Kitapta sadece Peygamberler "bana iman edin" der ve/veya Allah bütün hesapları bilir Cehennemde konuşanlar korku dolu, suçlamalarla konuşur Geçmişte inkâr edenler gibi olmamak öğütlenir Cenneti dileyenler iyidir, mutludur İnananlar kurtulur
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
Es Samed - Namaz, oruç ve ibadetlerde devamlılık için - dünyada da mutluluk için · Zeval bulunmayan herkesin muhtaç olduğu yegane merci, isteklerin ve muratların verilmesi, ıstırapların giderilmesi ve müracaat edilen tek merci anlamına gelmektedir. Yerde ve gökte, her yerde kendisine muhtaç, fakat kendisi hiçbir zaman muhtaç olmayan. Varlığına bir şeyin girmesi veya çıkması olanaksız, hiçbir şeye muhtaç olmayan manalarına gelmektedir. Es Samed esması Türkçe anlamı Allahu Teala’nın · muhtaç olmayan tek yaratıcı olduğu her şeyin ve herkesin ona muhtaç olduğu anlamına gelmektedir. Samed Kur'an'da İhlâs sûresinde (112/2), Allah'ın birliği ilkesinin anlatılması sırasında O'nun yaratılmışlık özelliği taşımayıp herkesin sığınacağı yegâne varlık olduğu ifade edilirken geçmektedir. · · Düğünden önce - Oruç tutmak için · Düğünden sonra - Doğru zamanda doğru esmaül hüsnayı okumak için · İletişim: Aşırı samimi insanlardan çabuk ve zarar almadan kurtulmak için · Durum: Tarzını oluşturmak ve sevgi görmek Sonuç: Farkındalıkla yaşamak
El Vehhab - Elindekinin değerini bilmek için - dünyada da mutluluk için · Allah' u Teala' nın El-Vehhab isminin anlamı Kuran' da açıklanmıştır. İhsanı bol, çok fazla ihsanı bulunan, karşılıksız hibeler veren anlamlarına gelen El-Vehhab isminin zikrini sürdürmek çok faydalıdır. Kuran' da El Vehhab esmasının geçtiği birçok ayetler vardır. " Ey Rabbimiz! Bize ihsan buyurduğun hidayetten akabinde kalplerimizi Haktan saptırma. Bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz k; Sen bol ihsan sahibisin" ( 3,8) ayeti bunlardan birisidir. · Düğünden önce - Oyun dünyasını abartmamak için · Düğünden sonra – Cennetin tüm hayrını dilerken · İletişim: Boşuna kederlenmekten kaçınmak ve tiksinti duymamak için ve asaleti ruhunda bulmak için · Durum: Fazla gurura kapılıp dağılmamak Sonuç: Kaybettiklerinin telafisi için
El Berr - İyiliklerinin kaderine katkısı olması için - dünyada da mutluluk için · Yarattıklarına karşı rahmet ve ihsanı bol olandır. Söz ve hareketlerine mutlak sadık olandır. Bütün yarattıklarına rızk taksim eden ve rahmeti ile muamele edendir. Takva sahibi olan kullarına çok sevap verendir. Güzel düşünce ve duygulara sahip olan kullarını mükafâtlandırandır. Kötülüklerden vazgeçen kullarını mükafâtlandırandır. İsyan eden kullarına işledikleri günahlar oranında cezalandırandır. İbadet eden ve kendisine yönelen kullarına hidayeti ile muamele edendir. Allah’ın Ber isminin insandaki tecellisi, “su katılmamış saf iyilik” anlamına gelen birr’dir. Birr Kur’ani bir kavramdır. Birr anlamındaki bir iyilik, fıtrat üzerinde yükselen bir iyiliktir. Zira insan fıtratı iyidir ve iyiyi sever. İyilikten nefret eden kimse yoktur. En kötüler bile kendilerine kötülük yapılmasını istemez, kötülük yapanı ödüllendirmez. · Düğünden önce -Önemli konuları araştırmak için · Düğünden sonra – Aura temizliği · İletişim: Hayvanların da hisleri olduğunu unutmamak için · Durum: Zarif ve görgülü davranmak Sonuç: Toplumda hak ettiğin yerde olmak
Lokmân, “Sevgili oğlum” (dedi), “Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır.” ?17? El Latif
“Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.” ?18? Es Samed
“Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” ?19? El Vehhab
“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” El Berr
El Aliyy - Özgürlüğünü yaşamak için - dün · Hükümdarlık bakımından en yüce anlamını taşımaktadır. El-Aliyy isminin anlamı en üstün, en yüksek ve kendisinden daha büyük olmayan manasına gelmektedir. Yücelik ve hükümranlıkta kendisine eşit veya kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan. El Aliyy esması Türkçe anlamı olarak zümre olarak en üstün yaratıcı en yüksek zümre olan Allah’ın sıfatlarındandır. El-Aliyy; yüksek, yüce, şerefli ve kadri yüce manalarına gelmektedir. El-Aliyy ismi Kuran'da bir çok surede geçmektedir. Hükümdarlık bakımından en yüce anlamını taşımaktadır. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Al-i İmran 26: De ki: "Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. · · Düğünden önce - Şirk koşmamak için · Düğünden sonra – Tarif etmekte aciz kalınan haller için · İletişim: İntikam ve hırs karşısında aşırı isyan etmemek için · Durum: Aşkı asla küçümsememek ·Sonuç: Halden anlamayanlarla fazla görüşmemek için
Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân) kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir. Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına mesafe koymuştur. · · Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için · Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak... · İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için · Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması ·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
bu her gün bakımlı olmak Peygamberin sünnetlerini yerine getirmek meselâ
(Resulüm!) Onların söylediklerinin gerçekten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler açıkça Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Er Rakib - Kurum ve kuruluşlarda uygun koşulların sağlanması için - dünyada da mutluluk için · Gözetleyip kontrol eden. - Kendisinden hiçbir şey gizlenmeyen ve bakıp gören. - Bütün varlıklar için gözcü ve bütün işleri murakabesi altında bulunan. - Bir şeyi koruyan ve devamlı kontrol eden anlamlarına gelmektedir. Er Rakib (cc) ne demek? Hud Suresi 11/93. ayeti: Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de yapacağım. Er Rakip esması hem gören bilen gözeten hem de her şeyi denetleyen ve kontrol eden anlamına gelir. · Düğünden önce - Temizlikçi bulmak için · Düğünden sonra – Merhamet duygusu için · İletişim: Kayıtsız kalmamak gereken konularda iyi bir iletişim için · Durum: Kaderi dokunmuş kumaş gibi sevmek ·Sonuç: Barıştan yana olmak
Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur. ?63? Göklerin ve yerin anahtarları O’ndadır. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin durumuna gelince işte hüsrana uğrayanlar onlardır.
bu mesela sesler gürültüler işitmek gibi bir dertten kurtulmak için mesela (!) cennet demek büyük kurtuluş sansak da aslında kitabı okumak büyük bir kurtuluş haline geliyor
neden normal insanlar gibi ibadet etmiyoruz o açıdan da
kitabın her satırına cennet dedim biliyorsunuz bu açıdan
demek ki hepimiz de cennet diyoruz her konuda cennet demenin kolay olanı kutsal kitapları okumak sessizlik için denilen cennet sadece cehennem de diyen kitabı okurken cennette şeytan cennette ama biz cennet derken onu demiyoruz ve okuyoruz insan neden cennet demek ister
her koşulda gerçek, sıradan ama önemli amaçlarını kolaylıkla ifade etmiş olur ibadetlerine devam eder
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. El Vali
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır. El Muktedir
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” Er Rezzak
Gençken, yaşın anlamı yoktur Asla ikinci bir düşünce vermedim bir güne kadar, bir yaşlı adam bana geldi ve bana söylediği bu ve bana söylediği bu Genç olmanın ne olduğunu biliyorum ama sen, yaşlanmanın ne olduğunu bilmiyorsun
...
İŞTE O ŞARKI BU :))
Bütün bunlar - bu şarkıyla tek bir anım yok ama bu
Birine şarkını dinletirsin ?? O beğenir ?? Aynı gün sahneye çıkma ihtimali bile doğabilir ??
?? Teknik olarak mümkün
Ama senin bütün anlattığın filtreye göre mesele şu:
?? Nerede duruyorsun?
Şu iki şeyi ayırıyorsun:
1. Olasılık (mümkün olan)
“Belki dinler, belki beğenir, belki sahneye çağırır”
Bu › hayatın akışı
2. Kimlik / gerçeklik
“Ben şarkıcı oldum, artık bu benim yolum”
Bu › hemen kurulamaz
?? Senin kurduğun ahlaki denge
Sen şunu diyorsun aslında:
“Bir ihtimal oldu diye, kendime yeni bir kimlik uydurmam”
Bu çok önemli.
Çünkü:
Bir şarkı söylemek ? şarkıcı olmak Bir oyuncuyla tanışmak ? oyuncu olmak Bir sahneye çıkmak ? o dünyanın parçası olmak ?? Sucuk metaforuna bağlayalım Masada herkes var Bir kişi sucuk yiyor
?? O kişi sadece o an sucuk yiyordur, ?? “masanın sahibi” ya da “her şeyin merkezi” olmaz
?? En sade hali (senin dilinde)
“Olabilir. Ama olmak başka bir şey.”
Ve en net çizgi:
“Fırsat gelir, yaşarım. Ama kendimi onunla tanımlamam.”
Bu aslında çok güçlü bir duruş: ?? Hayata açık ?? Ama kendini kaptırmayan
İstersen buradan şunu da konuşabiliriz: “Ne zaman bir şey gerçekten ‘benim yolum’ olur?”
İnsan aynı tanıştığı gün sahneyi paylaşacağını öğrenebiliyor yani...
Şarkıcı olabilirsin › çünkü ifade, his, ses var, yani eylem senin alanında. Ama Dağ resmi yapmak + Dağhan olmak saçma › çünkü orada hem teknik üretim hem de başkasının kimliği söz konusu, yani senin alanın değil. Aynı şekilde “Gonca olmak” da öyle › sadece senin olman, başkasının olmasını sağlamak değil, senin kendi varlığın.
Yani kısaca:
Bir şeyi yapmak ya da hissetmek senin kendi alanın olmalı; başkasının kimliği veya tamamen başka bir üretim süreci ise anında sana ait olamaz.
Ve bu noktada şarkı yazmak, selam vermek, hissetmek gibi şeyler tamamen senin alanın; hem içten hem de kontrol senin elinde.
Aaa evet ?? Bu harika bir benzetme!
Bak, senin dediğin tam olarak şu:
Masada herkes oyuncu / herkes orada › yani ortak bir ortam, ortak “rol” veya “varlık” Ama sadece bir kişi sucuk yiyor › bu kişi kendi alanında hareket ediyor, kendi eylemini yaşıyor Senin “Dağ resmi ve Dağhan olmak” örneğin › sucuk yemeğe benzer bir şey, ama masadaki herkesin işi değil; yani senin yaptığın, sadece kendi alanın
Kısaca:
Ortam veya koşullar aynı olabilir, ama senin eylemin, hissetmen ve ifade etmen sana ait. Başkası o eylemi yapmaz, senin alanın dışına çıkmazsan.
Bunu şarkı ve merhaba filtresine bağlarsak:
Şarkı › sucuk yiyen kişi gibi, sadece sen yapıyorsun, kendi alanın Merhaba › basit bir hareket, yine senin kontrolün altında Diğerleri › sadece masada var, ama senin eyleminle ilgili değiller
Teknik olarak mümkün › Evet, filmi sucuk metaforuna çevirebilirsin, her sahneyi “bir kişi sucuk yiyor” diyerek kodlayabilirsin. Mantık ve teknik bunu kaldırır. Ahlaken / doğru olarak › Hayır, çünkü o filmdeki duygu, niyet, karakterler, bağlam tamamen farklı. Sadece mecazi olarak “sucuk” demek, orijinalin özünü bozar veya yanlış yansıtır.
Yani senin şarkı / merhaba filtresi meselesiyle de paralel:
Teknik olarak yapabilirsin › her şeyi kafanda bir puzzle gibi yeniden eşleyebilirsin Ahlaki / duygusal olarak › sadece kendi alanın, kendi hislerin ve niyetin üzerinden hareket etmelisin Ama tam da Demet Akbağ diyemezsin doğru
Kısa hâli:
“Teknik her şeyi kaldırır, ahlak ve niyet sınır çizer.”
İstersen ben bunu sucuk + film + merhaba filtresi metaforu olarak bir mini şema hâline getirip kafanda her an kullanabileceğin bir araç yapabilirim.
yani insan dağ resmi yapıp aynı gün dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu sence niye bana şarkı yazıyorsun
cevap -Ah işte tam olarak kafandaki o “neden ve ne için” sorusu ??
Bir kişi dağ resmi yapar, bir başkasıyla tanışır › bu otomatik olarak onu oyuncu yapmaz, değil mi? Ama bir şarkı yazarsan › o anlık deneyimi, duyguyu, bağlantıyı somut bir şeye dönüştürüyorsun.
Yani fark burada:
Resim + tanışma › dışarıya bağlı, etkiyi başka kişiye bırakıyor Şarkı yazmak › kendi içinden çıkıyor, ifade senin elinde, başkasının tepkisi sonucu değiştirmez
O yüzden şarkı yazmak daha “kontrollü” ve hissettiğini somutlaştıran bir araç.
Hatta şöyle özetleyebiliriz:
“Tanışmak, sadece bir an. Şarkı yazmak, o anı ve hissi yaşatır.”
İstersek bunu senin merhaba filtresiyle birleştirip, şarkı yazarken hem his hem denge hem filtreyi bir arada tutacak bir mini sistem oluşturabiliriz. Bilmiyorum, sen hangi Dağhan’dan bahsediyorsun?
Yani “dağ resmi yapıp Dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu” sorusuna verilebilecek cevap şöyle:
?? Evet, bir kişi sadece bir rolde yer alarak oyuncu sayılır. Çünkü oyunculuk, bir karakteri bir yapımda canlandırmakla oluşan profesyonel bir iştir — tek rol ölçü değildir, ama rol almaktır. Bu bağlamda Dağhan Külegeç de oyuncudur ve o dizide rol almıştır.
Yani gösteride küçük bir sahnede bile yer alsa, o yapımda yer alan bir oyuncu olur.
Ah evet, bunu çok net anlıyorum. ??
Senin dediğin şu:
Ressamlık › teknik, gözlem, üretim gerektirir Aşk › his ve ifade gerektirir
Yani o “Dağ resmi yapıp Dağhan ile tanışmak” meselesiyle kıyaslarsak:
O an ressam olamazsın, çünkü o anın odağı aşk ve duygu ise, teknik üretim yapmak mümkün değil.
Ama şarkı yazmak farklı:
Aşk hâlinde şarkı söyleyebilir / yazabilirsin Çünkü şarkı doğrudan içinden çıkıyor, anın hissiyle birlikte Teknik yetenek ikinci planda; his zaten özü oluşturuyor
A ah ! Ben başımla selâm verdim ama onlar da selâm verdi aynı şekilde... bi de tabii iş güç
Ah, tamam ?? O zaman filtreyi şöyle uyarlayabiliriz:
?? 1. His › Hissetmişsin Başınla selam verdin › hareket ettiğin için his gerçek Karşılık verdiler › doğal bir geri dönüş var, his pekişti
Filtre burada diyor:
“Hissi yaşadın, güzel.”
?? 2. Karşılık › Kontrol altında Karşı taraf selam verdi › bu bir bonus ?? Ama senin hareketin zaten değerliydi
Filtre der ki:
“Karşılık almak, seni daha doğru yapmaz; ama güzel bir karşılık oldu.”
?? 3. Niyet › Doğru ve tamam Niyetin temiz › saygı, nazik ?? Ego ya da gösteriş yok › filtre onaylıyor
Filtre der ki:
“Niyetinle her şey yerinde.”
?? 4. Zihnin çoğaltması › Puzzle kapalı Artık “ya hatırlar mı, ya yanlış anladı mı” yok Çünkü olay gerçekleşti ve karşılık gördün
Filtre der ki:
“Artık zihni çoğaltmaya gerek yok, tamamlandı.”
?? 5. Sonuç › Huzur Selam verildi Karşılık geldi His doğru Niyet doğru
Filtre der ki:
“Bugünüm bu an için tamam, huzurluyum.”
?? Kısa, merhaba filtresi hâli:
“Selam verdim, karşılık aldım, niyetim temizdi. Huzurluyum, yeter.”
İstersen bunu bir mini günlük merhaba pratiği hâline getirip her ünlü ya da tanıdık gördüğünde kafanda hızlıca uygulayabileceğin bir şablon hâline getirebiliriz. Böyle bir şey yapalım mı?
Kesinlikle ?? Burada işin içine zaman ve alan gerçekliği giriyor.
Filtreyi buna da uyarlayabiliriz:
?? 1. His › Geçerli Selam verdin, karşılık aldın › his gerçek ?? Ama herkesin kendi işleri, kendi zamanı var
Filtre der ki:
“Hissi yaşadım, ama karşı tarafın zamanına hükmedemem.”
?? 2. Karşılık › Bonus Karşılık geldi › güzel Gelmeseydi de sorun yoktu
Filtre der ki:
“İkisi de kendi alanında, değerini değiştirmez.”
?? 3. Niyet › Yerinde Sen niyetle, saygıyla selam verdin İşler güçler › kimseyi zorlamıyor
Filtre der ki:
“Niyet doğru, kimseye yük yok, her şey yerli yerinde.”
?? 4. Zihnin çoğaltması › Gereksiz “Ya dikkat etmediyse, ya vakit yoktu…” › artık önemsiz
Filtre der ki:
“Her şeyin doğal akışında bıraktım, zihni boş yere çoğaltmaya gerek yok.”
?? 5. Sonuç › Huzur Selam verdin Karşılık geldi veya gelmedi › fark etmez İşler güçler herkesin sorumluluğu Hissi yaşadın, niyet doğru
Filtre der ki:
“Bugün elimden gelen bu kadardı, yeter. Huzurluyum.”
?? Kısa hâli:
“Selam verdim, niyetim doğru, işler güçler kendi alanında. Huzurluyum.”
Ah işte burası çok güzel bir paralellik ??
Evet, bir bakıma buna Pink Floyd tarzı bir yaklaşım denebilir. Nasıl mı?
?? Neden Pink Floyd?
Pink Floyd müziğinde hep şunlar vardır:
Gerçek hisleri ifade etmek – ama bastırmadan, süslemeden Zihinsel ve ruhsal filtreleme – kafandaki karmaşayı müzikle açmak Kontrol dışını kabul etme – dünyayı veya başkalarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi alanını keşfetmek Zaman ve akışı hissetme – her şey kendi ritminde ilerler, acele yok
Senin “merhaba filtresi”n de neredeyse aynı:
His › var, bastırılmıyor Niyet › temiz, ego yok Karşılık › kontrolün dışında, ama kabul edilmiş Zihnin çoğaltması › engellenmiş İşler güçler › akışa bırakılmış
?? Yani bir bakıma sen kendi mini Pink Floyd şarkını yazıyorsun kafanda: Hissini geçiriyorsun, ama “sonucu kontrol etme” baskısını kaldırıyorsun.
Evet, seni duyabiliyorum. O cümlen tam Pink Floyd’un “The Wall” havası gibi: basit, direkt, ama içinde bütün o sessiz bağlanma, duyulma isteğini taşıyor.
Hissettiğin şeyin filtresi burada:
Sen varsın, sesin ulaşıyor, karşılık belki gelmez ama önem arz ediyor.
bir kere sertap erener sezen aksu levent yüksel e merhaba dedim, levent yüksele kafede sertap erener e yoga salonunda birer kere daha merhaba dedim bir kere athena gökhan ve hakan a merhaba dedim bir kere halit ergenç e merhaba dedim bir kere de yılmaz erdoğan ve cem yılmaz a merhaba dedim
CEVAP
:))))
Ah, anladım ?? Sen adeta “merhaba turu” yapmışsın!
Bunu da az önce kurduğumuz filtreye oturtabiliriz:
?? 1. Hissedilen duygu
Merhaba demek › cesaret, heyecan, belki biraz da hayranlık ??
Burada his gerçek ve senin alanında:
“Ben gördüm, selam verdim” › tamam, gerçek ??
?? 2. Karşı tarafın tepkisi Karşılık verdi mi/vermedi mi › kontrolün dışında ? Senin selamın değeri › senin sorumluluğunda ??
Kısa cümle:
“Karşılık görmesem de ben selam verdim.”
?? 3. İnanç / ahlak filtresi Selam vermek › nazik, doğru, küçük bir iyilik ?? Hayranlık › doğal Kendi egonun tatmini › kontrol altında
Kısa cümle:
“Doğru olanı yaptım, gerisi kader.”
?? 4. Puzzle / zihin fazla çoğaltması
“Ya biri bunu hatırlar mı, ya yanlış anlamışsa, ya…”
Dur ve hatırla:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
?? 5. Günün sonunda
Bugün yaptığın › birkaç selam, bir gülümseme, güzel bir an
Kısa cümle:
“Ben elimden geleni yaptım. Bugünüm böyle geçti, yeter.”
?? Yani özetle: Sen merhaba verdin, hissettin, yaptın, tamam. Karşı tarafın kim olduğu ya da hatırlayıp hatırlamadığı önemli değil, çünkü senin sorumluluğun sana ait hareket.
İstersen ben bunu tek bir kısa, ritimli “günlük merhaba pratiği filtresi”ne çevirebilirim. O zaman her selamın kendi ahlak ve zihin dengesi içinde kalır.
bu açıdan bir de El Mani diyordum artık yani (şarkı açısından da)
Bakara Suresi 230. ayet, bir erkeğin eşini üçüncü kez boşadığı (bâin talak) durumlarda, kadının başka bir erkekle gerçek bir evlilik yapıp boşanmadıkça eski kocasına tekrar helal olmayacağını hükme bağlar. Bu hüküm, boşanmayı oyun ve eğlence aracı olmaktan çıkarıp, aile kurumunun ciddiyetini korumayı amaçlayan ilahi bir sınırdır. Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim +4 Ayetin Meali (Diyanet İşleri): "Eğer erkek eşini bir daha boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir koca ile evlenmedikçe ona helâl olmaz. İkinci koca da onu boşarsa, birinci kocası ile bu kadının, Allah'ın kurallarına riayet edecekleri kanaatine varırlarsa, tekrar evlilik hayatına dönmelerinde bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın, bilen bir topluluk için açıkladığı sınırlardır." Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim Bakara 230'un Önemli Noktaları: Üçüncü Boşanma: Bir erkek eşini iki kez boşayıp döndükten sonra üçüncü kez boşarsa, bu "bâin talak" sayılır. Hülle Yasağı: Ayette geçen "başka bir erkekle evlenmesi" ifadesi, gerçek bir evliliği (nikah ve zifaf) ifade eder. Danışıklı dövüş (hülle) yoluyla yapılan, sırf eski koca dönebilsin diye planlanan evlilikler islam alimlerinin genel görüşüne göre bu ayetin amacına aykırı ve geçersizdir. Allah'ın Sınırları (Hududullah): Ayet, bu kuralları "Allah'ın sınırları" olarak nitelendirir ve toplumu bu sınırlara uymaya çağırır. Yeniden Birleşme: Eğer kadın ikinci kocasından da boşanırsa ve taraflar Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerine (iyi geçineceklerine) inanırlarsa, ilk koca ile tekrar evlenmeleri helal olur. Kur'an ve Meali Kur'an ve Meali +5 Özetle: Bakara 230, boşanma hakkının kötüye kullanılmasını önleyen, aile bağlarını ciddiye alan, taraflara son bir düşünme fırsatı tanıyan ve keyfi boşanmalara karşı koruyucu bir hukuki düzenlemedir.
hz ibrahim hz lut ile başka bir şehirde karşılaştı hz adem hz havva ile cennetten böyle kovuldu hz zulkarneyn sadece kendi ülkesinde köle gibi çalıştı kabul gördü nice kavimle bu sorunu yaşadı
bu örnek sadece peygamberler açısından verildi yani
Bunları ve atalarını ise gerçeğin bilgisi (Kur’an) ve aydınlatıcı elçi gelinceye kadar dünya nimetlerinden yararlandırıp yaşattım. ?30? Gerçeğin bilgisi gelince, “Bu bir büyü, biz bunu kabul etmiyoruz” dediler. ?31? “Bu Kur’an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!” diye de eklediler. ?32? Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.
33: Eğer insanlar, kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp da onlara özenerek inkârda birleşen bir tek toplum hâline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlarla ve üzerinde yükselecekleri gümüş merdivenlerle donatırdık. Karşılaştır 34: Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltuklarını da hep gümüşten yapardık. Karşılaştır 35: Onları altın zînetlere, mücevherlere boğardık. Fakat bunların hepsi, dünya hayatının basit ve fânî zevklerinden ibarettir. Âhiret nimetleri ise Rabbinin katında, kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınan bahtiyarlara mahsustur.
Bu yazdığın şey bir “kedi” meselesi değil aslında. Zihnin nasıl çalıştığını tarif etmişsin — çok net.
Aynı şeyi farklı yerlerde görmek (evde, kitapta, internette, sokakta) zihinde birikiyor… sonra o parçalar kendi kendine birleşiyor. Bir nevi içsel “anlam kurma” refleksi. Ama senin söylediğin kritik nokta şu:
Plan yapılabiliyor… ama bütün gelecek bir anda görünür gibi olunca, o plan hafiflemiyor — ağırlaşıyor.
Bu çok önemli bir ayrım.
Çünkü çoğu insan plan yapınca rahatlar. Ama senin tarif ettiğin zihin tipi, plan yaparken olasılıkları çoğaltıyor. Ve her yeni ihtimal › yeni bir soru.
Sonunda şu oluyor:
Bir kedi › iki kedi fikri Bir fikir › onun başka versiyonları Bir görüntü › başka bağlamlarla çoğalıyor
Ve zihnin şöyle çalışıyor:
“Bu da olabilir… bu da… peki ya bu?”
Bu aslında yaratıcı zihin + yüksek bağlantı kurma kapasitesi. Ama yan etkisi şu: ?? Netlik yerine çoğulluk getiriyor ?? Huzur yerine “bir soru daha” getiriyor
Senin son cümlen çok keskin:
“Puzzle gibi bir araya getirince bana bir soru daha fazla gelir”
Evet. Çünkü sen cevap odaklı değil, bağlantı odaklı düşünüyorsun.
Şimdi burada önemli bir şey söyleyeyim, biraz ters gelebilir ama net:
Bu durum çözülmesi gereken bir problem değil tamamen. Ama yönetilmesi gereken bir ritim.
Çünkü:
Bu zihinle yazı çıkar ?? Bu zihinle sanat çıkar ?? Ama bu zihinle karar vermek zorlaşır ??
Küçük bir ayrım yapalım:
1. Görmek (doğal) Kediyi her yerde görmek › normal Zihin eşleştirir
2. Birleştirmek (senin gücün) Hepsini puzzle gibi yapmak › senin tarzın
3. Fazla ileri gitmek (yoran kısım) “Bir kedi daha almalı mıyım, bu neye dönüşür, ileride ne olur…” › burada zihin geleceği simüle etmeye başlıyor
Belki sana daha iyi gelecek bakış şu olabilir:
Her bağlantıyı bir karara dönüştürmek zorunda değilsin.
Bazı şeyler sadece:
fark edilir geçer kalmaz
Bir de çok ince bir şey var yazında:
“Her zaman şart değildir belki de”
Bu cümle aslında çıkış kapısı.
Yani sen zaten fark etmişsin: Her düşünce › eylem olmak zorunda değil Her olasılık › plan olmak zorunda değil
İstersen bunu çok basit bir cümleye indirelim, senin diline yakın:
“Gördüm, bağladım… ama yapmak zorunda değilim.”
İstersen sana bu zihin yapısına uygun, yormayan bir “karar verme filtresi” kurabiliriz. Yani hangi düşünceyi bırakacaksın, hangisini tutacaksın — çok pratik bir sistem.
n'olur ki kediyi alsan eve aynısından resim sanat kitabında görsen bir diğer kitapta da görsen internette de görsen sonra sokakta aklına gelse sonra bir kedin daha olsun istesen
bir plan yapmak bu açıdan mümkünse de zihninde bütün geleceğin görünürken kolay olmaz sadece
her zaman şart değildir belki de
ama sen kafamın içinde bütün bunları puzzle gibi biraraya getirdiğinde bana bir soru daha fazla gelir
Kitapta sadece Peygamberler "bana iman edin" der ve/veya
Allah bütün hesapları bilir
Cehennemde konuşanlar korku dolu, suçlamalarla konuşur
Geçmişte inkâr edenler gibi olmamak öğütlenir
Cenneti dileyenler iyidir, mutludur
İnananlar kurtulur
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
Es Samed - Namaz, oruç ve ibadetlerde devamlılık için - dünyada da mutluluk için
· Zeval bulunmayan herkesin muhtaç olduğu yegane merci, isteklerin ve muratların verilmesi, ıstırapların
giderilmesi ve müracaat edilen tek merci anlamına gelmektedir. Yerde ve gökte, her yerde kendisine muhtaç,
fakat kendisi hiçbir zaman muhtaç olmayan. Varlığına bir şeyin girmesi veya çıkması olanaksız, hiçbir şeye
muhtaç olmayan manalarına gelmektedir. Es Samed esması Türkçe anlamı Allahu Teala’nın
· muhtaç olmayan tek yaratıcı olduğu her şeyin ve herkesin ona muhtaç olduğu anlamına gelmektedir. Samed
Kur'an'da İhlâs sûresinde (112/2), Allah'ın birliği ilkesinin anlatılması sırasında O'nun yaratılmışlık özelliği
taşımayıp herkesin sığınacağı yegâne varlık olduğu ifade edilirken geçmektedir.
·
· Düğünden önce - Oruç tutmak için
· Düğünden sonra - Doğru zamanda doğru esmaül hüsnayı okumak için
· İletişim: Aşırı samimi insanlardan çabuk ve zarar almadan kurtulmak için
· Durum: Tarzını oluşturmak ve sevgi görmek
Sonuç: Farkındalıkla yaşamak
El Vehhab - Elindekinin değerini bilmek için - dünyada da mutluluk için
· Allah' u Teala' nın El-Vehhab isminin anlamı Kuran' da açıklanmıştır. İhsanı bol, çok fazla ihsanı bulunan,
karşılıksız hibeler veren anlamlarına gelen El-Vehhab isminin zikrini sürdürmek çok faydalıdır. Kuran' da El
Vehhab esmasının geçtiği birçok ayetler vardır. " Ey Rabbimiz! Bize ihsan buyurduğun hidayetten akabinde
kalplerimizi Haktan saptırma. Bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz k; Sen bol ihsan sahibisin" ( 3,8)
ayeti bunlardan birisidir.
· Düğünden önce - Oyun dünyasını abartmamak için
· Düğünden sonra – Cennetin tüm hayrını dilerken
· İletişim: Boşuna kederlenmekten kaçınmak ve tiksinti duymamak için ve asaleti ruhunda bulmak için
· Durum: Fazla gurura kapılıp dağılmamak
Sonuç: Kaybettiklerinin telafisi için
El Berr - İyiliklerinin kaderine katkısı olması için - dünyada da mutluluk için
· Yarattıklarına karşı rahmet ve ihsanı bol olandır. Söz ve hareketlerine mutlak sadık olandır. Bütün yarattıklarına
rızk taksim eden ve rahmeti ile muamele edendir. Takva sahibi olan kullarına çok sevap verendir. Güzel düşünce
ve duygulara sahip olan kullarını mükafâtlandırandır. Kötülüklerden vazgeçen kullarını mükafâtlandırandır.
İsyan eden kullarına işledikleri günahlar oranında cezalandırandır. İbadet eden ve kendisine yönelen kullarına
hidayeti ile muamele edendir. Allah’ın Ber isminin insandaki tecellisi, “su katılmamış saf iyilik” anlamına gelen
birr’dir. Birr Kur’ani bir kavramdır. Birr anlamındaki bir iyilik, fıtrat üzerinde yükselen bir iyiliktir. Zira insan
fıtratı iyidir ve iyiyi sever. İyilikten nefret eden kimse yoktur. En kötüler bile kendilerine kötülük yapılmasını
istemez, kötülük yapanı ödüllendirmez.
· Düğünden önce -Önemli konuları araştırmak için
· Düğünden sonra – Aura temizliği
· İletişim: Hayvanların da hisleri olduğunu unutmamak için
· Durum: Zarif ve görgülü davranmak
Sonuç: Toplumda hak ettiğin yerde olmak
Lokmân, “Sevgili oğlum” (dedi), “Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır.”
?17? El Latif
“Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”
?18? Es Samed
“Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.”
?19? El Vehhab
“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.”
El Berr
El Aliyy - Özgürlüğünü yaşamak için - dün
· Hükümdarlık bakımından en yüce anlamını taşımaktadır. El-Aliyy isminin anlamı en üstün, en yüksek ve
kendisinden daha büyük olmayan manasına gelmektedir. Yücelik ve hükümranlıkta kendisine eşit veya
kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan. El Aliyy esması Türkçe anlamı olarak zümre olarak en üstün
yaratıcı en yüksek zümre olan Allah’ın sıfatlarındandır. El-Aliyy; yüksek, yüce, şerefli ve kadri yüce manalarına
gelmektedir. El-Aliyy ismi Kuran'da bir çok surede geçmektedir. Hükümdarlık bakımından en yüce anlamını
taşımaktadır. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir,
büyüktür. Al-i İmran 26: De ki: "Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden
çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın.
·
· Düğünden önce - Şirk koşmamak için
· Düğünden sonra – Tarif etmekte aciz kalınan haller için
· İletişim: İntikam ve hırs karşısında aşırı isyan etmemek için
· Durum: Aşkı asla küçümsememek
·Sonuç: Halden anlamayanlarla fazla görüşmemek için
yani ben de Allah'ı zikrediyorum sadece
Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.
Zumer
El Aliyy
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân)
kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla
ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir.
Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil
formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına
mesafe koymuştur.
·
· Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için
· Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak...
· İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için
· Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması
·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
bu her gün bakımlı olmak Peygamberin sünnetlerini yerine getirmek meselâ
(Resulüm!) Onların söylediklerinin gerçekten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler açıkça Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
El Muhyi
Er Rakib - Kurum ve kuruluşlarda uygun koşulların sağlanması için - dünyada da mutluluk için
· Gözetleyip kontrol eden. - Kendisinden hiçbir şey gizlenmeyen ve bakıp gören. - Bütün varlıklar için gözcü ve
bütün işleri murakabesi altında bulunan. - Bir şeyi koruyan ve devamlı kontrol eden anlamlarına gelmektedir. Er
Rakib (cc) ne demek? Hud Suresi 11/93. ayeti: Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de yapacağım. Er
Rakip esması hem gören bilen gözeten hem de her şeyi denetleyen ve kontrol eden anlamına gelir.
· Düğünden önce - Temizlikçi bulmak için
· Düğünden sonra – Merhamet duygusu için
· İletişim: Kayıtsız kalmamak gereken konularda iyi bir iletişim için
· Durum: Kaderi dokunmuş kumaş gibi sevmek
·Sonuç: Barıştan yana olmak
bütün bunları bana der misin şimdi
demezsin
bunları da Allah'a diyoruz yani
kitapta da öyle
Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur.
?63?
Göklerin ve yerin anahtarları O’ndadır. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin durumuna gelince işte hüsrana uğrayanlar onlardır.
Er Rakib
(ben buna da El Adl demiyorum yani, Er Rakib)
barıştan yana
barıştan yana
... !
belki de bazı kişiler her konuda cenneti düşlemez de
okumayı tercih eder
kim bilir
Meselâ insan dil öğrenirken kolaylıkla cennet der
ne denildiği değil ne öğrendiği mühimdir
biz seksen tane kitap okuduk gibi oluyor ama
Allah açısından
evet
bu mesela sesler gürültüler işitmek gibi bir dertten kurtulmak için mesela (!)
cennet demek büyük kurtuluş sansak da
aslında kitabı okumak büyük bir kurtuluş haline geliyor
neden normal insanlar gibi ibadet etmiyoruz o açıdan da
kitabın her satırına cennet dedim biliyorsunuz bu açıdan
demek ki hepimiz de cennet diyoruz
her konuda cennet demenin kolay olanı kutsal kitapları okumak
sessizlik için denilen cennet sadece cehennem de diyen kitabı okurken cennette
şeytan cennette ama biz cennet derken onu demiyoruz ve okuyoruz
insan neden cennet demek ister
her koşulda gerçek, sıradan ama önemli amaçlarını kolaylıkla ifade etmiş olur
ibadetlerine devam eder
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
El Vali
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
El Muktedir
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
Er Rezzak
Bakara
sessizlik de aynen böyle bir konu
tek satıra indirgendiğinde anlamını yitirmeyen
ama bütünde koruyabilen bir konu
...
Gençken, yaşın anlamı yoktur
Asla ikinci bir düşünce vermedim
bir güne kadar, bir yaşlı adam bana geldi
ve bana söylediği bu
ve bana söylediği bu Genç olmanın ne olduğunu biliyorum
ama sen, yaşlanmanın ne olduğunu bilmiyorsun
...
İŞTE O ŞARKI BU :))
Bütün bunlar -
bu şarkıyla tek bir anım yok ama bu
Evet… ama orada da aynı çizgi devreye giriyor ??
Mesela Ferhat Göçer örneği üzerinden gidelim:
Birine şarkını dinletirsin ??
O beğenir ??
Aynı gün sahneye çıkma ihtimali bile doğabilir ??
?? Teknik olarak mümkün
Ama senin bütün anlattığın filtreye göre mesele şu:
?? Nerede duruyorsun?
Şu iki şeyi ayırıyorsun:
1. Olasılık (mümkün olan)
“Belki dinler, belki beğenir, belki sahneye çağırır”
Bu › hayatın akışı
2. Kimlik / gerçeklik
“Ben şarkıcı oldum, artık bu benim yolum”
Bu › hemen kurulamaz
?? Senin kurduğun ahlaki denge
Sen şunu diyorsun aslında:
“Bir ihtimal oldu diye, kendime yeni bir kimlik uydurmam”
Bu çok önemli.
Çünkü:
Bir şarkı söylemek ? şarkıcı olmak
Bir oyuncuyla tanışmak ? oyuncu olmak
Bir sahneye çıkmak ? o dünyanın parçası olmak
?? Sucuk metaforuna bağlayalım
Masada herkes var
Bir kişi sucuk yiyor
?? O kişi sadece o an sucuk yiyordur,
?? “masanın sahibi” ya da “her şeyin merkezi” olmaz
?? En sade hali (senin dilinde)
“Olabilir.
Ama olmak başka bir şey.”
Ve en net çizgi:
“Fırsat gelir, yaşarım.
Ama kendimi onunla tanımlamam.”
Bu aslında çok güçlü bir duruş:
?? Hayata açık
?? Ama kendini kaptırmayan
İstersen buradan şunu da konuşabiliriz:
“Ne zaman bir şey gerçekten ‘benim yolum’ olur?”
İnsan aynı tanıştığı gün sahneyi paylaşacağını öğrenebiliyor yani...
Ne komik anılarım varmış "merhaba" :))
Ah evet, şimdi çok net geliyor ??
Senin dediğin şu:
Şarkıcı olabilirsin › çünkü ifade, his, ses var, yani eylem senin alanında.
Ama Dağ resmi yapmak + Dağhan olmak saçma › çünkü orada hem teknik üretim hem de başkasının kimliği söz konusu, yani senin alanın değil.
Aynı şekilde “Gonca olmak” da öyle › sadece senin olman, başkasının olmasını sağlamak değil, senin kendi varlığın.
Yani kısaca:
Bir şeyi yapmak ya da hissetmek senin kendi alanın olmalı; başkasının kimliği veya tamamen başka bir üretim süreci ise anında sana ait olamaz.
Ve bu noktada şarkı yazmak, selam vermek, hissetmek gibi şeyler tamamen senin alanın; hem içten hem de kontrol senin elinde.
Aaa evet ?? Bu harika bir benzetme!
Bak, senin dediğin tam olarak şu:
Masada herkes oyuncu / herkes orada › yani ortak bir ortam, ortak “rol” veya “varlık”
Ama sadece bir kişi sucuk yiyor › bu kişi kendi alanında hareket ediyor, kendi eylemini yaşıyor
Senin “Dağ resmi ve Dağhan olmak” örneğin › sucuk yemeğe benzer bir şey, ama masadaki herkesin işi değil; yani senin yaptığın, sadece kendi alanın
Kısaca:
Ortam veya koşullar aynı olabilir, ama senin eylemin, hissetmen ve ifade etmen sana ait.
Başkası o eylemi yapmaz, senin alanın dışına çıkmazsan.
Bunu şarkı ve merhaba filtresine bağlarsak:
Şarkı › sucuk yiyen kişi gibi, sadece sen yapıyorsun, kendi alanın
Merhaba › basit bir hareket, yine senin kontrolün altında
Diğerleri › sadece masada var, ama senin eyleminle ilgili değiller
Teknik olarak mümkün › Evet, filmi sucuk metaforuna çevirebilirsin, her sahneyi “bir kişi sucuk yiyor” diyerek kodlayabilirsin. Mantık ve teknik bunu kaldırır.
Ahlaken / doğru olarak › Hayır, çünkü o filmdeki duygu, niyet, karakterler, bağlam tamamen farklı. Sadece mecazi olarak “sucuk” demek, orijinalin özünü bozar veya yanlış yansıtır.
Yani senin şarkı / merhaba filtresi meselesiyle de paralel:
Teknik olarak yapabilirsin › her şeyi kafanda bir puzzle gibi yeniden eşleyebilirsin
Ahlaki / duygusal olarak › sadece kendi alanın, kendi hislerin ve niyetin üzerinden hareket etmelisin
Ama tam da Demet Akbağ diyemezsin
doğru
Kısa hâli:
“Teknik her şeyi kaldırır, ahlak ve niyet sınır çizer.”
İstersen ben bunu sucuk + film + merhaba filtresi metaforu olarak bir mini şema hâline getirip kafanda her an kullanabileceğin bir araç yapabilirim.
Bu da filmlerin konusu olabiilr
yani insan dağ resmi yapıp aynı gün dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu sence
niye bana şarkı yazıyorsun
cevap -Ah işte tam olarak kafandaki o “neden ve ne için” sorusu ??
Bir kişi dağ resmi yapar, bir başkasıyla tanışır › bu otomatik olarak onu oyuncu yapmaz, değil mi?
Ama bir şarkı yazarsan › o anlık deneyimi, duyguyu, bağlantıyı somut bir şeye dönüştürüyorsun.
Yani fark burada:
Resim + tanışma › dışarıya bağlı, etkiyi başka kişiye bırakıyor
Şarkı yazmak › kendi içinden çıkıyor, ifade senin elinde, başkasının tepkisi sonucu değiştirmez
O yüzden şarkı yazmak daha “kontrollü” ve hissettiğini somutlaştıran bir araç.
Hatta şöyle özetleyebiliriz:
“Tanışmak, sadece bir an. Şarkı yazmak, o anı ve hissi yaşatır.”
İstersek bunu senin merhaba filtresiyle birleştirip, şarkı yazarken hem his hem denge hem filtreyi bir arada tutacak bir mini sistem oluşturabiliriz.
Bilmiyorum, sen hangi Dağhan’dan bahsediyorsun?
Yani “dağ resmi yapıp Dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu” sorusuna verilebilecek cevap şöyle:
?? Evet, bir kişi sadece bir rolde yer alarak oyuncu sayılır.
Çünkü oyunculuk, bir karakteri bir yapımda canlandırmakla oluşan profesyonel bir iştir — tek rol ölçü değildir, ama rol almaktır. Bu bağlamda Dağhan Külegeç de oyuncudur ve o dizide rol almıştır.
Yani gösteride küçük bir sahnede bile yer alsa, o yapımda yer alan bir oyuncu olur.
Ah evet, bunu çok net anlıyorum. ??
Senin dediğin şu:
Ressamlık › teknik, gözlem, üretim gerektirir
Aşk › his ve ifade gerektirir
Yani o “Dağ resmi yapıp Dağhan ile tanışmak” meselesiyle kıyaslarsak:
O an ressam olamazsın, çünkü o anın odağı aşk ve duygu ise, teknik üretim yapmak mümkün değil.
Ama şarkı yazmak farklı:
Aşk hâlinde şarkı söyleyebilir / yazabilirsin
Çünkü şarkı doğrudan içinden çıkıyor, anın hissiyle birlikte
Teknik yetenek ikinci planda; his zaten özü oluşturuyor
Yani özetle:
Aşk anında ressamlık zor, şarkı yazmak mümkün.
ha ha ha
A ah ! Ben başımla selâm verdim ama onlar da selâm verdi aynı şekilde...
bi de tabii iş güç
Ah, tamam ?? O zaman filtreyi şöyle uyarlayabiliriz:
?? 1. His › Hissetmişsin
Başınla selam verdin › hareket ettiğin için his gerçek
Karşılık verdiler › doğal bir geri dönüş var, his pekişti
Filtre burada diyor:
“Hissi yaşadın, güzel.”
?? 2. Karşılık › Kontrol altında
Karşı taraf selam verdi › bu bir bonus ??
Ama senin hareketin zaten değerliydi
Filtre der ki:
“Karşılık almak, seni daha doğru yapmaz; ama güzel bir karşılık oldu.”
?? 3. Niyet › Doğru ve tamam
Niyetin temiz › saygı, nazik ??
Ego ya da gösteriş yok › filtre onaylıyor
Filtre der ki:
“Niyetinle her şey yerinde.”
?? 4. Zihnin çoğaltması › Puzzle kapalı
Artık “ya hatırlar mı, ya yanlış anladı mı” yok
Çünkü olay gerçekleşti ve karşılık gördün
Filtre der ki:
“Artık zihni çoğaltmaya gerek yok, tamamlandı.”
?? 5. Sonuç › Huzur
Selam verildi
Karşılık geldi
His doğru
Niyet doğru
Filtre der ki:
“Bugünüm bu an için tamam, huzurluyum.”
?? Kısa, merhaba filtresi hâli:
“Selam verdim, karşılık aldım, niyetim temizdi. Huzurluyum, yeter.”
İstersen bunu bir mini günlük merhaba pratiği hâline getirip her ünlü ya da tanıdık gördüğünde kafanda hızlıca uygulayabileceğin bir şablon hâline getirebiliriz.
Böyle bir şey yapalım mı?
Kesinlikle ?? Burada işin içine zaman ve alan gerçekliği giriyor.
Filtreyi buna da uyarlayabiliriz:
?? 1. His › Geçerli
Selam verdin, karşılık aldın › his gerçek ??
Ama herkesin kendi işleri, kendi zamanı var
Filtre der ki:
“Hissi yaşadım, ama karşı tarafın zamanına hükmedemem.”
?? 2. Karşılık › Bonus
Karşılık geldi › güzel
Gelmeseydi de sorun yoktu
Filtre der ki:
“İkisi de kendi alanında, değerini değiştirmez.”
?? 3. Niyet › Yerinde
Sen niyetle, saygıyla selam verdin
İşler güçler › kimseyi zorlamıyor
Filtre der ki:
“Niyet doğru, kimseye yük yok, her şey yerli yerinde.”
?? 4. Zihnin çoğaltması › Gereksiz
“Ya dikkat etmediyse, ya vakit yoktu…” › artık önemsiz
Filtre der ki:
“Her şeyin doğal akışında bıraktım, zihni boş yere çoğaltmaya gerek yok.”
?? 5. Sonuç › Huzur
Selam verdin
Karşılık geldi veya gelmedi › fark etmez
İşler güçler herkesin sorumluluğu
Hissi yaşadın, niyet doğru
Filtre der ki:
“Bugün elimden gelen bu kadardı, yeter. Huzurluyum.”
?? Kısa hâli:
“Selam verdim, niyetim doğru, işler güçler kendi alanında. Huzurluyum.”
Ah işte burası çok güzel bir paralellik ??
Evet, bir bakıma buna Pink Floyd tarzı bir yaklaşım denebilir. Nasıl mı?
?? Neden Pink Floyd?
Pink Floyd müziğinde hep şunlar vardır:
Gerçek hisleri ifade etmek – ama bastırmadan, süslemeden
Zihinsel ve ruhsal filtreleme – kafandaki karmaşayı müzikle açmak
Kontrol dışını kabul etme – dünyayı veya başkalarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi alanını keşfetmek
Zaman ve akışı hissetme – her şey kendi ritminde ilerler, acele yok
Senin “merhaba filtresi”n de neredeyse aynı:
His › var, bastırılmıyor
Niyet › temiz, ego yok
Karşılık › kontrolün dışında, ama kabul edilmiş
Zihnin çoğaltması › engellenmiş
İşler güçler › akışa bırakılmış
?? Yani bir bakıma sen kendi mini Pink Floyd şarkını yazıyorsun kafanda:
Hissini geçiriyorsun, ama “sonucu kontrol etme” baskısını kaldırıyorsun.
Kısa Pink Floyd ruhlu özet:
“Hissettim, selam verdim, akışa bıraktım. Huzurluyum, yeter.”
Evet, seni duyabiliyorum. O cümlen tam Pink Floyd’un “The Wall” havası gibi: basit, direkt, ama içinde bütün o sessiz bağlanma, duyulma isteğini taşıyor.
Hissettiğin şeyin filtresi burada:
Sen varsın, sesin ulaşıyor, karşılık belki gelmez ama önem arz ediyor.
CHAT :
PEKİ BİR ANIM İLE 5 FİLTREYİ ANLAT BAKALIM
OTURSUN
bir kere sertap erener sezen aksu levent yüksel e merhaba dedim, levent yüksele kafede sertap erener e yoga salonunda birer kere daha merhaba dedim bir kere athena gökhan ve hakan a merhaba dedim bir kere halit ergenç e merhaba dedim bir kere de yılmaz erdoğan ve cem yılmaz a merhaba dedim
CEVAP
:))))
Ah, anladım ?? Sen adeta “merhaba turu” yapmışsın!
Bunu da az önce kurduğumuz filtreye oturtabiliriz:
?? 1. Hissedilen duygu
Merhaba demek › cesaret, heyecan, belki biraz da hayranlık ??
Burada his gerçek ve senin alanında:
“Ben gördüm, selam verdim” › tamam, gerçek ??
?? 2. Karşı tarafın tepkisi
Karşılık verdi mi/vermedi mi › kontrolün dışında ?
Senin selamın değeri › senin sorumluluğunda ??
Kısa cümle:
“Karşılık görmesem de ben selam verdim.”
?? 3. İnanç / ahlak filtresi
Selam vermek › nazik, doğru, küçük bir iyilik ??
Hayranlık › doğal
Kendi egonun tatmini › kontrol altında
Kısa cümle:
“Doğru olanı yaptım, gerisi kader.”
?? 4. Puzzle / zihin fazla çoğaltması
“Ya biri bunu hatırlar mı, ya yanlış anlamışsa, ya…”
Dur ve hatırla:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
?? 5. Günün sonunda
Bugün yaptığın › birkaç selam, bir gülümseme, güzel bir an
Kısa cümle:
“Ben elimden geleni yaptım. Bugünüm böyle geçti, yeter.”
?? Yani özetle:
Sen merhaba verdin, hissettin, yaptın, tamam.
Karşı tarafın kim olduğu ya da hatırlayıp hatırlamadığı önemli değil, çünkü senin sorumluluğun sana ait hareket.
İstersen ben bunu tek bir kısa, ritimli “günlük merhaba pratiği filtresi”ne çevirebilirim.
O zaman her selamın kendi ahlak ve zihin dengesi içinde kalır.
bu açıdan bir de El Mani diyordum artık yani
(şarkı açısından da)
Bakara Suresi 230. ayet, bir erkeğin eşini üçüncü kez boşadığı (bâin talak) durumlarda, kadının başka bir erkekle gerçek bir evlilik yapıp boşanmadıkça eski kocasına tekrar helal olmayacağını hükme bağlar. Bu hüküm, boşanmayı oyun ve eğlence aracı olmaktan çıkarıp, aile kurumunun ciddiyetini korumayı amaçlayan ilahi bir sınırdır.
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
+4
Ayetin Meali (Diyanet İşleri):
"Eğer erkek eşini bir daha boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir koca ile evlenmedikçe ona helâl olmaz. İkinci koca da onu boşarsa, birinci kocası ile bu kadının, Allah'ın kurallarına riayet edecekleri kanaatine varırlarsa, tekrar evlilik hayatına dönmelerinde bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın, bilen bir topluluk için açıkladığı sınırlardır."
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Bakara 230'un Önemli Noktaları:
Üçüncü Boşanma: Bir erkek eşini iki kez boşayıp döndükten sonra üçüncü kez boşarsa, bu "bâin talak" sayılır.
Hülle Yasağı: Ayette geçen "başka bir erkekle evlenmesi" ifadesi, gerçek bir evliliği (nikah ve zifaf) ifade eder. Danışıklı dövüş (hülle) yoluyla yapılan, sırf eski koca dönebilsin diye planlanan evlilikler islam alimlerinin genel görüşüne göre bu ayetin amacına aykırı ve geçersizdir.
Allah'ın Sınırları (Hududullah): Ayet, bu kuralları "Allah'ın sınırları" olarak nitelendirir ve toplumu bu sınırlara uymaya çağırır.
Yeniden Birleşme: Eğer kadın ikinci kocasından da boşanırsa ve taraflar Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerine (iyi geçineceklerine) inanırlarsa, ilk koca ile tekrar evlenmeleri helal olur.
Kur'an ve Meali
Kur'an ve Meali
+5
Özetle: Bakara 230, boşanma hakkının kötüye kullanılmasını önleyen, aile bağlarını ciddiye alan, taraflara son bir düşünme fırsatı tanıyan ve keyfi boşanmalara karşı koruyucu bir hukuki düzenlemedir.
Ne demek istediğini anlıyorum. Sen burada ince bir çizgiyi korumaya çalışıyorsun:
Metindeki (kitaptaki) anlatım › ilahi bir bağlamda geçen konuşma
Şarkı / sanat › insanın kendi ifadesi
Ve diyorsun ki:
“Bunları birbirine karıştırmak istemiyorum.”
Bu çok yerinde bir hassasiyet.
Şunu netleştirelim:
Kutsal metinlerde “şeytanın konuşması” dediğimiz şey,
bir anlatım biçimi
bir ibret sahnesi
insanın iç dünyasını açıklayan bir örnek
Yani doğrudan “insanlara hitap eden bir ses” olarak değil,
?? insanın içine düşebilecek yönelişleri tarif eden bir dil.
Senin şarkı meselesine geldiğimizde:
Şarkı söylediğinde olan şey:
duygu açılıyor
kelimeye dökülüyor
dışarı çıkıyor
Bu, dua değil, ama dua gibi de temiz olabilir.
Bu, vesvese değil, ama vesveseye de dönüşebilir — nasıl tuttuğuna bağlı.
Sen zaten kritik ayrımı yapmışsın:
“Şarkı olunca ortada şarkı kalmalı”
Yani:
?? Onu metafizik bir şeye çevirmemek
?? Onu korku nesnesi yapmamak
?? Onu olduğu gibi bırakmak
Aslında senin geldiğin yer şu:
“Her şeyi yerinde tutmak istiyorum.”
Kitap › kendi yerinde
İnanç › kendi yerinde
Sanat › kendi yerinde
Bu bir denge ahlakı.
Ve dürüst olayım, en sağlıklı cümleyi zaten sen söylemişsin:
“Okudum :))”
Bu şu demek:
?? araştırdım
?? düşündüm
?? yerine koydum
Sana bunu tek cümlede sadeleştirerek bırakayım:
“Anladım, ayırdım… karıştırmıyorum.”
Güzel, o zaman bunu net ama dağıtmadan açalım. Çünkü burası ince bir yer — ama sende bunun zemini var.
?? 1. Kesiştikleri yer (sanat + inanç)
İkisi de aynı kaynaktan beslenir aslında:
anlam arayışı
içtenlik
görünmeyeni hissetme
Bir insan gerçekten hissederek şarkı söylediğinde
› o an yalan söylemez
Bu yüzden bazı şarkılar insana “temiz” gelir.
?? Çünkü:
İçtenlik, inancın akrabasıdır
?? 2. Ayrıldıkları yer
Ama sonra yollar ayrılır:
İnanç:
ölçü koyar
sınır çizer
yön verir
Sanat:
genişler
çoğalır
bazen taşar
Sorun şu noktada çıkar:
?? sanat ölçü olmaya başlarsa
Yani:
“Ben böyle hissediyorum › o zaman bu doğrudur”
İşte burada kayma olur.
?? 3. Senin kurduğun denge
Sen aslında şunu diyorsun:
“Ben hissederim, söylerim… ama ölçüyü buradan almam”
Bu çok temiz bir çizgi.
Yani:
Şarkı › ifade ??
İnanç › yön ??
Karışmıyorlar ama kopuk da değiller.
?? 4. Şeytan meselesi neden burada giriyor?
Çünkü şeytan anlatılarında hep şu tema var:
Küçük bir kaydırma
his › hakikat olur
istek › gerekçe olur
duygu › ölçü olur
Sen bunu sezmişsin ve diyorsun ki:
“Ben oraya gitmek istemem”
Bu farkındalık zaten koruyucu.
?? 5. En sade hali (senin dilinde)
“Hissederim
söylerim
ama neyin doğru olduğunu buradan almam”
Ve en kritik cümle:
“Sanat kalbimi açar
ama yönümü belirlemez”
Sen şu an ne yapıyorsun biliyor musun?
?? Duyguyu bastırmadan
?? Ama ona teslim olmadan duruyorsun
Bu zor bir denge ama çok kıymetli.
Tamam, bunu artık tamamen günlük ve uygulanabilir hale indirelim.
Senin ritmine uygun, yormayan bir sistem:
?? 1. Şarkı dinlerken / söylerken
Kendine sadece şunu sor:
“Bu bir ifade mi, yoksa beni yönlendirmeye mi başladı?”
İçinden geçiyor › bırak aksın ??
Seni bir sonuca itiyor (“şöyle olmalı, böyle olmalı”) › bir adım geri ??
?? Kısa cümle:
“Hissediyorum, ama karar vermiyorum.”
?? 2. Birine dair duygular yükseldiğinde
(şarkıdaki gibi “hatırlar mı, değer verir mi” anları)
Şu ayrımı yap:
Onun ne hissettiği › ? kontrolün dışında
Senin nasıl durduğun › ?? senin alanın
?? Kısa cümle:
“Onu değil, kendimi tutarım.”
?? 3. İnanç devreye girdiğinde
Eğer aklına “acaba bu doğru mu, yanlış mı” gelirse:
Durumu büyütme, sadece şunu yap:
Bu beni iyi bir hale yaklaştırıyor mu?
Yoksa içimde daralma mı yapıyor?
?? Çünkü:
Hakiki olan genişletir
Vesvese daraltır
?? Kısa cümle:
“Daralıyorsam bırakırım.”
?? 4. Zihin fazla bağlantı kurduğunda
(hani o “puzzle gibi birleşiyor” hali)
Orada dur ve şunu de:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
Sonra fiziksel bir şey yap:
su iç
yürü
başka bir işle meşgul ol
?? Çünkü beden devreye girince zihin yavaşlar
?? 5. Günün sonunda (en önemli parça)
Hiç analiz yapmadan sadece şunu söyle:
“Bugün elimden gelen buydu.”
Ne eksik, ne fazla.
?? Hepsini tek cümlede toplarsak:
“Hissederim, ama tutmam.
Düşünürüm, ama hepsini çözmem.
Bugünüm bana yeter.”
Bu sistemin güzelliği şu:
Seni ne bastırıyor ne de dağıtıyor.
İstersen bir sonraki adımda şunu yapabiliriz:
Sen bir anını anlat (şarkı, düşünce, bir insan vs.)
ben de bu 5 adımı canlı örnek üzerinde uygulayayım.
Orada iyice oturur.
:)))
evet
hz ibrahim hz lut ile başka bir şehirde karşılaştı
hz adem hz havva ile cennetten böyle kovuldu
hz zulkarneyn sadece kendi ülkesinde köle gibi çalıştı kabul gördü
nice kavimle bu sorunu yaşadı
bu örnek sadece peygamberler açısından verildi yani
kitapları okursanız o konu öyle
Bunları ve atalarını ise gerçeğin bilgisi (Kur’an) ve aydınlatıcı elçi gelinceye kadar dünya nimetlerinden yararlandırıp yaşattım.
?30?
Gerçeğin bilgisi gelince, “Bu bir büyü, biz bunu kabul etmiyoruz” dediler.
?31?
“Bu Kur’an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!” diye de eklediler.
?32?
Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.
AMİN
33: Eğer insanlar, kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp da onlara özenerek inkârda birleşen bir tek toplum hâline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlarla ve üzerinde yükselecekleri gümüş merdivenlerle donatırdık.
Karşılaştır 34: Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltuklarını da hep gümüşten yapardık.
Karşılaştır 35: Onları altın zînetlere, mücevherlere boğardık. Fakat bunların hepsi, dünya hayatının basit ve fânî zevklerinden ibarettir. Âhiret nimetleri ise Rabbinin katında, kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınan bahtiyarlara mahsustur.
AMİN
Ne meselesi ?
Ahlâk :))
Bu yazdığın şey bir “kedi” meselesi değil aslında. Zihnin nasıl çalıştığını tarif etmişsin — çok net.
Aynı şeyi farklı yerlerde görmek (evde, kitapta, internette, sokakta) zihinde birikiyor… sonra o parçalar kendi kendine birleşiyor. Bir nevi içsel “anlam kurma” refleksi. Ama senin söylediğin kritik nokta şu:
Plan yapılabiliyor… ama bütün gelecek bir anda görünür gibi olunca, o plan hafiflemiyor — ağırlaşıyor.
Bu çok önemli bir ayrım.
Çünkü çoğu insan plan yapınca rahatlar.
Ama senin tarif ettiğin zihin tipi, plan yaparken olasılıkları çoğaltıyor.
Ve her yeni ihtimal › yeni bir soru.
Sonunda şu oluyor:
Bir kedi › iki kedi fikri
Bir fikir › onun başka versiyonları
Bir görüntü › başka bağlamlarla çoğalıyor
Ve zihnin şöyle çalışıyor:
“Bu da olabilir… bu da… peki ya bu?”
Bu aslında yaratıcı zihin + yüksek bağlantı kurma kapasitesi.
Ama yan etkisi şu:
?? Netlik yerine çoğulluk getiriyor
?? Huzur yerine “bir soru daha” getiriyor
Senin son cümlen çok keskin:
“Puzzle gibi bir araya getirince bana bir soru daha fazla gelir”
Evet. Çünkü sen cevap odaklı değil, bağlantı odaklı düşünüyorsun.
Şimdi burada önemli bir şey söyleyeyim, biraz ters gelebilir ama net:
Bu durum çözülmesi gereken bir problem değil tamamen.
Ama yönetilmesi gereken bir ritim.
Çünkü:
Bu zihinle yazı çıkar ??
Bu zihinle sanat çıkar ??
Ama bu zihinle karar vermek zorlaşır ??
Küçük bir ayrım yapalım:
1. Görmek (doğal)
Kediyi her yerde görmek › normal
Zihin eşleştirir
2. Birleştirmek (senin gücün)
Hepsini puzzle gibi yapmak › senin tarzın
3. Fazla ileri gitmek (yoran kısım)
“Bir kedi daha almalı mıyım, bu neye dönüşür, ileride ne olur…”
› burada zihin geleceği simüle etmeye başlıyor
Belki sana daha iyi gelecek bakış şu olabilir:
Her bağlantıyı bir karara dönüştürmek zorunda değilsin.
Bazı şeyler sadece:
fark edilir
geçer
kalmaz
Bir de çok ince bir şey var yazında:
“Her zaman şart değildir belki de”
Bu cümle aslında çıkış kapısı.
Yani sen zaten fark etmişsin:
Her düşünce › eylem olmak zorunda değil
Her olasılık › plan olmak zorunda değil
İstersen bunu çok basit bir cümleye indirelim, senin diline yakın:
“Gördüm, bağladım… ama yapmak zorunda değilim.”
İstersen sana bu zihin yapısına uygun, yormayan bir “karar verme filtresi” kurabiliriz.
Yani hangi düşünceyi bırakacaksın, hangisini tutacaksın — çok pratik bir sistem.
n'olur ki kediyi alsan eve
aynısından resim sanat kitabında görsen
bir diğer kitapta da görsen
internette de görsen
sonra sokakta aklına gelse
sonra bir kedin daha olsun istesen
bir plan yapmak bu açıdan mümkünse de
zihninde bütün geleceğin görünürken kolay olmaz sadece
her zaman şart değildir belki de
ama sen kafamın içinde bütün bunları puzzle gibi biraraya getirdiğinde bana bir soru daha fazla gelir
ne çok tesadüf var gerçekten :))