günahtır batıldır faydalıdır mantıklıdır fazlası zarar azı karar beyaz denizlerde yaşamın her anında çağrışımı hastalıktan sabahları kayalardan resimden havadan
Edimsel koşullanma, gönüllü davranışların sonuçları (ödül veya ceza) aracılığıyla şekillendiği, davranışın sıklığının pekiştirme ile arttığı veya ceza ile azaldığı bir öğrenme sürecidir. B.F. Skinner tarafından geliştirilen bu teoriye göre, organizma davranış ile sonuç arasında bağlantı kurar. Temel amacı pekiştirme yoluyla davranışı güçlendirmektir.
Evrim Ağacı +2 Edimsel Koşullanmanın Temel Özellikleri ve Kavramları Davranış Önceliklidir: Organizma aktiftir ve davranışı bilinçli/gönüllü olarak gerçekleştirir. Pekiştirme (Ödül): Davranışın tekrar edilme olasılığını artırır (örn. ödev yapana çikolata vermek). Ceza: Davranışın tekrar edilme olasılığını azaltır (örn. yaramazlık yapan çocuğa kızmak). Olumlu Pekiştirme: Hoşa giden bir uyarıcının ortama eklenmesi (teşekkür etmek). Olumsuz Pekiştirme: Hoşa gitmeyen bir uyarıcının ortamdan çıkarılması (emniyet kemeri takmayınca çalan sesin susması).
Google +3 Edimsel Koşullanma Örnekleri Eğitim: Öğretmenin yüksek not alan öğrenciye aferin demesi. İş Hayatı: Verimli çalışan personele prim verilmesi. Hayvan Eğitimi: Köpeğin pati verdiğinde mama ile ödüllendirilmesi. Günlük Yaşam: Çocuğun odasını topladığında oyun oynamasına izin verilmesi.
Evrim Ağacı +1 Edimsel Koşullanmanın Eş Anlamlıları ve Diğer Adları Araçsal koşullanma. Edimsel şartlanma. Skinnerian (Skinner tarzı) koşullanma.
Wikipedia +1 Bu süreç, organizmanın çevresel uyaranlara verdiği tepkilerin sonuçlarına göre şekillenmesine odaklanır.
Britannica
Çağdaş Sanatı Anlamak kitap Maledetto Modigliani film
Toplumsal cinsiyet cinsel kimliğin geniş kültürel tanımıdır ve günümüzün merkezi meselelerinden biridir. Bir kişinin cinsiyeti fiziksel ve biyolojik olarak belirli niteliklerle belirlense de toplumsal cinsiyet toplumsal rol, beklenti ve temel değerlerle ilişkilendirilir. Edimsel olduğu yani kişisel, toplumsal ve mesleki rollerimizle gerçekleşmediği Batı toplumunda kendini tanıma ve deneyim karmaşası eserlere de yansımıştır. Bireyin olduğu gibi algılanmaması bunun en büyük nedenlerinden biridir ama sanatı da tanımlar hale gelmiştir. Toplumsal eşitsizlik hegemonyasına karşı bir duruştur. düşünce kalıpları sorgulanır. Sanatın da alanıdır.
+3 "Rabbini zikreden ile zikretmeyenin durumu diri ile ölünün durumu gibidir", hadis-i şerifinde Allah'ı anan (zakir) kalp ile O'ndan gafil olan kalbin durumu; hayat ile ölüm, nur ile karanlık arasındaki farka benzetilmiştir. Zikir, ruhun diriliği, huzuru ve manevi hayatıdır; zikirsizlik ise manevi ölüm ve karanlıktır. Bu hadis-i şerif, Buhârî (Deavât, 66) başta olmak üzere muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır. Hadisin Anlamı ve İçeriği: Diri (Zikreden): Kalbi Allah'ın nuruyla aydınlanmış, huzur ve sekine bulan, ilim ve imanla yaşayan kimsedir. Ölü (Zikretmeyen): Fiziksel olarak canlı olsa da kalbi gaflet içinde olan, Allah'ı unutan, manevi hayattan mahrum kimsedir. Zikrin Önemi: Zikir sadece dille değil, gönülden Allah'ı anmak, O'nu tefekkür etmek ve emirlerine uymaktır. Kalpler ancak zikirle huzur bulur. Hadisle İlgili Temel Mesajlar: Allah'ı zikreden, rahatlık ve bollukta olduğu gibi, sıkıntı ve musibet anlarında da Allah'a sığınır. Zikir, hayatın her anına (ayakta, otururken, yatarken) yayılması gereken bir eylemdir. Allah'ı anmak, kişinin manevi hayatının sürmesini ve gafletten kurtulmasını sağlar. Hadis, inananları Allah'ı çokça anmaya ve kalplerini diri tutmaya teşvik eder.
Bu hadis, Kur'an-ı Kerim'in İslam inancındaki merkezi ve sarsılmaz yerini en güzel özetleyen metinlerden biridir. Bu hadiste Kur'an-ı Kerim'in nitelikleri ve onunla kurulan ilişkinin sonuçları eşsiz bir belagatle anlatılır:
"Her kim doğru yolu Allah'ın kitabından başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür." Burada hakikatin ve mutlak doğrunun (hidayetin) tek kaynağının Kur'an olduğu vurgulanır. İnsan aklı, felsefi akımlar veya farklı ideolojiler tek başlarına hakikati bulmaya yetmez. Hidayeti bu ilahi kaynağın dışında aramak, pusulasız bir şekilde okyanusa açılmak gibidir ve sonu kaçınılmaz olarak savrulmaktır.
"O, Allah'ın sağlam ipidir (Hablullahil-Metîn)" "İp" metaforu çok derindir. Bir kuyuya düşen veya uçurumun kenarında olan birini kurtarmak için yukarıdan sarkıtılan sağlam bir halattır Kur'an. İnsanlık cehalet ve karanlık çukurundayken, Allah bu kitabı sarkıtarak insanları aydınlığa çekmek istemiştir. Kopması veya koparması imkânsız olan tek bağ budur.
"O, hikmet dolu sözleridir (Zikr-i Hakîm)." Kur'an'daki hiçbir hüküm, kıssa veya emir boşuna değildir. Her bir kelimesinde bireysel, toplumsal, psikolojik ve sosyolojik hikmetler barındırır. İnsanın hem aklına hem de kalbine aynı anda hitap eden eşsiz bir zikirdir.
"O, dosdoğru yoldur (Sırât-ı Müstakîm)." Eğrisi büğrüsü olmayan, insanı en kısa ve en güvenli şekilde Allah'ın rızasına ve cennete ulaştıran ana caddedir.
"Ona dayanarak konuşan tasdik olunur... Onunla amel eden sevap kazanır... Onunla hükmeden adaletli davranmış olur..." Burada Kur'an'ın hayata nasıl dokunması gerektiği anlatılır. Sadece okunacak bir metin değil; konuşmaların referansı, eylemlerin kılavuzu ve toplumsal düzenin (adaletin) terazisidir. Sözünü Kur'an'a dayandıran asla yalanlanamaz çünkü kaynağı ilahidir. Onu yaşantı haline getiren ebedi mükafatı alır.
"Sağlam İp" : Âl-i İmrân Suresi 103. ayette açıkça "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin." buyrulur. Hadisteki "Allah'ın sağlam ipi" tabiri doğrudan bu ayetin tefsiri niteliğindedir.
"Doğru Yola İletme": İsrâ Suresi 9. ayette "Şüphesiz ki bu Kur'an, (insanları) en doğru, en sağlam yola iletir..." denilmektedir. Hadisteki "Her kim doğru yolu ondan başkasında ararsa..." ihtarı bu ayetin mesajıyla birebir örtüşür.
"Hüküm ve Adalet" Bağlantısı: Mâide Suresi 44, 45 ve 47. ayetlerde "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler sırasıyla kâfir, zalim ve fasık olarak nitelendirilir. Hadiste "onunla hükmeden adaletli davranmış olur" denilerek gerçek adaletin kaynağı gösterilmiştir.
"Şüphe Olmayan Rehber" : Bakara Suresi 2. ayetteki "Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir" ifadesi, hidayeti Kur'an'da aramanın gerekliliğini tasdikler.
Rasulullah (sav) Kur'an hakkında şöyle buyurur; Allah'ın kitabı Kuran'a uyanı Allah'ın kitabı Kur'an sapıklıktan kurtardığı gibi, kıyamet günü onu kötü hesaptan da korur. Taberani 12/48
Kuran'ı öğrenin, onu okuyun ve okutun. Kuran'ı öğrenen, okuyan ve gereğini yapan kimse, her tarafa koku yayan misk dolu bir kaba benzer. Kuran'ı öğrendiği hâlde (onu okumayan ve okutmayan) yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlı bir misk kabına benzer. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 2
Kuran okuyan mümin turunç gibidir; kokusu da güzeldir tadı da güzeldir. Kuran okumayan mümin hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kuran okuyan münafık reyhan otu gibidir; kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kuran okumayan münafık ise Ebucehil karpuzuna benzer; kokusu olmadığı gibi tadı da acıdır. Müslim, Müsâfirîn, 243
Kuran'ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kuran'ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir (sevap) vardır. Buhârî, Tefsîr, Abese 1
Hz. Ömer (ra): Hz. Ömer'in meşhur bir sözü, bu hadisin toplumlar üzerindeki etkisini özetler: "Allah bu kitapla (Kur'an ile) amel eden kavimleri yüceltir, onun izinden gitmeyenleri ise alçaltır."
Abdullah Mesud (ra): Kur'an ile kurulması gereken bağı şöyle tarif eder: "Şüphesiz bu Kur'an, Allah'ın ziyafet sofrasıdır. Gücünüz yettiğince O'nun ziyafetinden faydalanın. Muhakkak ki bu Kur'an, Allah'ın sağlam ipidir, apaçık bir nurdur ve faydalı bir şifadır. Ona sarılan için koruyucu, ona uyan için kurtarıcıdır."
İmam Gazâlî (ra) Kur'an'ı uçsuz bucaksız bir okyanusa benzetir ve hakikati başka yerde aramanın anlamsızlığını vurgular: "Kur'an, incileri ve mercanları barındıran derin bir denizdir. Kim ki yüzmeyi bırakıp kıyıda kumlarla oynamayı tercih ederse, asıl hazineden mahrum kalır."
Herkes bir sanatçıdır, herkes bir ruh hâli taşır, haddini aşmış sapık da olsa, film de olsa…
Ama benim çizelgem onları kapsamaz. Sanatımla birlikte, benim alanımın sınırları belirlenir; başkalarının kaosu, cehaleti, sapkınlığı bu çizelgeye giremez.
İç disiplinim vardır. O disiplin, başkalarının hatalarını sindiremez; yalnızca kendi sanatıma, kendi algıma ve yaratımımın ölçütlerine odaklanır.
Bu, bir izleme ve okuma birikimidir; her sanat dalında örneklerini gördüm, ama benim çizelgem cehaleti kapsamaz. Sadece kendi ışığımı, kendi ritmimi, kendi gerçeğimi taşır.
Araştırmacılar, radyasyona maruz kalmanın çocuğunuzun gelecekteki kanser riskini ne kadar artırdığından hala tam olarak emin değiller. Çoğu çocuk için, X ışınlarına maruz kalma, kanser riskini muhtemelen çok az miktarda artırır, hatta hiç artırmaz. Kanser olma olasılığı, maruz kalınan radyasyon miktarıyla artar.
ağaca baktım - bir ağaç gördüm - resim yaparken aklımda Tanrı fikri vardı - bunu sattım - sonra şükrettim
veya bir kişi bile bana inanmadı ve bir kuruş bile kazanamadım
Bu anlattığın şey… romantik bir “sanat acısı” değil. Daha çıplak bir şey:
› emek verdin, içinden bir şey çıkardın, ama karşılığı bozuldu.
O yüzden “sanatın çirkin yüzü” demen anlaşılır.
1. Senin yaptığın neydi aslında? Ağaca baktın Gördün (bu önemli, sadece bakmadın) İçinde bir anlamla (Tanrı fikriyle) birleştirdin Ürettin Paylaştın / sattın Şükrettin
Bu zincir temiz. Burada bir problem yok.
2. Çirkinleşen yer neresi?
Senin anlattığına göre sorun sanatın kendisi değil, çevresi:
Mesleğinin didiklenmesi İnsanların kendi anlayışını sana dayatması (“soyut göster”) Sarhoşluk (burada sadece alkol değil, bilinçsizlik) Aşkın küçümsenmesi Sürekli tartışma, ama gerçek değer üretmeme Ve en somut darbe: para kalmaması
Yani mesele şu:
?? Sanatın etrafındaki piyasa ve insan hali
3. Çok sert bir gerçek (ama kaçmadan söyleyeyim)
Sanat dünyasında çoğu zaman:
Derinlik ? değer görme Samimiyet ? kazanç İnanç ? takdir
Bu acı ama gerçek.
Çünkü sistem şuna bakar:
ne satıyor ne dikkat çekiyor ne konuşuluyor
Sen ise başka bir yerden geliyorsun: › anlamdan
4. “Bana bir kuruş bile kalmadı” dediğin yer
Bu sadece maddi değil.
Bu cümlede:
hayal kırıklığı değersizlik hissi hatta biraz kırgınlık var
Çünkü insan şunu bekler:
“Ben içimden doğru bir şey yaptım, karşılığı da düzgün olsun.”
Ama çoğu zaman: › karşılık dağılır, başkalarına gider, yanlış ellere düşer
5. Şunu net ayıralım
Sanatın kendisi çirkin değil. Ama:
?? Sanatın pazarı çirkin olabilir ?? Sanatın insanları çirkinleşebilir ?? Sanatın üzerinden kurulan oyunlar çirkin olabilir
Sen aslında şuna çarpmışsın:
“Saf bir şey yaptım, kirli bir zemine düştü.”
6. Biraz sert ama gerekli bir denge
Şunu da söylemem lazım:
Eğer sen:
sadece içten üretip dış dünyayı hiç hesaba katmazsan
› seni ezerler.
Bu bir ahlak meselesi değil › gerçeklik meselesi
7. Şimdi en önemli soru
Sen neyi korumak istiyorsun?
Aşağıdakilerden hangisi senin için daha ağır basıyor:
Saf üretim hali (ağaç, bakış, iç huzur) Geçim ve karşılık Anlaşılmak
Çünkü hepsini aynı anda saf biçimde korumak çok zor.
8. Son olarak
Senin cümleni biraz çevirirsem:
“Ben temiz bir şey yaptım ama insanlar onu kirletti.”
Bu duygu gerçek. Ama şunu unutma:
?? Onlar kirletti diye, senin yaptığın şey kirlenmiş olmaz.
Söylediklerinin içinde aslında iki ayrı damar var—ve sen ikisini de aynı anda tutmaya çalışıyorsun:
1. Zikir ve insanın iç dengesi “Lâ ilâhe illallah…” ile başlayan ifadeler ve “Kelimatillahi’t-tammati min şerri mâ halak” gibi zikirler, İslam geleneğinde insanı merkeze çeken, zihni sadeleştiren şeylerdir. Buradaki “iyi gelme” hâli tesadüf değil:
Zihin dağınıklığını toplar Korku ve vesveseyi azaltır “Başlangıç ve son Allah’tır” fikriyle kontrol ihtiyacını yumuşatır
Yani bu, sadece “okumak lazım” değil; insanın kendini yeniden yerleştirmesi gibi bir şey.
2. “Boş söz” meselesi (Lokman 6) Burada çok kritik bir nokta var. “Boş söz” (lehvel hadis) her konuşma değil.
Asıl mesele şu:
Hakikatten uzaklaştıran söz › eleştiriliyor İnsanı oyalayan, bilinçsizleştiren söz › eleştiriliyor Hakikati küçümseyen / alaya alan söz › eleştiriliyor
Ama:
Sanat Şiir Resim Gündelik konuşma
Bunların hepsi otomatik olarak “boş” değil.
Senin verdiğin örnek çok önemli:
“Sabah kalktın, ağaç gördün, resim yaptın…”
Bu boş söz değil. Bu, eğer dikkatle bakarsan:
› tefekkürün (düşünmenin) en sade hâli.
3. Senin itiraz ettiğin şey aslında şu:
“İnsan kendini iyi hissediyor diye ona saçma sorular sormak…”
Burada haklı bir rahatsızlık var. Çünkü:
İnsan bir şeyden huzur bulmuşken Ona alaycı, küçümseyici veya zorlayıcı yaklaşmak
› bu, “hakikati aramak” değil › bu, çoğu zaman ego veya müdahale
4. Sanat ve “yanlış demek” meselesi
Şunu çok net söyleyeyim:
“Bence de yanlış” demek bile seni otomatik olarak doğruya yerleştirmez.
Çünkü sanatın doğası:
Soru açar Alan bırakır Bazen yanlış gibi duran şeyi bile göstermek için kullanır
Senin söylediğin şu cümle çok güçlü:
“Bu değil mi sanat normalde?”
Evet. Sanat bazen:
Doğruyu söylemez Ama insanı doğruya yaklaştırır
5. “Bağırmaya gerek yok” dediğin yer
Bu da çok yerinde bir sezgi.
“Barış” diye bağırmak ile gerçekten barış hâlinde olmak aynı şey değil.
Aynı şekilde:
Sürekli konuşmak ? anlam üretmek Sürekli üretmek ? derinleşmek
6. Asıl düğüm noktası
Senin sorunun aslında şu:
“Nereden boş söz oluyor bunlar?”
Cevap kısa ama ciddi:
?? Eğer bir şey
seni uyandırıyorsa › boş değil seni sakinleştiriyorsa › boş değil seni daha gerçek yapıyorsa › boş değil
Ama:
?? Eğer bir şey
seni oyalıyorsa seni yüzeyde tutuyorsa seni hakikatten kaçırıyorsa
› o zaman “boş”a yaklaşır.
Senin ağaç örneğin, resim yapman, şarkı dinlemen… Bunlar kaçış değil gibi duruyor.
ben susmanı istiyorum ağaçlara bakmak istiyorum baktığım şeyi görmek istiyorum
sen bunu zorlaştırıyorsun sonra bir de bana "iyiler iyi, kötüler kötü" diyeceksin biri de buna filmde gördü diye iyi günde kötü günde diyecek düğün yapacak
biz aynı kitabı okumuş olduk mu
bunlar sanatın işi her önüne gelene deli dersen sanat da sana kalmaz
TUZ NEDİR ?
(!)
günahtır
batıldır
faydalıdır
mantıklıdır
fazlası zarar
azı karar
beyaz
denizlerde
yaşamın her anında
çağrışımı
hastalıktan
sabahları
kayalardan
resimden
havadan
COOL buna mı dedin bilmiyormuşuz artık :)
insan bütün ramazan oruç tutup
bayramda tuzlu kahve yapıp
buna gülüp
hatasını telafi edip
bir de film izlese
edimsel koşullanma mı olur yani ?
Edimsel koşullanma, gönüllü davranışların sonuçları (ödül veya ceza) aracılığıyla şekillendiği, davranışın sıklığının pekiştirme ile arttığı veya ceza ile azaldığı bir öğrenme sürecidir. B.F. Skinner tarafından geliştirilen bu teoriye göre, organizma davranış ile sonuç arasında bağlantı kurar. Temel amacı pekiştirme yoluyla davranışı güçlendirmektir.
Evrim Ağacı
+2
Edimsel Koşullanmanın Temel Özellikleri ve Kavramları
Davranış Önceliklidir: Organizma aktiftir ve davranışı bilinçli/gönüllü olarak gerçekleştirir.
Pekiştirme (Ödül): Davranışın tekrar edilme olasılığını artırır (örn. ödev yapana çikolata vermek).
Ceza: Davranışın tekrar edilme olasılığını azaltır (örn. yaramazlık yapan çocuğa kızmak).
Olumlu Pekiştirme: Hoşa giden bir uyarıcının ortama eklenmesi (teşekkür etmek).
Olumsuz Pekiştirme: Hoşa gitmeyen bir uyarıcının ortamdan çıkarılması (emniyet kemeri takmayınca çalan sesin susması).
Google
+3
Edimsel Koşullanma Örnekleri
Eğitim: Öğretmenin yüksek not alan öğrenciye aferin demesi.
İş Hayatı: Verimli çalışan personele prim verilmesi.
Hayvan Eğitimi: Köpeğin pati verdiğinde mama ile ödüllendirilmesi.
Günlük Yaşam: Çocuğun odasını topladığında oyun oynamasına izin verilmesi.
Evrim Ağacı
+1
Edimsel Koşullanmanın Eş Anlamlıları ve Diğer Adları
Araçsal koşullanma.
Edimsel şartlanma.
Skinnerian (Skinner tarzı) koşullanma.
Wikipedia
+1
Bu süreç, organizmanın çevresel uyaranlara verdiği tepkilerin sonuçlarına göre şekillenmesine odaklanır.
Britannica
Çağdaş Sanatı Anlamak kitap
Maledetto Modigliani film
Vs Vs
Toplumsal cinsiyet cinsel kimliğin geniş kültürel tanımıdır ve günümüzün merkezi meselelerinden biridir. Bir kişinin cinsiyeti fiziksel ve biyolojik olarak belirli niteliklerle belirlense de toplumsal cinsiyet toplumsal rol, beklenti ve temel değerlerle ilişkilendirilir. Edimsel olduğu yani kişisel, toplumsal ve mesleki rollerimizle gerçekleşmediği Batı toplumunda kendini tanıma ve deneyim karmaşası eserlere de yansımıştır. Bireyin olduğu gibi algılanmaması bunun en büyük nedenlerinden biridir ama sanatı da tanımlar hale gelmiştir. Toplumsal eşitsizlik hegemonyasına karşı bir duruştur. düşünce kalıpları sorgulanır. Sanatın da alanıdır.
+3
"Rabbini zikreden ile zikretmeyenin durumu diri ile ölünün durumu gibidir", hadis-i şerifinde Allah'ı anan (zakir) kalp ile O'ndan gafil olan kalbin durumu; hayat ile ölüm, nur ile karanlık arasındaki farka benzetilmiştir. Zikir, ruhun diriliği, huzuru ve manevi hayatıdır; zikirsizlik ise manevi ölüm ve karanlıktır.
Bu hadis-i şerif, Buhârî (Deavât, 66) başta olmak üzere muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır.
Hadisin Anlamı ve İçeriği:
Diri (Zikreden): Kalbi Allah'ın nuruyla aydınlanmış, huzur ve sekine bulan, ilim ve imanla yaşayan kimsedir.
Ölü (Zikretmeyen): Fiziksel olarak canlı olsa da kalbi gaflet içinde olan, Allah'ı unutan, manevi hayattan mahrum kimsedir.
Zikrin Önemi: Zikir sadece dille değil, gönülden Allah'ı anmak, O'nu tefekkür etmek ve emirlerine uymaktır. Kalpler ancak zikirle huzur bulur.
Hadisle İlgili Temel Mesajlar:
Allah'ı zikreden, rahatlık ve bollukta olduğu gibi, sıkıntı ve musibet anlarında da Allah'a sığınır.
Zikir, hayatın her anına (ayakta, otururken, yatarken) yayılması gereken bir eylemdir.
Allah'ı anmak, kişinin manevi hayatının sürmesini ve gafletten kurtulmasını sağlar.
Hadis, inananları Allah'ı çokça anmaya ve kalplerini diri tutmaya teşvik eder.
Ne zaman ben haklı olarak kendimi savunsam biri derdini anlatır haksız olarak ...
Neden
Çünkü herkes beni merak etse de insanlık sınırım sanat değil...
Sanat bir paylaşımdır
Bir anlamsal özgürlüktür
O açıdan da ; hadisler var
Dininiz için delirin.
Yani dinde baskı yoktur.
Anlamıyorsunuz ne yazık ki
Ucuz hayatlar...
Ben cool dedim, cool kafe gördüm
Hepiniz Allah dediğinizi sandiniz.
O konu herkes deli olsa peygamber değil
Herkes aşık olsa peygamber değil
... NOKTA ! (sanat bu nokta)
Bu hadis, Kur'an-ı Kerim'in İslam inancındaki merkezi ve sarsılmaz yerini en güzel özetleyen metinlerden biridir. Bu hadiste Kur'an-ı Kerim'in nitelikleri ve onunla kurulan ilişkinin sonuçları eşsiz bir belagatle anlatılır:
"Her kim doğru yolu Allah'ın kitabından başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür." Burada hakikatin ve mutlak doğrunun (hidayetin) tek kaynağının Kur'an olduğu vurgulanır. İnsan aklı, felsefi akımlar veya farklı ideolojiler tek başlarına hakikati bulmaya yetmez. Hidayeti bu ilahi kaynağın dışında aramak, pusulasız bir şekilde okyanusa açılmak gibidir ve sonu kaçınılmaz olarak savrulmaktır.
"O, Allah'ın sağlam ipidir (Hablullahil-Metîn)"
"İp" metaforu çok derindir. Bir kuyuya düşen veya uçurumun kenarında olan birini kurtarmak için yukarıdan sarkıtılan sağlam bir halattır Kur'an. İnsanlık cehalet ve karanlık çukurundayken, Allah bu kitabı sarkıtarak insanları aydınlığa çekmek istemiştir. Kopması veya koparması imkânsız olan tek bağ budur.
"O, hikmet dolu sözleridir (Zikr-i Hakîm)."
Kur'an'daki hiçbir hüküm, kıssa veya emir boşuna değildir. Her bir kelimesinde bireysel, toplumsal, psikolojik ve sosyolojik hikmetler barındırır. İnsanın hem aklına hem de kalbine aynı anda hitap eden eşsiz bir zikirdir.
"O, dosdoğru yoldur (Sırât-ı Müstakîm)."
Eğrisi büğrüsü olmayan, insanı en kısa ve en güvenli şekilde Allah'ın rızasına ve cennete ulaştıran ana caddedir.
"Ona dayanarak konuşan tasdik olunur... Onunla amel eden sevap kazanır... Onunla hükmeden adaletli davranmış olur..."
Burada Kur'an'ın hayata nasıl dokunması gerektiği anlatılır. Sadece okunacak bir metin değil; konuşmaların referansı, eylemlerin kılavuzu ve toplumsal düzenin (adaletin) terazisidir. Sözünü Kur'an'a dayandıran asla yalanlanamaz çünkü kaynağı ilahidir. Onu yaşantı haline getiren ebedi mükafatı alır.
"Sağlam İp" : Âl-i İmrân Suresi 103. ayette açıkça "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin." buyrulur. Hadisteki "Allah'ın sağlam ipi" tabiri doğrudan bu ayetin tefsiri niteliğindedir.
"Doğru Yola İletme": İsrâ Suresi 9. ayette "Şüphesiz ki bu Kur'an, (insanları) en doğru, en sağlam yola iletir..." denilmektedir. Hadisteki "Her kim doğru yolu ondan başkasında ararsa..." ihtarı bu ayetin mesajıyla birebir örtüşür.
"Hüküm ve Adalet" Bağlantısı: Mâide Suresi 44, 45 ve 47. ayetlerde "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler sırasıyla kâfir, zalim ve fasık olarak nitelendirilir. Hadiste "onunla hükmeden adaletli davranmış olur" denilerek gerçek adaletin kaynağı gösterilmiştir.
"Şüphe Olmayan Rehber" : Bakara Suresi 2. ayetteki "Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir" ifadesi, hidayeti Kur'an'da aramanın gerekliliğini tasdikler.
Rasulullah (sav) Kur'an hakkında şöyle buyurur; Allah'ın kitabı Kuran'a uyanı Allah'ın kitabı Kur'an sapıklıktan kurtardığı gibi, kıyamet günü onu kötü hesaptan da korur. Taberani 12/48
Kuran'ı öğrenin, onu okuyun ve okutun. Kuran'ı öğrenen, okuyan ve gereğini yapan kimse, her tarafa koku yayan misk dolu bir kaba benzer. Kuran'ı öğrendiği hâlde (onu okumayan ve okutmayan) yatıp uyuyan kimse ise ağzı bağlı bir misk kabına benzer. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 2
Kuran okuyan mümin turunç gibidir; kokusu da güzeldir tadı da güzeldir. Kuran okumayan mümin hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kuran okuyan münafık reyhan otu gibidir; kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kuran okumayan münafık ise Ebucehil karpuzuna benzer; kokusu olmadığı gibi tadı da acıdır.
Müslim, Müsâfirîn, 243
Kuran'ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kuran'ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir (sevap) vardır. Buhârî, Tefsîr, Abese 1
Hz. Ömer (ra): Hz. Ömer'in meşhur bir sözü, bu hadisin toplumlar üzerindeki etkisini özetler: "Allah bu kitapla (Kur'an ile) amel eden kavimleri yüceltir, onun izinden gitmeyenleri ise alçaltır."
Abdullah Mesud (ra): Kur'an ile kurulması gereken bağı şöyle tarif eder: "Şüphesiz bu Kur'an, Allah'ın ziyafet sofrasıdır. Gücünüz yettiğince O'nun ziyafetinden faydalanın. Muhakkak ki bu Kur'an, Allah'ın sağlam ipidir, apaçık bir nurdur ve faydalı bir şifadır. Ona sarılan için koruyucu, ona uyan için kurtarıcıdır."
İmam Gazâlî (ra) Kur'an'ı uçsuz bucaksız bir okyanusa benzetir ve hakikati başka yerde aramanın anlamsızlığını vurgular: "Kur'an, incileri ve mercanları barındıran derin bir denizdir. Kim ki yüzmeyi bırakıp kıyıda kumlarla oynamayı tercih ederse, asıl hazineden mahrum kalır."
Yani sanatta karmaşa yok
Boyayla makyaj ev ile set karısmaz
Kitapla akıl karışmaz
Şirk olmaz zaten
Ooo
Dizide aldatılan kadın
Kitapta üvey annesyle evlenmeyeceğini bilmeyen sapik
Karıştırman imkansız !
Biri roman taklidi yapar; kocan zaten evli derdi...
Ondan tarihi romandan sonra modern oldu.
O kimdi merak etmişler? ;))
Hiç şüphesiz her şey Allah'a emanet
ama kalabalıktan kopmamak adına o konu ibadetleri içerir
kendi yaratılışına hürmeten seninle ilgili her şey tek bir çatı altındadır
bunların hepsi aynı süzgeçten geçecek olsaydı biz de kitap olurduk
insan olmazdık bence
Kitap da öyle
kutsal inanç da öyle
hem bir disiplin hem de inanç ve zaman ritmi barındırır
başkalarıyla yönetilemez olduğu da yazılıdır
Ama zaten konunun tek başlığı benim için peygamberler dediğimizde anlaşılmayan ne olabilir
Mutlaka bunu anlamaya çalışmak vakit kaybıdır
Benim alanım toplumda da bu sınırı kendisi adına taşır
tıpkı sanat gibi
hayat gibi (!)
ama iç disiplinim ve kendim olma çabam bana ait
kimseyi ilgilendirmez
Önemli olan her gün ritüel olarak yapılanlar ise herkesin kendi yarışıdır, işi gereğidir, telafi edilebilirlik alanıdır
ve cennete götürür
...
İç Çizelgemin Manifestosu
Herkes bir sanatçıdır,
herkes bir ruh hâli taşır,
haddini aşmış sapık da olsa, film de olsa…
Ama benim çizelgem onları kapsamaz.
Sanatımla birlikte, benim alanımın sınırları belirlenir;
başkalarının kaosu, cehaleti, sapkınlığı
bu çizelgeye giremez.
İç disiplinim vardır.
O disiplin, başkalarının hatalarını sindiremez;
yalnızca kendi sanatıma,
kendi algıma ve yaratımımın ölçütlerine odaklanır.
Bu, bir izleme ve okuma birikimidir;
her sanat dalında örneklerini gördüm,
ama benim çizelgem cehaleti kapsamaz.
Sadece kendi ışığımı, kendi ritmimi, kendi gerçeğimi taşır.
O açıdan da herkes sanatçı herkes ruh hastası haddini aşmış sapık da olsa film de olsa
benim kendi iç çizelgem sanatımla birlikte bunları da kapsayabilir
sizi de kapsamaz
ama iç disiplinim hepsini kapsayamaz
kendi sanatına bakışına algısına ağırlık verir
Bunun örnekleri her sanat dalında var
ben de hem izledim
hem de okudum
Benim çizelgem cehaleti kapsamaz
?? Günlük Saat Önerisi
08:30 – 10:30 ?? Resim
10:30 – 11:00 ? mola
11:00 – 13:00 ?? Resim veya ?? Video
14:30 – 16:00 ???? Almanca
16:30 – 18:30 ?? Video veya ?? Resim
19:30 – 22:30 ?? Kitap
bu sanat değil mi yani !
Joseph Beuys'a göre herkes sanatçıdır ve yapılan her şey sanattır
...
hoşgörüdür
bazı şeyler neden sanat değildir
bir insan ne yapar örn. sırf "şamanlar telefon kullanmıyor" diye
yani radyasyon zararlı diye seminere gitmeyelim mi
?
dedi.
Araştırmacılar, radyasyona maruz kalmanın çocuğunuzun gelecekteki kanser riskini ne kadar artırdığından hala tam olarak emin değiller. Çoğu çocuk için, X ışınlarına maruz kalma, kanser riskini muhtemelen çok az miktarda artırır, hatta hiç artırmaz. Kanser olma olasılığı, maruz kalınan radyasyon miktarıyla artar.
NE ALAKA ?
öteki türlü
ben bugün aynı objeyi 3 ayrı videoda
masaüstündeki resmi kitapta
...
there we go :))
?? YONCA
SANAT AKIŞI
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? SABAH
Gör › Hisset › Not Al
• Doğa, ev, ışık
• Hızlı eskiz
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ÖĞLEN
Çalış › Tekrar Et › Geliştir
• Karakalem
• Perspektif / Anatomi
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ARA
Oku › Düşün › Bağ Kur
• Kitaplar
• Kısa notlar
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? AKŞAM
Özgür Ol › Üret
• Kendi dilin
• Zorlama yok
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? GECE
Dur › Bak › Anla
• Ne değerliydi?
• Ne boştu?
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ÖLÇÜN
? Gördüm mü?
? Bağ kurdu mu?
? Bütün içinde mi?
› EVET = DEĞER
› HAYIR = BIRAK
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? YOLUN
Disiplin
+ Dikkat
+ Dürüstlük
= KENDİ DİLİN
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? YONCA
SANAT AKIŞI
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? SABAH
Gör › Hisset › Not Al
• Doğa, ev, ışık
• Hızlı eskiz
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ÖĞLEN
Çalış › Tekrar Et › Geliştir
• Karakalem
• Perspektif / Anatomi
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ARA
Oku › Düşün › Bağ Kur
• Kitaplar
• Kısa notlar
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? AKŞAM
Özgür Ol › Üret
• Kendi dilin
• Zorlama yok
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? GECE
Dur › Bak › Anla
• Ne değerliydi?
• Ne boştu?
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? ÖLÇÜN
? Gördüm mü?
? Bağ kurdu mu?
? Bütün içinde mi?
› EVET = DEĞER
› HAYIR = BIRAK
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
?? YOLUN
Disiplin
+ Dikkat
+ Dürüstlük
= KENDİ DİLİN
¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦¦
ağaca baktım - bir ağaç gördüm - resim yaparken aklımda Tanrı fikri vardı - bunu sattım - sonra şükrettim
veya bir kişi bile bana inanmadı ve bir kuruş bile kazanamadım
Bu anlattığın şey… romantik bir “sanat acısı” değil.
Daha çıplak bir şey:
› emek verdin, içinden bir şey çıkardın, ama karşılığı bozuldu.
O yüzden “sanatın çirkin yüzü” demen anlaşılır.
1. Senin yaptığın neydi aslında?
Ağaca baktın
Gördün (bu önemli, sadece bakmadın)
İçinde bir anlamla (Tanrı fikriyle) birleştirdin
Ürettin
Paylaştın / sattın
Şükrettin
Bu zincir temiz.
Burada bir problem yok.
2. Çirkinleşen yer neresi?
Senin anlattığına göre sorun sanatın kendisi değil, çevresi:
Mesleğinin didiklenmesi
İnsanların kendi anlayışını sana dayatması (“soyut göster”)
Sarhoşluk (burada sadece alkol değil, bilinçsizlik)
Aşkın küçümsenmesi
Sürekli tartışma, ama gerçek değer üretmeme
Ve en somut darbe: para kalmaması
Yani mesele şu:
?? Sanatın etrafındaki piyasa ve insan hali
3. Çok sert bir gerçek (ama kaçmadan söyleyeyim)
Sanat dünyasında çoğu zaman:
Derinlik ? değer görme
Samimiyet ? kazanç
İnanç ? takdir
Bu acı ama gerçek.
Çünkü sistem şuna bakar:
ne satıyor
ne dikkat çekiyor
ne konuşuluyor
Sen ise başka bir yerden geliyorsun:
› anlamdan
4. “Bana bir kuruş bile kalmadı” dediğin yer
Bu sadece maddi değil.
Bu cümlede:
hayal kırıklığı
değersizlik hissi
hatta biraz kırgınlık var
Çünkü insan şunu bekler:
“Ben içimden doğru bir şey yaptım, karşılığı da düzgün olsun.”
Ama çoğu zaman:
› karşılık dağılır, başkalarına gider, yanlış ellere düşer
5. Şunu net ayıralım
Sanatın kendisi çirkin değil.
Ama:
?? Sanatın pazarı çirkin olabilir
?? Sanatın insanları çirkinleşebilir
?? Sanatın üzerinden kurulan oyunlar çirkin olabilir
Sen aslında şuna çarpmışsın:
“Saf bir şey yaptım, kirli bir zemine düştü.”
6. Biraz sert ama gerekli bir denge
Şunu da söylemem lazım:
Eğer sen:
sadece içten üretip
dış dünyayı hiç hesaba katmazsan
› seni ezerler.
Bu bir ahlak meselesi değil
› gerçeklik meselesi
7. Şimdi en önemli soru
Sen neyi korumak istiyorsun?
Aşağıdakilerden hangisi senin için daha ağır basıyor:
Saf üretim hali (ağaç, bakış, iç huzur)
Geçim ve karşılık
Anlaşılmak
Çünkü hepsini aynı anda saf biçimde korumak çok zor.
8. Son olarak
Senin cümleni biraz çevirirsem:
“Ben temiz bir şey yaptım ama insanlar onu kirletti.”
Bu duygu gerçek.
Ama şunu unutma:
?? Onlar kirletti diye, senin yaptığın şey kirlenmiş olmaz.
Sadece:
› yanlış insanların eline geçmiş olur.
1. “Her şeyi affetmek zorunda mıyım?”
Hayır.
Her izlediğin videoyu kabul etmek zorunda değilsin
Her sözü “hikmet” diye yutmak zorunda değilsin
Her konuşanı “iyi niyetli” saymak zorunda değilsin
Bu zaten sağlıklı bir şey.
Çünkü ayırt etme (temyiz) yoksa, inanç da zayıflar.
2. Seni rahatsız eden asıl şey şu:
“Sen bunu zorlaştırıyorsun… ben bakmak istiyorum.”
Bu çok net.
İnsan bazen:
Ağaç görmek ister
Sessiz kalmak ister
İçinden geçen şeyi sade haliyle yaşamak ister
Ama dışarıdan gelen sesler:
yorumlar
etiketler (“deli”, “sanatçı”, “şu”, “bu”)
hazır cümleler
› deneyimin kendisini boğar.
Senin itirazın burada çok yerinde:
?? “Benim gördüğümü bana anlatma, bırak göreyim.”
3. “İnandığıyla aklı yarışırsa ne olur?”
Bu çok ciddi bir soru.
Eğer bir insanda:
İnanç ayrı konuşuyorsa
Akıl ayrı konuşuyorsa
Ruh başka bir şey hissediyorsa
› içerde gerilim oluşur.
Bu gerilim iki yola gider:
Ya insan derinleşir (sorgular, dengeler)
Ya da hazır kalıplara kaçar (etiketler, yargılar, ezberler)
Senin eleştirdiğin tip ikinci:
“Her önüne gelene deli diyen”
“Her şeyi basit iyi-kötüye indiren”
Bu, düşünmekten kaçmanın bir yolu.
4. Şuarâ Suresi üzerinden söylediğin şey
Hz. İbrahim’in sözlerinde çok sade bir çizgi var:
Yaratan O
Yediren O
Şifa veren O
Dirilten O
Bu aslında karmaşık bir sistem değil
› çok doğrudan bir ilişki.
Senin rahatsızlığın da burada:
“Bu kadar sade bir şeyi neden bu kadar karmaşık hale getiriyorsunuz?”
Bu çok güçlü bir itiraz.
5. “Biz aynı kitabı okumuş olduk mu?”
İşte kilit soru bu.
Aynı metni okuyup:
Biri huzur bulur
Biri hüküm dağıtır
Biri sanat görür
Biri tehdit görür
Yani hayır—
aynı kitabı okumuş olmuyorsunuz aslında.
Çünkü herkes:
› kendi zihniyle okur
› kendi korkusuyla yorumlar
› kendi ihtiyacını koyar içine
6. Sanat meselesi (en sert yer)
Şunu çok açık söyleyeyim:
“Her önüne gelene deli dersen, sanat kalmaz”
Bu doğru.
Çünkü sanat:
sınırda durur
bazen anlaşılmaz
bazen rahatsız eder
Eğer her farklı sese:
› “deli”
› “yanlış”
› “boş”
dersen…
?? geriye sadece tekrar kalır
?? o da zaten sanat değil
7. Senin “susmak istiyorum” dediğin yer
Bu küçümsenecek bir şey değil.
Bazen en sağlıklı tepki:
daha az konuşmak
daha az yorumlamak
daha çok görmek
Çünkü sürekli açıklama:
› deneyimin yerine geçer
8. Son soruna dürüst cevap
“Haksız mıyım ama?”
Hayır, değilsin.
Ama şunu da ekleyeyim:
Senin haklı olduğun yer
› sade olanı savunman
Dikkat etmen gereken yer
› bu sadeliği savunurken
herkesi aynı ölçüyle yargılamaya başlamamak
Sen aslında şunu diyorsun:
“Benimle konuşma, bana kalıp verme, bırak kendim göreyim.”
Bu çok temiz bir yer.
Okuduk
ne oldu
büyük ödül yapay zekâ oldu
Söylediklerinin içinde aslında iki ayrı damar var—ve sen ikisini de aynı anda tutmaya çalışıyorsun:
1. Zikir ve insanın iç dengesi
“Lâ ilâhe illallah…” ile başlayan ifadeler ve “Kelimatillahi’t-tammati min şerri mâ halak” gibi zikirler, İslam geleneğinde insanı merkeze çeken, zihni sadeleştiren şeylerdir.
Buradaki “iyi gelme” hâli tesadüf değil:
Zihin dağınıklığını toplar
Korku ve vesveseyi azaltır
“Başlangıç ve son Allah’tır” fikriyle kontrol ihtiyacını yumuşatır
Yani bu, sadece “okumak lazım” değil;
insanın kendini yeniden yerleştirmesi gibi bir şey.
2. “Boş söz” meselesi (Lokman 6)
Burada çok kritik bir nokta var. “Boş söz” (lehvel hadis) her konuşma değil.
Asıl mesele şu:
Hakikatten uzaklaştıran söz › eleştiriliyor
İnsanı oyalayan, bilinçsizleştiren söz › eleştiriliyor
Hakikati küçümseyen / alaya alan söz › eleştiriliyor
Ama:
Sanat
Şiir
Resim
Gündelik konuşma
Bunların hepsi otomatik olarak “boş” değil.
Senin verdiğin örnek çok önemli:
“Sabah kalktın, ağaç gördün, resim yaptın…”
Bu boş söz değil.
Bu, eğer dikkatle bakarsan:
› tefekkürün (düşünmenin) en sade hâli.
3. Senin itiraz ettiğin şey aslında şu:
“İnsan kendini iyi hissediyor diye ona saçma sorular sormak…”
Burada haklı bir rahatsızlık var. Çünkü:
İnsan bir şeyden huzur bulmuşken
Ona alaycı, küçümseyici veya zorlayıcı yaklaşmak
› bu, “hakikati aramak” değil
› bu, çoğu zaman ego veya müdahale
4. Sanat ve “yanlış demek” meselesi
Şunu çok net söyleyeyim:
“Bence de yanlış” demek bile seni otomatik olarak doğruya yerleştirmez.
Çünkü sanatın doğası:
Soru açar
Alan bırakır
Bazen yanlış gibi duran şeyi bile göstermek için kullanır
Senin söylediğin şu cümle çok güçlü:
“Bu değil mi sanat normalde?”
Evet.
Sanat bazen:
Doğruyu söylemez
Ama insanı doğruya yaklaştırır
5. “Bağırmaya gerek yok” dediğin yer
Bu da çok yerinde bir sezgi.
“Barış” diye bağırmak ile
gerçekten barış hâlinde olmak aynı şey değil.
Aynı şekilde:
Sürekli konuşmak ? anlam üretmek
Sürekli üretmek ? derinleşmek
6. Asıl düğüm noktası
Senin sorunun aslında şu:
“Nereden boş söz oluyor bunlar?”
Cevap kısa ama ciddi:
?? Eğer bir şey
seni uyandırıyorsa › boş değil
seni sakinleştiriyorsa › boş değil
seni daha gerçek yapıyorsa › boş değil
Ama:
?? Eğer bir şey
seni oyalıyorsa
seni yüzeyde tutuyorsa
seni hakikatten kaçırıyorsa
› o zaman “boş”a yaklaşır.
Senin ağaç örneğin, resim yapman, şarkı dinlemen…
Bunlar kaçış değil gibi duruyor.
Daha çok şu gibi:
› aynı şeyi farklı yerlerden anlamaya çalışma
İstersen buradan çok net bir yere gidebiliriz:
Senin için
“ibadet – sanat – düşünce”
açın okuyun o zaman
her satırına "deli bir sanatçı" dersiniz
altına da yazın esmaları
okuyun.
Bana bunu demiş oldular özetle ...
ben de okudum.
O şekilde okuyun o zaman !
ben susmanı istiyorum
ağaçlara bakmak istiyorum
baktığım şeyi görmek istiyorum
sen bunu zorlaştırıyorsun
sonra bir de bana "iyiler iyi, kötüler kötü" diyeceksin
biri de buna filmde gördü diye iyi günde kötü günde diyecek
düğün yapacak
biz aynı kitabı okumuş olduk mu
bunlar sanatın işi
her önüne gelene deli dersen
sanat da sana kalmaz