski Mısır hiyerglofileri nazara alındığındandır, çünkü A,a harfinin latince şekli nazara alındığında Pergel ve Cetvel’i andırır, Pergelin ve Cetvelin varlığı ise eski Roma latincesindeki A,a harfinden daha eskiye dayanır,…
- A,a harfinin kökeninin öküz kafası olması, işlevsel fonksiyonu olan Pergel ve Cetvel’in araç gereçin nazara alınmamasıyla eski Mısır hiyerglofilerinde mevcut olan öküz kafasının nazara alınmasıdır! Nasılki, skandinav ülkelerinde kullanılan Å,å harfinin üstündeki dairenin açıkca Pergeli ifade etmesi gibi…
Eselsbrücke: Eşekköprüsü~ Eşikköprüsü.
Soru:
- Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede K,k harfinin kökeni neden el’i ifade eder?
Cevap:
- Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar K,k harfinin kaynağının el olması elle tutulan taş yontmada, tahta yontmada kullanılan Keski aletidir, çünkü K,k harfi latince şekli nazara alındığında Keski’yi andırır, çünkü yontmada kullanılan Keski en eski işlevsel aletlerdendir varlığı ise eski Roma latincesindeki K,k harfinden daha eskiye dayanır,…
- K,k harfinin kökeninin el olması, elle kullanılan işlevsel fonksiyonu Keski olan araç gereçin nazara alınmasıdır!
?si=ztYo41Y-PXnrDvHV
Soru:
- Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede İ,i harfi neden kol ve el’i ifade eder?
Cevap:
- Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar eski yunan aelifabesi nazara alındığından harfin kaynağının kol ve el olması muammadır, çünkü İ,i harfi latince şekli itibariyle yanan mum’u andırır, I,ı harfi ise yanmayan Mum’u andırır, çünkü Mum’un varlığı eski Roma latincesindeki I,ı,İ,i harflerinden daha eskiye dayanır,…
- I,ı,İ,i harflerinin kökeninin kol ve el olması muammadır!
***** KADIN *****
--Kadın, Yüce Yaradan'ın her renk toprağın karışımından halk ettiği
ilk beşer ve dişil bir candır? Onu hor görmeyin?
--Kadın Hz. Havva'dır yani Adem Babamızın ilk eşi ve bütün insanlığın ANASIDIR?
Ona sevgi, saygı, şefkat ve hürmetlerinizi eksik etmeyin?
--Kadın, Nurdur, renktir, irşattır ve her çağın umududur, onu asla söndürmeyin?
--Kadın, Bütün Dinlerin, cümle medeniyetlerin bilimsel tezidir. Üzerinde ve gıyabında
tahrifat yapmayın?
--Kadın, Anadır, Evlattır, Kardaştır, Bacıdır, sevgilidir-yardır? Onu asla ve kat-a incitmeyin?
--Kadın, Tarihsel geçmişin ibret-i, alamet-i ve bilimsel hikmetidir? Asla inkâra kalkışmayın?
--Kadın, bütün çağlara ışık tutmuş ve irşat olmuş bir aydınlıktır, onu asla gölgelemeyin?
--Kadın, Anaçtır, Eştir, Sırdaştır ve her yerde, her zaman yoldaştır, onu asla aldatmayın?
--Kadın, Havva Anamız, Hz. Muhammedin kızı Rukiye, Fatma ve Gülsüm bacımız.
Sahabe Rabiya, Amine, Zeynep ve daha niceleridir. Asla iftira atıp vebal almayınız?
--Kadın, Mustafa Kemal'ın Zübeyda anası, Nice Kahramanların gönül sunası, Erzurum'un
Nene Hatunu, Kara Fatması, Kastamonu'nun Onbaşı Şerife Bacısı, Şimal-i Şarkın Gülsüm
ve Gülüzar anası, İzmir'in Ayşe ve Satı anası, Halide Onbaşı, Halime Çavuş ve Binbaşı
Ayşe sultanı. Daha isimlerini yazmadığım Savaş kahramanları? İşte bu kahramanların
KIZ evlatlarına kıymayın?
--Kadın, bu Dünya'nın tarihsel ve yaşamsal dengesidir. Bu dengeyi bozmayın, Okulları kapatıp
kadınları soymayın? Film ve Reklam sektöründe bir meta gibi kullanmayın? Siyasal rantlarınıza
alet etmeyin? Hilafet uğruna Kadınları siyasal kürsülerde palavra ve martaval aracı etmeyin?
Kadınlar üzerinden asla ve kat-a orta çağ hayalleri kurmayın?
--NOT: Şimdi derler ki, bütün bunları neden yazdın? Bu gün hava yağmurlu olduğundan dolayı
evden çıkmadım, biraz kadın programlarına göz attım. Aman yarabbi??? VESSELAM
----------OZAN ÇAKIROĞLU----------
""Biz k a d ı n ı z, bilmedens e v i y o r u z bu kedileri
S e v i y o r u z, bir sevilmeiçgüdüsüyle"
**Her insan ayrı bir değerdir, karşılıklı saygı ve sevgi
insanların en büyük hazinesidir...
----------OZAN ÇAKIROĞLU-----------
Yadırgamadığım durumları da yaşıyorum
*** ŞEYTAN-İ DUYGULAR ***
--Kin-kibir-nefret ve egolu duyguların tamamı Şeytani duygudur?
--Nefsi heves ve arzular Şeytan-i dürtülerdir. Sonu rezalettir?
--Dedikodu ve gıybet eylemleri Beşeri Şeytana ulaştırır?
--Bireylere ve topluma hükmetme arzu ve duygusu kişiyi Şeytanla ortak yapar?
--Gösteriş, yalan ve palavra Beşeri hak-hakikat yolundan uzaklaştırıp Şeytana yakın eyler?
--Mal-mülk, para-pul hırsı Beşeri sonu görülmeyen uçuruma doğru yönlendirir?
--En büyük Şeytan-i hastalık, kendinden kudretli-güçlü ve varlıklı insanlara yalakalık
yapmaktır? Yüce Yaradan böyle Beşerleri lanetlemiştir?
--Bir başka Şeytan-i ve hastalıklı duygu, Din ve mezhepleri kendi nefsan-i duygularına
alet etmektir?
--Mevcut siyasilerin politik amaçlı kürsülerden *DUA-NİYAZ-HATİM ve SALAVAT* vurguları
yaparak seçmeni yönlendirmeleri günah, ayıp, suç ve şeytan-i bir davranıştır?
--Siyasal erkin her türlü iltimas ve imtiyaz davranış eylemlerinin tamamı Şeytan-i bir
davranış şeklidir
--En büyük ve vahim Şeytan-i eylemlerden biride, Din-Mezhepleri zülfikâr bir kılıç gibi
kullanarak toplumu ayrıştırmak, bölüp parçalamaktır. Bu eylemlerin Mahşer-i Divan da
asla be kat-a affı yoktur. Sizi gidi sizi yandınız Vallahi....
-----Arkası yarın-------OZAN ÇAKIROĞLU------
Dünyanın en kısa şiiri!
- M,m; su.
…
Soru:
- Protosemantik aelifabeye göre ideogramda latincede M,m harfi neden su’yu ifade eder?
Cevap:
- Eski romadan beri gelen, latince aelifabe şekillendiği zamanlar su kanallarının ve su sardıçlarının şekilleri nazar alındığından vede bina yapımında kullanılan taşıyıcı kemerler nazar alındığından latincedeki M,m harfi Protosemantik aelifabeye göre su’yu ifade eder…
Doğa, Sanat ve Yaşam: Aynı Nefesin Üç Hâli
Doğa bir sanattır.
İnsan da sanat icra eden bir varlık.
Bu iki hâli birbirinden ayırmak, insanın kendini eksik okumasıdır. Çünkü insan, sanatı üretirken doğanın karşısında durmaz; onun içinde yer alır. Renkleri ondan öğrenir, sesi ondan duyar, ritmini onun döngüsünden alır. İlham dediğimiz şey, çoğu zaman doğanın insanla kurduğu sessiz bir bağdır.
Doğa yaratılmıştır; insan ise yaratıcıyla bağı olan.
Biri varoluşun estetiği, diğeri o estetiği fark edebilen bilinçtir.
Bugün doğayla ilgili konuşmalar çoğu zaman dar kalıplara sıkışıyor. “Çevrecilik”, “duyarlılık”, “hassasiyet” gibi etiketlerle mesele küçültülüyor. Oysa burada söz konusu olan, bir tutumdan çok daha fazlasıdır. Bu, insanın kendi yaşam zeminini nasıl gördüğüyle ilgilidir.
Ekosistem, insanın verdiği zararlara rağmen kendini yenilemeye çalışır. Bu, doğanın bilgeliğidir. Ancak bu yenilenme, sınırsız bir kabulleniş değildir. Doğa, insanın sanatını besleyen kaynaktır. O kaynak zedelendiğinde, yalnızca çevre değil; insanın hayal gücü, üretme arzusu ve anlam kurma yetisi de yavaş yavaş eksilir.
Sanat, doğadan bağımsız değildir.
Doğa olmadan ilham,
ilham olmadan sanat,
sanat olmadan da insanın kendini ifade edebildiği derinlik eksik kalır.
Bilim bize şunu söylüyor: İnsan yaşamı, bugün bildiğimiz kadarıyla, yalnızca Dünya üzerinde mümkündür. Bu bilgi bir korku üretmek için değil, bir farkındalık oluşturmak içindir. Çünkü doğa yok olduğunda, yaşam yalnızca biçim değiştirerek devam etmez; tamamen sona erer.
Bu nedenle doğayı korumak, bir görev ya da yük değil; insanın kendini koruma biçimidir. İnsan, doğayı kendi sanat eseri gibi sahiplendiğinde, yaşamla daha dengeli, daha anlamlı bir ilişki kurar. Aksi hâlde ürettiği her şey, dayanağını yitirir.
Belki de mesele şudur:
Doğa, sanat ve yaşam birbirinden ayrı değil;
aynı nefesin üç farklı hâlidir.
Biri zarar gördüğünde, diğerleri de sessizce eksilir.
Sonuç Aforizması
Doğayı korumak,
insanın sanata ve yaşama sadakatidir.
Yazar - Şair
Hamiye GÜL
Değerli Kardeşim, eyvallah, çok teşekkür ederim. Saygı-hürmet bizden.
Hayırlı çalışmalar dileğiyle esen kalınız.
Bahtinur Hanım, Ben bireysel tartışmaları pek sevmem. Çünkü bireysel
tartışmalar asla doğurgan-üretken olmaz. Ancak size saygımdan dolayı
bir kaç cümleyle cevap vereyim.
Ben müslüman bir Beşerim, benim müslümanlığı mı yüce Yaradan'dan
başka hiç kimse sorgulayamaz.
***GELELİM AŞAĞIDA Kİ ŞİİRE
1--Şiir de müslümanları zan altında bırakacak bir kelimem yoktur. Olamaz da?
2--Şiirde anlatılmak istenenin ana fikri şudur: İslamiyet gölgesi altında yüce
Dinimizi zülfikâr bir kılıç gibi nasıl kullanıldığını ifade etmeye çalıştım.
3--Şiirin hangi kıtasında bir yanlış ve bir yalan vardır. Hepsi yaşanmadı mı?
4--Benzer bir Şiiri de Sivas Madımak vahşetine, yeşil sermaye vurgununa
yazmıştım. Peki o zaman neden tepki göstermediniz?
5--Şiir de bahse konu olan kişiler asla bir müslüman olamaz. Onlara müslüman
diyenler yeniden Yüce Dinimizi araştırıp öğrenmelerini tavsiye ederim.
6--Şiir, aforizma ve makaleler alenen eleştirilebilir. Şurası yanlış denilebilir? Ancak
direkt yazarı taşa tutulmaz?
7--Bakınız Zat-i aliniz bu düzeni zaman-zaman eleştirirsiniz. Bu arada çokta doğru
yapıyorsunuz. Zaman-zaman yazdıklarınıza bende yorumlar yapıyordum. Yorumlarım
size değil yazının muhteviyatınaydı...
**Muhterem Kardeşim, şimdi izninizle soruyorum. Şiirin hangi kıtasın da bir iftira,
çamur ve ya bir itham vardır? SAYGIYLA
ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIZ
Andımız der ki Türk'üz çalışkanız
Her türlü melanete alışkanız
Rantiye uğruna her-dem akışkanız
Şükür Yaradana Müslümanız biz.
.
Cumhuriyete hep sayar dökeriz
Saray da kim varsa onu överiz
Sağına eğilir, sol'u döveriz
Vallahi çok adil müslümanız biz.
.
Gösteriş uğruna, Hacca gideriz
Cuma'yı kaçırmaz, niyaz ederiz
Dört kumayla birden zina yaparız
Muskayla çarparız müslümanız biz.
.
Bir güzel görünce caka satarız
Altı yaş kızlara nikâh yaparız
Vallahi Deveyi yalar yutarız
Elhamdülillah çok müslümanız biz.
.
Pandemi de ilaca zam yaparız
Deprem-zelzele de çadır satarız
Atatürk devrine çamur atarız
Hak-hakikatlı müslümanız biz.
.
Hakka değil saraya secde ederiz
Hilafet deyince önde gideriz
Sıkıyı görünce zülmü tutarız
Savrulun ağalar müslümanız biz.
.
Çakıroğlu derki mizan yontulmuş
Merhamet kalmamış, vicdan tutulmuş
Kamu malı hamuduyla yutulmuş
Şükür Yaradan-a müslümanız biz...
--------OZAN ÇAKIROĞLU--------
Kardaş, daha ben ne diyem, ne söyleyem
Anlayana sözlerim olsun hediyem...
*****OSMANLI BİR DİN DEVLETİ DEĞİLDİ*****
--Osmanlı toplam 35 hanedanın tekelinde ve tamamen diktatörlükle
yönetilen devşirme bir Devletti. Adını bir beyden almıştır. Osmanlı diye
bir insan ırkı yoktur. Osman oğullarının sülalesi vardır. Osmanlı da Türk
Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü ve beraberinde bir çok kabile vardır. Yani bu gün
Amerika da olduğu gibi Osmanlı Milleti vardı..
--Osmanlı da asla ve kat-a dine dayalı yönetim icra ve ifa edilmemiştir. Bunu
Hilafet aşıkları inadına ve ısrarla topluma bir virüs gibi yaymışlardır. Mevcut
Anayasal gidişatı yıpratmak için yapmaya da devam edeceklerdir. Bunun son
örneği 15 Temmuz 2016 da yaşanmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin
kurmuş olduğu B.M.M ni bombalamışlar ve 350 masum Vatandaşımız katletmişlerdir.
Bu hilafet ağaları Cumhuriyete tam 102 yıldır yapmadıkları düşmanlıklar kalmamıştır?
--Osmanlıda *DİN* temsilcisi ŞEYHÜL İSLAM bile Payi-tahtan emir almıştır. Oysa yüce
Dinimiz sadece yüce Yaradan'dan emir alır. İslamiyet Evrenseldir. KURAN bütün Evrenin
tercüm-i ezelyesidir. Hz. Muhammed Yüce Yaradan'ın yer yüzünde ki, tek ve son
Rehberidir. Osmanlı Hanedanı Yüce Dinimizi İslamiyet gölgesi altında zülfikâr bir
kılıç gibi kullanmıştır. Padişahlar kendi çocuklarını idam etmek için Şeyhül-islam
hazretlerine özel fetva çıkartırmıştır. Bunu hangi Din kabul eder?
--Valide Sultanlar, Şehsadelere hamamlarda Cariye Kızların orasını-burasınI miskal
miskal, santim-santim ölçerek zifaf-a hatunlar seçmiştir? Böle bir olay hangi Dinde
görülmüştür? İslamiyetin Anayasası sayılan BAKARA suresini bir okuyunuz, bakınız .
orada ne diyor. Cümle Kadınlar da Erkekler gibi özgür bireylerdir. Onların da şeref ve .
haysiyetleri vardı. Mülkiyet, miras ve her türlü imtiyaz hakları vardır. Oysa Osmanlı da
kadınlar nüfustan bile sayılmazdı. Erkeğinin adeta bir kölesiydi. Herifler istediği zaman
üç-beş kuma daha alabilirlerdi. Ve istediği zaman zevcesini üç talak zülmüyle boşayabilirdi.
Kardeşim sizlerin Din anlayışınız bu mu dur.? Kırsalda Kadınlar Kayın-kaynatanın yanıında
ne oturabilirler ve nede yemek yiyebilirlerdi? Yolda yürürken Kadınlar mendebur kocalarının
beş metre arkasında yürürlerdi. Yan-yana gelirse hafif kadın sayılırdı. Yine kadınlar Heriflerine
isimleriyle hitap edemezlerdi. Bütün bu vahşet ve şiddeti hangi Din kabul edebilir?
--Ayrıca Yavuz Sultan Selim zorbası 1514 de Çaldıran da 50 bin masum Alevi Vatandaşı
katletmiştir. Yavuz Selim o zamanlar Halifedir. Kardeşim hangi Din Halifeye bu yetkiyi
vermiştir? Nice benzer olaylar. Yazmakla bitmez. Sırf Atatürk devrine çamur atmak için,
Cumhuriyet kazanımların yok etmek için beyhude Osmanlıyı methetmeyin. Buna hiç
kimseyi inandıramazsınız. Tam yüz yıldır bunu yapıyorsunuz, bu güne kadar bu hür ve
kutlu Cumhuriyetimizin bir kılını dahi koparamadınız. 15 Temmuz da Haşhaşi Papazı
o kıt aklıyla yeltendi, kıçına tekmeyi yeyince tabanı yağlayıp soluğu o gavur dediğiniz
Amerika da aldı. Allahtan orada kuyruğu titretti darısı diğer Papazların başına???
--Misak-ı milli sınırları içersin de yaşayan ve Dini-mezhebi, ırkı, rengi, milliyet, dil ve
cinsiyeti ne olursa olsun, bütün Vatandaşlar kanun önünde eşittir. Eğer ki bu eşitlik
ilkesine uyulmuyorsa, Bu Cumhuriyetin suçu değil, yöneticilerin suçudur...
.
NOT: Bu yorumsal yazıyı hiç bir kimseye cevap niteliğinde yazmadım...Günlerce
Siir ve aforizma şeklinde Osmanlı ya methiyeler dizilmekte. Ben de hasbel-kader
düşüncelerimi paylaştım... VESSELAM
---------OZAN ÇAKIROĞLU----------
Hani her fırsatta inadına ve ısrarla Türk medeni kanunu Avrupa'dan
alınmıştır. Yok şöyledir, yok böyledir bir sürü ithamlar dört nal gidiyor.
BAKINIZ bu gün mevcut Hükümet resmi nikâhı kesinlikle zorunlu kıldı.
Hatta resmi nikâh yapılmadan imam nikâhı yapılmayacaktır diye kararname
çıkardı. Ehh bakalım buna ne diyeceksiniz????
Muhterem Kardeşim, ben nikap filan demedim. Türk medeni
kanunundan bahsettim. Bu medeni kanun kapsamı en çok Anadolu
kültürel yapısı gereği şeref tacı saydığımız KADILARI kapsamaktadır.
Resmi Nikâhla birlikte imam, muta, muhtar, kaptan ve benzeri zülümleri
ortadan kaldırmıştır. Ayrıca üç talak vahşetini ber-taraf etmiştir.
--Türk medeni kanunu beraberinde, kız çocuklarının okuma, iş kuma ve
memur olma haklarını vermiştir. Ayrıca seçme seçilme hakkı, teşebbüs hakkı
Her türlü imtiyaz hakkı, miras ve boşanma hakkı vermiştir. Daha sonraları
Ebe-hemşire, öğretmen, doktor, mühendis, Kaymakam ve Vali yapmıştır.
Akabinde Vekil, Mebus ve Başbakan yapmıştır..
--Bütün bu köklü devrimlerin % 5 ini bile Osmanlı 600 yıl da yapamamıştır.
Bütün bu ulvi devrimlere, ben ve benim gibi Demokratik Laik, Sosyal ve Hukuk
Devlet sisteminden yana tavır koyan cümle Vatandaşlar gönülden bağlıdırlar.
Ben bütün kalbimle inanıyorum Kuva-yi milliye ruhu asla sönmeyecektir. Bu kutlu
ve hür Cumhuriyetimiz elebet dim-dik ayakta payidar kalacaktır... VESSELAM
-----------OZAN ÇAKIROĞLU-----------
**EVET çok doğru dersiniz? Özellikle 2018 de sonra soru sormak SUÇ teşkil
eder oldu. Özellikle sosyal medyada sorular hep tek taraflı sorulmaktadır...
--Kardeşim, benim adımı bir öğretmen akrabamız koymuş. ÇAKIROĞLU
Mahlasımı Edebiyatçı Servet Temur koydu. Günümüzde binlerce çocuk
isimlerini Ana-Baba değil akraba-i taallukat koymaktadır. Bundan daha doğal
ve daha mantıklı ne olabilir ki?
--Bakınız Osmanlı tam 600 yıl bir SOYADI kanun çıkaramamış. Padişah
isimleri bile 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7.------diye seyretmektedir? Asıl vahamet budur?
Ayrıca bütün Padişahlar nikâhsız yaşamışlardır. Yani alenen pay-i tahtın
başında *ZİNA* yapmışlardır. Sorgulanması gereken o kadar olumsuz
olaylar var ki???? VESSELAM
-----------OZAN ÇAKIROĞLU------------
"bilmek b ü t ü n k ö t ü l ü k l e r i n anasıdır"
"neçayınız neçorbanız var.... n i y e böyleoldunuz k ü r s ü m i l l e t i n i n insanları"
**NOT= BİR ÖNCEKİ YAZIMIN DEVAMIDIR**
--Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk Devlet sistemlerin de, Dine dayalı hiç bir yaptırımı
adil ve eşit olarak sağlayamasın. Çünkü, her *DİN* kendine taraftır. Misak-ı Milli sınırları
içerisinde yaşayan cümle vatandaşların farklı-farklı DİNİ inançları vardır. Eğer ki Devlet
sathın da Dinsel yönetim hakimse, kendinden olmayan DİNİ inançlara asla fırsat tanımaz?
--Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, işte tam bu nedenlerden dolayı LAİKLİK ilkesini
kanun hükmünde güvence altına almıştır. LAİKLİK İLKESİ, Ülkemizde ki mevcut olan bütün
Dinlerin hürriyetini ifa ve icrasını özgür bir şekilde yaşanmasını sağlar.
--Ben diğer yorum ve görüşlere saygı duymakla beraber, Demokratik Laik, sosyal ve hukuk
Devlet sisteminden yanayım. Bu hür ve kutlu Cumhuriyetimize gönülden bağlıyım...
-----------OZAN ÇAKIROĞLU------------
***** TOPLUMSAL AHLAK *****
--Ait olduğun toplumun bütün değer yargılarına, sosyal ve kültürel yapısına ve her türlü
müspet yaşam şekillerine, Anayasal haklarına saygı duyarak uyması gereken kurallar
bütünlüğüne Toplumsal ahlak denir.
--Bireyler bütün vatandaşlık haklarını kollayıp-korumak zorundadır. Ancak kendi haklarına
sahip çıkarken, başkalarının haklarına da saygı duymak zorundadır. Yaşamsal devinim
içerisinde sevgi, saygı, hoşgörü, doğruluk, şefkat ve merhamet duygularını besleyen ve
devinimleştiren kurallar bütünlüğüne Toplumsal AİDİYET denir...
.
***** EVRENSEL AHLAK *****
Uluslar arası diplomasinin kurallar bütünlüğüne, her türlü ticari anlaşmalara, Milletler arası her
türlü Siyasal ve sosyal haklara riayet edilmesi. İnsan hakları mahkemesinin sosyal ve hukuksal
yaptırımlarına saygı duymak. Bütün bu kurallar içerisinde Din-mezhep, ırk, renk, milliyet ve
cinsiyet ayrımı yapılmaksızın Evrensel etiğin yerine getirilmesine EVRENSEL AHLAK denir...
.
***** DİNSEL ve MEZHEPSEL AHLAK *****
Bireyler mensup olduğu Dinin, belirlemiş olduğu gidişatın tamamına kayıtsız ve şartsız.
uyulması ve her türlü ibadet ve davranış eylemlerinin bağlı olduğu dini vecibeler doğrul-
tusun da icra ve ifa etme eylemlerinin bütününe DİNİ ahlak denir..
***** MEZHEPSEL AKLAK *****
Bireylerin bağlı olduğu, ve ya peşinden gittiği Mezhebin emrettiği ve eylemleştirdiği
bütün yaptırımlara kayıtsız ve şartsız bağlı kalmasına mezhepsel AHLAK denir....
.
***** KAMUSAL ve ULUSAL AHLAK *****
--Cümle bireylerin Yurttaşı Olduğu Devletin, Siyasal, sosyal, hak-hukuk ve adalet gidişatına
kayıtsız şartsız uyulmasına riayet etmek. Toplumsal anayasal haklara saygı duymak. Bütün
ticaret ve her türlü iletişim eylemlerini ilgili kanun doğrultusunda icra etmek. Bireysel, komünal
ve toplumsal kurallara asi olmadan, Din-mezhep, ırk, renk, dil, milliyet ve cinsiyet ayırt etmeden
yazılı ve sözlü kuralların bütünüdür. Benim de benimsediğim, ve basiretimin algıladığı ölçüde
riayet ettiğim AHLAK şeklidir...
--Kamusal ve ulusal ahlaki kavramları Devlet sistemiyle icra ve ifa edilmesini sağlayan Dünya'da
tek Lider ve Devlet Adamı Ulu Önder Mustafa Kemal Hazretleridir...Bunu da ilke ve inkılaplarıyla
hayata geçirmiştir. KUL ve FERMAN Devlet rejiminden Cumhuriyet ve Demokrasi yönetim sistemine
geçmiştir. Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk sistemiyle Fikri hür, irfani hür, vicdani hür, dini ve
mezhebi hür bir toplum yaratmıştır....
--Yüce Yaradan Cumhuriyetimize mukayyet olsun. Vatan, Millet ve Bayrak düşmanı her türlü
şerefsiz hainlere fırsat vermesin... VESSELAM
-------------OZAN ÇAKIROĞLU --------------
EDEBİYAT – SANAT – İNSAN
Giriş
İnsan, var olduğu andan itibaren kendini anlatma ihtiyacıyla hareket etmiştir. Bu anlatma eylemi kimi zaman bir iz, kimi zaman bir imge, kimi zaman da bir sözcük olarak ortaya çıkmış; zamanla sanat ve edebiyat adı altında biçimlenmiştir. Edebiyat, sanat ve insan bu nedenle birbirinden bağımsız alanlar değil, aynı kaynaktan beslenen bütüncül bir varoluş biçimidir. İnsan anlatır, sanat biçim verir, edebiyat ise bu anlatıyı anlamla kalıcı kılar.
Tarih boyunca toplumlar kendilerini sanat yoluyla görünür kılmış, bireyler ise edebiyat aracılığıyla iç dünyalarını tanımıştır. Bu yönüyle edebiyat yalnızca estetik bir üretim alanı değil; insanın yaşadığı çağa, topluma ve kendine tuttuğu bir aynadır. Sanat ise bu aynanın duyusal ve görsel boyutunu oluşturur.
21.yüzyılda anlatı biçimleri değişmiş, okuma hızlanmış ve görsellik ön plana çıkmış olsa da insanın kendini anlamlandırma ihtiyacı değişmemiştir. Bu makale, edebiyat, sanat ve insan arasındaki bu sürekliliği zamanın başından bugüne uzanan bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır.
Zamanın Başı: Görsel Anlatı
İnsanın ilk anlatısı görseldir. Mağara resimleri, semboller ve hiyeroglifler; hem sanatın hem de anlatının en erken biçimleri olarak karşımıza çıkar. Bu görseller yalnızca estetik izler değil, aynı zamanda okunabilir anlatılardır. İnsan, henüz yazıyı bulmadan önce bile yaşadığını, gördüğünü ve hissettiğini aktarmanın yollarını aramıştır.
Bu dönemlerde sanat, anlatının kendisidir. Görsel anlatı, insanın kolektif hafızasını oluşturan ilk kayıt alanı olarak edebiyatın da temelini atmıştır.
Zaman İçinde Evrilen Anlatı
Zaman ilerledikçe anlatım biçimleri değişmiş; söz, ritim, mit ve destanlar ortaya çıkmıştır. Anlatı, yalnızca iz bırakma amacı taşımaktan çıkarak anlam üretmeye yönelmiştir. İnsan, bireysel deneyimini toplumsal hafızayla birleştirmiş; edebiyat bu birlikteliğin taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Biçimler evrilmiş, anlatım yolları çeşitlenmiş; ancak anlatma ihtiyacı sürekliliğini korumuştur. Değişen şey araçlar olmuş, kaynak ise aynı kalmıştır.
Yazıyla Gelen Dönüşüm
Yazının bulunmasıyla birlikte anlatı kalıcı hâle gelmiş, insan düşüncesi zamanın dışına taşınmıştır. Edebiyat bu noktada yalnızca bireysel bir ifade alanı olmaktan çıkmış; kültürün, tarihin ve toplumsal belleğin taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Sanat, anlatının duyusal boyutunu üstlenirken; edebiyat insan deneyimini sözcüklerle derinleştirmiştir. Böylece insan, kendini yalnızca yaşadığı an için değil, gelecek kuşaklar için de anlatabilir duruma gelmiştir.
21. Yüzyıla Geliş
21. Yüzyıl hızın, yoğunluğun ve görselliğin çağıdır. Metinler kısalmış, anlatılar yoğunlaşmış; okuma alışkanlıkları değişmiştir. Ancak bu değişim, edebiyatın özünü ortadan kaldırmamıştır.
Günümüz edebiyatı geçmişin bir kopyası ya da taklidi olmak zorunda değildir. Edebiyat, geçmişten beslenir; fakat onu tekrar etmez. Taklit biçimi çoğaltır, kopya yüzeyi üretir. Oysa edebiyat, insanı merkeze alarak çağla birlikte büyür ve dönüşür.
Sosyolojik ve Sosyo-Kültürel Boyut
Sanat ve edebiyat, bireysel duygu ile kolektif yaşam arasında güçlü bir bağ kurar. Toplumlar kendilerini sanatla ifade ederken, bireyler edebiyatla kendilerini tanır. Bu iki alan, sosyolojik ve kültürel açıdan birbirini tamamlayan yapılardır.
Bir elin parmakları gibi; ayrı ayrı var olsalar da birlikte anlam kazanırlar. İnsan, bu bütünlüğün merkezinde yer alır.
Son Söz
Gelecek yüzyıllar bugünü, geride kalan anlatılar üzerinden okuyacaktır. Resimde, sözcükte, biçimde ve seste insanın kendini nasıl anlattığını arayacaktır. Biçimler değişecek, araçlar çoğalacak; ancak insanın kendini anlatma ihtiyacı varlığını sürdürecektir.
Kopyalanan ve taklit edilen anlatılar zamanla silinir.
İnsanı merkeze alan anlatılar ise kalır.
Çünkü edebiyat tekrar değildir,
sanat süs değildir,
insan da bir araç değildir.
Edebiyat ve sanat, insanın kendini her çağda yeniden anlatma biçimidir.
07.01.2026
Hamiye GÜL