*** HAŞHAŞİ SOYTARISI *** O1-05-2026 saat 14i59 da sana ne yapacağını söyledim. Ya çıkar adam gibi önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarından ve bütün şerefli Türk Ulusundan özür dileyeceksin. Ya da Amerika'dan fino gibi ciyaklamaya devam edeceksin? SEÇİM SENİN
Ulan sadece bir ilde 70000 bine varan katliam rakamlarinin soylendigi bir katliami alevileri sunnilere karsi dusman etmek ve yaptiginiz bariz katliami unutturmak icin benim atama iftira atan adi serefsizlersiniz. Rahatladinmi simdi. Beni bukadar konusturmakla Serefisz bok ficisi. Susuyorsak cehaletimizden degil, gecmis gecmiste kaldi deyip unumuze bakip butunlesme birlik olma sevdamjzdan geliyor. Yoksa senin gibi soysuzlarin kokusmus covering, yedi ceddini biliyoruz,
"Mesela herkes tarafından bilinen biride Osmanlının yüz karsı katil, ceberrüt, zalim Yavuz Sultan Selim'dir. Safevi Devlet başkanın eşine aşık oluyor ve bu utanmaz zorba bu uğurda hiç acımadan 50 bin Alevi yurttaşını katlediyor" Yukaridaki iftirayi atan soysuz kahpe, Yavuz sultan selim hz iftira atan serefsiz sah Ismail dölu Dersim katliaminda bak neler olmus
Gayriresmi kaynaklar, yerel tanıklıklar ve bazı bağımsız araştırmacıların sunduğu veriler, can kaybı sayısını resmi rakamların çok üzerinde göstermektedir. Bu kaynaklardaki tahminler genellikle şu aralıklarda yoğunlaşır:
Yaygın Tahminler: Birçok bağımsız kaynak ve sivil toplum kuruluşlari (örneğin https://www.ihd.org.tr/dersim-soykirimi-ile-yuzlesmek, can kaybının 40.000 ile 70.000 arasında olduğunu öne sürmektedir.
Yerel Kaynaklar: Bölgedeki aşiretlerin sözlü tarihlerine ve yerel araştırmacıların (Nuri Dersimi gibi) iddialarına dayanan bazı anlatılarda bu sayının 70.000'i aştığı ifade edilir.
Nüfus Karşılaştırmaları: Bazı tarihçiler, 1927 ve 1945 nüfus sayımları arasındaki rasyonel olmayan düşüşe ve nüfus artış hızındaki sapmalara bakarak, "kayıp nüfusun" (ölüm ve sürgün toplamı) 45.000 ile 60.000 civarında olduğunu hesaplamaktadır.
Diğer Araştırmalar: Alman tarihçi Christian Gerlach gibi bazı yabancı akademisyenler ise katledilen Kürt sayısını yaklaşık 30.000 olarak rapor etmektedir.
Bu rakamlar arasındaki büyük uçurumun temel sebebi; o dönemde bölgenin uzun süre "yasak bölge" ilan edilmesi, nüfus kayıtlarının yetersizliği ve devlet arşivlerinin bu konuda hala tam kapasiteyle araştırmaya açılmamış olmasıdır. Olayların askeri boyutu veya Seyit Rıza'nın mahkeme süreci hakkında daha fazla detay öğrenmek ister misiniz?
https://en.wikipedia.org
Lan ucaklarla insan bombalamak ne? Lan sadece tuncelide olan katliam bu. Demekki benjm atam sultan selim han hz gibi butun iran siileri ile ugrassa yarim milyon katlederdi senin atanin Lan sen hangi tarihine guvenerek benim atama laf sayiyorsun. Tarihsiz talihsiz kopek Lan biz ses cikarmiyoruz diye gerizakalimi sandin. Soysuz kopek. Lan hain donme dolu. Lan hedef gozetmeksizin koyleri bombalamak ne. Sefesiz serefsizliginle kalsaydin, serefsizlik yazmasaydin ben senin atanla isim olurmuydu. Cahil kopek... Lan olum siz neyin kafasini yasiyorsunuz. Lan koskoca sanli tarihimizi size yedirirmiyiz. Serefisz ecnebi dolleri. Munafik, kahpe kopek. Birde ben ozur dileyecekmisim. Kopek sen neyin kafasindasin
Lan milleti ataturk dusmani yapan senin gibi amonyak kafali iftiraci eski donme garnizon kopekleri... osmanliya kufretmekle ataturku yucelttiklerini sanan siz donme serefsizlersinjz. Osmanliya dil uzatan senin ve senin gibi sozlysuzlarin dili kopsun insallah
Birinci resim cagdasi amerikali yahudu ve yahudi kiyafetinde Rockefeller ve Rothschild var. Ikinci fotografta her nasilsa internet yok, televizyon yok, okyanus otesinden yahudi siyonistlerle pisti olmus mustafa kamal fotografi. Varmi lan ayni kilikta fevzi cakmagin, kazim karabekirin fotosu. Yok lan biz sizin butun seylerinizi sineye cekiyoruz. Ustune gitmiyoruz diye ne sandiniz. Lan sizin atanizi ovmek neden osmanliya kuftetmekten geciyor. Donme serefsizler. ,
Aciklayin latife hanimin mektuplarini, ne aciklayabjlirsiniz ne de koruma kanununu kaldirabilirsiniz. Cunku hayati yetimhanelerden 14 15 yaslarinda kiz cocuklarini igfal etmekle dolu. O mektuplarda olanlari neden sakliyorsunuz, bilmiyoruzmu lan. Lan serefisz sen baslattin, ben de devam ediyorum. Ulan atan degerliyse benim atama iftira atmayacaksin. Bok ficisi
Osmanlida kadinin hakki yoktu diyen iftiraci serefsiz. Cagdasi avrupayala karsilastirildiginda bak ne diyor Wikipedia.
Osmanlı'da kadınlar, İslam hukuku çerçevesinde mülkiyet edinme, miras alma, vakıf kurma ve mahkemede dava açma gibi haklara erken dönemden itibaren sahipti. Özellikle vakıfların %36'sını kadınlar kurmuş, 1858 Arazi Nizamnamesi ile mirasta eşit haklar kazanmışlardır. Eğitim ve çalışma hayatında 19. yüzyıldan itibaren (Tanzimat dönemi) iyileşmeler başlamış, 20. yüzyılda ise seçme-seçilme hakları için dernekler kurulmuştur.
Osmanlı'da Kadın Haklarının Temel Özellikleri: Ekonomik Haklar ve Mülkiyet: Kadınlar, evlendikten sonra da kendi mal varlıklarına (mehir, miras, kazanç) sahip çıkabiliyor, mülklerini satabiliyor veya vakıf kurabiliyorlardı.
Hukuki Durum: Kadınlar, mahkemelerde kendi davalarını açabilir, avukat tutabilir ve şahitlik edebilirlerdi. Nikah sözleşmelerine (tevfiz-i talak) özel şartlar koyarak boşanma hakkını da elinde tutabiliyorlardı.
Eğitim ve Çalışma: Tanzimat döneminde kız rüştiyeleri (ortaokul) ve ardından inas darülfünunu (kadın üniversitesi) açıldı. Kadınlar tıp, ebelik ve öğretmenlik gibi alanlarda çalışmaya başladı.
Sosyal ve Siyasi Gelişim: 19. ve 20. yüzyılda Fatma Aliye Hanım gibi öncü kadın yazarlar yetişti. 1913'te Nezihe Muhittin tarafından kurulan derneklerle seçme ve seçilme hakları savunulmaya başlandı.
Sosyal Yardım: Devlet, yetim kalan veya ihtiyaç sahibi kadınlara maaş bağlama (terekeden) uygulamaları yapmıştır.
Dönemlere Göre Gelişim: Klasik Dönem: Kadınlar aile hayatında etkin, ticari hayatta var (vakıf sahipleri).
Tanzimat ve Sonrası: Eğitime erişim, iş hayatına katılım (fabrika ve kamu) arttı. Basında kadın hakları konuşulmaya başlandı.
Meşrutiyet Dönemi: Kadınlar dernekler kurdu (Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti), dergiler çıkardı (Kadınlar Dünyası) ve feminist akımlar belirdi.
Osmanlı'da kadın hakları, Batı'daki birçok muadiline göre özellikle mülkiyet konusunda daha erken dönemde yasal güvence altına alınmıştı.
Osmanlı ve çağdaşı Avrupa'daki kadın haklarını karşılaştırdığımızda, özellikle mülkiyet ve hukuki temsil konularında Osmanlı kadınlarının 19. yüzyıla kadar Avrupalı hemcinslerinden daha ileri haklara sahip olduğu görülmektedir.
Wikipedia
Temel Farklılıklar: Mülkiyet ve Finansal Haklar: Osmanlı'da kadınlar evlilikten bağımsız olarak kendi mülklerini yönetebilir, satabilir ve miras bırakabilirlerdi; evlilik bu hakları kısıtlamazdı. Buna karşın, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde 1870'teki Married Women's Property Act düzenlemesine kadar evli bir kadının mal varlığı hukuken kocasına geçerdi.
Hukuki Statü ve Mahkeme: Osmanlı kadınları mahkemelerde bizzat dava açabilir, şahitlik yapabilir ve haklarını arayabilirlerdi; 17. yüzyıl sonu mahkeme kayıtlarının %8,4'ü kadınlara aittir. Avrupa'da ise kadınların kocalarının izni olmadan dava açması veya sözleşme yapması uzun süre mümkün olmamıştır.
Boşanma ve Aile Hayatı: İslam hukuku çerçevesinde Osmanlı kadınına tanınan tevfiz-i talak (boşanma hakkını nikah sözleşmesine ekleme) ve mehir (boşanma veya ölüm durumunda güvence) hakları, kadına ekonomik ve sosyal bir kalkan sağlıyordu. Avrupa'da boşanma, Katolik Kilisesi'nin etkisiyle yüzyıllarca yasaktı veya çok zor şartlara bağlıydı. Siyasi ve Kamusal Hayat: Her iki coğrafyada da kadınlar 20. yüzyıla kadar seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Ancak Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı olarak bilinen dönemde, saray kadınları devlet yönetiminde büyük siyasi güç kullanmışlardır. Wikipedia
Ahlaksiz, iftiraci, cahil, ulan soysuz herif, sen insan bile degilsin. Osmanliya iftira atmak senin atana ne kazandiriyor. Kopek. Onu yetistiren osmanli degilmi. Serefsiz. Adi kopek. Gozum ustunde amonyak kafali melun soysuz Ceddine tukureyim senin bok torbasi
Ceddime kufreden cedsiz, soysuz, senin tarihin mustafa kamal la baslamis olabilir. O senin soysuzlugun. Benim sadece kayitli tarihim selcukluya kadar gidiyor. Yavuz sultan selim en büyük osmanli sultanlarindan biridir. Benim de atamdir. Halifeligi getirendir. Osmanliyi islamin ve muslumanligin basi haline getirendir. Bugun dunyada hala turkiyeye islam devletlerinin basi olarak gorulup musluman turk milletine tekrar islam sancaktarligini eline almasi icin dunyanin her yerinde muslumanlar hala turkiyeye dua ve niyaz ediyorlarsa atam yavuz sultan selim han hzlerinin vesilesi iledir. 8 yillik bir saltanatta topraklarini 2.5 katina cikaran bir devlet adamini sadece, soysuz nasipsiz, hain kopekler karalar. -ipek yolu ve diger ticari yollari kontrulune geciren, Doneminde devlet hazinesi tarihin en yuksek seviyelerine getiren bir devlet adamindan ancak donme serefsizler kotuler.
Yavuz Sultan Selim, sadece bir asker değil, aynı zamanda Osmanlı tarihinin en entelektüel padişahlarından biriydi. Onun "Yavuz" (sert) imajının altında çok derin bir bilgi birikimi ve sanat tutkusu yatıyordu.İşte onun entelektüel kişiliğinin öne çıkan yönleri: Dil Dehası: Türkçe'nin yanı sıra Farsça, Arapça ve Tatarcayı çok iyi biliyordu. Özellikle Farsça konusundaki ustalığı, bu dilde koca bir Divan (şiir kitabı) yazacak kadar ileri düzeydeydi.
Kitap Tutkusu: Geceleri kitap okumaya olan düşkünlüğüyle bilinirdi. Öyle ki, Mısır Seferi gibi zorlu seferlere giderken yanında develer dolusu kitap taşıttığı ve mola yerlerinde okumaya devam ettiği anlatılır. Gözlerinin yorulmasına rağmen okumaktan vazgeçmediği söylenir.
Şair Kimliği: "Selimî" mahlasıyla şiirler yazmıştır. Şiirlerinde hem otoritesini hem de derin bir dervişane alçakgönüllülüğü yansıtır. En ünlü dizelerinden biri şöyledir: "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş / Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş." (Dünya padişahı olmak kuru bir kavgadan ibaretmiş; bir gönül dostuna, bir bilgeye dost olmak her şeyden üstünmüş.)
Alimlerle İlişkisi: Alimlere ve bilim insanlarına büyük saygı duyardı. Seferlerde bile onları yanında ayırmaz, devlet meselelerini onlarla istişare ederdi. Ünlü İslam alimi İbn Kemal ile olan yakınlığı ve onun atının ayağından sıçrayan çamurun kendi kaftanını kirletmesini "alimlerin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için şereftir" diyerek karşılaması bu saygının en bilinen örneğidir.
Bilim ve Sanat Hamiliği: Tebriz ve Kahire'yi fethettiğinde, oradaki sanatçıları, hattatları ve alimleri İstanbul'a davet ederek başkentin kültürel bir merkez haline gelmesini sağlamıştır. Piri Reis, dünya haritasını bizzat ona sunmuştur.
Ey boyle bir buyuk, asil bir insana dil uzatan adi soysuz. Ya tovbe eder. Ozur dilersin onun yuce ruhundan. Yada dilin kopar. Bir daha kimsenin kutsalina dil uzatamazsin insallah. Amin
Adi serefisz iftiraci cahil kopek, bir altin kural vardir. Kutsalini seviyorsan baskasinin kutsalina sovmezsin. Cunku onlara senin kutsalina sovme hakkini vermis olursun. Beyinsiz atani istedigin kadar ov. Kim ne doyebilir buna. Ama bu beyinsizlerin atalarini yuceltmek benim atami osmanliyi assagilamaktan geciyor. Ayni narsistlerin etrafindakileri asagilayarak kendilerini iyi hissetmeleri gibi. Ruh hastalari. Atanin meziyetlerini say. Benim atama ne diye kufrediyorsun serefisz. Ben kanuniyi, yavuzu, fatih sultan mehmeti overken ataturke kufrediyormuyum. Hain kopek. Benim yasadigim yerleri 1550 lerde gurculerden benim Oz be oz dedem almis. Ayrica kurtulus savasinda fevzi cakmak pasa, kazim karabekir pasa, ali fuat cebesoy pasa, refet pasa bunlarin hic mi payi yok. Mustafa kemalin Samsuna nasil ciktiginida biz biliyoruz. Ama yine de atani ov. Hatta tap. Tapin bana ne. Senin tapinman sana benim dinim bana. Sen kendi kutsalini baskasinin kutsalina sovmeden yuceltemiyormusun. Adi pislik. Soysuz kopek
Bir de solcular diyor millet bizi niye sevmiyor. Lan gece gunduz, osmanliya, kurana, sunnete, peygambere, dine kufreden, ilimden bilimden habersiz, okumak ogrenmekten nasipsiz, kulaktan dolma donmelerin iftiralarini ilim sanan bu gerizekali ne kadar sevimli ki sevesin Pislik herif.
Sizi tanımadan böyle bir genelleme yaptığım için o kısmıyla ilgili özrümü kabul etmenizi isterim. Ancak şunu da söylemek isterim: Mustafa Kemal Atatürk hakkında bu şekilde ithamlar kullanmak doğru değil. Herkesin sevdiği, saygı duyduğu değerler kendine aittir.
Ben de istersem sizin çok değer verdiğiniz bir geçmişe ya da bir şahsiyete söz söyleyebilirim. Ama bunun kimseye bir faydası yok. Aksine sadece huzursuzluk ve ayrışma getirir.
Bu kadar kutuplaşmanın içinde, birbirimize saygı göstermek zor olmamalı. Birlikte, bir olarak yaşamak bu kadar imkânsız olmamalı.
Bizler bu dili kullanırsak sonra çocuklar birbirine zarar verdiğinde neden şaşırıyoruz?
Gulden hanim, siz buralarda yenisiniz galiba, ben o cocuk istismarlarni defaatle kinadim. Tarikatlari cemmaatleri defaatle elestirdim. Ben gunumuz tarikatlarin kesinlikle gercek anlamindak cok uzakta oldugunu, islama zarar verdigini defaatle elestirdim. Siyasal islamin islamda yeri olmadigini en basit ifadeyle bidat oldugunu hadislerle anlattim. Islama, yalan soyleyerek harac keserek, adaleti iflas ederek hjzmet edilemeyecegini defaatle anlattim. Siyasal islam kesinlikle islami bozmak ve bitirmek icin uretildigini defaatle dile getirdim. Cocuklara kuran kurslarinda tecavuz edenlerin degil musluman turk bile olmadiklarini dusunuyorum. Defalarca anadolunun ve turkiyenin gusulsuz imam, vaiz muftulerle dolu oldugunu gercek bir hikaye ile anlattim. Belki siz beni tanimadan bilmeden sucluyorsunuzdur
Osmanlı İmparatorluğu bu toprakların tarihinin büyük bir parçası. Mustafa Kemal Atatürk ise modern Türkiye’nin kurucusu. İkisini “ya o ya bu” diye karşı karşıya koymak yerine, tarihi kendi bağlamında anlamak daha sağlıklı. Aynı şekilde, kim olursa olsun kanıtsız ve ağır suçlamalar yapmak doğru değil; eleştiri yapılacaksa da saygı çerçevesinde yapılmalı.
Ve Ahmet Aranç bey;
Atatürk’e yönelik suçlamalar yapıyorsunuz ama insan ister istemez şunu soruyor: Türkiye’de yıllardır gündeme gelen bazı somut vakalar var. Karaman’daki vakıf evi skandalı, Kur’an kurslarında ortaya çıkan istismar olayları, kendini “dini lider” olarak tanıtan kişilerin karıştığı davalar… Bunlar mahkemelere yansımış, ceza verilmiş, toplumda büyük infial yaratmış gerçekler. Peki sen bu olaylar karşısında neredeydin? Bir çocuğa yapılan istismar, failin kimliğine göre mi anlam değiştiriyor? İstismarı yapan “dindar” diye susulacak bir şey mi oluyor? Yoksa mesele çocuk değil de, sadece ideolojik bir kavga mı? Eğer gerçekten çocukların hakkını savunuyorsan, bu hassasiyetin herkese eşit olmalı. Yok eğer sadece kendi dünya görüşüne dokunulduğunda ses çıkarıyorsan, bu adalet değil açık bir çifte standarttır. Çocuk istismarı üzerinden siyaset yapılmaz. Ama yapılan bir haksızlığa da, kim yaparsa yapsın sessiz kalınmaz.
Senin ataturkun benim umurumda degil. Sen benim ceddime kufreden soysuzsun. Ben ise daha mustafa kemale baslamadim bile. Senden yada kimseden cekindigim icin degil. Mustafa kemali sevenleri var. Kimsenin kutsalina karismam. Taki benim kutsalima karisana kadar. Sen mustafa kemale tapabilirsin. Andimizi amentu, genclige hitabeyi veda hutbesi, nutuku kuran, anitkabiri Kaben bilip tapabilirisn. Umurumda degil. Benim ceddime kufredemezsin. Edersen sopanin ustune yavuz sultan selim yazdirir. O sopayla doverim seni, dengesiz mahluk...
*ASLINDA* bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları kadar, bunlara sessiz kalan Cumhuriyetçiler, sosyal demokratlar, Realist Kemalistler, Atatürk'çü devrimciler, Vatansever milliyetçiler ve Ulusalcı yazarlarda suçludurlar. Geçen günlerde cesur yürek bir hanım efendi bir Atatürk düşmanına dava açtı, şerefsiz tutuklandı. Özellik bu sayfayı tamamen Fetocüler sabota ediyorlar...
Son günlerde bir moda oldu, eline kalemi alan Atatürk ve Cumhuriyete sataşıyor. Ulan bu Demokratik Laik, Sosyal, hukuk Devletin nimetlerinden beslenip dönüp nankörlük ve edepsizlik ediyorsunuz?
O iftirayı yazıp resm edenler senin gibi Cumhuriyet düşmanlarıdır. Olmadık, akla gelmedik iftiralar atıyorsunuz. Bu Ülke hal bu gün Mustafa Kemallerin kurduğu Anayasayla yönetiliyor. Sayın Cumhur Başkanımız ve bütün Palamenterler Laiklik ilkesi doğrultusunda kürsü yemini ediyorlar. ULAN İT sen kimsin ki yedi düvele kafa atmış, Osmanlının itibarını kurtarmış ve kos-koca Türkiye Cumhuriyetin kurmuş büyük Türk kahramanına ve ulusumuzun atasına iftira atıyorsun. Onun-bunun şebeği, fetö yalaması sen haddini bileceksin....
Sayin foseptik cukuru Yavuz sultan selimin hanin sah ismailin karisina asik oldugunu isbat edene kadar sen bir iftiraci serefsiz olarak kalacaksin. Ki oylesin zaten... Bak bu benim isbatim. Bahsettigim mustafa kemalin 15 yasinda emrindeki turk diplomatla evli kizla yaptigi zinanin isbati. Sen bir foseptik cukuru olarak, etrafa bk sacman normal. ?si=FowkrN0Rlxk3f1i0
1--İhsan Araç, katil Yavuz senin baban mıdır? Sen onun sulbünden misin? 2--Tam yüz yıldır Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyetle uğraşıyorsunuz. Bir kılına dahi dokunamadınız. Yüz yıldır o pis avucunuzu yaladınız. ilelebette yalamaya devam edeceksiniz. Çünkü bu hür ve kutlu Cumhuriyetimiz dim-dik ayakta duracaktır. 3--Yetersiz cahil-cühela ve onun bunun yalaması küfürbaz olurlar. Sen daha öncede bu sayfayı sabota etmiştin. Finonun görevi paçalara havlamaktır diye cevap vermemiştim. 4--Ben 15 yaşımdan beri hiç bir kimseye küfür etmedim. Her halde ilk küfürüm senin gibi yalakaya olacaktır. Çünkü senin gibi haysiyetsiz şerefsizler kaos ve kargaşadan beslenirler. Eğer ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e iftira atmasaydın, ben senin gibi şebeklere yine cevap vermezdim. Haddinizi bileceksiniz? 5--Ben sana Gazi Mustafa Kemal Paşa ile ilgili soru sormam, çünkü sen ve senin gibi işbirlikçi Vatan hainleri Kemalistlerin osuruğu olamazsınız? 6--Biz senin gibi hain şerefsizlerin 15 Temmuz da kıçınızı tekmelemedik mi? Tabanı yağlayıp arkanıza bakmadan Amerika'ya kaçmadınız mı? Baş Papazınız orada kuyruğu titretmedi mi, darısı diğer Papazların başına? 7-- Bu sayfada birilerine yalakalık yapmak için Yüce Dinimizi o pis şeytani nefsine alet ediyorsun, Müslümanım diyorsun, sıkıyı görünce her fırsatta gavur, kefere küffar dediğiniz millete sığınıyorsunuz. Sizi gidi iki yüzlü riyakârlar? 8--Ulu Önder Atamızla ilgili cümlenizi kopyaladım, bakalım ilgili mercilerde senin gibi düşünüyorlar mı? Bu Demokratik Laik Sosyal devlet sahipsiz değildir. 9--Onursuz-omurgasız şebekler yazmayı ve konuşmayı beceremezler. Şimdi istediğin kadar arkamdan havlayabilirsin. İstediğin kadar tarihimize iftira atıp küfürler dizebilirsin. Ulan kısır döngü şebek, Ulusundan-ailenden utamıyorsan Erzurum'un dadaşlarından utan it herif.....
Tarihsel kaynaklar, Şah İsmail'in özellikle Safevi Devleti'ni kurma ve Şiiliği yayma sürecinde Anadolu ve çevre bölgelerde ciddi askeri operasyonlar ve şiddet eylemleri gerçekleştirdiğini doğrulamaktadır. Bu döneme dair öne çıkan bazı bilgiler şunlardır:
* Sünni Nüfusa Yönelik Eylemler: Şah İsmail, Tebriz'i ele geçirdikten sonra Şiiliği resmi mezhep ilan etmiş ve Sünni kalmakta direnenlere yönelik sert politikalar izlemiştir. Bazı tarihi kaynaklarda, bu süreçte ve Tebriz, Bağdat gibi şehirlerin fethinde binlerce insanın katledildiği belirtilir. * Anadolu Faaliyetleri: Şah İsmail'in müritleri (Kızılbaşlar) aracılığıyla Anadolu'da yürüttüğü faaliyetler ve ayaklanmalar, Osmanlı yönetimi ile büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu çatışmalar sırasında her iki tarafın da sivil ve askeri unsurlara karşı şiddet uyguladığı ifade edilir. * Mezhepsel Çatışma: Şah İsmail'in politikaları, bölgede Şiiliğin yayılmasını sağlarken, Sünni ulema ve halk üzerinde baskı kurduğu yönünde kaynaklarda detaylar mevcuttur. * Karşılıklı İddialar: Tarih anlatısında Şah İsmail'in Sünnilere yönelik katliamları sıklıkla dile getirilirken, karşı cephede Yavuz Sultan Selim'in de Çaldıran seferi öncesi Anadolu'da "Safevi yanlısı" olarak görülen 40 bin Türkmen/Kızılbaş'ı katlettiği iddiası da tartışma konusudur. Bazı modern tarihçiler ise bu sayıların mübalağalı olduğunu veya sistemli bir temizlikten ziyade isyan bastırma operasyonları olduğunu savunur.
Özetle, Şah İsmail'in iktidarını sağlamlaştırmak için Anadolu ve İran coğrafyasında sert askeri yöntemler kullandığı tarihçiler tarafından kabul edilen bir gerçektir.
40 Bin Kişi İddiası: Tarihsel anlatıların çoğunda Yavuz'un, Safevi seferi (Çaldıran) öncesinde Anadolu'daki Safevi sempatizanı olduğu düşünülen yaklaşık 40 bin Kızılbaş'ı bir listeye dayanarak tespit ettirdiği ve öldürttüğü rivayet edilir. Akademik Eleştiriler: Modern tarihçilerin bir kısmı, bu "40 bin" rakamının o dönemki nüfus verileriyle uyuşmadığını ve mübalağalı olduğunu savunur. Örneğin, Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı arşivlerinde bu çapta bir toplu katliama dair resmi bir kayda rastlanmadığını, sadece isyan potansiyeli olan gruplara ve ajanlara yönelik takibat, sürgün ve yerel idam kararları bulunduğunu ifade etmektedir. İdeolojik ve Siyasi Nedenler: Yavuz'un bu sert politikası, genellikle "mezhep savaşı"ndan ziyade bir "beka meselesi" ve devlet güvenliği olarak görülür. Anadolu'daki Kızılbaşların Şah İsmail ile iş birliği yaparak Osmanlı'ya karşı ayaklanmasından çekinilmesi, bu operasyonların ana nedeni olarak gösterilir.
(Ciddiye alinir birtarafin yok. Ama iste pislik ortada olunca kokusu rahatsiz ediyor. Mudahele etmek lazim)
*** SOSYAL ve REEL BAKIŞ *** --AŞK NEDİR, bu gün Şiir sayfasında özetle yazdım, ancak ne demek istediğimi pek doğru anlayan olmamış. Ya da doğru anlayıp ta inadına muhalif olunmuştur? Ben AŞK ve SEVDA gerçeğini inkâr etmiyorum ki, ben Aşk'ın bir çeşit ruhsal bir hastalık olduğunu söylüyorum. --AŞIK olan kişi sadece kendi arzu ve benliğini koruyarak ve inadına doğruluğuna inanarak başka bir varlığa derin duygular beslediği ve zamanla ona iyice bağlandığı ve bunun karşılığında her türlü bedel ödemeye kendisini şartlandırma durumudur. İşte bunu adı psikiyatrik bir hastalıktır. Bu ruhsal saplantının tıpta tedavisi oldukça uzun zamanlıdır. Hatta bazı safhalarda tedavisi de mümkün değildir.? --Aşık ve Maşuklar, tüm psikiyetrik hastalara ait karakteri bünyesinde barındıran coşkunluk halidir. AŞK, depresif ve düzelmesi umut edilmeyen ruhsal bir saplantıdır. Aşık olan kişiler de siyasal, sosyal, kültürel ve her türlü toplumsal olay ve faaliyetler umurlarında olmaz. Hani derler ya *DÜNYA YANSA UMURUNDA DEĞİL* aynen bunun gibi artık duyarsız, umursuz, kuralsız, yetersiz ve oldukça sorumsuz bir vakaya dönüşmüştür. Ne kendine, ne ailesine ve ne de topluma bir faydaları olur. Bulundukları ortamda huzursuzluk, umutsuzluk ve karamsarlık eylemleri hiç eksik olmaz? --Böyle hasta ruhlu Aşık ve Maşukların tarihsel devinimde örnekleri sayılmayacak kadar çoktur. Örneğin, Kerem'le Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin. Yaralı Mahmut ile Gülüzar. Aşık Coşarı ile Mahizer. Aşık Deryami ile Gülperi. Aşık Kara ile Mahperi ve daha nice-niceleri? Bütün bu Aşık ve Maşukların hayatlarını bir inceleyin, hem kendilerine ve hem de yakınlarına deyim yerindeyse KAN kusturmuşlardır... --Bu Aşk hastalığı nice Hünkârları rezil-rüsva etmiştir. Yine nicelerini Tahtından düşürmüştür. Mesela herkes tarafından bilinen biride Osmanlının yüz karsı katil, ceberrüt, zalim Yavuz Sultan Selim'dir. Safevi Devlet başkanın eşine aşık oluyor ve bu utanmaz zorba bu uğurda hiç acımadan 50 bin Alevi yurttaşını katlediyor. Hala bu gün bu sadist zorbaya Fatihalar okuyanlar vardır? --Sevgi-sevmek, saygı-saymak, tebessüm-hürmet, hoşgörü ve barış olgularının AŞK ile uzaktan ve yakından hiç bir ilgisi yoktur. AŞK bir huzur bozan ve hatta can alan zehirli bir sarmaşıktır.... VESSELAM-----------OZAN ÇAKIROĞLU
Hidrojen; yildizlarin yakiti; yani benzin. Oksijen; yakici madde, yani ates. Ikisi bir araya gelince patlamasi lazim. Ama patlamiyor. Hatta Ikisi birlesiyor su oluyor. Hayat oluyor. Nasil oluyor peki, cunku BIR kun feyekün diyen var. Daha ilginci... su + 0°C dere ile + 100°C arasi sivi halde kaliyor
Suyu olusturan elementlerden Hidrojeni sivi hale getirmek ancak ( -253°C) derecede mumkun Bir diger elementlerden Oksojeni sivi hale getirmek ancak (-183°C ) de mumkun. Normalde mantiken ikisi birlesince sivi olabilmesi icin en az -183°C ve ya daha fazla bir sogukluk lazim. Ama oyle degil iste. Yasama elverisli 0°C ile 100°C iki Hidrojen le bir Oksijen birlesip sivi halde su oluyor. Nasil oluyor bu.? Cunku BIR kun feyekün diyen var
Bitmedi Tuz, sofra tuzu Sodium clorur Yani Sodium, patlayici metal Klor: zehirli gaz Ikisi birlesince ölümcul olmasi lazimken, sofralarimizin bas taci Nasil oluyor. Cunku BIR kun feyekün diyen var
Tuz ruhu Hidroklorik asit, guclu asindirici (kirec, pass sokmede, metal temizlemede kullanilir Ayni tuz ruhunun (Hidroklorik asit) midemizde dusuk yogunlukta yediklerimizi sindirmeyi sagladigini biliyormuydunuz Nasil oluyor? Cunku BIR kun feyekün diyen var.
Sulu karpuz kuru tarlada, kuru pirinc sulu tarlada yetisir. Nasil olur bu Cunku BIR kun feyekün diyen var
Butun agaclar ayni topragi, ayni suyu ayni havayi emer, ama biri karpuz biri elma, biri uzum, biri portakal, biri seftali olur. Hatta ayni agaca asilarsin. Bir dal tatli kiraz verir. Digeri eksi visne verir. Nasil oluyor? Cunku BIR kun feyekün diyen var Yasin 82: Bir şeyi istediğinde, O’nun buyruğu “ol!” demekten ibarettir; hemen oluverir. Ve Rabbim, zittiyla, ayniyla misliyle yaratir. Cunku cani nasil isterse oyle yapandir.
Daglara oyduklari ihtisamli evlerle ovunen salih peygamberin kavmini assagilar mayihette, dagin icinden canli kanli hamile kizil deve cikrandir. Hadi madem taslari yontmakta o kadar mahirsiniz. hadi gucunuz yetiyorsa bir kizil deve de siz cikarin dagdan diye assagilamistir salih peygamerin kavmini yuce rabbim. Misliyle yaratmistir. Sulu Karpuzu kuru toprakta kuru princi sulu toprakta zittiyla yaratmistir. Bugun ilim muslumanin yitik mali. ilmin ucu pustun elinde. ilim adina bile bile kufur nesrediyorlar.
Gözlerimi açtığımda oda değil, dünya genişliyordu; doğan ilk şey umitti, ilk baharin ufuklarinda Yok mu isteyen, vereyim?” anıydı zamanın; Ve Nisan, göğsüme toprak kokulu mujdeler serpiyordu Mart’ın kaskatı perdelerinden eser yoktu
Bir ney ezgisi gibi oynaşıyordu disarda çiğ taneleri Rahmân'ın şefkatten ellerinde bugun Güneşin neşesiyle savrulup gitti butun kederlerim Artık agir cümlelerin altında ezilmiyorum, Çünkü rahmetin sinesinde uyandım Nefes almanın kendisi, başlı başına bir şiirmis meger
Pencerelerimi ardına kadar açtim, yerçekimi hükmünü yitirdi Ümitlerim kus civiltariyla uçuşa geçti Buz tutmuş hatıraları taşıyan o rüzgâr, Şimdi her yandan Ba’sü ba’del mevt kokulari tasiyor
Yıldızlarda gizli anlamlar aramayı bıraktım; Onlar artık sönmeyi reddeden birer havai fişek... Sessizlik bir boşluk değil, mukaddes bir yankı; Nabzım bir geri sayım değil, İlahi bir sevdanın muazzam ritmi;
"Belki"ler sustu, "bir zamanlar"lar bitti. Sadece bir Vedud sıcaklığı var avuçlarımda şimdi, Gökyüzünün o akıl almaz berraklığı, Taptaze bir zamanin baslangic sayfasi Ve nihayet kalbin sadece bir pompa değil, Bir kabe oldugu gercegi...
Ve butun bunlarin ortasında yalın bir hakikat: Neşe bir varış değil, bir bakıştır. Kışın o sagir yankısı duyulmuyor artık, Sadece bu anın diri, sarsılmaz şehadeti...
Bütün kapıları kapattım karanligin ustune İçeride şimdi sadece ışık, sadece secde, Ve Sonsuz bir "şimdi" deyim artik Ve bu simdi de aşk var, umit var, rucu var, huzur var
Baba ben Alon Musck olabilirmiyim diye soran 15 yasindaki oglumla sohbetimiz
Ben: Tabiki olabilirisin Oglum: Gerçektenmi Ben: evet Gerçekten olabilirsin. Herkes olabilir. Oglum; Nasil herkes olabilir. Neden olmuyorlar ozaman... Ben: iki turlu Elon musk var. Biri cok caliskan, gunde 15 saat 7 gun calisan Elon musk, digeri tonlarca parasi olan Elon musk. Sen hangisi olmak istiyorsun? Oglum: cok saliskan Elon musk Ben: afferin oglum. Sen deseydin cok parasi olan Elon musk olmak istiyorum. Ozman ben de sana, git banka soy. Yakalanmazsan olursun. Diyecektim Ama sen cok calisarak cok calisan Elon musk olabilirsin. Gerisini Allah nasil dilerse oyle yapar.
**23 NİSAN KUTLU OLSUN** . Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kurulduğu gündür yirmi üç nisan Anadolu'dan haçlı ordusunun Sürüldüğü gündür yirmi üç nisan. . Bu gün kutlu gündür tarihe bakın Batıldan uzak dur, bilime yakın Yurduma yabani kondurma sakın Baharın gülüdür yirmi üç nisan. . Hür Cumhuriyettir en büyük kudret Bir asrı devirdi, bağımsız devlet Mustafa Kemal'dan alırız himmet Özgürlük yoludur yirmi üç nisan. . Cumhursuz bir devlet ulusal olmaz Türk halkı kimseden icazet almaz Meclisin bayrağı arşından inmez En büyük bayramdır yirmi üç nisan. . Çakır der ki,Türkoğlu Türk'tür özümüz Meclis-i Mebusan, bizim gözümüz Cihan-i alem de, geçer sözümüz Gençliğe seyrandır, yirmi üç nisan, En büyük bayramdır yirmi üç nisan... --------OZAN ÇAKIROĞLU--------- . Bağımsızlığımızın sembolü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramı bütün Milletimize kutlu olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları olmak üzere, cümle gazi ve Şehitlerimize Yüce Yaradan Rahmet eylesin. Yattıkları yer hurişan olsun. Bu kutlu Cumhuriyet ve B.M.M ne her kim düşmanlık ediyorsa, her hangi bir kuyu kazıyorsa kahrolsun... AMİN
"....birde bakmışsınki kozmik boyutta metafiziği ve kendi mi’racını bizzat zahirde yaşamış olursun…" amin muammer orak
-Kozmik selatu selam -Kozmik hams ve sukur -Kozmik istigfar -Ve kozmik dua. Hepsi toplam Yarim saat suruyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ, her gece gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: 'Bana dua eden yok mu, onun duasını kabul edeyim! Benden bir şey isteyen yok mu, ona istediğini vereyim! Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım!'" (Buhârî, Teheccüd 14; Müslim, Müsâfirîn 168-170) Gunluk 24 saatlik zaman diliminin en verimli kismi gecenin son ucte birlik, yukaridaki hadiste gectigigibi, Allahin semaya tecelli ettigi an. 3 ile 5 arasi. Sabah Namazindan bir saat once kalkip teheccudu kildiktan sonr okunabikecek cok guzel zikir, hamd ve sukur, istigfar ve tefekkur, sonunda da duali bir yakaris. Rabbim kabul etsin.
KOZMIK DUA Euzubillahis samiil alimi minesseytanirracim bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil alemin Eslemtu lillahi rabbil alemin
Esselatu vessellemu ala seyyidine Muhammedin va ala alihi ve sahbihi ve sellim Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhanallahil Azim ve bi hamdihi estağfirullah.
"De ki: 'İster Allah diye dua edin, ister Rahmân diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.' Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma; ikisinin ortası bir yol tut."
Ferdün, Hayyün, Kayyûmün, Hakemün, Adlün, Kuddûs. Ya alimul gaybi veşşahadeh Ya erhamur rahimin Ya melikul kuddusus selam mu'minul, muheymin, azizul cabbarul Mutekebbir, ya Subhanallah. Ya halikul bariul, musavir Ya azizul hakim, ya aliyyul azim. Ya zulcelali velikram, La ilahe ille ente Subhâneke inni kuntu minazzalimin,
Ya Tevvâb, ya Settâr, ya Afüv, ya Gafûr, ya Gaffâr, ya Raûf, ya Hâdi, ya Enîs, ya Müheymin... Ya Rabbel-âlemîn ve ya İlâhel-evvelîne vel-âhirîn;
Ey tüm boyutların kendisinden sudur ettiği el bari ey tüm renklerin kendisinden süslendiği el musavvir, ey tüm notaların kendisini haykırdığı el vedud. ey tüm fotonların en Nur ismi celalini yansıttığı yüce Rabbimiz! Ey tüm hissettiğimiz ve hissedemediğimiz duyuların yegâne sahibi, Ey Alemlerin Rabbi, Meliki, Sultanı, Velisi, Valisi, Vekili Sana hz Ibrahim as. gibi, hz Muhammed mustafa s.a.v gibi teslim olduk 'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'
Ey varlığının yanında bütün âlemlerin hiç hükmünde kaldığı Mütekebbir… Senin azametin karşısında varlık dediğimiz her şey bir gölge, bir hayal… Ben ise o gölgenin içinde bile bir hiç… hiçlerden de hiç… Ama Sen… O hiçliğime rağmen beni muhatap aldın. Yokluğumdan varlık sahasına çıkardın. “Kulum” dedin… Varlığının delilleriyle beni şereflendirdin. Ey comert Rabbim… ekrem rabbim, ey alleme bil kalem Bu lütufların karşısında kayıtsız kalmaktan korkuyorum. Tir tir titriyorum. Nankörlük karanlığına düşmekten ödüm kopuyor. Kalbimin gaflete dusmesinden Sana sığınıyorum. Beni kendime bırakma… Cunku nefsim ve seytan, afrikadaki serengeti duzluklerinde otlayan buffalo yavrusunu annesinden ayirip yemek isteyen arslanlar, sirtlanlardan daha azili bir sekilde beni senden koparmak, ayagimi sirati mustakimden kaydirmak icin siperdeler. Bir an bile olsa bizleri sensizliğe mahkum etme. Nefsimize ve seytana yem etme. Bizleri yakininden kovma. Senden uzaklaşan her adımda eksiliriz, söneriz, yok oluruz. Ey kalpleri evirip çeviren… Kalbimizi Sana çevir. Zihnimizi seninle mesgul et. Bedenimizi ruku ve secdelerinle susle. Sana bağlı kıl. Sana yakın eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi… Bana verdiğin nimetin şuurunu da ver. Şükrünü nasip et. Seni anan, Sana yönelen, Sana layık olmaya çalışan kullarından eyle. Benim hiçbir şeyim yok… Ama Sen varsın. Ve Senin varlığın bana yeter… Ya vedud, ya kerim, ya latif,
-butun dualarim yakarislarim, yalvarislarim,yanliz sanadir: ihdinas siratal mustakim. Rabbi zidnî ‘ilmâ ve rizqâ tayyibâ ya mucib
-butun hamdim, övgüm şükrüm sanadir. Lekel hamd ve lekessukr, ya hamid, ya sekur
-butun zikrim, fikrim sayiklamalarim, sanadir: subhane rabbiyel ala, subhane rabbiyel azim.. ya hu ya Allah, -butun tovbelerim, istigfarlarlarim, ozurlerim, pismanliklarim sanadir: Rabbî ğfir li ve tub ‘aleyye inneke ente’t-Tevvâbür-Rahîm. Ya tevvab -butun teslimiyetim itaatim, bağlılığım sanadir: Rabbena ve ec‘alnâ muslimîne leke ve min zürriyyetinâ ummeten muslimeten lek. Ya selam
-butun korkum, kaygim, endisem,sığınmam, sanadir: İnnemâ yakhşallâhe min ‘ibâdihil-‘ulemâ’ ya mu'min
-butun kutsamam, hayranlığım, şevkim, aşkim, istiyakim, , yanliz sanadir."Allahümme innî es'elüke hubbeke ve hubbe men yuhibbüke vel-amelellezî yübelliğunî hubbeke. Allahümmec'al hubbeke ehabbe ileyye min nefsî ve ehlî ve minel-mâil-bârid." Ya vedud, ya muhsin, ya habib
Oyle sana ki; Zerreden kürreye bütün nizamın şahitliğiyle, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemlerin diliyle; -Lâ ilâhe illallâh, Muhammedin resulullah Diyorum -Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayye’l-kayyûme ve etûbü ileyhi subhanehu Diyorum .
-Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammed. Diyorum
-Rabbigfir verham ve ente hayru'r-râhimîn'. diyorum.
-Sübhânallâhi ve bi-hamdihî sübhânallâhi’l-azîm' diyorum. -Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr' diyorum.
Ya rabbe kulli seyin ve melikehu Ayın dünyaya uyup dunya yorungesinde donmesi ve ay ve dunya birlikte güneşinin nurlu çekimine teslim olması, ve gunes etrafinda donmeleri, ve ay, dünya ve güneşin hep beraber 'Hû' diye arsinda seni yazıp, seni işaret ederek dönmeleri gibi; ben de varlık aleminin yörünge sahibi varlıklarından hicin de hici olan biriyim. Benim butun dunyam peygamberim, Resulünün yörüngesine uyup, resulunle birlikte, senin külli iradenin etrafında aşkla, iştiyakla; la ilahe illa hu, la Mabuda illahu, la galiba illa hu, la mevcuda illa hu, 'Ya Rab, ya Kuddûs, ya Sübhân, ya Hamîd, ya Ekber, ya Vedûd'...zikir ve nidalari ile dönüyoruz.
Atomu olusturan en kucuk birimden kürreye, kürreden kainata, ehadiyetten vahdaniyete; kürsünden arşına, arşından makamına; şehadet aleminden gayb alemine... Eksiksiz, mükemmel inşa ettiğin bütün nizamlarin şahitliğiyle… Sana aşk ve iştiyakla; bütün hücrelerim, moleküllerim, atomlarım, atom içi protonlarım, nötronlarım, elektronlarım, kuarklarim ta ki en derinde ehadiyetinin mührüne varıncaya kadar her şeyimle sana can-ı gönülden teslim oluyorum. 'Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.' Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Sana kul olmaya ışığın koşmasından daha hizli kosuyoruz. Ay, gunes, galaksileri ve bütün yörünge sahibi varlıklarının yörüngelerinde tam teslim ile dönmeleri gibi, ben de resulunle ve butun alemlerle sencornize bir sekilde yuce külli iraden etrafında, tam teslimiyetle hu diyerek dönüyorum. Ya Hûûû!" Ya hakk, ya subhan. Ya kuddus, ya kayyum.
Ey anılmasında kelimelerin ve tabirlerin çaresiz kaldigi, kelamlarin rabbimizden soz ederken seref ustune seref aldigi ya vedûd, ya habib Ey nihai aşkım! Görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin diliyle Sana hamd ü senâ ediyorum. 'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.' 'Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn.' Ve Resulün Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize salât ve selâm getiriyorum: 'Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.' Ya Mücîbe’d-daevât!
Senin ipine sımsıkı sarılmayı diliyoruz. Zira Sen buyuruyorsun ki: 'Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a, dinine) sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani siz birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz tam ateşten bir çukurun kenarındayken, O sizi oradan kurtardı. Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.' (Âl-i İmrân, 103)
Ya Zül-Celâli vel-İkrâm! Sana doğru ışık hızında gelmek istesek bile yavaş sayılırız. Zira yol uzun, hasret büyük; din gunun her aninda anlık Sana varmak, seninle olmak istiyoruz. Fenâfillâh’a ermek istiyoruz. Senin boyanla boyanmak istiyoruz. Zira Sen buyuruyorsun ki: 'Allah’ın boyasını esas alın (Sıbgatullah). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kim vardır? Biz ancak O’na ibadet edenleriz.' (Bakara, 138) Ya Hâdi, ya Veliyyü’l-Mü’minîn! 'İhdine’s-sırâta’l-müstakîm.' (Bizi doğru yola ilet.) Bizleri hidayetten ayırma. Şeytanın ve nefsimizin şerrinden, vesveselerinden koru. Kalplerimizi kirden, pastan arındır; nûrunla ve hikmetinle yıka. Ruhlarımızı sekîne ile arındır… Bizi Sana yönelen, Sana dönen ve her haliyle Sana teslim olan kullarından eyle… 'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'" Ya Rabbel-âlemîn! Yâ Men Vesia Kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-ard! Şu dua ederken tefekkür, tefekkür ederken dua yakarışımızı kabul buyur. Bize katından rahmet, bereket, aff u mağfiret ve Muhabbetullah yağdır. Ya Hayy, ya Kayyûm! Kâinatın her bir atomunda, her bir kuantum dolanıklığında ve galaksileri bir arada tutan El-Kayyûm ism-i celîlinin tecellisinde; Senin sonsuz ilmini ve kudretini seyretmeyi nasip eyle. Zihnimizi gafletten, kalbimizi katılaşmaktan koru; ruhumuzu bu beden hapishanesinden daha dünyadayken özgür kıl. Bizi nefsimizin, şeytanın ve şeytanlaşmış kulların şerrinden koru. Bizi, Senin şu muazzam kâinatının nizamına uyumlu yaşayan kullarından eyle. “Kullarım sana Beni sorduğunda (onlara de ki): Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin çağrısına karşılık veririm. O halde onlar da Benim davetime uysunlar ve Bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara, 186) Atomun kalbinden kâinatın kalbine, Kürsî’nden Arş’ına, şehadet âleminden gayb âlemine kadar keşfettiğimiz her yeni bilgi Sana olan imanımızı ve hayretimizi artıriyor. Sen, delil ve ayetlerini ruhumuza duyur. Bilgimizi sadece maddeyle sınırlama; bizi mana, Marifetullah ve Muhabbetullah zirvelerinede ulaştır. Âmin. Ya Rabbel-âlemîn! 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn. İhdine’s-sırâte’l-müstakîm.' Ruhumuzdaki günah ve gaflet sebebiyle oluşan tüm pas ve kirleri rahmetinle sükûnete ve nurani bir nizama çevir. Hayatımızın her anını Senin rızan doğrultusunda bir ibadete dönüştür. Senin o sonsuz ilminle, matematiği iflas ettiren adedinle, sonsuz adetler hürmetine; bizi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in o en büyük şefaatiyle, Makam-ı Mahmud'un nurlu gölgesinde buluştur. O’nun mest olduğu o sonsuz lütuflardan bizlere de cömertliğinle ihsan eyle. Ey Alîm-i Külli Şey! Son nefesimizde; tüm hücrelerimizdeki atomların, tüm elektronlarımızın, ruhumuzun ve bedenimizin ehadiyetteki en küçük yapı taşının, Sana olan vecd içinde bir teslimiyetle; 'Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh' diyerek küllî bir iman ile mühürlenmesini nasip eyle. Ey bütün matematiği, kuantum fiziğini, metafiziği, astrofiziği, kimya ve biyolojiyi varlığının delilleri kılan Rabbim! Seni inkâr ne mümkün? Bütün ilimlerin, gayb ve şehadet âleminin, bütün varlıkların dili ve şahitliğiyle; yarattığın ve yaratacağın her zerrede, geçmiş, şimdi ve gelecek bütün zamanların her bir birimini; -Lâ ilâhe illallâh, lâ hâlika illallâh, lâ ma'bûda illallâh' Subhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber, zikirleriyle,
-Rabbena atina fid dunya hasanatan ve fil ahireti hasenatan ve gina azâben-nâr, Dualari ile,
-Allâhümme mâ asbaha ve ma emsa bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke fe-minke vahdeke lâ şerîke leke, fe-lekel hamdü ve lekeş-şükr. hamd ve sukurleri ile -eslemtu lillahi rabbil alemin Hz Ibrahim teslimiyetiyle
-Sübbûhun Kuddûsun Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh” Takdisiyle -Esselatu vessellemu ala seyyidine Muhammedin va ala alihi ve sahbihi ve sellim Selavatlari ile -Subhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil Azim Takdisleri ile -rabbena zalemna enfusena ve in lem tagfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirin istigfarlari ile dolduruyoruz.
kâinatın tüm 'veri' ve tum el hasib isminden tecelli eden sayilarin faktöriyel büyümesindeki carpimlari adedince soyluyoruz. Kabul buyur ya rab. Bi-hürmeti Seyyidil-Mürselîn. Ey sonsuz kudret ve rahmet
Ya Fâtıra’s-semâvâti ve’l-ard! Kâinat bu kadar muntazam iken, kalbimdeki dağınıklıkla Sana geldim… Kalplerimizi toparla, ruhlarımızı arındır. Bizi Sana yönelen, Sana dönen ve her zerresiyle Sana teslim olan kullarından eyle. Efendimizle birlikte; bütün peygamberlerin, meleklerin ve tüm salih kulların yoluna ilhak eyle. Âmin. Ey zamanı ve mekânı var eden, var etmekle kalmayıp bir arada tutan; uykudan, açlıktan ve zaaftan münezzeh Sübhân Allah’ım! Şu an kalbimden geçen frekansları, kâinatın en uzak köşesindeki atomların ve atom alti parcaciklarin ve onlarin yuzduklari arsinin ve kursunun icindeki butun esma ve tecellilerinin 'Hû' diyen titreşimiyle birleştir. Ehdadiyetini ve Vahdaniyetini hep beraber haykıralım: Ya Ehad, ya Vâhid! Ya subhan ya vedud Ya Rabbel-Arşil-Azîm! Arş ve kâinat ölçeğinde, her bir Planck uzunluğu alanın dahi her bir katrilyonda bir birimini; -Senin en güzel isimlerinle: Ferdun hayyun kayyumun hakemin adlun kuddus, -Kelime-i Tevhid ile, Huvallahullezi la ilahe illallahu -hamd ve şükürle: elhamdulillahi hamden kamilen, sukren kesira -salât u selâm: elfi elfi salatun ve elfi elfi salamun aleyke ya rasûlallâh -istiğfarlarla: Allâhumme inneke afüvvün tuhubbil afve fa'fu anni Dualarla: Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr." dolduruyoruz. Ya Rabbel-âlemîn! Zihnimi, eşyanın hakikatini perdeleyen vesvese ve günahlardan kurtar; beni Sırat-ı Müstakim üzere, Senin ipine sımsıkı sarılmış, Senin boyanla boyanmış olarak aşkına ulaştır. Ruhumun hezeyanlarını rahmetinle sükûnete erdir ya Ekremel-ekremîn! Beni din gününde en hayırlı sonuca ulaştır. Beni kâinatın ilahî senfonisiyle uyumlu, rıza makamına varmış bir 'insan-ı kâmil' eyle. Bana; atomun kalbindeki tevhidi, galaksilerin dönüşündeki aşkı görecek basiret ver. Beni ve geçmişlerimi; babamı, dedelerimi, ninelerimi ve kâinatın her yerindeki tüm inananları merhametinle kuşat. Kalbimizi dünyevi hırsları yutan bir kara delik değil, etrafına nur saçan bir yıldız eyle. Varlığımı, Senin sonsuz ilmin ve hikmetin içinde sırrını taşıyan bir damla eyle. “De ki: 'Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'” (Zümer, 53) 'Âmennâ bihî küllün min indi Rabbinâ.' Ya Kâfî, Ya Ganî, Ya Fettâh, Ya Mugnî, Ya Rezzâk, Ya Kerîm, Ya Vehhâb, Ya Ze't-tavli, Ya Mecîd, Ya Mâcid, Ya Bârî, Ya Nâsır, Ya Mevlâ, Ya Mennân, Ya Hennân, Ya Vekîl, Ya Vâlî, Ya Velî, Ya Bâsıt, Ya Azîz, Ya Muiz, Ya Muhsin, Ya Latîf, Ya Selâm, Ya Vâsi, Ya Berr... “En güzel isimler Allah’ındır. O’na bu güzel isimlerle dua edin...” (A'râf, 180) Âmin. Ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn."
- Öyle içsel keşifler vardırkı her anlatman ile değişik değişik kılıklara bürünür nice anlatılması imkansız sırlara erersin.
- Bütün samimiyetle O’nu anarak O’na yönelirsin, bizzat tecridi iliklerinde yaşarsın.
- Sonra kulağında O’nun Hayy ismi yankılanarak defalarca duyarsın.
- Birde bakmışsınki kozmik boyutla iç içe olan benliğin ölünce, küçük nurumsu bir kürenin büyük zifri karanlık küreye çarpdığını imgelersin, içten içe ezelden ebede hamdü senalar sana aittir ya Rabb deyip iç dünyanda ulaşabileceğin en son ücra menzile ulaşırsın adeta iç dünyandaki en son ücra menzili kozmik boyutda zahiren deneyimlersin…
- Ölmüş benlikten, arınmış yeni benlik doğunca, gerçek manâda zihnini sıfırdan resetleyince, zaman ve mekandan ötesini deneyimleyince, benliğini, özünü tekrar tekrar bulmanla, yeni doğan benliğinle resetlenmiş zihninle mecazen değişik değişik elbiseleri giymeye başlayınca birde bakmışsınki kozmik boyutta metafiziği ve kendi mi’racını bizzat zahirde yaşamış olursun…
Öyle içsel keşifler vardırkı her anlatman ile değişik değişik kılıklara bürünür nice anlatılması imkansız sırlara erersin. Bütün samimiyetle O’nu anarak O’na yönelirsin, bizzat tecridi yaşarsın. Sonra kulağında O’nun Hayy ismini yankılanarak defalarca duyarsın. Birde bakmışsınki kozmik boyutla iç içe olan benliğin ölünce küçük nurumsu bir kürenin büyük zifri karanlık küreye çarpdığını imgelersin, sonra içinden ezelden ebede hamdü senalar sana aittir deyip iç dünyanda ulaşabileceğin en son ücra menzile ulaşırsın, iç dünyandaki en son ücra menzili kozmik boyutta deneyimlersin… Ölmüş benlikten arınmış yeni benlik doğunca, zaman ve mekandan öte olunca benliğini, özünü tekrar tekrar bulmanla çeşitli elbiseleri giymeye başlayınca birde bakmışsınki kozmik boyutta kendi mi’racını yaşamış olursun…
*** HAŞHAŞİ SOYTARISI ***
O1-05-2026 saat 14i59 da sana ne yapacağını söyledim.
Ya çıkar adam gibi önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve
silah arkadaşlarından ve bütün şerefli Türk Ulusundan
özür dileyeceksin. Ya da Amerika'dan fino gibi ciyaklamaya
devam edeceksin? SEÇİM SENİN
Ulan sadece bir ilde 70000 bine varan katliam rakamlarinin soylendigi bir katliami alevileri sunnilere karsi dusman etmek ve yaptiginiz bariz katliami unutturmak icin benim atama iftira atan adi serefsizlersiniz.
Rahatladinmi simdi. Beni bukadar konusturmakla Serefisz bok ficisi. Susuyorsak cehaletimizden degil, gecmis gecmiste kaldi deyip unumuze bakip butunlesme birlik olma sevdamjzdan geliyor. Yoksa senin gibi soysuzlarin kokusmus covering, yedi ceddini biliyoruz,
"Mesela herkes tarafından bilinen biride Osmanlının yüz karsı katil, ceberrüt, zalim Yavuz
Sultan Selim'dir. Safevi Devlet başkanın eşine aşık oluyor ve bu utanmaz zorba bu uğurda
hiç acımadan 50 bin Alevi yurttaşını katlediyor"
Yukaridaki iftirayi atan soysuz kahpe,
Yavuz sultan selim hz iftira atan serefsiz sah Ismail dölu
Dersim katliaminda bak neler olmus
Gayriresmi kaynaklar, yerel tanıklıklar ve bazı bağımsız araştırmacıların sunduğu veriler, can kaybı sayısını resmi rakamların çok üzerinde göstermektedir. Bu kaynaklardaki tahminler genellikle şu aralıklarda yoğunlaşır:
Yaygın Tahminler: Birçok bağımsız kaynak ve sivil toplum kuruluşlari (örneğin https://www.ihd.org.tr/dersim-soykirimi-ile-yuzlesmek, can kaybının 40.000 ile 70.000 arasında olduğunu öne sürmektedir.
Yerel Kaynaklar: Bölgedeki aşiretlerin sözlü tarihlerine ve yerel araştırmacıların (Nuri Dersimi gibi) iddialarına dayanan bazı anlatılarda bu sayının 70.000'i aştığı ifade edilir.
Nüfus Karşılaştırmaları: Bazı tarihçiler, 1927 ve 1945 nüfus sayımları arasındaki rasyonel olmayan düşüşe ve nüfus artış hızındaki sapmalara bakarak, "kayıp nüfusun" (ölüm ve sürgün toplamı) 45.000 ile 60.000 civarında olduğunu hesaplamaktadır.
Diğer Araştırmalar: Alman tarihçi Christian Gerlach gibi bazı yabancı akademisyenler ise katledilen Kürt sayısını yaklaşık 30.000 olarak rapor etmektedir.
Bu rakamlar arasındaki büyük uçurumun temel sebebi; o dönemde bölgenin uzun süre "yasak bölge" ilan edilmesi, nüfus kayıtlarının yetersizliği ve devlet arşivlerinin bu konuda hala tam kapasiteyle araştırmaya açılmamış olmasıdır.
Olayların askeri boyutu veya Seyit Rıza'nın mahkeme süreci hakkında daha fazla detay öğrenmek ister misiniz?
https://en.wikipedia.org
Lan ucaklarla insan bombalamak ne? Lan sadece tuncelide olan katliam bu. Demekki benjm atam sultan selim han hz gibi butun iran siileri ile ugrassa yarim milyon katlederdi senin atanin
Lan sen hangi tarihine guvenerek benim atama laf sayiyorsun. Tarihsiz talihsiz kopek
Lan biz ses cikarmiyoruz diye gerizakalimi sandin. Soysuz kopek.
Lan hain donme dolu.
Lan hedef gozetmeksizin koyleri bombalamak ne.
Sefesiz serefsizliginle kalsaydin, serefsizlik yazmasaydin ben senin atanla isim olurmuydu. Cahil kopek...
Lan olum siz neyin kafasini yasiyorsunuz. Lan koskoca sanli tarihimizi size yedirirmiyiz. Serefisz ecnebi dolleri. Munafik, kahpe kopek.
Birde ben ozur dileyecekmisim. Kopek sen neyin kafasindasin
Lan milleti ataturk dusmani yapan senin gibi amonyak kafali iftiraci eski donme garnizon kopekleri... osmanliya kufretmekle ataturku yucelttiklerini sanan siz donme serefsizlersinjz. Osmanliya dil uzatan senin ve senin gibi sozlysuzlarin dili kopsun insallah
Birinci resim cagdasi amerikali yahudu ve yahudi kiyafetinde Rockefeller ve Rothschild var. Ikinci fotografta her nasilsa internet yok, televizyon yok, okyanus otesinden yahudi siyonistlerle pisti olmus mustafa kamal fotografi. Varmi lan ayni kilikta fevzi cakmagin, kazim karabekirin fotosu. Yok lan biz sizin butun seylerinizi sineye cekiyoruz. Ustune gitmiyoruz diye ne sandiniz. Lan sizin atanizi ovmek neden osmanliya kuftetmekten geciyor. Donme serefsizler. ,
1) https://www.google.com/search?q=rockefeller+1920&client=ms-android-telus-ca-rvc3&hs=Fv8U&sca_esv=644c3fc578f491ed&udm=2&biw=360&bih=647&sxsrf=ANbL-n4i2i8_Wxc5SJXX-6UUq_dSsefbLw%3A1777639938341&ei=AqL0aZG7FNOb0PEPp5qG2AU&oq=Rockefeller&gs_lp=EhJtb2JpbGUtZ3dzLXdpei1pbWciC1JvY2tlZmVsbGVyKgIIADIHECMYJxjJAjIHECMYJxjJAjINEC4YgAQYsQMYQxiKBTIGEAAYBxgeMgYQABgHGB5ItAhQAFgAcAB4AJABAJgBXKABXKoBATG4AQHIAQCYAgGgAmWYAwCIBgGSBwMwLjGgB5QHsgcDMC4xuAdlwgcDMi0xyAcHgAgA&sclient=mobile-gws-wiz-img#sv=CAMSVxoyKhBlLVFlWi02Yy1HQ2N2NFFNMg5RZVotNmMtR0NjdjRRTToOcjE4SGZHeWRSZzZEc00gBCoXCgFzEhBlLVFlWi02Yy1HQ2N2NFFNGAEwAUoECAEQAhgHIIO9xrECSggQAhgBIAIoAQ
2) https://www.google.com/search?client=ms-android-telus-ca-rvc3&hs=Ab8U&sca_esv=6ec4181ccdb48170&sxsrf=ANbL-n5wjA8mKRCPlzRr9U7AEZlpdOzNEA:1777565251216&udm=2&fbs=ADc_l-byipRaccqV0jmfPhi1DgzPtklXGmVkws8Z_lBff884vwWzYGOXmwhR8m6ZBpcqcPIqddKEOjVMB89MzS34w78SObdwpjBdtsEzsM8BLkWZRQ7kJhbS__viXV-HzNt54nzOAz1iRtGLRA4bjXJsl_xD982IqbcbVrLtx3Xapw4WggkFFraUODQkGA2ncAzwjbwB5nHCZwvho0i1aKT8f8tQJ8rY_ucqhB_zVWE-7kdcU0HyvYw&q=ataturk&sa=X&sqi=2&ved=2ahUKEwiXhPTK-pWUAxWZITQIHfg7I1AQtKgLegQIERAB&biw=360&bih=647&dpr=4#sv=CAMSPhoyKhBlLWozak9fS1JXMmtZLWxNMg5qM2pPX0tSVzJrWS1sTToOdmFla1phZ014UVoxeU0gBDgASgQIARACGAcgtcr_6whKCBACGAEgAigB
Aciklayin latife hanimin mektuplarini, ne aciklayabjlirsiniz ne de koruma kanununu kaldirabilirsiniz. Cunku hayati yetimhanelerden 14 15 yaslarinda kiz cocuklarini igfal etmekle dolu. O mektuplarda olanlari neden sakliyorsunuz, bilmiyoruzmu lan. Lan serefisz sen baslattin, ben de devam ediyorum. Ulan atan degerliyse benim atama iftira atmayacaksin. Bok ficisi
Osmanlida kadinin hakki yoktu diyen iftiraci serefsiz. Cagdasi avrupayala karsilastirildiginda bak ne diyor
Wikipedia.
Osmanlı'da kadınlar, İslam hukuku çerçevesinde mülkiyet edinme, miras alma, vakıf kurma ve mahkemede dava açma gibi haklara erken dönemden itibaren sahipti. Özellikle vakıfların %36'sını kadınlar kurmuş, 1858 Arazi Nizamnamesi ile mirasta eşit haklar kazanmışlardır. Eğitim ve çalışma hayatında 19. yüzyıldan itibaren (Tanzimat dönemi) iyileşmeler başlamış, 20. yüzyılda ise seçme-seçilme hakları için dernekler kurulmuştur.
Osmanlı'da Kadın Haklarının Temel Özellikleri:
Ekonomik Haklar ve Mülkiyet: Kadınlar, evlendikten sonra da kendi mal varlıklarına (mehir, miras, kazanç) sahip çıkabiliyor, mülklerini satabiliyor veya vakıf kurabiliyorlardı.
Hukuki Durum: Kadınlar, mahkemelerde kendi davalarını açabilir, avukat tutabilir ve şahitlik edebilirlerdi. Nikah sözleşmelerine (tevfiz-i talak) özel şartlar koyarak boşanma hakkını da elinde tutabiliyorlardı.
Eğitim ve Çalışma: Tanzimat döneminde kız rüştiyeleri (ortaokul) ve ardından inas darülfünunu (kadın üniversitesi) açıldı. Kadınlar tıp, ebelik ve öğretmenlik gibi alanlarda çalışmaya başladı.
Sosyal ve Siyasi Gelişim: 19. ve 20. yüzyılda Fatma Aliye Hanım gibi öncü kadın yazarlar yetişti. 1913'te Nezihe Muhittin tarafından kurulan derneklerle seçme ve seçilme hakları savunulmaya başlandı.
Sosyal Yardım: Devlet, yetim kalan veya ihtiyaç sahibi kadınlara maaş bağlama (terekeden) uygulamaları yapmıştır.
Dönemlere Göre Gelişim:
Klasik Dönem: Kadınlar aile hayatında etkin, ticari hayatta var (vakıf sahipleri).
Tanzimat ve Sonrası: Eğitime erişim, iş hayatına katılım (fabrika ve kamu) arttı. Basında kadın hakları konuşulmaya başlandı.
Meşrutiyet Dönemi: Kadınlar dernekler kurdu (Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti), dergiler çıkardı (Kadınlar Dünyası) ve feminist akımlar belirdi.
Osmanlı'da kadın hakları, Batı'daki birçok muadiline göre özellikle mülkiyet konusunda daha erken dönemde yasal güvence altına alınmıştı.
Osmanlı ve çağdaşı Avrupa'daki kadın haklarını karşılaştırdığımızda, özellikle mülkiyet ve hukuki temsil konularında Osmanlı kadınlarının 19. yüzyıla kadar Avrupalı hemcinslerinden daha ileri haklara sahip olduğu görülmektedir.
Wikipedia
Temel Farklılıklar:
Mülkiyet ve Finansal Haklar: Osmanlı'da kadınlar evlilikten bağımsız olarak kendi mülklerini yönetebilir, satabilir ve miras bırakabilirlerdi; evlilik bu hakları kısıtlamazdı. Buna karşın, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde 1870'teki Married Women's Property Act düzenlemesine kadar evli bir kadının mal varlığı hukuken kocasına geçerdi.
Hukuki Statü ve Mahkeme: Osmanlı kadınları mahkemelerde bizzat dava açabilir, şahitlik yapabilir ve haklarını arayabilirlerdi; 17. yüzyıl sonu mahkeme kayıtlarının %8,4'ü kadınlara aittir. Avrupa'da ise kadınların kocalarının izni olmadan dava açması veya sözleşme yapması uzun süre mümkün olmamıştır.
Boşanma ve Aile Hayatı: İslam hukuku çerçevesinde Osmanlı kadınına tanınan tevfiz-i talak (boşanma hakkını nikah sözleşmesine ekleme) ve mehir (boşanma veya ölüm durumunda güvence) hakları, kadına ekonomik ve sosyal bir kalkan sağlıyordu. Avrupa'da boşanma, Katolik Kilisesi'nin etkisiyle yüzyıllarca yasaktı veya çok zor şartlara bağlıydı.
Siyasi ve Kamusal Hayat: Her iki coğrafyada da kadınlar 20. yüzyıla kadar seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Ancak Osmanlı'da Kadınlar Saltanatı olarak bilinen dönemde, saray kadınları devlet yönetiminde büyük siyasi güç kullanmışlardır.
Wikipedia
Ahlaksiz, iftiraci, cahil, ulan soysuz herif, sen insan bile degilsin. Osmanliya iftira atmak senin atana ne kazandiriyor. Kopek. Onu yetistiren osmanli degilmi. Serefsiz. Adi kopek. Gozum ustunde amonyak kafali melun soysuz
Ceddine tukureyim senin bok torbasi
Ceddime kufreden cedsiz, soysuz, senin tarihin mustafa kamal la baslamis olabilir. O senin soysuzlugun. Benim sadece kayitli tarihim selcukluya kadar gidiyor. Yavuz sultan selim en büyük osmanli sultanlarindan biridir. Benim de atamdir. Halifeligi getirendir. Osmanliyi islamin ve muslumanligin basi haline getirendir. Bugun dunyada hala turkiyeye islam devletlerinin basi olarak gorulup musluman turk milletine tekrar islam sancaktarligini eline almasi icin dunyanin her yerinde muslumanlar hala turkiyeye dua ve niyaz ediyorlarsa atam yavuz sultan selim han hzlerinin vesilesi iledir.
8 yillik bir saltanatta topraklarini 2.5 katina cikaran bir devlet adamini sadece, soysuz nasipsiz, hain kopekler karalar.
-ipek yolu ve diger ticari yollari kontrulune geciren, Doneminde devlet hazinesi tarihin en yuksek seviyelerine getiren bir devlet adamindan ancak donme serefsizler kotuler.
Yavuz Sultan Selim, sadece bir asker değil, aynı zamanda Osmanlı tarihinin en entelektüel padişahlarından biriydi. Onun "Yavuz" (sert) imajının altında çok derin bir bilgi birikimi ve sanat tutkusu yatıyordu.İşte onun entelektüel kişiliğinin öne çıkan yönleri:
Dil Dehası: Türkçe'nin yanı sıra Farsça, Arapça ve Tatarcayı çok iyi biliyordu. Özellikle Farsça konusundaki ustalığı, bu dilde koca bir Divan (şiir kitabı) yazacak kadar ileri düzeydeydi.
Kitap Tutkusu: Geceleri kitap okumaya olan düşkünlüğüyle bilinirdi. Öyle ki, Mısır Seferi gibi zorlu seferlere giderken yanında develer dolusu kitap taşıttığı ve mola yerlerinde okumaya devam ettiği anlatılır. Gözlerinin yorulmasına rağmen okumaktan vazgeçmediği söylenir.
Şair Kimliği: "Selimî" mahlasıyla şiirler yazmıştır. Şiirlerinde hem otoritesini hem de derin bir dervişane alçakgönüllülüğü yansıtır. En ünlü dizelerinden biri şöyledir: "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş / Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş." (Dünya padişahı olmak kuru bir kavgadan ibaretmiş; bir gönül dostuna, bir bilgeye dost olmak her şeyden üstünmüş.)
Alimlerle İlişkisi: Alimlere ve bilim insanlarına büyük saygı duyardı. Seferlerde bile onları yanında ayırmaz, devlet meselelerini onlarla istişare ederdi. Ünlü İslam alimi İbn Kemal ile olan yakınlığı ve onun atının ayağından sıçrayan çamurun kendi kaftanını kirletmesini "alimlerin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için şereftir" diyerek karşılaması bu saygının en bilinen örneğidir.
Bilim ve Sanat Hamiliği: Tebriz ve Kahire'yi fethettiğinde, oradaki sanatçıları, hattatları ve alimleri İstanbul'a davet ederek başkentin kültürel bir merkez haline gelmesini sağlamıştır. Piri Reis, dünya haritasını bizzat ona sunmuştur.
Ey boyle bir buyuk, asil bir insana dil uzatan adi soysuz. Ya tovbe eder. Ozur dilersin onun yuce ruhundan. Yada dilin kopar. Bir daha kimsenin kutsalina dil uzatamazsin insallah. Amin
Adi serefisz iftiraci cahil kopek, bir altin kural vardir. Kutsalini seviyorsan baskasinin kutsalina sovmezsin. Cunku onlara senin kutsalina sovme hakkini vermis olursun.
Beyinsiz atani istedigin kadar ov. Kim ne doyebilir buna. Ama bu beyinsizlerin atalarini yuceltmek benim atami osmanliyi assagilamaktan geciyor. Ayni narsistlerin etrafindakileri asagilayarak kendilerini iyi hissetmeleri gibi. Ruh hastalari. Atanin meziyetlerini say. Benim atama ne diye kufrediyorsun serefisz. Ben kanuniyi, yavuzu, fatih sultan mehmeti overken ataturke kufrediyormuyum. Hain kopek. Benim yasadigim yerleri 1550 lerde gurculerden benim Oz be oz dedem almis. Ayrica kurtulus savasinda fevzi cakmak pasa, kazim karabekir pasa, ali fuat cebesoy pasa, refet pasa bunlarin hic mi payi yok. Mustafa kemalin Samsuna nasil ciktiginida biz biliyoruz.
Ama yine de atani ov. Hatta tap. Tapin bana ne. Senin tapinman sana benim dinim bana.
Sen kendi kutsalini baskasinin kutsalina sovmeden yuceltemiyormusun. Adi pislik. Soysuz kopek
Bir de solcular diyor millet bizi niye sevmiyor. Lan gece gunduz, osmanliya, kurana, sunnete, peygambere, dine kufreden, ilimden bilimden habersiz, okumak ogrenmekten nasipsiz, kulaktan dolma donmelerin iftiralarini ilim sanan bu gerizekali ne kadar sevimli ki sevesin
Pislik herif.
Sizi tanımadan böyle bir genelleme yaptığım için o kısmıyla ilgili özrümü kabul etmenizi isterim.
Ancak şunu da söylemek isterim: Mustafa Kemal Atatürk hakkında bu şekilde ithamlar kullanmak doğru değil. Herkesin sevdiği, saygı duyduğu değerler kendine aittir.
Ben de istersem sizin çok değer verdiğiniz bir geçmişe ya da bir şahsiyete söz söyleyebilirim. Ama bunun kimseye bir faydası yok. Aksine sadece huzursuzluk ve ayrışma getirir.
Bu kadar kutuplaşmanın içinde, birbirimize saygı göstermek zor olmamalı.
Birlikte, bir olarak yaşamak bu kadar imkânsız olmamalı.
Bizler bu dili kullanırsak sonra çocuklar birbirine zarar verdiğinde neden şaşırıyoruz?
Gulden hanim, siz buralarda yenisiniz galiba, ben o cocuk istismarlarni defaatle kinadim. Tarikatlari cemmaatleri defaatle elestirdim.
Ben gunumuz tarikatlarin kesinlikle gercek anlamindak cok uzakta oldugunu, islama zarar verdigini defaatle elestirdim. Siyasal islamin islamda yeri olmadigini en basit ifadeyle bidat oldugunu hadislerle anlattim. Islama, yalan soyleyerek harac keserek, adaleti iflas ederek hjzmet edilemeyecegini defaatle anlattim. Siyasal islam kesinlikle islami bozmak ve bitirmek icin uretildigini defaatle dile getirdim.
Cocuklara kuran kurslarinda tecavuz edenlerin degil musluman turk bile olmadiklarini dusunuyorum. Defalarca anadolunun ve turkiyenin gusulsuz imam, vaiz muftulerle dolu oldugunu gercek bir hikaye ile anlattim.
Belki siz beni tanimadan bilmeden sucluyorsunuzdur
Osmanlı İmparatorluğu bu toprakların tarihinin büyük bir parçası.
Mustafa Kemal Atatürk ise modern Türkiye’nin kurucusu.
İkisini “ya o ya bu” diye karşı karşıya koymak yerine, tarihi kendi bağlamında anlamak daha sağlıklı.
Aynı şekilde, kim olursa olsun kanıtsız ve ağır suçlamalar yapmak doğru değil; eleştiri yapılacaksa da saygı çerçevesinde yapılmalı.
Ve Ahmet Aranç bey;
Atatürk’e yönelik suçlamalar yapıyorsunuz ama insan ister istemez şunu soruyor:
Türkiye’de yıllardır gündeme gelen bazı somut vakalar var.
Karaman’daki vakıf evi skandalı, Kur’an kurslarında ortaya çıkan istismar olayları, kendini “dini lider” olarak tanıtan kişilerin karıştığı davalar… Bunlar mahkemelere yansımış, ceza verilmiş, toplumda büyük infial yaratmış gerçekler.
Peki sen bu olaylar karşısında neredeydin?
Bir çocuğa yapılan istismar, failin kimliğine göre mi anlam değiştiriyor?
İstismarı yapan “dindar” diye susulacak bir şey mi oluyor?
Yoksa mesele çocuk değil de, sadece ideolojik bir kavga mı?
Eğer gerçekten çocukların hakkını savunuyorsan, bu hassasiyetin herkese eşit olmalı.
Yok eğer sadece kendi dünya görüşüne dokunulduğunda ses çıkarıyorsan, bu adalet değil açık bir çifte standarttır.
Çocuk istismarı üzerinden siyaset yapılmaz.
Ama yapılan bir haksızlığa da, kim yaparsa yapsın sessiz kalınmaz.
Senin ataturkun benim umurumda degil. Sen benim ceddime kufreden soysuzsun.
Ben ise daha mustafa kemale baslamadim bile. Senden yada kimseden cekindigim icin degil. Mustafa kemali sevenleri var. Kimsenin kutsalina karismam. Taki benim kutsalima karisana kadar. Sen mustafa kemale tapabilirsin. Andimizi amentu, genclige hitabeyi veda hutbesi, nutuku kuran, anitkabiri Kaben bilip tapabilirisn. Umurumda degil. Benim ceddime kufredemezsin. Edersen sopanin ustune yavuz sultan selim yazdirir. O sopayla doverim seni, dengesiz mahluk...
*ASLINDA* bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları kadar, bunlara sessiz kalan
Cumhuriyetçiler, sosyal demokratlar, Realist Kemalistler, Atatürk'çü devrimciler,
Vatansever milliyetçiler ve Ulusalcı yazarlarda suçludurlar. Geçen günlerde
cesur yürek bir hanım efendi bir Atatürk düşmanına dava açtı, şerefsiz
tutuklandı. Özellik bu sayfayı tamamen Fetocüler sabota ediyorlar...
Son günlerde bir moda oldu, eline kalemi alan Atatürk ve Cumhuriyete
sataşıyor. Ulan bu Demokratik Laik, Sosyal, hukuk Devletin nimetlerinden
beslenip dönüp nankörlük ve edepsizlik ediyorsunuz?
O iftirayı yazıp resm edenler senin gibi Cumhuriyet düşmanlarıdır.
Olmadık, akla gelmedik iftiralar atıyorsunuz. Bu Ülke hal bu gün
Mustafa Kemallerin kurduğu Anayasayla yönetiliyor. Sayın Cumhur
Başkanımız ve bütün Palamenterler Laiklik ilkesi doğrultusunda
kürsü yemini ediyorlar.
ULAN İT sen kimsin ki yedi düvele kafa atmış, Osmanlının itibarını
kurtarmış ve kos-koca Türkiye Cumhuriyetin kurmuş büyük Türk
kahramanına ve ulusumuzun atasına iftira atıyorsun. Onun-bunun
şebeği, fetö yalaması sen haddini bileceksin....
Sayin foseptik cukuru
Yavuz sultan selimin hanin sah ismailin karisina asik oldugunu isbat edene kadar sen bir iftiraci serefsiz olarak kalacaksin. Ki oylesin zaten...
Bak bu benim isbatim.
Bahsettigim mustafa kemalin 15 yasinda emrindeki turk diplomatla evli kizla yaptigi zinanin isbati.
Sen bir foseptik cukuru olarak, etrafa bk sacman normal.
?si=FowkrN0Rlxk3f1i0
1--İhsan Araç, katil Yavuz senin baban mıdır? Sen onun sulbünden misin?
2--Tam yüz yıldır Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyetle
uğraşıyorsunuz. Bir kılına dahi dokunamadınız. Yüz yıldır o pis avucunuzu yaladınız.
ilelebette yalamaya devam edeceksiniz. Çünkü bu hür ve kutlu Cumhuriyetimiz
dim-dik ayakta duracaktır.
3--Yetersiz cahil-cühela ve onun bunun yalaması küfürbaz olurlar. Sen daha öncede
bu sayfayı sabota etmiştin. Finonun görevi paçalara havlamaktır diye cevap vermemiştim.
4--Ben 15 yaşımdan beri hiç bir kimseye küfür etmedim. Her halde ilk küfürüm senin gibi
yalakaya olacaktır. Çünkü senin gibi haysiyetsiz şerefsizler kaos ve kargaşadan beslenirler.
Eğer ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e iftira atmasaydın, ben senin gibi şebeklere yine cevap
vermezdim. Haddinizi bileceksiniz?
5--Ben sana Gazi Mustafa Kemal Paşa ile ilgili soru sormam, çünkü sen ve senin gibi
işbirlikçi Vatan hainleri Kemalistlerin osuruğu olamazsınız?
6--Biz senin gibi hain şerefsizlerin 15 Temmuz da kıçınızı tekmelemedik mi? Tabanı
yağlayıp arkanıza bakmadan Amerika'ya kaçmadınız mı? Baş Papazınız orada kuyruğu
titretmedi mi, darısı diğer Papazların başına?
7-- Bu sayfada birilerine yalakalık yapmak için Yüce Dinimizi o pis şeytani nefsine
alet ediyorsun, Müslümanım diyorsun, sıkıyı görünce her fırsatta gavur, kefere
küffar dediğiniz millete sığınıyorsunuz. Sizi gidi iki yüzlü riyakârlar?
8--Ulu Önder Atamızla ilgili cümlenizi kopyaladım, bakalım ilgili mercilerde senin
gibi düşünüyorlar mı? Bu Demokratik Laik Sosyal devlet sahipsiz değildir.
9--Onursuz-omurgasız şebekler yazmayı ve konuşmayı beceremezler. Şimdi
istediğin kadar arkamdan havlayabilirsin. İstediğin kadar tarihimize iftira atıp
küfürler dizebilirsin. Ulan kısır döngü şebek, Ulusundan-ailenden utamıyorsan
Erzurum'un dadaşlarından utan it herif.....
Tarihsel kaynaklar, Şah İsmail'in özellikle Safevi Devleti'ni kurma ve Şiiliği yayma sürecinde Anadolu ve çevre bölgelerde ciddi askeri operasyonlar ve şiddet eylemleri gerçekleştirdiğini doğrulamaktadır.
Bu döneme dair öne çıkan bazı bilgiler şunlardır:
* Sünni Nüfusa Yönelik Eylemler: Şah İsmail, Tebriz'i ele geçirdikten sonra Şiiliği resmi mezhep ilan etmiş ve Sünni kalmakta direnenlere yönelik sert politikalar izlemiştir. Bazı tarihi kaynaklarda, bu süreçte ve Tebriz, Bağdat gibi şehirlerin fethinde binlerce insanın katledildiği belirtilir.
* Anadolu Faaliyetleri: Şah İsmail'in müritleri (Kızılbaşlar) aracılığıyla Anadolu'da yürüttüğü faaliyetler ve ayaklanmalar, Osmanlı yönetimi ile büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu çatışmalar sırasında her iki tarafın da sivil ve askeri unsurlara karşı şiddet uyguladığı ifade edilir.
* Mezhepsel Çatışma: Şah İsmail'in politikaları, bölgede Şiiliğin yayılmasını sağlarken, Sünni ulema ve halk üzerinde baskı kurduğu yönünde kaynaklarda detaylar mevcuttur.
* Karşılıklı İddialar: Tarih anlatısında Şah İsmail'in Sünnilere yönelik katliamları sıklıkla dile getirilirken, karşı cephede Yavuz Sultan Selim'in de Çaldıran seferi öncesi Anadolu'da "Safevi yanlısı" olarak görülen 40 bin Türkmen/Kızılbaş'ı katlettiği iddiası da tartışma konusudur. Bazı modern tarihçiler ise bu sayıların mübalağalı olduğunu veya sistemli bir temizlikten ziyade isyan bastırma operasyonları olduğunu savunur.
Özetle, Şah İsmail'in iktidarını sağlamlaştırmak için Anadolu ve İran coğrafyasında sert askeri yöntemler kullandığı tarihçiler tarafından kabul edilen bir gerçektir.
40 Bin Kişi İddiası: Tarihsel anlatıların çoğunda Yavuz'un, Safevi seferi (Çaldıran) öncesinde Anadolu'daki Safevi sempatizanı olduğu düşünülen yaklaşık 40 bin Kızılbaş'ı bir listeye dayanarak tespit ettirdiği ve öldürttüğü rivayet edilir.
Akademik Eleştiriler: Modern tarihçilerin bir kısmı, bu "40 bin" rakamının o dönemki nüfus verileriyle uyuşmadığını ve mübalağalı olduğunu savunur. Örneğin, Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı arşivlerinde bu çapta bir toplu katliama dair resmi bir kayda rastlanmadığını, sadece isyan potansiyeli olan gruplara ve ajanlara yönelik takibat, sürgün ve yerel idam kararları bulunduğunu ifade etmektedir.
İdeolojik ve Siyasi Nedenler: Yavuz'un bu sert politikası, genellikle "mezhep savaşı"ndan ziyade bir "beka meselesi" ve devlet güvenliği olarak görülür. Anadolu'daki Kızılbaşların Şah İsmail ile iş birliği yaparak Osmanlı'ya karşı ayaklanmasından çekinilmesi, bu operasyonların ana nedeni olarak gösterilir.
(Ciddiye alinir birtarafin yok. Ama iste pislik ortada olunca kokusu rahatsiz ediyor. Mudahele etmek lazim)
*** SOSYAL ve REEL BAKIŞ ***
--AŞK NEDİR, bu gün Şiir sayfasında özetle yazdım, ancak ne demek istediğimi
pek doğru anlayan olmamış. Ya da doğru anlayıp ta inadına muhalif olunmuştur?
Ben AŞK ve SEVDA gerçeğini inkâr etmiyorum ki, ben Aşk'ın bir çeşit ruhsal
bir hastalık olduğunu söylüyorum.
--AŞIK olan kişi sadece kendi arzu ve benliğini koruyarak ve inadına doğruluğuna
inanarak başka bir varlığa derin duygular beslediği ve zamanla ona iyice bağlandığı
ve bunun karşılığında her türlü bedel ödemeye kendisini şartlandırma durumudur.
İşte bunu adı psikiyatrik bir hastalıktır. Bu ruhsal saplantının tıpta tedavisi oldukça
uzun zamanlıdır. Hatta bazı safhalarda tedavisi de mümkün değildir.?
--Aşık ve Maşuklar, tüm psikiyetrik hastalara ait karakteri bünyesinde barındıran
coşkunluk halidir. AŞK, depresif ve düzelmesi umut edilmeyen ruhsal bir saplantıdır.
Aşık olan kişiler de siyasal, sosyal, kültürel ve her türlü toplumsal olay ve faaliyetler
umurlarında olmaz. Hani derler ya *DÜNYA YANSA UMURUNDA DEĞİL* aynen
bunun gibi artık duyarsız, umursuz, kuralsız, yetersiz ve oldukça sorumsuz bir vakaya
dönüşmüştür. Ne kendine, ne ailesine ve ne de topluma bir faydaları olur. Bulundukları
ortamda huzursuzluk, umutsuzluk ve karamsarlık eylemleri hiç eksik olmaz?
--Böyle hasta ruhlu Aşık ve Maşukların tarihsel devinimde örnekleri sayılmayacak kadar
çoktur. Örneğin, Kerem'le Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin. Yaralı Mahmut ile Gülüzar.
Aşık Coşarı ile Mahizer. Aşık Deryami ile Gülperi. Aşık Kara ile Mahperi ve daha nice-niceleri?
Bütün bu Aşık ve Maşukların hayatlarını bir inceleyin, hem kendilerine ve hem de yakınlarına
deyim yerindeyse KAN kusturmuşlardır...
--Bu Aşk hastalığı nice Hünkârları rezil-rüsva etmiştir. Yine nicelerini Tahtından düşürmüştür.
Mesela herkes tarafından bilinen biride Osmanlının yüz karsı katil, ceberrüt, zalim Yavuz
Sultan Selim'dir. Safevi Devlet başkanın eşine aşık oluyor ve bu utanmaz zorba bu uğurda
hiç acımadan 50 bin Alevi yurttaşını katlediyor. Hala bu gün bu sadist zorbaya Fatihalar
okuyanlar vardır?
--Sevgi-sevmek, saygı-saymak, tebessüm-hürmet, hoşgörü ve barış olgularının AŞK ile
uzaktan ve yakından hiç bir ilgisi yoktur. AŞK bir huzur bozan ve hatta can alan zehirli
bir sarmaşıktır.... VESSELAM-----------OZAN ÇAKIROĞLU
H2O; yani su
Hidrojen; yildizlarin yakiti; yani benzin.
Oksijen; yakici madde, yani ates.
Ikisi bir araya gelince patlamasi lazim. Ama patlamiyor.
Hatta
Ikisi birlesiyor su oluyor. Hayat oluyor.
Nasil oluyor peki, cunku BIR kun feyekün diyen var.
Daha ilginci... su + 0°C dere ile + 100°C arasi sivi halde kaliyor
Suyu olusturan elementlerden Hidrojeni sivi hale getirmek ancak ( -253°C) derecede mumkun
Bir diger elementlerden Oksojeni sivi hale getirmek ancak (-183°C ) de mumkun.
Normalde mantiken ikisi birlesince sivi olabilmesi icin en az -183°C ve ya daha fazla bir sogukluk lazim.
Ama oyle degil iste. Yasama elverisli 0°C ile 100°C iki Hidrojen le bir Oksijen birlesip sivi halde su oluyor. Nasil oluyor bu.?
Cunku BIR kun feyekün diyen var
Bitmedi
Tuz, sofra tuzu
Sodium clorur
Yani Sodium, patlayici metal
Klor: zehirli gaz
Ikisi birlesince ölümcul olmasi lazimken, sofralarimizin bas taci
Nasil oluyor. Cunku BIR kun feyekün diyen var
Tuz ruhu
Hidroklorik asit, guclu asindirici (kirec, pass sokmede, metal temizlemede kullanilir
Ayni tuz ruhunun (Hidroklorik asit) midemizde dusuk yogunlukta yediklerimizi sindirmeyi sagladigini biliyormuydunuz
Nasil oluyor? Cunku BIR kun feyekün diyen var.
Sulu karpuz kuru tarlada, kuru pirinc sulu tarlada yetisir. Nasil olur bu
Cunku BIR kun feyekün diyen var
Butun agaclar ayni topragi, ayni suyu ayni havayi emer, ama biri karpuz biri elma, biri uzum, biri portakal, biri seftali olur. Hatta ayni agaca asilarsin. Bir dal tatli kiraz verir. Digeri eksi visne verir. Nasil oluyor?
Cunku BIR kun feyekün diyen var
Yasin 82: Bir şeyi istediğinde, O’nun buyruğu “ol!” demekten ibarettir; hemen oluverir.
Ve Rabbim, zittiyla, ayniyla misliyle yaratir. Cunku cani nasil isterse oyle yapandir.
Daglara oyduklari ihtisamli evlerle ovunen salih peygamberin kavmini assagilar mayihette, dagin icinden canli kanli hamile kizil deve cikrandir. Hadi madem taslari yontmakta o kadar mahirsiniz. hadi gucunuz yetiyorsa bir kizil deve de siz cikarin dagdan diye assagilamistir salih peygamerin kavmini yuce rabbim. Misliyle yaratmistir. Sulu Karpuzu kuru toprakta kuru princi sulu toprakta zittiyla yaratmistir.
Bugun ilim muslumanin yitik mali.
ilmin ucu pustun elinde.
ilim adina bile bile kufur nesrediyorlar.
Ba‘sü Ba‘del Mevt
Gözlerimi açtığımda oda değil, dünya genişliyordu;
doğan ilk şey umitti, ilk baharin ufuklarinda
Yok mu isteyen, vereyim?” anıydı zamanın;
Ve Nisan, göğsüme toprak kokulu mujdeler serpiyordu
Mart’ın kaskatı perdelerinden eser yoktu
Bir ney ezgisi gibi oynaşıyordu disarda çiğ taneleri
Rahmân'ın şefkatten ellerinde bugun
Güneşin neşesiyle savrulup gitti butun kederlerim
Artık agir cümlelerin altında ezilmiyorum,
Çünkü rahmetin sinesinde uyandım
Nefes almanın kendisi, başlı başına bir şiirmis meger
Pencerelerimi ardına kadar açtim, yerçekimi hükmünü yitirdi
Ümitlerim kus civiltariyla uçuşa geçti
Buz tutmuş hatıraları taşıyan o rüzgâr,
Şimdi her yandan Ba’sü ba’del mevt kokulari tasiyor
Yıldızlarda gizli anlamlar aramayı bıraktım;
Onlar artık sönmeyi reddeden birer havai fişek...
Sessizlik bir boşluk değil, mukaddes bir yankı;
Nabzım bir geri sayım değil,
İlahi bir sevdanın muazzam ritmi;
"Belki"ler sustu, "bir zamanlar"lar bitti.
Sadece bir Vedud sıcaklığı var avuçlarımda şimdi,
Gökyüzünün o akıl almaz berraklığı,
Taptaze bir zamanin baslangic sayfasi
Ve nihayet kalbin sadece bir pompa değil,
Bir kabe oldugu gercegi...
Ve butun bunlarin ortasında yalın bir hakikat:
Neşe bir varış değil, bir bakıştır.
Kışın o sagir yankısı duyulmuyor artık,
Sadece bu anın diri, sarsılmaz şehadeti...
Bütün kapıları kapattım karanligin ustune
İçeride şimdi sadece ışık, sadece secde,
Ve Sonsuz bir "şimdi" deyim artik
Ve bu simdi de aşk var, umit var, rucu var, huzur var
Bir Türk Atasözü sü der ki...
Sen de haklısın...
Sen de haklısın...
Eee Sen de haklısın...
BEN de haklıyım.....
Aramızda illa ki biri haksız... ALLAH bilir. Son söz ALLAH 'ın terazi farklı sözler şiirler aynı.....
ŞAİR HÜSEYİN PELİT
Baba ben Alon Musck olabilirmiyim diye soran 15 yasindaki oglumla sohbetimiz
Ben: Tabiki olabilirisin
Oglum: Gerçektenmi
Ben: evet Gerçekten olabilirsin. Herkes olabilir.
Oglum; Nasil herkes olabilir. Neden olmuyorlar ozaman...
Ben: iki turlu Elon musk var. Biri cok caliskan, gunde 15 saat 7 gun calisan Elon musk, digeri tonlarca parasi olan Elon musk. Sen hangisi olmak istiyorsun?
Oglum: cok saliskan Elon musk
Ben: afferin oglum. Sen deseydin cok parasi olan Elon musk olmak istiyorum. Ozman ben de sana, git banka soy. Yakalanmazsan olursun. Diyecektim
Ama sen cok calisarak cok calisan Elon musk olabilirsin. Gerisini Allah nasil dilerse oyle yapar.
Oglumun bir tuzak sorusunu daha atlatmis olduk
**23 NİSAN KUTLU OLSUN**
.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Kurulduğu gündür yirmi üç nisan
Anadolu'dan haçlı ordusunun
Sürüldüğü gündür yirmi üç nisan.
.
Bu gün kutlu gündür tarihe bakın
Batıldan uzak dur, bilime yakın
Yurduma yabani kondurma sakın
Baharın gülüdür yirmi üç nisan.
.
Hür Cumhuriyettir en büyük kudret
Bir asrı devirdi, bağımsız devlet
Mustafa Kemal'dan alırız himmet
Özgürlük yoludur yirmi üç nisan.
.
Cumhursuz bir devlet ulusal olmaz
Türk halkı kimseden icazet almaz
Meclisin bayrağı arşından inmez
En büyük bayramdır yirmi üç nisan.
.
Çakır der ki,Türkoğlu Türk'tür özümüz
Meclis-i Mebusan, bizim gözümüz
Cihan-i alem de, geçer sözümüz
Gençliğe seyrandır, yirmi üç nisan,
En büyük bayramdır yirmi üç nisan...
--------OZAN ÇAKIROĞLU---------
.
Bağımsızlığımızın sembolü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk
Bayramı bütün Milletimize kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları olmak üzere, cümle
gazi ve Şehitlerimize Yüce Yaradan Rahmet eylesin. Yattıkları yer hurişan
olsun. Bu kutlu Cumhuriyet ve B.M.M ne her kim düşmanlık ediyorsa, her
hangi bir kuyu kazıyorsa kahrolsun... AMİN
"....birde bakmışsınki kozmik boyutta metafiziği ve kendi mi’racını bizzat zahirde yaşamış olursun…" amin muammer orak
-Kozmik selatu selam
-Kozmik hams ve sukur
-Kozmik istigfar
-Ve kozmik dua.
Hepsi toplam Yarim saat suruyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ, her gece gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur:
'Bana dua eden yok mu, onun duasını kabul edeyim!
Benden bir şey isteyen yok mu, ona istediğini vereyim!
Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım!'"
(Buhârî, Teheccüd 14; Müslim, Müsâfirîn 168-170)
Gunluk 24 saatlik zaman diliminin en verimli kismi gecenin son ucte birlik, yukaridaki hadiste gectigigibi, Allahin semaya tecelli ettigi an. 3 ile 5 arasi. Sabah Namazindan bir saat once kalkip teheccudu kildiktan sonr okunabikecek cok guzel zikir, hamd ve sukur, istigfar ve tefekkur, sonunda da duali bir yakaris.
Rabbim kabul etsin.
KOZMIK DUA
Euzubillahis samiil alimi minesseytanirracim bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbil alemin
Eslemtu lillahi rabbil alemin
Esselatu vessellemu ala seyyidine Muhammedin va ala alihi ve sahbihi ve sellim
Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhanallahil Azim ve bi hamdihi estağfirullah.
"De ki: 'İster Allah diye dua edin, ister Rahmân diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.' Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma; ikisinin ortası bir yol tut."
Ferdün, Hayyün, Kayyûmün, Hakemün, Adlün, Kuddûs.
Ya alimul gaybi veşşahadeh
Ya erhamur rahimin
Ya melikul kuddusus selam mu'minul, muheymin, azizul cabbarul Mutekebbir,
ya Subhanallah.
Ya halikul bariul, musavir
Ya azizul hakim,
ya aliyyul azim.
Ya zulcelali velikram,
La ilahe ille ente Subhâneke inni kuntu minazzalimin,
Ya Tevvâb, ya Settâr, ya Afüv, ya Gafûr, ya Gaffâr, ya Raûf, ya Hâdi, ya Enîs, ya Müheymin...
Ya Rabbel-âlemîn ve ya İlâhel-evvelîne vel-âhirîn;
Ey tüm boyutların kendisinden sudur ettiği el bari
ey tüm renklerin kendisinden süslendiği el musavvir,
ey tüm notaların kendisini haykırdığı el vedud.
ey tüm fotonların en Nur ismi celalini yansıttığı yüce Rabbimiz!
Ey tüm hissettiğimiz ve hissedemediğimiz duyuların yegâne sahibi,
Ey Alemlerin Rabbi, Meliki, Sultanı, Velisi, Valisi, Vekili
Sana hz Ibrahim as. gibi, hz Muhammed mustafa s.a.v gibi teslim olduk
'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'
Ey varlığının yanında bütün âlemlerin hiç hükmünde kaldığı Mütekebbir…
Senin azametin karşısında varlık dediğimiz her şey bir gölge, bir hayal…
Ben ise o gölgenin içinde bile bir hiç… hiçlerden de hiç…
Ama Sen…
O hiçliğime rağmen beni muhatap aldın.
Yokluğumdan varlık sahasına çıkardın.
“Kulum” dedin…
Varlığının delilleriyle beni şereflendirdin.
Ey comert Rabbim… ekrem rabbim, ey alleme bil kalem
Bu lütufların karşısında kayıtsız kalmaktan korkuyorum. Tir tir titriyorum.
Nankörlük karanlığına düşmekten ödüm kopuyor.
Kalbimin gaflete dusmesinden Sana sığınıyorum.
Beni kendime bırakma…
Cunku nefsim ve seytan, afrikadaki serengeti duzluklerinde otlayan buffalo yavrusunu annesinden ayirip yemek isteyen arslanlar, sirtlanlardan daha azili bir sekilde beni senden koparmak, ayagimi sirati mustakimden kaydirmak icin siperdeler.
Bir an bile olsa bizleri sensizliğe mahkum etme. Nefsimize ve seytana yem etme.
Bizleri yakininden kovma.
Senden uzaklaşan her adımda eksiliriz, söneriz, yok oluruz.
Ey kalpleri evirip çeviren…
Kalbimizi Sana çevir. Zihnimizi seninle mesgul et. Bedenimizi ruku ve secdelerinle susle.
Sana bağlı kıl.
Sana yakın eyle.
Ey merhametlilerin en merhametlisi…
Bana verdiğin nimetin şuurunu da ver.
Şükrünü nasip et.
Seni anan, Sana yönelen, Sana layık olmaya çalışan kullarından eyle.
Benim hiçbir şeyim yok…
Ama Sen varsın. Ve Senin varlığın bana yeter…
Ya vedud, ya kerim, ya latif,
Elhamdülillahi Rabbil alemin
Eslemtu lillahi rabbil alemin
-butun kullugum, ibadetim, nazım, niyazım, ummalarim, beklentilerim, ümidim, umudum yanliz sanadir; Iyyake na'budu ve iyya kenastain ya latif
-butun dualarim yakarislarim, yalvarislarim,yanliz sanadir: ihdinas siratal mustakim. Rabbi zidnî ‘ilmâ ve rizqâ tayyibâ ya mucib
-butun hamdim, övgüm şükrüm sanadir. Lekel hamd ve lekessukr, ya hamid, ya sekur
-butun zikrim, fikrim sayiklamalarim, sanadir: subhane rabbiyel ala, subhane rabbiyel azim.. ya hu ya Allah,
-butun tovbelerim, istigfarlarlarim, ozurlerim, pismanliklarim sanadir: Rabbî ğfir li ve tub ‘aleyye inneke ente’t-Tevvâbür-Rahîm. Ya tevvab
-butun teslimiyetim itaatim, bağlılığım sanadir: Rabbena ve ec‘alnâ muslimîne leke ve min zürriyyetinâ ummeten muslimeten lek. Ya selam
-butun korkum, kaygim, endisem,sığınmam, sanadir: İnnemâ yakhşallâhe min ‘ibâdihil-‘ulemâ’ ya mu'min
-butun kutsamam, hayranlığım, şevkim, aşkim, istiyakim, , yanliz sanadir."Allahümme innî es'elüke hubbeke ve hubbe men yuhibbüke vel-amelellezî yübelliğunî hubbeke. Allahümmec'al hubbeke ehabbe ileyye min nefsî ve ehlî ve minel-mâil-bârid." Ya vedud, ya muhsin, ya habib
Oyle sana ki;
Zerreden kürreye bütün nizamın şahitliğiyle, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemlerin diliyle;
-Lâ ilâhe illallâh, Muhammedin resulullah
Diyorum
-Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayye’l-kayyûme ve etûbü ileyhi subhanehu
Diyorum .
-Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammed.
Diyorum
-Rabbigfir verham ve ente hayru'r-râhimîn'. diyorum.
-Sübhânallâhi ve bi-hamdihî sübhânallâhi’l-azîm'
diyorum.
-Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr' diyorum.
Ya rabbe kulli seyin ve melikehu
Ayın dünyaya uyup dunya yorungesinde donmesi ve ay ve dunya birlikte güneşinin nurlu çekimine teslim olması, ve gunes etrafinda donmeleri, ve ay, dünya ve güneşin hep beraber 'Hû' diye arsinda seni yazıp, seni işaret ederek dönmeleri gibi; ben de varlık aleminin yörünge sahibi varlıklarından hicin de hici olan biriyim. Benim butun dunyam peygamberim, Resulünün yörüngesine uyup, resulunle birlikte, senin külli iradenin etrafında aşkla, iştiyakla; la ilahe illa hu, la Mabuda illahu, la galiba illa hu, la mevcuda illa hu,
'Ya Rab, ya Kuddûs, ya Sübhân, ya Hamîd, ya Ekber, ya Vedûd'...zikir ve nidalari ile dönüyoruz.
Atomu olusturan en kucuk birimden kürreye, kürreden kainata, ehadiyetten vahdaniyete; kürsünden arşına, arşından makamına; şehadet aleminden gayb alemine... Eksiksiz, mükemmel inşa ettiğin bütün nizamlarin şahitliğiyle…
Sana aşk ve iştiyakla; bütün hücrelerim, moleküllerim, atomlarım, atom içi protonlarım, nötronlarım, elektronlarım, kuarklarim ta ki en derinde ehadiyetinin mührüne varıncaya kadar her şeyimle sana can-ı gönülden teslim oluyorum.
'Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'
Ey Allah’ım, ey Rabbimiz! Sana kul olmaya ışığın koşmasından daha hizli kosuyoruz. Ay, gunes, galaksileri ve bütün yörünge sahibi varlıklarının yörüngelerinde tam teslim ile dönmeleri gibi, ben de resulunle ve butun alemlerle sencornize bir sekilde yuce külli iraden etrafında, tam teslimiyetle hu diyerek dönüyorum.
Ya Hûûû!" Ya hakk, ya subhan. Ya kuddus, ya kayyum.
Ey anılmasında kelimelerin ve tabirlerin çaresiz kaldigi, kelamlarin rabbimizden soz ederken seref ustune seref aldigi ya vedûd, ya habib
Ey nihai aşkım! Görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin diliyle Sana hamd ü senâ ediyorum.
'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'
'Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn.'
Ve Resulün Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize salât ve selâm getiriyorum:
'Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.'
Ya Mücîbe’d-daevât!
Senin ipine sımsıkı sarılmayı diliyoruz. Zira Sen buyuruyorsun ki:
'Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a, dinine) sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani siz birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz tam ateşten bir çukurun kenarındayken, O sizi oradan kurtardı. Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.' (Âl-i İmrân, 103)
Ya Zül-Celâli vel-İkrâm!
Sana doğru ışık hızında gelmek istesek bile yavaş sayılırız. Zira yol uzun, hasret büyük; din gunun her aninda anlık Sana varmak, seninle olmak istiyoruz. Fenâfillâh’a ermek
istiyoruz. Senin boyanla boyanmak istiyoruz. Zira Sen buyuruyorsun ki:
'Allah’ın boyasını esas alın (Sıbgatullah). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kim vardır? Biz ancak O’na ibadet edenleriz.' (Bakara, 138)
Ya Hâdi, ya Veliyyü’l-Mü’minîn!
'İhdine’s-sırâta’l-müstakîm.'
(Bizi doğru yola ilet.)
Bizleri hidayetten ayırma. Şeytanın ve nefsimizin şerrinden, vesveselerinden koru. Kalplerimizi kirden, pastan arındır; nûrunla ve hikmetinle yıka. Ruhlarımızı sekîne ile arındır…
Bizi Sana yönelen, Sana dönen ve her haliyle Sana teslim olan kullarından eyle…
'Eslemtü lillâhi Rabbil âlemîn.'"
Ya Rabbel-âlemîn!
Yâ Men Vesia Kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-ard!
Şu dua ederken tefekkür, tefekkür ederken dua yakarışımızı kabul buyur. Bize katından rahmet, bereket, aff u mağfiret ve Muhabbetullah yağdır.
Ya Hayy, ya Kayyûm! Kâinatın her bir atomunda, her bir kuantum dolanıklığında ve galaksileri bir arada tutan El-Kayyûm ism-i celîlinin tecellisinde; Senin sonsuz ilmini ve kudretini seyretmeyi nasip eyle. Zihnimizi gafletten, kalbimizi katılaşmaktan koru; ruhumuzu bu beden hapishanesinden daha dünyadayken özgür kıl. Bizi nefsimizin, şeytanın ve şeytanlaşmış kulların şerrinden koru. Bizi, Senin şu muazzam kâinatının nizamına uyumlu yaşayan kullarından eyle.
“Kullarım sana Beni sorduğunda (onlara de ki): Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin çağrısına karşılık veririm. O halde onlar da Benim davetime uysunlar ve Bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara, 186)
Atomun kalbinden kâinatın kalbine, Kürsî’nden Arş’ına, şehadet âleminden gayb âlemine kadar keşfettiğimiz her yeni bilgi Sana olan imanımızı ve hayretimizi artıriyor. Sen, delil ve ayetlerini ruhumuza duyur. Bilgimizi sadece maddeyle sınırlama; bizi mana, Marifetullah ve Muhabbetullah zirvelerinede ulaştır. Âmin.
Ya Rabbel-âlemîn! 'İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn. İhdine’s-sırâte’l-müstakîm.'
Ruhumuzdaki günah ve gaflet sebebiyle oluşan tüm pas ve kirleri rahmetinle sükûnete ve nurani bir nizama çevir. Hayatımızın her anını Senin rızan doğrultusunda bir ibadete dönüştür. Senin o sonsuz ilminle, matematiği iflas ettiren adedinle, sonsuz adetler hürmetine; bizi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in o en büyük şefaatiyle, Makam-ı Mahmud'un nurlu gölgesinde buluştur. O’nun mest olduğu o sonsuz lütuflardan bizlere de cömertliğinle ihsan eyle.
Ey Alîm-i Külli Şey!
Son nefesimizde; tüm hücrelerimizdeki atomların, tüm elektronlarımızın, ruhumuzun ve bedenimizin ehadiyetteki en küçük yapı taşının, Sana olan vecd içinde bir teslimiyetle; 'Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh' diyerek küllî bir iman ile mühürlenmesini nasip eyle.
Ey bütün matematiği, kuantum fiziğini, metafiziği, astrofiziği, kimya ve biyolojiyi varlığının delilleri kılan Rabbim! Seni inkâr ne mümkün? Bütün ilimlerin, gayb ve şehadet âleminin, bütün varlıkların dili ve şahitliğiyle; yarattığın ve yaratacağın her zerrede, geçmiş, şimdi ve gelecek bütün zamanların her bir birimini;
-Lâ ilâhe illallâh, lâ hâlika illallâh, lâ ma'bûda illallâh' Subhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber, zikirleriyle,
-Rabbena atina fid dunya hasanatan ve fil ahireti hasenatan ve gina azâben-nâr,
Dualari ile,
-Allâhümme mâ asbaha ve ma emsa bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke fe-minke vahdeke lâ şerîke leke, fe-lekel hamdü ve lekeş-şükr.
hamd ve sukurleri ile
-eslemtu lillahi rabbil alemin
Hz Ibrahim teslimiyetiyle
-Sübbûhun Kuddûsun Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh”
Takdisiyle
-Esselatu vessellemu ala seyyidine Muhammedin va ala alihi ve sahbihi ve sellim
Selavatlari ile
-Subhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil Azim
Takdisleri ile
-rabbena zalemna enfusena ve in lem tagfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirin istigfarlari ile dolduruyoruz.
kâinatın tüm 'veri' ve tum el hasib isminden tecelli eden sayilarin faktöriyel büyümesindeki carpimlari adedince soyluyoruz. Kabul buyur ya rab.
Bi-hürmeti Seyyidil-Mürselîn.
Ey sonsuz kudret ve rahmet
Ya Fâtıra’s-semâvâti ve’l-ard!
Kâinat bu kadar muntazam iken, kalbimdeki dağınıklıkla Sana geldim… Kalplerimizi toparla, ruhlarımızı arındır. Bizi Sana yönelen, Sana dönen ve her zerresiyle Sana teslim olan kullarından eyle. Efendimizle birlikte; bütün peygamberlerin, meleklerin ve tüm salih kulların yoluna ilhak eyle. Âmin.
Ey zamanı ve mekânı var eden, var etmekle kalmayıp bir arada tutan; uykudan, açlıktan ve zaaftan münezzeh Sübhân Allah’ım! Şu an kalbimden geçen frekansları, kâinatın en uzak köşesindeki atomların ve atom alti parcaciklarin ve onlarin yuzduklari arsinin ve kursunun icindeki butun esma ve tecellilerinin 'Hû' diyen titreşimiyle birleştir. Ehdadiyetini ve Vahdaniyetini hep beraber haykıralım: Ya Ehad, ya Vâhid! Ya subhan ya vedud
Ya Rabbel-Arşil-Azîm! Arş ve kâinat ölçeğinde, her bir Planck uzunluğu alanın dahi her bir katrilyonda bir birimini; -Senin en güzel isimlerinle: Ferdun hayyun kayyumun hakemin adlun kuddus, -Kelime-i Tevhid ile, Huvallahullezi la ilahe illallahu -hamd ve şükürle: elhamdulillahi hamden kamilen, sukren kesira
-salât u selâm: elfi elfi salatun ve elfi elfi salamun aleyke ya rasûlallâh
-istiğfarlarla: Allâhumme inneke afüvvün tuhubbil afve fa'fu anni
Dualarla: Rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr." dolduruyoruz.
Ya Rabbel-âlemîn! Zihnimi, eşyanın hakikatini perdeleyen vesvese ve günahlardan kurtar; beni Sırat-ı Müstakim üzere, Senin ipine sımsıkı sarılmış, Senin boyanla boyanmış olarak aşkına ulaştır. Ruhumun hezeyanlarını rahmetinle sükûnete erdir
ya Ekremel-ekremîn! Beni din gününde en hayırlı sonuca ulaştır. Beni kâinatın ilahî senfonisiyle uyumlu, rıza makamına varmış bir 'insan-ı kâmil' eyle. Bana; atomun kalbindeki tevhidi, galaksilerin dönüşündeki aşkı görecek basiret ver.
Beni ve geçmişlerimi; babamı, dedelerimi, ninelerimi ve kâinatın her yerindeki tüm inananları merhametinle kuşat. Kalbimizi dünyevi hırsları yutan bir kara delik değil, etrafına nur saçan bir yıldız eyle. Varlığımı, Senin sonsuz ilmin ve hikmetin içinde sırrını taşıyan bir damla eyle.
“De ki: 'Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'” (Zümer, 53)
'Âmennâ bihî küllün min indi Rabbinâ.'
Ya Kâfî, Ya Ganî, Ya Fettâh, Ya Mugnî, Ya Rezzâk, Ya Kerîm, Ya Vehhâb, Ya Ze't-tavli, Ya Mecîd, Ya Mâcid, Ya Bârî, Ya Nâsır, Ya Mevlâ, Ya Mennân, Ya Hennân, Ya Vekîl, Ya Vâlî, Ya Velî, Ya Bâsıt, Ya Azîz, Ya Muiz, Ya Muhsin, Ya Latîf, Ya Selâm, Ya Vâsi, Ya Berr...
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na bu güzel isimlerle dua edin...” (A'râf, 180)
Âmin. Ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn."
Subhane rabbike rabbil izzeti amme yasifun. Veselamun alel murselin.
eslemtu lillahi rabbil
Velhamdulillahi rabbil alemin
Amin ya mucib, amin ya muin
- Öyle içsel keşifler vardırkı her anlatman ile değişik değişik kılıklara bürünür nice anlatılması imkansız sırlara erersin.
- Bütün samimiyetle O’nu anarak O’na yönelirsin, bizzat tecridi iliklerinde yaşarsın.
- Sonra kulağında O’nun Hayy ismi yankılanarak defalarca duyarsın.
- Birde bakmışsınki kozmik boyutla iç içe olan benliğin ölünce, küçük nurumsu bir kürenin büyük zifri karanlık küreye çarpdığını imgelersin, içten içe ezelden ebede hamdü senalar sana aittir ya Rabb deyip iç dünyanda ulaşabileceğin en son ücra menzile ulaşırsın adeta iç dünyandaki en son ücra menzili kozmik boyutda zahiren deneyimlersin…
- Ölmüş benlikten, arınmış yeni benlik doğunca, gerçek manâda zihnini sıfırdan resetleyince, zaman ve mekandan ötesini deneyimleyince, benliğini, özünü tekrar tekrar bulmanla, yeni doğan benliğinle resetlenmiş zihninle mecazen değişik değişik elbiseleri giymeye başlayınca birde bakmışsınki kozmik boyutta metafiziği ve kendi mi’racını bizzat zahirde yaşamış olursun…
Öyle içsel keşifler vardırkı her anlatman ile değişik değişik kılıklara bürünür nice anlatılması imkansız sırlara erersin.
Bütün samimiyetle O’nu anarak O’na yönelirsin, bizzat tecridi yaşarsın.
Sonra kulağında O’nun Hayy ismini yankılanarak defalarca duyarsın.
Birde bakmışsınki kozmik boyutla iç içe olan benliğin ölünce küçük nurumsu bir kürenin büyük zifri karanlık küreye çarpdığını imgelersin, sonra içinden ezelden ebede hamdü senalar sana aittir deyip iç dünyanda ulaşabileceğin en son ücra menzile ulaşırsın, iç dünyandaki en son ücra menzili kozmik boyutta deneyimlersin…
Ölmüş benlikten arınmış yeni benlik doğunca, zaman ve mekandan öte olunca benliğini, özünü tekrar tekrar bulmanla çeşitli elbiseleri giymeye başlayınca birde bakmışsınki kozmik boyutta kendi mi’racını yaşamış olursun…
Öyle günler, öyle simalar var ki
Unutmak istersin, aklına düşer.