Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Ahmet Ihsan Arac
Ahmet Ihsan Arac

Bos bulunup evlenmenin sonu bosanmaktir.

  • serbest kürsü01.04.2026 - 01:18

    Tarikatlarin kaybettigi, islam aleminin uzak oldugu taklit"ten "Tahkik"e geçmiş, akılla mayalanmış bir "Bilinç Müslümanlığı" şu üç temel sütunla anlatmaya calisayim...

    1. "İkra" (Keşif) Merkezli Bir İman
    Ben, İslam'ı bir "miras" veya "teslimiyet paketi" olarak değil, bir "keşif yolculuğu" olarak görürum. Kur'an'ın ilk ayetinin "Oku" olması benim için sadece bir emir değil, bir metodolojidir. Kuranin son ayetindeki "minel cinneti vennas," "insanlar ve cinlerden" bir insan ferdi olarak, İnancım "Kul" (Söyle) üzerine değil; ilk inen ayetteki "yaratan rabbinin adiyla oku" ile kuranin besmeleden sonra gelen fatihanin ilk ayetteki, "butun ovgu ve minnet alemlerin rabbi olan Allaha mahsudur." ayetlerinin geregini yapmaktir. O da oku, tefekkur et, "Anla ve Gözlemle" ve yanliz ona minnet duy, teslim ol. üzerine kuruludur.
    Bu, gecmiste yasamis, modern dünyada kaybolan "Düşünen Müslüman" modeli olmaktir.

    2. sunneti kuranin, kurani evrenin, ve Esma-i İlahiyye’yi de "Evrensel Yazılım" Olarak Görmektir..
    Kuran sadece sevap icin okunan degil kainati anlatan, Allah'ın isimlerini (Esma) sadece tesbih tanelerinde bırakmayıp; onları bilimin, sanayinin, tarımın ve teknolojinin "kaynak kodları" (şifreleri) olarak tanımlayandir...bu insanligin gunumuzde gercek ihtiyaci olan bir bakış açısi dir. Ben Allah'ı camiye hapsetmiyor; laboratuvarda, tarlada, fabrikada ve gökyüzünde (astronomide) O'nun isimlerinin peşine düşulmesinin elzemligine inaniyorum. Bu, İslam'ın "Altın Çağı"ndaki o muazzam bilim aşkının yeniden canlanmış hali olur.
    3. "Denkleme Yaratıcıyı Dahil Eden" Rasyonalizm
    Benim yaklasimim nakle ve teslimiyete engel değil; aksine nakli bir temel yapip, kuran ve sunnet ve esmalar isiginda, ilahi sir perdelerini biraz daha acilmis olarak gelecek nesillere devretme istegidir. Atalarimizdan buldugumuz hakikatleri daha da ileriye tasima gayretidir. Kuran, sunnet ve esmalar isiginda bulunan her ilmi, fenni, ictimai hakikat ve vakif oldugun her sir, subhanallah hayranligi ile teslimiyeti daha da derinlestiren bir kulluktur. Hz. İbrahim gibi "Batanları sevmem" diyerek eleyerek gidiyor, aklının ikna olduğu noktada ruhumla, bedenimle teslim oluyorum. Bu yüzden "akılsız dindarlığa" ve "sorgulamayan hocalara" karşı duruşum sert; çünkü onların yaptığı hatanın, Allahin mutlak, ilim, mutlak kudret, hikmet va hakimiyetine islam'ın, kuranin, hadisin o mukkemmel kusursuz imajına zarar verdiğini görüyorum

    Sonuç Olarak:
    Benim inancın camide duadir, "Laboratuvardaki Secde" dir. Uzay gozlem evinde kainati incelen rukudur. Hem mikroskoba bakıp hücrenin şifresini (El-Bâri) görmeli, her telescope da (el kayyum, el muktedir gormeli, atomdan galaksiye vahdaniyeti ve ehadiyeti gormeli hem de o şifrenin karşısında hayretle Allahu ekber degip eğilmeli secdeler etmelidir. Ona comertce ogretilen bu ilim icin de Elhamdulillah demeli. Iste bu bizim İslam dünyasının bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz musluman bilim adami seklidir. bu "Bilim-İman-Aksiyon" sentezi gercek bir teslimuyeti getirir.
    bu "kod çözücü" sirlara amade iman modeli, dini dogmadan kurtarıp hayatın tam merkezine, yani olması gereken yere ("Yaşamın Yazılımı"na) yerleştirmektir..
    Iste o zaman bir mumin olarak
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Diyebiliriz dunyada

  • serbest kürsü31.03.2026 - 23:29

    Bilim, Esma-i İlahiyye’nin laboratuvar ortamındaki tefsiridir.

    Bu hakikat, "yaratan rabbinin adiya oku, oyleki insani bir pihtidan yarati. Oku rabbin comerttir. Oyleki yazmayi ogretti. Ve insana bilmedigini ogretti. "
    Basa donersek hangi insana bilmedigini ogretti. Yaratan rabbinin adi ile kainati ve yaratilisi okuyan, insana bilmedigini ogretti.
    Bir tip ilac uzmani, bir hastaliga sifa ararken hastaliga, mikroplara ve ilacina yaklasirken hastaligi yaratanin el safi oldugunu bilip, el safi ismini ve el tabib ismini ve el hayy ismini, ve el fettah isminin yansimalarina inanir ve onlari okuyarak o ise baslarsa, ozaman ona o isimlerin sirlari ona acilir. Ve o sirlardan bilmedikleri ogretilir o bilim adamina. Ilaci bulur. Hastaligi iyilestirir.
    Bir mimar: el musavvir, el sani, el bani..

    Bir uzay bilim adami: el kayyum, el vasi.. Bir astronom veya astrofizikçi, devasa bir teleskobun başına geçtiğinde veya bir kara deliğin denklemini çözerken "Ya Vâsi, Ya Mukaddir" bilinciyle (zikir ve fiil bir arada) o verileri analiz ederse; evrenin sadece bir "madde yığını" değil, bir "kitap" olduğunu görmeye başlar. Denkleme bu isimleri dahil ettiğinde, "melekûtu" (iç yüzü) ona açılır. Daha cok kesfe mazhar olur.

    Economy:el gani, el mugni, el basit, el rezzak, el vehhab, el fettah.... el basit, el kabid piyasa dongusu... Bir ekonomist sadece rakamlarla değil, bu isimlerin sahadaki yansımalarıyla (tecellileriyle) uğraşır. Eğer bir iş insanı "Ya Muğnî" zikrini fiili bir çalışma ve dürüstlükle birleştirirse, "finansın melekûtu" ona açılır ve rızık kapılarındaki o gizli kilitler çözülür.
    Bir sanayici veya mühendis, Ar-Ge yaparken veya üretim hattını kurarken bu isimleri birer "çözüm anahtarı" gibi kullanırsa; sadece metal yığınlarıyla değil, o metalin ruhuna üflenmiş ilahi yasalarla (fizik kurallarıyla) çalışmış olur. Bu bilinçle yapılan üretimde hata payı azalır, bereket ve yenilik (inovasyon) artar.
    Enerji: El kavi, el metin, en nur..
    Ziraat: ez zari, el falik....
    Bir ziraat mühendisi veya besici, sadece teknik veriyle değil; "Ya Fâlık" diyerek tohumun genetiğine, "Ya Bâri" diyerek hayvanın biyolojisine odaklanırsa, "tabiatın melekûtu" ona açılır. Yani doğayı bir "kaynak" olarak değil, bir "kitap" olarak okumaya başlar.
    ve daha niceleri, her ilim her bilim o isme bakan, o ismin sirlarini tasir. Iste sabah aksam Allahin isimlerini kuru kuru zikreden muslumanlarla, sozlu zikretmeyip fiili o ismi bilmeden inanmadan dahi arastiran, bati dunyasi arasinda geriligin sebebi onlarin Allahin ismini anmasa dahi o simin sirlarinin pesine dusuyor. kainati okuyarak siralara varmaya calisyorlar. Ve sonucta gayreti kadar bir ikram goruyor yaratandan. Oysa bin yil onceki gibi gunumuzde de, muslumanlar, muslumanlar bu illimlerin pesine dusse, inancli bir islam alim ilgili ilim dalinda ilgili ismi hem anip hem inanip, hem calismasi, arastirmasi ile gayri muslimden daha hizli ve daha derin ve daha faydali ilimler elde edebilir.
    Mesela atomu yine parcalar. Atom bombasini yine kefseder. Bu dafa o bilgi ile Hiroshimayi imha eden degil, ihya eden, atom parcalarken bomba degil, enerji ureten belki, insani ve insanligi abad edecek buluslar, sirlar ikram edilir o Allahin ismini anip ilim yapana, yaradan rabbinin ilgili adinin, ilgili bilimine yaklasan imanli insana ...
    Ne demistik Bilim, Esma-i İlahiyye’nin laboratuvar ortamındaki tefsiridir.
    Bir Müslüman, yaptığı işi bir ibadet ve o işin ismini bir anahtar bilirse, dünyevi meşgalesi bir anda ilahi bir keşif yolculuğuna dönüşür

    Ilk inen 5 ayet nasil bir derya ve deniz. Ve bizler ne kadar mana ve hakikatten uzagiz, iste ortada

  • serbest kürsü31.03.2026 - 19:54

    https://x.com/i/status/1983090158355526091

    İslam "Kul" (De Ki) İle Değil, "İkra" (Oku) İle Başlar: Bir Akıl ve Keşif Manifestosu

    Bugün sosyal medyada "hoca" kılıfıyla dolaşan ve İslam’ın bir akıl dini değil, sadece bir teslimiyet dini olduğunu iddia edenler, aslında İslam’ın ruhuna en büyük hakareti yapmaktadırlar. Eğer iddia ettikleri gibi teslimiyet akıldan önce gelseydi, Kur’an’ın ilk inen ayetleri ikra, oku, emriyle degil, "Kul" (De ki) emriyle başlar ve hatta doğrudan bir dikte ile "Kul la ilahe illallah" de diye emrederdi. Oysa ilk vahiy, "İkra" (Oku) emriyle gelmiştir. Hem de israr vardir. Iki dafa ikra diye israr vardir. Yani israrla ve siddetle oku der, akil yurut. Dusun, tefekkur et, der kainat ve yaratilis, fizik, kimya ve biyiloji labaratuvarina sokar daha ill inen ayetlerde. Eline de kalemi verir. Ve yaz kulum der. Ve mutlak ilmin sahibi olarak, mullak bir ustad olarak ben okursan sana bilmedigini ogretecegim al kalemi ve yaz. Der.

    Ama ey bilmeyen, bilgiye ac insan, okurken, tefekkur ederken bir yaraticinin oldugunu dusun, cunku seni ve icinde bulundugun bu alemi bir birine uygun yapan bir rabbin var. Onun adiyle oku. Yani rabbinin ismiyle oku ki cevap verilsin sana. (Sifresiz sir acilmaz. O sifrede rabbinin adi. Sir cok, rabbinin ismi cok. Rabbin her bir sir icin bir baska ismi o ilgili rabbin sifresidir. Hangi sir icin hangi sifre ismi kullanirsan o sir sana verilir. Ornegin, hastalik sifresinin sirlari, ya hayy, ya safi, ya tabib, ismi sifreleri ile akil yurutmek ve arastirma yapmaktir.)
    1. Laboratuvarda Başlayan Din:
    Allah, ilk beş ayette iki kez "Oku" derken henüz bir emir kipiyle teslimiyet istemez; aksine insanı bir gözlemci olarak evrenin laboratuvarına davet eder. "Alak" (embriyo) diyerek biyolojiye, alem diyerek fizike, Kalem" diyerek kimyaya, bilgiye ve entelektüel gelişime, bilginin kayit altina alinmasina, ve nesillere aktarilmasina dikkat çeker. "Sen sadece akıl ve merakla, rabbinin ilgili ismiyle bak, Rabbin Ekremdir (Cömerttir)" diyerek, sebep-sonuç ilişkisini kuran akla hakikatin kapılarını açacağını, sana bilmedigini kalbine ilhamla yada baska sekilde ogretecegini müjdeler.

    2. Hz. İbrahim’in Metodu: Akli Onay Şarttır
    Üç semavi dinin atası Hz. İbrahim, Allah’ı bir "dikte" ile değil, "akıl yürütme" ile bulmuştur. O yuzden de ilk inen ayetler onun allahi bulma yonteminin nazara verilisidir. Putların cansızlığını, yıldızların, ayın ve güneşin batışını gözlemleyerek; "Batanları sevmem" diyerek mantık süzgecinden geçirmiştir. Akıl ile yaratıcıyı denkleme dahil edince, Allah ona varlığın iç yüzünü (Melekût) göstermiştir. Hatta hz Ibrahim daha da delil istemis, Allah da 4 kusu yakalatip kiyma haline getirtmis, bir birine kattirmis. Dort ayri daga koydurtmus, kiyma halindeki kuslari cagirtirrmis. Ve kuslarda eski halerinde ucarak gelmistir. Yani Allah onu buldugu halde hala delil sunmaya devam etmis. Ona bilmediklerini ogretmistir, comertce. Butun bu delillerden sonra ancak Allah ona teslim ol der. O da En sonunda inandigi halde bir de alemlerin rabbine teslim oldum diye ekler. (Bakara 131) Demekki teslimiyet, aklın ikna olduğu noktada başlayan bir "huzur" halidir aslinda

    3. Işığı Yakmadan Sanatı Göremezsiniz:
    Varlık bir müze gibidir; harika eserlerle doludur. Ancak o eserleri ve sanatçıyı görmek için önce ışığı yakmak gerekir. İşte o ışık, Allah’ın insana kendi aklından bir şube olarak verdiği "akıl nuru"dur. Allah’ın mutlak aklıyla çelişen, akla zıt düşen bir din göndermesi, O’nun ilmine ve kudretine iftiradır. Akli olmayanin dini yoktur. Kuran akla hitap eder. Din akil ile baslar. Deliller ile gelisir. Teslimiyet ile zirvelesir.

    4. Taklit Değil, Tahkik:
    Kur’an, "Babalarımızı bu yol üzere bulduk" diyerek aklını kullanmayanları yererken; sirf musluman aile de dogdu diye babasindan aldigi imamin ustune iman, marifetin ustune marifet katmayip imanlari babasindan buldugu gibi kalanlarin da Allahin istedigi muslumanlik olmadigi asikardir. Kuranda defalarca "Hâlâ akletmez misiniz?" diye sorar. Teslim olmazmisiniz diye sormaz. Deliller sunar. Akla hitap eder.
    Bir doktorun uzmanlığına inanmak akli bir süreçtir; reçeteyi uygulamak ise teslimiyettir. Ancak o teslimiyet, doktorun ehliyetine dair en baştaki "akli onay"a dayanır.

    Netice itibarıyla:
    İslam akıl ile başlar, akil teslimi getirir. teslimiyet ile hedefe ulaşır. Aklı olmayanın dini de yoktur. İslam’ı sadece körü körüne bir teslimiyete indirgemek, onu bir bilinç devrimi olmaktan çıkarıp bir mirasa dönüştürmektir. İslam, insanı dışarıdan bir emirle değil, en küçük hücresinden (alak) başlattığı ve alemlerin rabbi diye micro dan makroya ilk iki ayette tur attirdigi, bir farkındalıkla inşa eder.
    Simdiki hocalar oyle anlatiyorlar diniki sanki ilk inen ayet kul la ilahe illallah ve akumus salah, le ilahe illallah de ve namaz kil olmus gibi anlatir.

    Marifetsiz ilim, irfansiz adamlar... ne kadar da hakikatten uzaklar..


  • serbest kürsü29.03.2026 - 23:27

    .Insan cogu zaman kendini sadece yedigi ictigigi ile sekillendigini sanar. Oysa insan sadece bedene giren lokmalarla degil, kalbine giren sozlerle, sahnelerle, zihnine ulasan dusuncelerle ve ruhunu maruz biraktigi atmosferle de insa eder. Her gun soyyal medyada ve tvlerde youtube da izlenen onca reels larla, Insan ne yedigi kadar: dinledigi, izledigi, dusundugu, ve soyledigi, seylerin toplamidir.

    Yedigimiz ve ictigimiz her şeyin bizde bir yansıması olduğu gibi, konuştuğumuz ve dinlediğimiz Ses ve dusunce frakanslarinin, gordugumuz ve izledigimiz filim ve goruntulerin, agzimizdan cikan olumlu olunsuz her sozun de insan uzerinde sekillendirici etkileri var.
    O yüzden yedigin yemekler, bulundugun ortamlar, izledigin bir fiimler dinledigin bir hikaye, bir şarkı, bir söz, okuduğun bir roman konustugun her cumlenin sende sekillendirici bir iç yansimasi var. O yüzden ne yedigimize, ne dinledigimize, ne konustugumuza, ne ye baktigimiza dikkat etmeliyiz. O yuzden ümitle sabretmek, Karamsar olmamak çok önemli. helal kesilmis et yemek kadar onemli. Aksi ise mefumuhum muhalifi domuz eti ile beslenmek kadar zararli ve haram. Bedenini domuz eti ile beslemeyen kalbini domuz etinden daha tehlikeli seytan vesveseleri ile besliyor, izledigi, okudugu, olumsuz seylerle, maruz biraktigi olumsuz cevre ile...

    Biz Insanlar malesef sabah aksam dedi kodu yapip, sacma sapan muge anli izleyip, sacma sapan ic karartan dizi filimler izleyip, sacma sapan gayesiz, hikmetsiz bos arkadaslarla dusup kalkiyoruz. Sonra da bu yaptiklarimizin kurbani oluyoruz. Yukarida degindigum bu yaklaşım hem manevî gelenekte hem de insanın psikolojik yapısında çok güçlü bir hakikate dayanır.
    İnsan sadece yediğiyle değil, gördüğü, duyduğu, düşündüğü ve söylediğiyle de şekillenir.

    Dinimiz bu meseleyi çok derin bir şekilde ele alır. Oyleki, Kalp, zihin ve davranışlar arasındaki bu etkileşim; ve sebep sonuclari ayetler ve hadislerle açıkça ortaya konmuştur.
    ?oyleki;
    İnsanın iç dünyası dış etkilerle şekillenir
    Kur’an da yuce mevlamiz insanın duyularına dikkat çeker:
    “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.”
    (İsrâ 17/36)
    Muge anlida esra erolda ya da izledigin ve okudugun her modern kitlesel dedikodu magazin programlarindan seni ilgilendirmeyen ama pesine dustugun, izledigin, sahit oldugun, herseyden gozun, kulagin, konustugunda agzin, kalbin sorumlu oluyor. Sadece izlediginle kalmiyorsun.
    Bu ayet çok net,
    Kulak duyduklarından,
    Göz gördüklerinden ve bunun sonucu da
    Kalp icinden gecirdiklerinden mesuldur diyor
    Hepsi birbirine bağlı ve hepsinden hesaba çekileceksin.
    Yani dinlediğin söz kalbine iner
    İzlediğin şey zihnine yerleşir
    Okuduğun cümle düşünceni şekillendirir
    Seni izelediklerine ve dinlediklerine, ve kendini maruz biraktigin seylere dogru sekillendirir.
    Katektere donusur
    Kur’an, bu gercegi insanin dikkatine su sekilde sunar
    İbrahim 24, 25,26
    "Güzel söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen güzel bir ağaç gibidir.”
    "O ağaç, Rabbinin izniyle her an meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye, insanlara Allah böyle misaller veriyor."
    "Kötü söz, kökü yerden koparılmış kötü bir ağaç gibidir.”
    Demekki guzel soz hem sana hem cevrene meyve verir. Kotu soz ise seni, kalbini, karekterini koklerinden curutup koksuz karektersiz ruhsuz olu bir oluye cevirir.

    Demekki insan sadece yaptiklarindan degil gonullu maruz kaldiklarindan da sorumludur.

    Peygamber efendimiz s.a.v " kalb iyi olursa beden de iyi olur, kalp bozulursa bedende bozulur "buyurmustur
    Kalp insanin merkezidir. Ve bu merkez ic ve dis etkenlerden etkilenir
    Imami gazali kalp ayna gibidir. Gunah ve kotu etkiler, onu karartir. Zikir ve iyilik (en buyuk zikir namaz, ) onu temizler
    "Kalpler ancak Allahi zikretmekle huzur bulur" rad suresi
    Eger kalp, siddet, kufur, isyan sikayet, karamsarlik, olumsuzluklara maruz kalirsa onu yansitir disina,
    Sukur, zikir, iyilik ve guzellik, olumlu dusuncelerle umitle beslenirse onu yansitir

    Mevlana soyle der dusunce bir tohumdur. Ektigin sey yarin hayatin olur."

    Ya zledigin sey, konustugun sey, okudugun sey, birlike oldugun sey... ? Dusunun iste...
    Kalbe gelen seyler, ya rahmani, ya meleki, ya nefsi, ya seytanidir. Sen hangisini beslersen ona donusursun... dedikodu izeleyerek, yaparak rahmanilesemeyecegin kesin..
    Kuranda " seytan sizi fakirlikle korkutur, der.
    Ayrica nas suresinde o sinsi seytanin uflelemerinden, insanin kalbine ufleyen o sinsi seytanin..
    Demekki seytanin isini kolaylastiriyoruz izledigimiz, konustugumuz, okudugumuz olumsuz seylerle
    Demekki zikirle ugrasmamiz lazim. En buyuk zikir namazdir bu arada." Zikir kalpteki gafleti siler"
    Ayni sekilde insanin bulundugu ortamda onu sekillendirir. Peygamber efendimiz s.a.v 1400 sene once kisi dostunun dini uzerine dir. Oyle ise kiminle dost oldugunuza bakin ." Buyuruyor. Gunumuzde buna cevrendeki 5 kisinin ortalamasisin diyorlar. Insan farkinda olmadan kendini maruz biraktigi ortamin rengiyle boyar. Surekli sikayet edilen ortamda surekli sikayetlenmeyi ogrenir. Sikayet nimeti keser. Surekli sukredilen ortamda sukretmeyi ogrenir. Sukur nimeti artirir.
    Bir baska hadiste guzel soz sadakadir. Yani guzel soz ibadettir, iyiliktir. O halde mefhumun muhalifi, maruz kaldigin ya kotu sozler, yada ettigin kotu laflar nedir. O da senin kalbinin yansimasidir.
    Abdulkadir geylani hz. Gafillerle oturma kalbin kararir. Buyurmus. Bugun olsaydi, gafil programlari, dizileri, izleme kalbin kararir dermiydi demezmiydi. Izledigin hal isittigin sozden daha hizli bulasir.

    Aslinda kuran Allahin rahmetinden ancak kafirler umit keser. Kendimizi olumsuzluklara maruz birakmasak umitsiz ve karamsar kalmayacagiz, kafir olmadigimiz surece, neden kafir olmadigimiz halde umitsizlige dusuyoruz, cunku gunluk hayatimizda imandan eser olmuyor. "Umit kalbi diri tutar. Umitsizlik karartir."
    Allah sabredenlerle beraberdir. Yani sabreden kalpte Allah vardir. Allahin oldugu kalp umitsiz kalirmi. Kalbi Allah tan bosaltip sacma sapan seylerle mesgul edersen ozaman aptalca kalbini karartmis olursun izledigin seylerle...
    Yedigi yemege, ictigi ickiye dikkat eden, izledigine dikkat etmiyor. Konustuguna dikkat etmiyor. Kimle olduguna dikkat etmiyor.
    Her soz bir tohumdur
    Her olumsuz goruntu kalpte bir karartidir.
    Her ortam ruhunda ve ayna olan kalbinde yansir. Karekterine bulasir.
    Ve gunun sonunda ne ile mesgulsen ona donusursun.

    O yuzden izledigin sey, yedigin sey, konustugun sey, okudugun sey, bulundugun ortam sadece bir tercih degildir. Ayni zamanda seni sekillendiren, yarinki sana hazirlayan, bir insaat surecidir. Ve en onemli nokta: sen kendini nasil insa edersen hayatin, yarinin ona gore sekillenir.

  • serbest kürsü29.03.2026 - 21:04

    Bilmek seni musluman yapar. Yasamak seni mumin yapar.
    Kurandan ve hadisten uzak bir musluman dumduz, electricsiz hatta elektirik kablasoz eve benzer. Kablo yok electric yok.isik nur yok.

    Kuran okuyan ama anlamadan, kuranin tefsiri hadisleri ise hic okumayan insan, ise elektirik kablolarinin icinden gececegi borularin yerleri acilmis, ama isigin yani nurun icinden gececegi elektirik kablolarinin icinden gececegi bos borularin dosenmedigi eve benzer. Oyle mantiksiz oyle goz kanatir cinstendir.
    Kuran okuyan hadis okuyan ama hayatina yansitmayan insan kablolarin gececegi borulari dosenmis ama icinde elektirik kablolari gecirilmemis eve benzer. Elektirik kablosu yok. Isik cereyan yok.
    Kuran ve hadis okuyan, ayet ayet hadis hadis okuyan ama kuranin hadis sunnetle, hadisin ve sunnetle iliskisini irdelemeyen insan elektirik kablolari dosenmis, uniteler arasi dagilimlari yapilmis ama piriz kutularinda kablo baglantilari yapilmamis eve benzer. Priz kutularinda Kablo baglantisi yok isik (hikmet) yok. Nur yok

    Kuran okuyup hadis okuyup, allahin emir ve yasaklarini bilmis, hatta yasamaya calisan, ama onlari hikmet nazari ile, teblig ve temsil nazari ile mikroskobik bir mercekle inceler gibi ayeti ayetle hadisle sunnetle, sunneti ve hadisi ayetle, hepsini kainatla yasamla bagdastirip inceleyemen, hayati, yasami, evreni, varligi, kuran ve sunnet ve hadis tezgahinda incelemeyen insan, kablolari dosenmis, baglantilari yapilmis ama isigi acma dugmesi olmadigi icin kapali devrede duran eve benzer. Kablo var. Baglanti var. Elektirik var. Sartel kapali oldugu icin isik yok nur yok.yansima yok.
    Ayet ayet hadis hadis emir emir yasak yasak inceleyerek irdeleyerek yasayan, agaca, gok yuzune, varliga, Allahin emir ve yasakalrina, hikmet ile bakan, "Allahim sen bunlari bosuna yaratmadin" bana hikmetlerini bildir diyen insan, butun baglantilari yapmis, her odada lambasi yanan prizi calisan eve benzer. Her yonu ile aydinliktir. Kendi aydindir. Cevresini de aydinlatir.
    Rabbim bizi onlardan etsin

  • serbest kürsü29.03.2026 - 19:26

    Klasik soru, her yerde soruluyor, burada da soruldu defalarca. Madem Allah var. Ve islam onun dini. Neden muslumanlara yardim etmiyor.

    Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141)
    “Biz müminler yardım etmeyi üzerimize borç kıldık” (Rum 47).
    “Gevşemeyin / yılgınlık göstermeyi ve üzüntüye kapılmayın. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.”
    Allah müminleri içinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir.” (Âli İmran: 189).
    “Muhakkak ki Allah müminlerle beraberdir.” (Enfal:19).

    Muhammed Suresi, 7. Ayet: "Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır."
    Âl-i İmrân Suresi, 160. Ayet: "Allah size yardım ederse, sizi yenecek kimse yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler."
    Bakara Suresi, 214. Ayet: "...Bilesiniz ki, Allah’ın yardımı yakındır."
    Hacc Suresi, 38. Ayet: "Şüphesiz Allah, iman edenleri (düşmanlarından) korur...

    Kurani kerim israrla gercek imana vurgu yapiyor ve mumin diyor bu ayetlerde.
    Bir de bu ayet var. “Göçebe Araplar biz iman ettik, diyorlar. Onlara de ki: Siz iman etmediniz. Fakat Müslüman olduk, deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurat: 14).

    Allah muslumanlara yardimi soz vermiyor. Muminlere soz veriyor. Günümüzde Müslümanlar namaz, zekât, hac ve Ramazan orucu gibi İslam’ın ibadetleri bile tam yerine geriren kac kisi var. Bunlari yerine getirmek bir yana bir suru hakka hukuga giren var. Kumar var. Icki var. Ahlaksizlik var. Var oglu var. Rusvet var. Yolsuzluk var. Yalancilik, iftira var.
    Kaldiki islamin bes sartini yerine getirmekle mumin olmus olmuyorsun. Kur'an, Allah'ın yardımının ancak "hakiki müminlere" ulaşacağını müjdeler (Rum, 47).
    Günümüzde Müslüman dünyasının yaşadığı sıkıntılar, İslam'ın sadece şekilsel ve kimliksel bir boyutta kalmasından, yani "Müslüman" olup "Mümin"lik vasıflarını (dürüstlük, güven, bilim, ilim, adalet, ahlak, tefekkur, tevekkul, kanaat, helal kazanc, ) kuşanmamış olmaktan kaynaklanır. Örneğin; ticaretinde yalan söyleyen, sözünde durmayan, veya liyakati hiçe sayan, cocuguna torpil ayarlayan, belediyede rusvet alan veren, yolsuzluk yapan, ihaleye fesat karistiran, tarlasinin tumbunu degistiren, birbirinin malinda gozu olun, cekemeyen, kiskanan, kibirli, haset, bir topluluk, sadece diliyle dua ederek ilahi yardımı bekleyemez; çünkü Allah'ın yardımı, O'nun koyduğu evrensel ahlak ve çalışma ilkelerine (imanın amele dönüşmesine) bağlıdır.
    Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim soğan, sarımsak veya pırasa yerse mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanoğlunun rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur".
    Temiz bir yiyecegin kokusundan rahatsiz olup muslumanla yanyana gelmeyen melekler, yukarida saydigimiz kirli amel ve davranis, ve dugularla, domuzu andiran muslumanla neden ayni safta olsun, yardim etsin.

    Kuran israrla muminlere yardim sozu veriyor. Ve israrla muminlere sesleniyor. Kuranda Hic bir yerde ya eyyuhel muslimun demez. Cunku muslumanlik duragandir. Muminlik geliskendir. Musluman oldun orada kalamazsin. Imanda derinlesmen lazim. Yani her saat yeni bir hikmetle, yeni bir zikirle, yeni bir istigfar ile, yeni bir ilimle, bilimle yeni bir irfanla yeni bir hayranlikla, yeni bir sadaka, zekat, yardim, teslim, tevekkuk, sabirla yukselmen lazim. Yani ya eyyuhellezine amenu, Ey her gun imanini daha da ilerletenler manasinda ya eyyuhellezine amenu... bes vakit namazda ne diyoruz fatihada bizi dogru yola ilet. Gunluk karsilastigimiz ve yuzlesecegimiz her ihtimal ve anda dogru olani yaptir diye gunde 40 dafa soyluyoruz. Cunku gunluk hayatimizda her an bir iyi yada kotu hayir yada ser bir secenek yapmak zorundayiz. Hep hayirdan hasanattan yana tavir almayi diliyoruz namazlarimizda gunde 40 kere. Yine her iki rekatlik farz namazda i tekrar tekrar iki dafa, bir baslarken farza kamet ile bitirirke, ve namazin tehiyyattinda kelimei sahadet ile sonlansiriyoruz namazi. Yani her vakit yeni yeniden musluman oluyoruz. Mumin sirati mustakim, yani dogru yoldan sapmayi hortlaktan, korkar gibi korkandir. annesinden ayrilmayan bir bebek gibi, kuran ve sunnetten ayrilmaz bir kuldur. Ihsan suuru ile (allahi goruyormuscasina ) yasayan insandir
    Iman bir Teslimiyettir. Teslimiyet yani iman bir kerelik bir eylem değil, her an ve her durumda Yuce yaraticimiza adandigimiz bir durumdur/koşuldur.
    musluman olmus ama mumin olamamis, yukarida sadece bir kismini saydigimiz kirli, pis vasiflari tasiyan bir muslumanin Allah nezdinde ve melekler nezdinde pek bir kiymeti ehemmiyeti yok. Dusunun meleklerin sirf kendine musluman diyor diye boyle munafik karekterli, seytanlarla ic ice, koyun koyuna insanlarla sirf kendini musluman olarak tanimliyor diye ayni safta olmasi mumkunmu?
    O yuzden islam dunyasi bugun ayaklar altinda.
    Islam dunyasindan, muminler dunyasina gectigimiz an ustunuz. Ozaman kafirler tirtir titrer muminlerden...

  • serbest kürsü28.03.2026 - 06:40

    Geçmiş Zaman Bulutları

    Geçmiş zaman bulutlarına sarılmış
    Nice aşklar saklar okyanuslar, nice aşklar…

    Ferhat’lar, Şirin’ler, Leyla’lar, Mecnun’lar
    El ele, koyun koyuna okyanuslardalar
    Kerem’ler, Aslı’lar…
    Bir de aşkına ağlayanlar, ey sevgili,
    Bir de aşkına ağlayanlar…

    Ayrılık acısından süzülen yaşlar
    Buhar olur, semaya çıkar
    Tuzlu bir tortu kalır sade yanaklarda,
    Bir de düşük omuzlar, ey sevgili,
    Bir de düşük omuzlar…

    Aslında aşklardır yağar
    Geçmişten günümüze her bahar
    Aşklardir gülleri, karanfilleri sulayan
    Aşk kokar her ilkbahar,
    Aşk akar sokaklar…

    Nehir nehir okyanuslara akar
    Her bahar
    Aşkların sarıldığı bulutlar…
    Bir de aşkların sel olup aktığı sokaklar, ey sevgili,
    Bir de aşkların sel olup aktığı sokaklar…

    Ayrılığın tadı tuzludur, tuzlu
    Ayrılığın tadini ancak ağlayanlar anlar…

    Bu bir sonbahar şarkısı,
    Ve dışarıda gözyaşlarıdir yağan
    Gecmis asklardan olusan
    Hasret deryalarından buharlaşip
    Mustu rüzgârlariyla belde belde aglayan

    Şu bahar yağmuru,
    Şu nehirlere akan sokaklar…
    Ayrılık çiçeklerimi suladığım yaşlar…
    Ağla gözlerim, ağla ırmaklar kadar,
    Ağla ki—
    Göz suyuna muhtaç nice gonuller var,
    Göz suyuma muhtaç nice çöller var…

    Biliyor musun, ey sevgili,
    Gözyaşı tuzlu olduğu için tuzludur denizler, okyanuslar
    Ve senin okyanusta yanımdaki yerin
    Uğruma döktüğün gözyaşların kadar,
    Uğruma döktüğün gözyaşların kadar…

    Geçmiş zaman bulutlarına sarılmış
    Nice aşklar saklar okyanuslar, nice aşklar…
    Ferhat’lar, Şirin’ler, Leyla’lar, Mecnun’lar
    El ele, koyun koyuna okyanuslardalar…
    Kerem’ler, Aslı’lar…
    Bir de aşkına ağlayanlar, ey sevgili,
    Bir de aşkına ağlayanlar…

  • serbest kürsü25.03.2026 - 09:46

    Dunya dongusu

    Geceler gölgenin düşmanı olsa da,
    Gölgelerdir gecenin gündüzde delili.
    Bulutlar damlayı güneşten sakınsa da,
    Her damla içinde gökkuşağı saklar.

    Akrep ve tarantulaların zehri sanki,
    Baharın müjdeci kış avuçlarında.
    Cemreler kırıyor ayazın inadını,
    İmkânsız fecirlerin dik yamaçlarında.

    Dünyanın döngüsü bu, ömre inat;
    Baharda çatlayacak daneler olmasa,
    Örtü altında sayılı günlerdir hayat,
    Çatlayıp patlayıp yaşama çıkacak.

    Irmağın yokuşu, o sessiz göller;
    İçinde beslenir nice yüzen gözler.
    Şelaleler bendinde hengâme demler,
    Güneşli günlerden gökkuşağı derer.

    Müştular koşar avare dilek avına,
    Girmeden ocaktaki demirler tavına.
    Hükümsüz şerhler derlenir bir bir,
    Uykuda, kitapsız filozof savına.

  • serbest kürsü20.03.2026 - 20:06

    Bir sunni ve hanefi musluman olarak Bu da benim bayram mesajim
    Irana saldiran israil ve amerika musluman oldugu icin saldiriyor. Epstain olaylari ile dunya capinda lanetleniyorlar.
    Irandaki masumlarin Mezhepleri bizi ilgilendirmez. Hesaplarini Allaha verecekler. Irana saldiran siyonist amerika ve israilliler Irandan sonra sirada turkiyenin oldugunu acik acik dile getiriyorlar. Butun bunlara ragmen
    Turkiyenin de icinde oldugu 12 islam ulkesinin disisleri bakanlari assagilik siyonist zalim israil ve amerika yerine Irani kinayan bildiri yayinlamislar. Demekki bunlarda siyonist yahudi. Baska izahi varmi.
    Ey gerekmez yerlerde kahrolsun israil amerika siyonistler diye bagiran y.sak siyasal islamcilar, amerika halkinin bile ?? de 80 nin hiristiyan Halkinin % 100 lanetledigi bir savasi lanetleyemeyen serefisz munafik siyasal islamcilar surusu, islam deccali sufyanlar toplulugu ve onlarin yandaslari; alayiniza lanet olsun. Allahin laneti munafiklarin ve sufyanlarin deccallarin uzerine olsun. Bayramlari zehir zikkim olsun.

  • serbest kürsü18.03.2026 - 21:08

    Ask asla zor degildir. Insanin severek yaptigi hic bir sey zor gelmez ona. Yormaz onu, hatta dinlendirir.

    Dolayisi ile, Sen bir adim gittiginde o ask on adim gelmiyorsa, ve o on adim geldiginde sen ona kosmuyorsan, o ask mask degildir. Erkek ise abazalik sendrumu kadin ise senden daha iyisini bulamadigi icin askim diyordur.
    Ikisini de cok iyi tecrube ettim.
    Ask olan derki sen mutlu isen ben de mutluyum. Ve askinin mutlulugundan mutlu olan askina ne yapmaz. Ve boyle bir ask bulasicidir. Bu dafa sen de onu mutlu ederek mutlu omaya baslarsin. Boyle bir ask cok nadir bulunur. Tecrube ettim.

    Digeri de derki beni mutlu edersen ben de seni mutlu ederim. Boyleleri asla mutlu edilemez. Su degirmeni gibidir. Usten alir, altan ogutur doker. Ustten alamadigi zaman degirmen taslarinin bir birini yedigi bir birinizi yersiniz. Cunku asla ben ne veriyorum bu insana mutlu etmek icin dusunmez. Bana ne veriyor vermiyor hesabi yapar. Hatta verdiklerinin degil vermediklerinin hesabini tutar.
    Hic bir sevgiye muhtac olmayan Allah bile abidine (kole, kul degil, kole kul efendisine menfaat saglar. Subhan olan Allah bizden ne menfaat sagliyor. Kul Allah iliskisi, deniz balik, agac toprak, anne yavru iliskisi gibi dir. Balik denizdendir. Deniz baligin her seyidir. Fakat deniz baligin hic bir seyine muhtac degildir. Bebek annedendir. Anne bebegi Yedirir, icirir, korur kollar. Buyutur. Bebek anneye muhtac, anneye uymak zorunda. annesiz yasayamaz. Anne bebekten hic Karsilik beklemez. Muhtac olan bebektir. Lutufkar olan annedir.) Allah bile bir adim gelen abidine on adim geliyor. Sen kim oluyorsun da hep sana gelinsin istiyorsun. Sana gelen yolun kilometre tasini sokeyim...