Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Ahmet Ihsan Arac
Ahmet Ihsan Arac

Bos bulunup evlenmenin sonu bosanmaktir.

  • serbest kürsü14.06.2026 - 23:35

    Kanada da hamsi pisirirken dusundurdukleri ve rabbimin o engin merhameti, lutfu, kullarina karsi sefkati karsisinda icimde hissettigim hayranlik ve minnet..
    Soyle ki
    Hadi diyelim, Sebzeler meyveler ve otlar tuzsuz toprakta yetisiyor, tuz ekip yiyoruz. Anladik
    Tuzsuz Sebzeleri Meyveleri ve otlari yiyen ciftlik hayvanlari da tuzsuz besinlerle besleniyor, onlari da tuzlayip yiyoruz etini, sutunu, yumurtasini onu da Anladik
    Ula ufacik hamsi baligi tuptuzlu denizde yetisiyor, istersen her hangi bir balik olsun, tuz dolu denizde yetisiyorlar, ama Allahin kullarina merhametinden, lutfundan sefkatinden, kullari baligi yiyebilsin diye tuzla dolu Denizin tuzu minnacik baligin vucuduna karismiyor. Oysa En buyuk olasilik tuzlu denizde yetisen herseyin tuzlu olmasi, tuzun baligin etine karisiyor olmasi olurdu. Ve o zaman hic kimse tuzlu balik yiyemezdi. Denizin tuzlu suyunu icebiliyormusun?
    Iste en olagan olmasi gerekeni, yani baliga denizin tuzunun karismasini kullarina rahmeti merhameti, lutfu, sefkati geregi yuce rabbimiz oldurmuyor. Dokayisi ile Tuz dolu denizden cikan minicik hamsi baligina ustelik tuz ekerek pisirip yiyorsun.
    Balik yiyen butun ataistleri Allah bildigi gibi yapsin.
    Allaha karsi inancsiz ve sukursuz olan insanlar ne kadar assagilik ve nankor olabiliyor, bir kucuk hamsi yerken bile anlasilabiliyor.
    Seftaliyi, armudu, portakali, cennnet hurmasinj, dutu, uzumu, inciri dalinda tam agzimiza layik olmasi icin, sulu tutan, icine agzimiz bal yemis gibi olmasi icin seker katan rabbime tesekkur etmeyip de ne yapacaksin be nankor insan.
    Elhamdülillahi hamden taammen sukren kesiren ya hamid ya sekur ya vehhâb ya vedud ya latif ya kerim

  • serbest kürsü07.06.2026 - 19:37

    Operasyon esmasinda ayiktim. Koldan girdiler. Onlar tedavi ederken ben de dua ettim. Sevdigim beni seven, bana dua eden herkese. Tabiki butun muslumanlara ozellikle dogu turkistan, filistin, iran...
    Bir de rabbime dedimki, rabbim su an bu masadayim. Ölumle hayat arasinda o ince cizgideyim. Eger bundan sonraki yasantimda senin yanindaki su anki makamimdan asagi duseceksem beni bu masadan kaldirma. Ama egerki senin yaninda daha yuksege cikacaksam ozaman yasamanin bir manasi var.
    Olmekten asla korkmadim. Cunku nereye gitsem orada Allah var. Uzaya cik Allah var, daga cik orda, okyanusun derinliklerine in orda mezara in orda. Yani kalbinde Allah olduktan sonra mekanin neresi oldugu onemli degil. Cehennemde bile olsan cehennem direk gul bahcesine doner. Fitratinda yakmak olan, tek varlik sebebi yakmak olan ates, ibrahimi yakabildimi. Yakamadi. Oyle bir huzurla girdim. Oyle bir huzurla ciktim ameliyattan.
    Yogun bakimdayken yanima bir tas parcasi aldim. Ilk gun o tas parcasi ile teyemmum edip gozlerimle namazlari kildim. Daha sonra islak pecete ile kollarimi, ellerimi, yuzumu, ayaklarimi ve basimj sildirerek abdest alip yine gozlerimle namaz kildim.
    Cok sukur rabbimin lutfuyla namazimi kacirmadim.
    Dr bir ay dinlen dedi ama, bir haftada toparlanirim gibi...
    Rabbim arayip soran, hayir dua eden herkesten razi olsun

  • serbest kürsü07.06.2026 - 19:21

    Bir pazar ayazı sızdı sessizce sol yanıma,
    Sıradan bir kış sandım, aldandım dumanına

    Oysa içimde bir nehir yavaşça durmaktaydı,
    Hayat, incecik bir iplikle duvara vurmaktaydı.

    Kader, o gün yollara barikatlar kurdu bir bir,
    Şer sandığım engeller, meğer lütufta gizli bir nehir.

    Gidilen o son menzilde yol ansızın kesildi,
    Ölümün gölgesi, yaşamın ışığıyla ezildi.

    Göğsümde patlayan volkan, kolumda bir demir kelepçe,
    Rabbim fısıldadı ruha: Dur, dünyaya meyil etme.

    Gafil gezen o beden, sığındı şifa kapısına,
    Üç kilit vurulmuş meğer, ömrün ana çatısına.

    Kurumuş üç nehir yatağı, tıkanmış hayat pınarı,
    Dokunmasaydı o gizli el, yıkılacaktı çınarın dalı.

    Bugün dursaydın, biterdi hikayen dedi hekimler,
    Oysa vakit gelmemiş, yazılacak daha çok kelam var.

    Fırtına dindiğinde, dost sesleri yankılandı derinden,
    Ama bir seven vardı hiç ayrılmadı yerinden.

    Korkuyla bakan o gözler, şefkatle saran o can yoldaşı,
    Yeniden doğan bu ömrün, en vefalı baş tacı.

    Üç çelik halka şimdi kalbimin yeni kalesi,
    Anladım ki her engel, Yaradan’ın koruyan sesi.

    Rabbimin mucizesiyle tutundum yeniden hayata,
    Şükürler olsun kalbi veren, durduran ve yaşatan Zat'a.


    Hikayesi: gecen pazar gogsumde bir yanma oldu. Kollarim, ozellikle sag kolum asiri agirlik kaldirip gecici kol felci olmusum gibi bir hal oldu. Her halde soguk aldim dedim uzandim biraz. Yarim saat sonra azaldi ama agri hala orda ve cok yorgun hissediyordum. Estesi gun pazartesi. Is yerine gidecegim. Agri hala var. Ama is yerine bir turlu gidemiyoruz. Hep bir engeller cikiyor. En son is yerine 5 km kala. Itfahiye, polis yolu kapatmis. Yanimdaki arkadasa, rabbim bugun ise degil, hastaneye gitmemi istiyor galiba. Hadi en yakin hastaneye gidelim, dedim. Ve gittik, acilden girdik. Beni dinleyince hemen bekletmeden aldilar iceri, Normalda en az iki saat beklersin acilde. Kalp krizi icin makina ile falan baktilar dr hanim geldi, sen cok buyuk bir kalp krizi gecirmissin, bugun gelmeseydin ölurdun, dedi. Bir damar %100 baska bir damar %80 kapaliymis, ucuncu damari bilmiyorum. Uc tane stend taktilar. Simdi cok iyiyim. Ev istirahatindayim.
    Demekki bazi seyler ters gittiginde aslinda seni korumak icin ters gitmis oluyor. Pazartesi engeller cikmasaydi ise gitseydim bugun hayatta olmazdim. Cunku kalbim cok hasar gormus.
    Beni kurtaran sey o gun islerimin ters gitmesi oldu.

  • serbest kürsü07.06.2026 - 18:50

    Kâinatta en büyük hakikat imandir. Imandan sonra namaz gelir. Saidi nursi hzleri

    dünyalık işler onu Allah'ı anmaktan ve namazı ikame etmekten alıkoymaz (Nur Suresi, 37).

    Muslumanin en kolay harcadigi sey namaz. Musluman; cunku mumin olsa herseyi harcar namaz icin.
    Mesela, namazi oyuna harciyor. Oyun oyna dalip namazi kilmor. Namazi isine harciyor. Su isim daha onemli. Su is bitsin. Aksam eve gidince hepsini birden kilarim diyor.
    O yuzden hep musluman kaliyor. Muminlige evrilemiyor. Zenginse muminliginden harcayip zengin musluman olmus oluyor.
    Kuranda "Siz henüz iman etmediniz, ancak 'Müslüman olduk (teslim olduk)' deyin" buyrulmuştur.
    Asil bize lazim mumin, hele zengin mumin se ne ala.
    Yani Muminlik vasiflarindan harcamadan calisip kazanip zengin olmus mumin lazim bize. Islam dunyasinda zengin mumin yok denecek kadar az. Islam dunyasindaki zenginlerin cogu musluman sadece .Cunku herkesin en kolay harvadigi sey namaz vakti. Bir vakit namaz karsiligi bir milyar dolar kazansan ne yazar. Muminlikten muslimlige dusmus oluyorsun.

    mümin; zengin olmak veya işini büyütmek için namazından, ahlakından ve ibadetinden ödün vermez.
    Rabbim bizleri zengin mumin etsin

  • serbest kürsü16.05.2026 - 01:21

    Kisa, kisa

    - Seni O’na (Allah'a) yaklaştıran her musibet aslında bir nimettir.
    Seni O’ndan uzaklaştıran her nimet veya rahatlık ise aslında bir musibettir."
    Bu baglamda bosandiktan sonra Allah a daha cok yaklastiysan senin icin bosanmak nimettir.
    Eger bosandiktan sonra ipini koparmis gibi gunaha yaklastiysan ozaman senin icin musibettir.

    ***

    - cok acayip bir zamanda yasiyoruz. Ai ile bilgi o kadar ayaga dustuki artik bazi seylerde ogretmenler ogrencilerin gerisine dustu. Son zamanlarda okullarin cocuklara katkisini sorgulamaya basladim. 4 yasindan 18 yasina kadar kutuk gibi yetisiyorlar. Artik okulun cocuga verdigi her sey bir tik otede. Bilgiye ulasmak bu kadar anlik iken bence okul gunler azaltilmali. Cocuklar daha cok sahaya surulmeli ilgi duyduklari alanlarla alakali, az teori cok prarik. Eski ciraklik gibi

    ***

    -Dikkat edin bakin, inandigi degerler icin basini orten insanlarin ortisuyle carsafiyla ugrasan serefsizler,
    Hic bir inanc degeri olmadigi icin kameralar karsisinda para icin, kendi onurundan vaz gectik, kendi cocugunun, ailesinin, onurunu ayaklar altina alarak hayvanlar belgeseli gibi ciftlesenleri ozgurluk baglaminda gorurler.
    Ote yandan inandigi deger icin, yaz kis demeden kapanan kadinlari assagilarlar, pornografiye ses cikarmayanlar...

    Neden?
    Cunku iki turluler bu tipler
    Birincisi, bizden olup cagdasligi ciplaklik olarak goren beyni yikanmis beyinsizler
    Ikinci gorup bizden olmayip bizden mis gibi davranip bilincli islam ve turk islam ve hatta yahudiler disindaki butun toplumlarin altini oyan cripto yahudiler.

    ***

    - namaz kilarken gereksiz acele edip namaz sonrasi duami uzattigimi fark ettim. Ne kadar salakmisim.
    Halbuki namazin icinde, okunan kuran, edilen zikir, istigfar, dua, hele ruku ve secdede yapilan zikir, istigfar ve dua ayetleri daha makbuldur.
    Dusunsene patron seni cagirmis, huzuruna cikmissin varmi bi derdin, soyle vereyim diyor. Sen soylemiyorsun. Sonra e mail atiyorsun patrona, yani bundan bile ahmakcaymis, namazi kisa tutup namaz sonrasi duayi uzatmak. En guzeli ikisinin de hakkini vermek.
    Namazda, ruku, secde, ve tahiyyatta okunacaklar;
    subbuhun Kuddüssün rabbuna ve rabbul melaiketi verruh
    Veyâ
    Ferdun hayyun kayyumun hakemin adlun kuddus
    Veya
    Rabbigfir verham ve ente hayrur rahimin
    Veya
    rabbena atina fid dunya hasanatan ve fil ahireti hasenatan ve gina azâben-nâr
    Veya
    Le ilahe ille ente Subhâneke inni kuntu minazzalimin
    Veya
    Rabbi inni lima anzeltu ileyye min hayrin fakir

    Namazi uzatilarak namazin zikirligini, istigfarligini, dualigini artirmak daha cok kabule yakin dualar olur

    Bir suru kuranda ve hadislerde bu tur dualar var okunabilecek.


  • serbest kürsü10.05.2026 - 21:34

    Cennet annelerin ayaklari altindadir.
    Kimi anne gördüm, baş üstünde taç olur…
    Anne gördüm, cehennemde taş olur
    Bir kadın düşün…
    düşün ki, her şeydir…
    Bir kadın düşün ki her seyi varken hiçbir şeydir…
    Hersey kadinda gizlidir

    Ya da düşünme.
    Rahminde rahmet taşırken bile
    acıyı içine gömen;
    sancıdan sızsa da susan,
    susarken yavrusunu okşayan…
    Anneni düşün.

    Geceyi göğsünde uyutan,
    uykusuzluğu dua diye boynuna dolayan…

    Anne…
    An ne?
    An annedir. Anne her andir
    Adında “an” var;
    an içinde zaman, zaman icinde aman var…
    Aman cocugum... aman
    can içinde cânân saklayan bir liman, anan

    Hadisce uc kere anan
    Durduncu de baban


    Kundakta kıvrılir düşler,
    Yuzunde hikmetten gulusler
    Koynunda en konforlu sığınak
    dilinde dizilmiş dualar…
    Sütünde sır saklıdır onun,
    her damlasında bin rahmet çağlar.

    Kim anneliğe zincir derse
    kabrine incir diker
    Çünkü annelik yük değil,
    yükselişin en sessiz merdivenidir.

    Bir anne,
    Evin içinde görünen bir melek gibidir.
    Dağılmış ruhları toplar
    Sofrada ekmek olur,
    Yüklükte yorgan
    Kendi kırılır da çocuğuna kalkan olur.
    Annelik melekliktir,
    kelekler anne olmamali

    Gözlerinde göçler vardır;
    giden ama dönmeyen uykular…
    saçlarına sessiz sessiz
    kar gibi iner yıllar…

    Anne…
    Kendi donsa bile yavrusunu üşütmeyen döştür
    Düştüğünde dizlerini değil,
    Çocuğunun gözünü silen sefkattir

    Bazı kadınlar aynaya bakar da güzelliğini arar. Bazi kadinlar saçini degil cocugunu tarar
    Ve Onda kendini bulur, Rabbini anar

    Ve bilirim:
    Bir evde annenin duası eksikse
    Duvar büyüsede yuva küçülür.
    Merhamet çekilirse bir ocaktan
    Saat işler… ama zaman çürür.
    Mekan dürülür,

    Ey anneliğini hor gören nasipsiz
    Ayaginin altindaki makamdan habersiz
    Bir çocuk büyütmek, dünyayi büyütmektir.
    Bir cana sabırla eğilmek,
    Arşa doğru yürümektir

    Çünkü anne;
    Toprak gibi örter,
    Gunes gibi besler
    Irmak gibi taşır,
    Gök gibi büyütür..

    Ve bazı makamlar vardır ki
    Haza yakindir
    O nun bir yansımasıdır…

    Adeta yoktan çocuk yapar anne
    rahiminde zerreye can verir
    Doğumunda nefes…
    yoktan süt gelir
    Sefkatten sabir
    Koruyup, kollayip buyutur
    Ne gonul koyar anne
    ne bir ah verir

    O yuzdendir
    Annelerin ve rabbin hakki odenmez
    Anneyi anlatmaya kelimeler yetmez,
    hiçbir ölçü tartamaz,
    Gercek bir anne alkışi istemez,
    Annelik dünyayla olculmez

    Zira anneler
    “Zâhir” isminin bir yansımasıdır…
    Her kadın isterse doğurur,
    Ve anne olur
    Ama anne kalmak
    her dogurana nasip olmaz.
    Cunku annelik bir lütufdur
    bir makam, bir onurdur.
    Ve o makama cennet
    adate bir terlik olur

    annenin sitemi cehennem
    gulusu ibadettir
    anneler peygamber doğurur,
    sultanlari büyütür…
    Kolelerdir, koleleri dogurur

    Anneler evlatlarini sevdikce
    Yucelir
    Yuce anneliğe “kölelik” diyen
    rahmeti yük sanacak kadar cucedir
    zinciri boynunda değil, kalbindedir.

    Cennet annelerin ayaklari altindadir.
    Kimi anne gördüm, cehennemde taş olur
    Kimi anne gördüm, baş üstünde taç olur…



  • Yurtseverler Köşesi07.05.2026 - 03:02

    Dünya; devasa bir borsa…
    Kara ruhların pazarlık masası.
    Politika dediğin;
    Şeytanların parmaklarında kıvranan
    Paslı bir kukla tiyatrosu

    Halkın umudu,
    Ekranların altında kayan rakamlar gibi
    Alınıp satılabilinen hisse senetleri.

    Masum Yusufu kuyuya atanlar
    Insanligi atmazmi
    her sabah biryerlerde
    birileri yeni gömlekleri kana buluyor.

    Kravatları ipekten bir kement,
    Gülüşleri cilalanmış mezar taşı.
    Dilleri;
    Sahte cennet broşürleri dağıtan
    Deccal

    Hangi bayrağın altında dururlarsa dursunlar,
    Aynı karanlığın gölgesi vuruyor yüzlerine.
    Cebindeki banknotun rengine göre
    Boyuyorlar dünyayı.
    Vicdan fesat ihalede.

    Adalet;
    Hakim masasında açık artırmaya çıkarılmış
    Kör bir yetim hakki

    Küresel sofralarda
    Mazlumun son lokmasını paylaşan sırtlanlar…
    Krallar bile kral değil artık;
    Kendini seçenlere değil,
    Kendisini satın alanlara kul olmuş kuklalar.

    Ve işte tam ortasında bu çürümüş dekorun;
    Altın kulelerden sarkan
    Pişkin bir narsisizm dolaşıyor.
    Kendi adını göğe kazırken
    Yeryüzünü ateşe veren bir sari ejderha.

    Aynalara aşık yüzler…
    Kendi yansımasından başka hakikat görmeyen
    Habis ruhlar.

    Sesi büyüdükçe
    Hakikat küçülüyor meydanlarda.
    Yalan;
    Mikrofonlardan geçirilen bir milli marş gibi
    Dökülüyor kalabalıkların üstüne.

    Zengin sofralarındaki viski buharından
    Yeni zulümler damlıyor dünyaya.
    Halk ise yalnızca vaat yiyor;
    Çürümüş masal kırıntılarından

    Siyonizmin baaldan koridorlarında
    Kippadan kusmuklar demlenirken
    İnsanlığın şah damarina çökülmüş
    Masonlugun satılmış aynalarında
    Epstain kendine yeni adalar yıgiyor

    Kippalar çıkıyor, haç, sarik altindan
    Kandırılmış kitleler olaydan bi haber
    Öfkeleri oy pusulasına dönüşmüş kalabalıklar…
    Uçuruma doğru
    Alkışlarla yürütülen
    Gözleri bağlı bir insan seli.

    Mühürlü odalardan vahşet sızıyor.
    Duvar diplerinde
    İnsanlığın çürüyen eti kokuyor.
    Epstein denen kippali dehşetin
    Vahşet dosyalarından şeytan Allaha sığınıyor
    Kim bilir nice karanlık adalarda, sinegoglarda
    Masum çığlıklar çığlıyor hâlâ;
    Denizin bile susturamadığı bir lanet.

    Dün dost dediğini
    Bugün tek bir “tık”la ateşe atan bir çağ bu.
    Tutarsızlığın tahta çıktığı an
    Yalanın tek gerçek diye satıldığı
    Dijital bir kıyamet bu

    Uydulardan yağan sinyallerde
    Zehir var, büyü var
    Uyusturdugu her beyine
    Düşmanı dost,
    Uçurumu sahil gösteren
    Elektrikli bir hipnoz bu

    Gökdelenlerin arasına sıkışmış o dev meşale;
    Özgürlüğün değil artık,
    Kibrin ve tükenişin dumanı.

    Ama dur…
    Dur artık ey altın tahtında şişen cüce heybet!
    Ey ruhunu cellatlara peşkeş çeken gölgeler!

    Sanıyorsunuz ki
    Dünya sizin oyun hamurunuz,
    İnsanlık cebinizde taşıdığınız bozukluk.
    Oysa bir mazlumun ahı
    Bütün saraylarınızdan ağırdır.

    Kendi yaktığınız ateşte kavrulmadan
    Çekmeyeceksiniz ellerinizi belli.
    Çünkü zulüm;
    Eninde sonunda
    Kendi sahibinin kapısını çalan aç bir kurttur.

    Ve bir gün
    Mesih’in nefesi esecek.
    Ve İsa’nın kutsal kilici kesecek
    Arinacak haç ve sarık
    Sahte taçlar eriyecek.
    Cam kuleler
    Üstünüze çökecek.

    Ne ekranlar kurtaracak sizi o gün,
    Ne alkışlar,
    Ne satın alınmış troller
    Ne de mühürlü odalar.

    Bir gün insanlık yeniden ayağa kalkacak.
    Isanin ve mehdinin kilicindan vicdan akacak
    Ve adalet
    Satilmis bir yetim hakki değil
    Şimşek olup inecek seytana tapanlarin tepelerine

  • serbest kürsü07.05.2026 - 02:10

    Gokleri beton bir zirhla kusatan bu asirda,
    Ruhlar, camdan kafeslerin icinde koruk esir.
    Zamanin nabzi atmaz oldu bu tozlu satirda,
    Mekan bir veri yigini, zaman ise dilsiz tefsir.

    Fiber hatlar birer sarmasik gibi sardi kani
    Isik hizinda bir karanlik akar damarlarda.
    Unuttuk topragin o kadim, ana kucagi anini
    Gomuldu eski süsler, o pasli kodlamalarda

    Gozbebeklerde donmus bir mavi safak cakar
    Yuzler birer maske, mimikler buzuldan bir heykel.
    Kalp dedigin artik sadece ritmik bir ayar,
    Duygularsa silik yada ucuz ve yapay piksel

    Beton dislerin arasinda ogutulen gunes...
    Sokak, lambalarinin altinda can verir sahitsiz
    Herkes birbirine yabanci, herkes kendine es,
    Yalnizlik postu sosyal, sosyal medya mesnetsiz

    Uydular, gokyuzunun bagrina saplanmis oklar,
    Yildizlar sonuk birer piksel, gok ise bir ekran.
    Hakikat, bu gurultulu boslukta kendini yoklar,
    Bir "tik" uzaginda yalanin, her saniye her an.

    Binalar devlesirken insan kuculdukce kuculdu,
    Golgeler boyunu asti, boyunlar kutukle eslesti
    Mana, madde denizinde bir damla gibi suzuldu,
    Ruhun o soylu kavgasi, soysuzlarla ciftlesti

    Aynalar yalan soyler, sırlar pazarlandi çoktan,
    Mahremiyet, bir vitrin caminda pazarlanan aygit
    Varligi var eden o Nur, haniydi miheng noktan
    Kalan ise sadece, gelecegine yakilan bir agit.

    Sehirler birer labirent, cikisi olmayan rüya,
    Zihinler kodlarla orulu, birer kapali kutu.
    Bak da gor, ne hale geldi o mukaddes dunya,
    Insanlik denilen gemi, batirmakta son umudu.

    Kablosuz bir kement vampir ruhuna dolandi,
    Nefes almak, bir tusun insafina kaldi, yandik
    Hakikatin berrak suyu, bulandikca bulandi,
    Cozulmesi imkansiz, bir kördugum oldu artik

    Milyonluk sehirlerde, herkes birer issiz ada,
    Mesafeler kapandi lakin gonuller arasi ucurum.
    Hasbihal birer sinyal ki, yankilanmaz bu sahada,
    Hicranin en derini, bu sessiz ve hissiz durum.

    Uyan metal uykudan ey ruh silkelen artik,
    Kir bu cam prangayi, vereceksen oze yön.
    Kara pus çökmus ufka, yollarsa kap karisik,
    Nurunu goklerden al, doneceksen hakka dön

    Göklerden inen nurla, uydudan gelen sinyal,
    Biri sonsuz bir huzur, diğeri sahte hayal.
    Kır artık bu anteni, kalbinin sesini duy,
    Kurtulus vahyedilen o en kutlu yola uy!

  • Yurtseverler Köşesi06.05.2026 - 00:21

    Kurtulus muhru

    Colun rahminde sancilanan kurak bir geceydi,
    Sen, gokyuzunun yere biraktigi en zarif heceydin.
    Gunes utandi nurundan, bulutlar pesinde golge,
    Varliginla anlam buldu ruhun hapsoldugu her bolge.

    Hira, zihnindeki firtinalarin sigindigi liman,
    Sana "Oku" denildiginde durdu akrep ve yelkovan.
    Cibril’in kanat sesleri kalbinin atisina karisti,
    O an yer ile gok, senin mubarek teninde baristi.

    Sirtinda nubuvvet muhru, bir muhur ki kurtulusa,
    Sozlerin nefes oldu, kanat cirpan her yorgun kusa.
    Ebu Bekir bir aynaydi, sende gordu kendini,
    Seninle yikti insanlik, o karanlik kin bendini.

    Vicdanlar taş kesilmisti, kumlarda taze bir can
    Kiz cocuklari gomulurken titrerdi koca cihan
    Sen geldin de dindi bu kanli bu korkunc firtina
    Merhamet hirkasini giydirdin insanlik sirtina

    Kadin ki bir meta degil, cennetin ayak izi
    Seninle buldu dunyadaki o en mukaddes özu
    Fatimanin elinde gul acti nubuvvet bagi
    Seninle koptu insanligin cehaletle olan kara bagi

    Hicret; ayak izlerinden tomurcuklanan bir bahar,
    Orumcek bir perde cekti, magarada gizlendi yar.
    Guvercinin yuvasi, sadakatin ince saydam sarayi
    Seninle dikttik , asirlardir kanayan o yarayi

    Mirac, aklin bittiği yerde baslayan bir yolculuk,
    Ars’in basamaklarinda nefes nefes bir sonsuzluk.
    Zamanin bukuldugu, mekanin eridigi o tek an,
    Seninle secde etti orda, ruh u revan ve tum can.

    Bedir’in kum taneleri, senin duanla oldu ordu,
    Kiliclar adaletin elinde huzura bir yurt kurdu.
    Uhud’da disin kirildi ama sabrin asla sarsilmadi,
    Senin gibi bir yurek, bu yeryuzunde hic dolasmadi.

    Sen; yetimligin basindaki o en gorkemli tactin,
    Kitlikta bugday basagi, susuzluga duru bir ilactin.
    Merhametin, bulutlari aglatan o ince siziydi,
    Alnin, kainatin hic sonmeyecek en parlak yildiziydi.

    Veda vaktinde dudaklarin "Ummetim" diye titredi,
    Gidisinle arz, yetim kalmis bir cocuk gibi inledi.
    Biraktigin emanet; iki kollu bir isik koprusu,
    Biri Hakk'in kelami, digeri omrunun gumus orgusu.

    Kainat kitabinin her sayfasi senin bir rengin,
    Su fani alemde bulunmaz, ne dengin var ne benzerin.
    Sen bir okyanussun, bizler kiyinda kum tanesi,
    Sana muhtac bu cag ki, curumus felsefesi

    Sefaat; parmaklarindan akittigin o ab-ı hayat,
    Ruhumuzun ufkunda asili duran en buyuk kanat.
    Liva-ul Hamd sancagin, serinliği olan tek golge,
    Mahser gunu siginagimiz, muhurlendigin o bolge.

    Ey resul! insanligin hem evveli hem de ahirisin,
    Kalbi ölmus bir dunyanin cap canli cevherisin.
    Sunnetin sonmez bir meşale, biz pervane, Sen isik,
    Sana her misra eksik, sana her gonul bir sarmasik.

    Adin dudaklarimizda, kurtulusa kurdale kesmek
    selatu selamin ise Kevser havuzundan icmek,
    Sefaatin bir vehedir mahserde şip şip terlerken
    Kabulu karin duamiz Makami mahmudu dilerken

    Sefaat kil ey Nebi, haşr, mahser, mizan derken
    Amellerim tartida hafif ve defter elden giderken
    Tas elinde Kevser basinda, Senin billur yuzunle,
    Sula bizi cennette, senin ikraminla tatli gulusunle

    Amin

  • serbest kürsü05.05.2026 - 20:51

    Ellili asklar

    Sana gelisim; tozlu bir kutuphane sessizliginde,
    Cumlelerin altini cizmeden, ruhunu okumak gibi.
    Yirmili yaslarin gurultulu, kor eden isigi degil bu,
    Ellili yaslarin huzunlu, ama bilge turuncusu.

    Artik firtinalar istemiyorum denizlerinden
    Kiyina vuran o sakin mehtap yetiyor bana.
    Ask dedigin, bir sarabin yillanma sabriymis meger,
    Seninle susmak, baskalariyla konusmaktan daha derin.

    Gozlerindeki çizgilerde kendi hikayemi buluyorum,
    Eskimis bir cilt gibi, ama her sayfasi kutsal.
    Seni sevmek; bir felsefe metnini cozmek degil,
    Zaten bildigim bir hakikate, nihayet teslim olmak.

    Hangi ruzgar atti seni bu son bahar bahcesine bilmiyorum;
    Belki de en guzel seyler, beklemekten yoruldugumuzda gelir.
    Artik buyuk cumlelerin arkasina saklanmiyorum,
    Seni seviyorum demek, en yalin felsefem oldu simdi.

    Gencken aski bir fetih sanirdim, oysa bir siginakmis;
    Kiliclari birakip, golgene uzanmanin o essiz
    hafifligi...
    Bizimkisi, iki yarim cumlenin birlesip bir anlam etmesi degil,
    Iki tam insanin, ayni bosluga gulumseyerek bakabilmesi.

    Vakit daraliyor belki, saatler daha hizli donuyor,
    Ama senin yanindayken zamanin hukmu, bir kum saati kadar.
    Saclarindaki aklar, benim okudugum en gercek satirlar;
    Her biri, birlikte gecemedigimiz yillarin birer ozru gibi.

    Arkamizda biraktigimiz kirik dokuk heveslerin hukmu yok artik,
    Hepsi bizi bu ana, bu bakisa hazirlayan birer provaymis.
    Iyi ki gec kalmisiz birbirimize, yoksa bu kadar iyi anlayamazdik,
    Sessizligin icindeki o kadim ve derin muzigi.

    Simdi tum kitaplari kapatip, felsefeleri bir kenara birakiyorum,
    Senin elini tutmak, dunya uzerindeki en buyuk hakikatimdir.
    Gunes batarken vuran o son isik gibi; yorgun ve berrak,
    Burasi bizim nirvanamiz, zamanin disinda, kelimelerin otesinde.

    Gencligim sana siirler biriktirmis bir eksiklikti
    Simdiki bu yasim, sana o siirleri okuyan bir tamlik
    Ve artik anliyorum; ask ne bir arayis, ne de bir varis,
    Elin elimdeyse; ben her seyin yerli yerinde olduguna inanirim.