"Ves sâbikûnes sâbikûn" ifadesi, iman, hayır ve itaatte yarışıp en öne geçen, Allah'a en yakın olan "öndeki öncüler"i (sâbikûn) ifade eder. Bu ifade, ruhsal evrimde en ileri düzeye ulaşanları ve hayır işlerinde yarışanları tanımlayan, Kur'an'daki en makbul insan topluluğunu niteleyen bir kavramdır. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. +2 Öne Geçenlerin (Sâbikûn) Özellikleri: İman ve İtaatte Öncülük: Allah'a ve elçisine iman etmede en önde olanlar. Hayırda Yarışmak: İyilik yapma konusunda yarışıp öncülük edenler. Ahirette Üstünlük: Dünyada hayırda önde oldukları gibi, ahirette de mükafatlarını almada en önde olacaklar. Manevi Yakınlık: Allah'a en yakın olanlar (Mukarrabûn). .::Türkçe Kur'an Mealleri::. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. +4 Kur'an'da Geçen Bağlamlar: Vâkıa Suresi 10-11: "Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, Allah'a yakın olanlardır.". Nâziât Suresi 4: Hayırda yarışıp geçenler, ruhları süratle cennete taşıyanlar veya melekler olarak yorumlanmıştır. Maide Suresi 48: "...Artık hayırlarda yarışınız..." emriyle sâbikûn sınıfının oluşması teşvik edilmiştir. Bu kavram, sadece yarışıp öne geçmeyi değil, hayırlı işlerde öncü olmayı ve Allah'a manevi yakınlığı hedefler.
İnsan çalışır › emek verir Karşılığını almak ister › adalet arar Eve fayda götürmek ister › bereket arar İş işte kalsın ister › yük taşımak istemez Geriye vakit, nakit ve huzur kalsın ister › denge arar
Bu ayetlerdeki dua da aslında tam bunu sade bir dille söylüyor:
Yani senin dediğin gibi bu dua: ?? hayatı zorlaştıran iç düğümleri çözüp, emeğin karşılığını daha temiz almak için bir kolaylaştırıcı.
Ama burada ince bir nokta var: Bu dua “çalışmadan kazanayım” demiyor. ?? “Çalıştığımın içini sağlam tutayım ki karşılığı bereketli olsun” diyor.
Senin cümlenle birleştirirsek:
“İnsan işini yapar, ama yükünü içine taşımaz; emeğinin karşılığını alır ve geriye kendine ait bir hayat kalır.”
O zaman senin bakışına uygun, sade ve taşınabilir bir dua yazalım:
“Rabbim, emeğimi temiz kıl, karşılığını bereketli ver. Yaptığım iş içimde yük olmasın. Bana sebat ver, aşırılıklarımı dengele. Kazancımı helal, vaktimi bana ait kıl.”
İstersen bunu daha da kısaltılmış bir versiyonla, gün içinde akılda kalacak hale getirebiliriz:
Bu haliyle tam senin dediğin şeye denk geliyor: ?? iş işte kalıyor, ?? karşılık geliyor, ?? geriye sana ait bir hayat kalıyor.
Senin yazdığın haliyle bu ayetler aslında şunu söylüyor gibi:
“İnsan önce kendini toparlar, sonra ayakta kalır, sonra yardım gelir.”
Evet, yazdığın metin **Kur'an-ı Kerim’deki Âl-i İmrân Suresi 146-148. ayetler’in anlamını güzel ve akıcı bir şekilde veriyor. Özellikle üç temel vurgu çok net:
1. Sarsılmamak (146. ayet) Peygamberlerle birlikte olanların ortak özelliği: – Gevşememek – Yılmamak – Boyun eğmemek
Yani burada sadece savaş değil, hayatın içindeki her zorlanmada ruhun dağılmaması anlatılıyor. “Allah sabredenleri sever” ifadesi, bu direncin merkezine sabrı koyuyor.
2. Dualarının özü (147. ayet) Dikkat edersen önce zafer değil, şunları istiyorlar: – Günahların affı – Aşırılıkların bağışlanması – Sebat (iç sağlamlık)
Yani önce iç düzen, sonra dış yardım. Bu çok derin bir denge.
3. Karşılık (148. ayet) Bunun sonucunda: – Dünyada karşılık – Ahirette daha güzeli
Ve en önemlisi: “Allah muhsinleri sever” › yani işi güzel yapanları, bilinçli yaşayanları.
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.
Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".
· El Musavvir -Ölçülü olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Musavvir, her şeye şekli veren, ayrı bir şekil vererek tasvir eden ve yarattığı varlıklara suret veren manasındadır. Suret verdiği hiçbir varlık birbirine benzemez. Allah'ın sıfatlarından biri olan Musavvir, her mahlukatı kendi istediği sıfatta yaratmaktadır. Zikir şekli olarak “ El-Musavvir” ya da “ Ya Musavvir” olmalıdır. El-Musavvir Esmasının Anlamı Nedir? El- Musavvir her şeye şekil veren, ayrı bir biçim vererek tasvir eden ve yarattığı varlıklara suret veren anlamındadır. Suret verdiği hiçbir varlık birbirine benzemez. İşte, detaylar. Arapça kökenli olan “musavvir” kelimesi rahim olarak Türkçe' de karşılık bulmuştur. El-Musavvir esmasının ebced değeri, zikir adedi 336 olarak bilinmektedir. El Musavvir, aynı zamanda Allah'ın 99 isminden biridir. Musavvir, biçim veren anlamına gelir. Al-i İmran Suresinin 6. ayetinde de bu isim zikredilir. · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra - Kendini Allah’a emanet etmek için · İletişim: Herkesi ilgilendiren konularda seviyeli bir iletişim için · Durum: Planlarında destek bulmak Sonuç: Kabiliyetin doğrultusunda önemli işlere imza atmak için
El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir. · · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için · İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için · Durum: Tacize uğramadan eve dönmek ·Sonuç: Sahici olmak için
El Kerim - Koşulların iyileşmesi için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “cömert olmak, iyi, ahlâklı, asil ve değerli olmak” anlamındaki kerem (kerâmet) kökünden sıfat olan kerîm “yaratılıştan cömert olan, insanın şerefiyle bağdaşmayan her türlü şeyden arınmış bulunan” demektir. El-Kerim esmasıyla ilgili merak uyandıran pek çok detay bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim de Vakıa Suresi 77-80.ayetlerde, Alak Suresi 3. ve 5.ayetlerinde, İbrahim Suresi 34.ayetinde ve Furkan Suresi 7 ayetinde El-Kerim esmasına yer verilmiştir. Esmanın hadislerde sıkça geçtiği bilinmektedir. Arapça “ krm” kökünden gelen “karim” kelimesi “kerim” haline dönüşmüştür. Cömert olan, yüce gönüllü ve kerem sahibi demektir. · · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra - Şükretmek için · İletişim: Hislerinin günlük hayat rutininde ezilmemesi için · Durum: Çok çirkin bir şeyden güzellik ummamak ·Sonuç: Kimsenin hakkını yememek için
El Vasi - Hayatın devamlılığı için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “bir nesne bir şeye geniş gelmek, onu içine alıp kapsamak; güç yetirmek” anlamlarındaki se'a (si'a) kökünden türeyen vâsi' “bir şeyi içine alacak şekilde geniş olan; güç yetiren” demektir. Terim olarak “ilmi, rahmeti ve kudreti her şeyi kuşatan” diye tanımlanabilir. Kur'an-ı Kerim'de türevleri birlikte yoğun bir kullanıma sahip olan El-Vasi ismi şerifi isim formatında Kur'an-ı Kerim'de dokuz defa kullanılmıştır. · · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için · İletişim: Çirkin ve gereksiz sorulara maruz kalmamak için · Durum: Kafanı boşa meşgul etmemek ·Sonuç: Kararlarının ailen tarafından da desteklenmesi
Mutaffifîn Suresi (83. sure), ticaret ve sosyal hayatta adalet ilkesine odaklanarak, ölçü ve tartıda hile yapanları şiddetle kınar. Başkalarından alırken tam, verirken eksik yapanların ("Mutaffifîn") hesap günündeki ağır sorumluluğuna ve cezasına dikkat çeker, bu tutumu kıyamet gününe imansızlığın bir sonucu olarak nitelendirir. kuranvemeali.com kuranvemeali.com +4 Mutaffifîn Suresi'nde Ölçü ve Tartı Meselesi: Tanım: "Mutaffif", Arapça'da ölçü ve tartıda hile yaparak insanlara eksik veren, kendi hakkını tam alıp başkasının hakkını kısan kimseler anlamına gelir. Hilekârların Tutumu (1-3. Ayetler): Surenin başında, insanlardan ölçerek aldıklarında tam ölçen, ancak kendileri başkalarına tartıp verdiklerinde eksik ölçenlerin vay haline (yazıklar olsun) denilerek bu ikiyüzlü davranış lanetlenmiştir. İlahi Tehdit: Bu davranış "büyük bir gün" olan kıyamet gününü, insanların Allah'ın huzuruna çıkacağını unutmanın/inkar etmenin bir işareti olarak görülür. Cezası: Bu haksızlığı yapanların günahlarının "Siccîn" (azap, hapis) adı verilen bir yerde kaydedildiği ve cezalandırılacakları belirtilir. Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim +6 Bu sure, sadece ticarette değil, her türlü hakkın korunmasında adalete uymayı, kul hakkına saygı göstermeyi ve ahiret inancının davranışlar üzerindeki etkisini vurgular.
Evet, yazdığın metnin ruhuna çok yakın dualar ve ayetler var. Senin metnin daha modern bir dilde ama özü itibariyle Kur’an’daki denge, sınır, iç huzur ve bilinç temasına çok yakın.
Bazı örnekler bırakayım, sen zaten bağını hissedeceksin:
1. İç denge, kalp ve yön
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Quran – Bakara 201)
› Senin “denge, korku üretmeme, yaşamdan yana olma” kısmınla örtüşüyor.
2. Yük ve sınır
“Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara 286)
› “İhtiyaç piramidi yok sayılmamalı” ve “bireyin korunması” dediğin yer tam burası.
3. Kalbin sapmaması (iç istikamet)
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme...” (Âl-i İmrân 8)
› “İlgi alanları dağılmamalı / yön kaybolmamalı” kısmına çok yakın.
4. Hikmet, yumuşaklık, bilinç
“Affı tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’râf 199)
Bizi sertlikten değil, incelikten yana eyle. Güç verirken yumuşaklığı, bilgi verirken hikmeti eksik etme.
Ve Rabbim, bizi hem bilenlerden hem de anlayanlardan eyle.
Amin.
Rabbim,
Beni sadece sözle değil, özle zikredenlerden eyle. Kendi gücümle buluşmayı, içimdeki dengeyi kaybetmemeyi nasip et.
Bana dünyaya barışla bakmayı öğret. Kalbime karamsarlık değil, sükûnet ver. Korku yayanlardan değil, güven verenlerden eyle.
Yaralarımı inkâr etmeden, onları onaracak sabrı ver. Üzüntülerimi büyütmeden taşımayı, susmanın da bir hikmet olduğunu bilmeyi öğret.
Kararlarımda aceleden koru beni. Gecikmişlik duygusuna da esir etme. Doğru zamanda, doğru kalple adım atmayı nasip et.
Sınırlarımı bilmeyi ve korumayı öğret. Beni, kendine zarar verenlerden eyleme. İhtiyaçlarımı inkâr edenlerden değil, onları hikmetle yönetenlerden eyle.
Gelişimi gösterişe, gücü kibire dönüştürmekten koru beni. Büyüklüğü küçültmeden, hak ettiği gibi görebilmeyi nasip et.
Farklı olana saygıyı kalbime yerleştir. Dünyanın çeşitliliğini bir yük değil, bir düzen olarak görebilmeyi öğret.
Yardım etmeyi çoğalt. Beni hayrı büyütenlerden eyle. Aynı iyilikte buluşanlarla yollarımı kesiştir.
Beni karamsarlık üretmekten koru. Dünyanın yükünü korkuya dönüştürenlerden eyleme.
Ve Rabbim, Bunca yolun içinde beni dağıtma. Kalbimi, aklımı ve yönümü bir eyle.
Zikir, tekrar değil; insanın kendi gücüne dokunduğu yerdir. Barış, dışarıya bakışın yönüdür.
İnsan önce kendi yarasını sarmayı bilmeli. Üzüntü bastırılmamalı, ama büyütülerek çoğaltılmamalı. Kararlar aceleyle alınmamalı; ama alınmış her karar da aceleye gelmiş sayılmamalı.
Bireyin sınırları vardır. O sınırlar saygıyla korunmalı. Çünkü en keskin sınırlar, en derin gücü taşır.
İhtiyaçlar yok sayılmamalı. Gelişim, başka amaçlara alet edilmemeli. Büyüklük küçültülmemeli.
Dünya farklıdır. Farklı sistemler, farklı yollar… Hepsi bir düzenin parçasıdır ve saygıyı hak eder.
Yardım çoğalmalı. Hayaller, aynı çizgide buluştuğunda yaşamdan yana olmalı.
Karamsarlık üretilmemeli. Korku yayılmamalı.
Ve insan, bütün bunların içinde kendi yolunu kaybetmemeli.
Çünkü ilgi dağıldığında anlam da dağılır.
Belki buradan küçük bir öneri çıkar: Bu metni 3 ana başlığa indirip yaşamak daha güçlü olabilir:
Kendi iç dengem (zikir, şifa, üzüntü, karar) Dış dünyayla ilişkim (barış, saygı, yardım, farklılıklar) Sınırlar ve yön (güç, ihtiyaç, odak, dağılmamak)
Böyle olunca bu bir “okunacak şey” olmaktan çıkıp yaşanacak bir şeye dönüşüyor.
Zikir, sadece tekrar değil; kişinin kendi gücüyle temas etmesi Barış, dışarıya bakış biçimi Şifa, önce kendine uygulanması gereken bir bilgi Üzüntü, bastırılmadan ama büyütülmeden taşınmalı Karar, aceleyle değil ama geciktirilmiş gibi de hissettirmeden alınmalı Sınırlar, insanın onur alanı İhtiyaçlar, inkâr edilmemesi gereken gerçeklik Farklılıklar, tehdit değil düzenin parçası Güç, sınır bilmekte Gelişim, araçsallaştırılmamalı Büyüklük, küçültülmeden korunmalı Yardım, çoğaltılmalı Ortak hayal, yaşamı büyütmeli Karamsarlık, üretmemeli Korku, yayılmamalı
Son cümlen de çok kritik: “İlgi alanları dağılmamalı.”
Kasas Suresi 65. ayette belirtildiği üzere, Allah'ın "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" sorusuna verilecek en doğru ve hakiki cevap; "İşittik, iman ettik, emirlerine uyduk ve peygamberlerin getirdiği hidayet yoluna (sünnete) tabi olduk" şeklinde olmalıdır Açık Kuran. Açık Kuran Açık Kuran
Bu soruya verilecek cevapta şu hususlar vurgulanır: İman ve Tasdik: Peygamberin Allah'tan getirdiği vahiyleri şüphe etmeden kabul etmek. İtaat: Peygamberin sünnetine uygun yaşamak, emir ve yasaklarına uymak. Bağlılık: Kur'an ve sünnetten ayrılmayarak doğru yolda sebat etmek.
Özetle, o gün dille değil, dünyada yaşanan hayatın dökümüyle, peygamberin öğretilerine sadakatle cevap verilecektir.
çünkü insan bir resme bakarken bu isimlerin hepsini zikretmiş gibi hissediyor kendisini zaten ayrıca bir de doğa sevgisi mutluluk önemli günler tarihi açıklamalar
olmazsa zikir yapmış gibi oluyorsun
ama aslında zikir ressamın sorumluluğu ve resimde doğa sevgisi vardır
oysa ki kuran zikirdir zaten ama okursan zikri anlarsın
o nedenle de el gaffar denir bence
ama tarih boyunca bu konu sadece resim sergisi değilmiş oysa ilk insanlar da resim yapmış
o kadar net ki bunu anlamayanı bile anlayamıyorsun bazen
Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönder- dik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru- çöpler gibi oldular. El Veliyy
Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştır- dık. Var mı düşünüp öğüt alan? El Muğni
(Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünya da) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gel- mesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye ka- dar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hak- kında da sizi aldattı.” El Müzill
(Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayak ta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlı- sıdır.” Er Rezzak
Âyetteki “çağrı” ile ezan, “Allah’ın zikri” ile de Cuma namazı kastedilmektedir. Hz.Peygamber, bir Cuma günü hutbe irad ederken yiyecek yüklü bir kervan gelmişti. Kervanın geldiğini haber veren davul sesini duyan sahabiler dağılıp kervanın yanına koştular. Resûlullah’ın yanında yalnız on veya on iki kişi kaldı. Âyet, bu olaya işaret etmektedir. Âyette sözü edilen “eğlence” ile bu davul sesi kastedilmektedir.
O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yar- dım et!” dedi. El Latif
Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. el Basir
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. Es Samed
Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtların da diz üstü çökekaldılar. El Müntekim
(Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenle ri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.”
El Hasib
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bi zimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye ses lendi. Er Rahim
Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şu’ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir ana yol üzerinde idiler. El Müheymin
De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. El Basir
Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. El Celil
Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.” El Vehhab
Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. El Latif
O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin. El Aziz
Allah’ın onlara seslenerek, “Hani benim, var olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım?” diyeceği günü hatırla! El Aliyy
Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler. El Basir
Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. El Cami
Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz! El Latif
Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kal- mayacak korkunç bir ses bekliyorlar. El Mümin
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbi ne, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti. Ed Darr
(Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar). El Hafıd
Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçme yin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıy- la işitendir, hakkıyla bilendir. Es Semi
Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledik- leriniz boşa gider. El Basir
Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Alt larından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygam berleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir.
(Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver. O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.
İnsan sesini kısmayı bilmelidir Müminler sesini Peygamberin sesinin üstüne yükseltmemelidir oysa geçmişte aynı evde yaşadığı kişiler peygamberi kardeşini çağırır gibi çağırmış ve bağırmıştır bu gibi nedenlerle de başkalarını alaya almamak gerekir o nedenle iman etmek daha önemlidir Allah adaletlidir ve her şeyi bilir
"Ves sâbikûnes sâbikûn" ifadesi, iman, hayır ve itaatte yarışıp en öne geçen, Allah'a en yakın olan "öndeki öncüler"i (sâbikûn) ifade eder. Bu ifade, ruhsal evrimde en ileri düzeye ulaşanları ve hayır işlerinde yarışanları tanımlayan, Kur'an'daki en makbul insan topluluğunu niteleyen bir kavramdır.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
+2
Öne Geçenlerin (Sâbikûn) Özellikleri:
İman ve İtaatte Öncülük: Allah'a ve elçisine iman etmede en önde olanlar.
Hayırda Yarışmak: İyilik yapma konusunda yarışıp öncülük edenler.
Ahirette Üstünlük: Dünyada hayırda önde oldukları gibi, ahirette de mükafatlarını almada en önde olacaklar.
Manevi Yakınlık: Allah'a en yakın olanlar (Mukarrabûn).
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
+4
Kur'an'da Geçen Bağlamlar:
Vâkıa Suresi 10-11: "Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, Allah'a yakın olanlardır.".
Nâziât Suresi 4: Hayırda yarışıp geçenler, ruhları süratle cennete taşıyanlar veya melekler olarak yorumlanmıştır.
Maide Suresi 48: "...Artık hayırlarda yarışınız..." emriyle sâbikûn sınıfının oluşması teşvik edilmiştir.
Bu kavram, sadece yarışıp öne geçmeyi değil, hayırlı işlerde öncü olmayı ve Allah'a manevi yakınlığı hedefler.
Ya Allah,
kalbimi Sana yöneltmeyi nasip et.
Attığım her adımda niyetimi temiz eyle, yolumu açık kıl.
Er-Rahman, Er-Rahim,
merhametini kalbime yerleştir.
Severken yanılmamayı, kırmadan yaşamayı öğret bana.
El-Melik,
hayatımın sahibi olduğunu unutturma, beni nefsimin hükmünden kurtar.
El-Kuddüs,
kalbimi arındır, düşüncelerimi temizle.
Es-Selam,
içime huzur ver, beni selamete çıkar.
El-Mümin,
güvende hissettiren yalnız Sen ol, kalbime emniyet ver.
El-Müheymin,
beni koru, gözet, kaybolduğumda bana yol göster.
El-Aziz,
izzeti yalnız Senden bilmeyi öğret.
El-Cebbar,
kırık yerlerimi onar, eksiklerimi tamamla.
El-Mütekebbir,
büyüklüğün karşısında aczimi bilmeyi nasip et.
El-Halik, El-Bari, El-Musavvir,
beni en güzel şekilde var eden Sensin; beni kendime yabancı bırakma.
El-Gaffar,
hatalarımı ört, kusurlarımı bağışla.
El-Kahhar,
nefsimin taşkınlığını bastır.
El-Vehhab,
karşılıksız veren Sensin; bana da cömert bir kalp ver.
Er-Rezzak,
rızkımı helal, bereketli ve yeterli kıl.
El-Fettah,
önümde hayır kapıları aç.
El-Alim,
bilmediğimi öğret, kalbimi ilimle aydınlat.
El-Kabid,
daralttığın anlarda sabrımı artır, hikmetini görmeyi nasip et.
El-Basit,
gönlümü ferahlat, içime genişlik ver.
El-Hafid, Er-Rafi’,
beni nefsimle indir, ahlakımla yükselt.
El-Mu’izz, El-Müzill,
izzeti Sen verirsin; beni doğru yolda izzetli kıl, nefsimle zillete düşürme.
Es-Semi’, El-Basir,
duamı işiten, hâlimi gören Sensin; beni Sana yakın eyle.
El-Hakem, El-Adl,
hükmüne razı olan, adaletli bir kul eyle beni.
El-Latif, El-Habir,
inceliklerinle kuşat beni; içimi de dışımı da doğrulukla doldur.
El-Halim,
aceleciliğimi al, bana sükûnet ver.
El-Azim, El-Kebir,
büyüklüğünü kalbimde diri tut.
El-Gafur, Eş-Şekur,
beni affet, az amellerimi kabul et.
El-Aliyy, El-Mecid,
beni güzel bir hâl ile yücelt.
El-Hafiz,
beni ve sevdiklerimi koru.
El-Mukit,
rızkımı gönlüme de yetir, kanaat ver.
El-Hasib,
hesabımı kolay eyle.
El-Kerim,
ikramınla kalbimi genişlet.
Er-Rakib,
her an Senin gözetiminde olduğumu unutturma.
El-Mucib,
dualarımı kabul et.
El-Vasi’, El-Hakim,
rahmetinle kuşat, hikmetini görmeyi nasip et.
El-Vedud,
sevgini kalbime yerleştir.
El-Bais,
beni gafletten uyandır.
Eş-Şehid, El-Hakk,
hakikatte sabit kıl beni.
El-Vekil,
işlerimi Sana bırakmayı öğret.
El-Kaviyy, El-Metin,
zayıf anlarımda güç ver, direncimi artır.
El-Veliyy,
beni dostluğuna kabul et.
El-Hamid,
her hâlimde Sana hamd edebilmeyi nasip et.
El-Muhyi, El-Mümit,
kalbimi dirilt, sonumu hayır eyle.
El-Hayy, El-Kayyum,
hayatımı Seninle diri tut.
El-Vahid, Es-Samed,
yalnız Sana yönelen bir kalp ver.
El-Kadir, El-Muktedir,
kudretine teslim olmayı nasip et.
El-Mukaddim, El-Muahhir,
beni hayırda öne geçir, şerden uzak tut.
El-Evvel, El-Ahir,
başlangıcımı da sonumu da hayır eyle.
Ez-Zahir, El-Batın,
açık ve gizli hikmetlerini kalbime öğret.
El-Vali, El-Müteali,
beni doğru yönet, yüceliğini idrak ettir.
El-Berr, Et-Tevvab,
iyiliğini tattır, tövbemi kabul et.
El-Afuv, Er-Rauf,
beni affet, şefkatinle sar.
Malikü’l-Mülk,
her şeyin sahibi olduğunu unutturma.
Zül-Celali vel-İkram,
celalinle terbiye et, ikramınla kuşat.
El-Muksit,
beni dengeli ve adil kıl.
El-Cami’,
dağılan kalbimi topla.
El-Ganiyy, El-Muğni,
beni Sana muhtaç, başkasına muhtaç etme.
El-Mani’, En-Nafi’,
beni zarardan koru, faydaya ulaştır.
En-Nur,
kalbimi aydınlat.
El-Hadi,
beni doğru yola ilet.
El-Bedi’,
hayatımda güzellikler yarat.
El-Baki, El-Varis,
fani olanı değil, baki olanı arayanlardan eyle.
Er-Reşid,
beni doğruya ulaştır.
Es-Sabur,
sabretmeyi kalbime nakşet
El-Kabid,
daralttığın anlarda hikmetini görmeyi nasip et, sabrımı artır.
El-Basit,
genişlettiğin gönüller gibi kalbimi ferahlat, rızkımı bereketlendir.
El-Hafid,
beni nefsimin kibirinden indir, hakikate yaklaştır.
Er-Rafi’,
beni güzel ahlakla yükselt, değerimi katında artır.
El-Mu’izz,
izzeti yalnız Senden bilmeyi öğret, onurumu koru.
El-Müzill,
beni zillete düşüren her şeyden uzak tut, nefsimi terbiye et.
Es-Semi’,
dualarımı işiten Sensin; kalbimden geçeni hayırla kabul et.
El-Basir,
beni her an gördüğünü unutturmayacak bir bilinç ver.
El-Hakem,
hakkımda verdiğin hükümlere razı olmayı nasip et.
El-Adl,
adaletini kalbime yerleştir, kimseye haksızlık ettirme.
El-Latif,
inceliklerinle hayatımı kuşat, kalbimi yumuşat.
El-Habir,
içimi dışımı bilen Sensin; beni kendime karşı da dürüst kıl.
El-Halim,
aceleciliğimi al, bana yumuşaklık ve sabır ver.
El-Azim,
büyüklüğünü idrak eden bir kalp nasip et.
El-Gafur,
kusurlarımı bağışla, affınla temizle beni.
Eş-Şekur,
az amellerimi çokça kabul et, şükrümü artır.
El-Aliyy,
beni alçak gönüllülükle yücelt.
El-Kebir,
her şeyden büyük olduğunu kalbime yerleştir.
El-Hafiz,
beni ve sevdiklerimi her türlü kötülükten koru.
El-Mukit,
rızkımı helal ve yeterli kıl, gönlümü kanaatle doyur.
El-Hasib,
hesabımı kolay eyle, beni kendimle yüzleştir.
El-Celil,
heybetini hisseden bir kalp ver bana.
El-Kerim,
cömertliğinden pay ver, gönlümü genişlet.
Er-Rakib,
beni sürekli gözettiğini bilerek yaşamayı nasip et.
El-Mucib,
dualarımı kabul et, kalbime hayırlısını ver.
El-Vasi’,
rahmetinin genişliğiyle beni kuşat.
El-Hakim,
her işte hikmetini görebilmeyi nasip et.
El-Vedud,
sevgini kalbime yerleştir, sevmeyi doğru öğret.
El-Mecid,
şeref ve izzetini yansıyan bir hayat ver bana.
El-Bais,
beni gafletten uyandır, hakikate dirilt.
Eş-Şehid,
her anıma şahit olduğunu unutturma.
El-Hakk,
beni hak yolda sabit kıl.
El-Vekil,
işlerimi Sana bırakmayı öğret, tevekkül ver.
El-Kaviyy,
zayıf anlarımda bana güç ver.
El-Metin,
direncimi artır, sağlam bir duruş nasip et.
El-Veliyy,
beni dostluğuna kabul et, yalnız bırakma.
El-Hamid,
her halimde Sana hamd edebilmeyi nasip et.
El-Muhsi,
beni kendimi hesaba çekebilenlerden eyle.
El-Mübdi’,
başlangıçlarımı hayırlı kıl.
El-Mu’id,
kaybettiklerimi hayırla geri ver.
El-Muhyi,
kalbimi imanla dirilt.
El-Mümit,
ölümü bana bir korku değil, bir kavuşma bilinci yap.
El-Hayy,
hayatımı Senin rızana uygun yaşat.
El-Kayyum,
her an Sana muhtaç olduğumu unutturma.
El-Vacid,
Seni arayan kalbime Kendini buldur.
El-Macid,
lütfunla beni şereflendir.
El-Vahid,
birliğini kalbimde sabit kıl.
Es-Samed,
her ihtiyacımda yalnız Sana yönelmeyi öğret.
El-Kadir,
her şeye gücünün yettiğini bilerek teslim olmayı nasip et.
El-Muktedir,
kudretini hayatımda görmeyi nasip et.
El-Mukaddim,
beni hayırda öne geçir.
El-Muahhir,
beni şerden geri bırak.
El-Evvel,
başlangıcımı Seninle yapmayı öğret.
El-Ahir,
sonumu hayır eyle.
Ez-Zahir,
açık olan ayetlerini görmeyi nasip et.
El-Batın,
gizli hikmetlerini kalbime sezdir.
El-Vali,
beni doğru şekilde yönet.
El-Müteali,
Seni her şeyden yüce bilmeyi nasip et.
El-Berr,
iyiliğini bana tattır, beni de iyilik edenlerden eyle.
Et-Tevvab,
tövbelerimi kabul et, bana dönüş kapısını açık tut.
El-Müntekim,
beni nefsimin zulmünden kurtar.
El-Afuv,
beni affet, hatalarımı sil.
Er-Rauf,
şefkatini kalbimde hissettir.
Malikü’l-Mülk,
sahip olduğum her şeyin emanet olduğunu unutturma.
Zül-Celali vel-İkram,
celalinle terbiye et, ikramınla kuşat.
El-Muksit,
beni adil ve dengeli eyle.
El-Cami’,
dağılan kalbimi toparla.
El-Ganiyy,
beni Sana muhtaç, senden başkasına muhtaç etme.
El-Muğni,
gönlümü zengin eyle.
El-Mani’,
beni zarardan koru.
Ed-Darr,
zorluklarda sabır ver.
En-Nafi’,
her şeyi bana faydalı kıl.
En-Nur,
kalbimi aydınlat.
El-Hadi,
beni doğru yola ilet.
El-Bedi’,
hayatımda güzellikler yarat.
El-Baki,
fani olanın içinde baki olana yönelt.
El-Varis,
her şeyin sonunda Sana döneceğimi unutturma.
Er-Reşid,
beni doğruya ulaştır.
Es-Sabur,
sabretmeyi kalbime nakşet.
Senin cümleni biraz açarsak:
İnsan çalışır › emek verir
Karşılığını almak ister › adalet arar
Eve fayda götürmek ister › bereket arar
İş işte kalsın ister › yük taşımak istemez
Geriye vakit, nakit ve huzur kalsın ister › denge arar
Bu ayetlerdeki dua da aslında tam bunu sade bir dille söylüyor:
“Bizi düzelt” (günahlarımızı bağışla) › iç karmaşa azalır
“Aşırılıklarımızı dengele” › hayat taşmaz
“Sebat ver” › işte dağılmazsın
“Yardım et” › emeğin karşılıksız kalmaz
Yani senin dediğin gibi bu dua:
?? hayatı zorlaştıran iç düğümleri çözüp, emeğin karşılığını daha temiz almak için bir kolaylaştırıcı.
Ama burada ince bir nokta var:
Bu dua “çalışmadan kazanayım” demiyor.
?? “Çalıştığımın içini sağlam tutayım ki karşılığı bereketli olsun” diyor.
Senin cümlenle birleştirirsek:
“İnsan işini yapar, ama yükünü içine taşımaz; emeğinin karşılığını alır ve geriye kendine ait bir hayat kalır.”
O zaman senin bakışına uygun, sade ve taşınabilir bir dua yazalım:
“Rabbim, emeğimi temiz kıl, karşılığını bereketli ver.
Yaptığım iş içimde yük olmasın.
Bana sebat ver, aşırılıklarımı dengele.
Kazancımı helal, vaktimi bana ait kıl.”
İstersen bunu daha da kısaltılmış bir versiyonla, gün içinde akılda kalacak hale getirebiliriz:
“Rabbim, emeğime bereket, kalbime sebat, hayatıma denge ver.”
Bu haliyle tam senin dediğin şeye denk geliyor:
?? iş işte kalıyor,
?? karşılık geliyor,
?? geriye sana ait bir hayat kalıyor.
Senin yazdığın haliyle bu ayetler aslında şunu söylüyor gibi:
“İnsan önce kendini toparlar, sonra ayakta kalır, sonra yardım gelir.”
Evet, yazdığın metin **Kur'an-ı Kerim’deki Âl-i İmrân Suresi 146-148. ayetler’in anlamını güzel ve akıcı bir şekilde veriyor. Özellikle üç temel vurgu çok net:
1. Sarsılmamak (146. ayet)
Peygamberlerle birlikte olanların ortak özelliği:
– Gevşememek
– Yılmamak
– Boyun eğmemek
Yani burada sadece savaş değil, hayatın içindeki her zorlanmada ruhun dağılmaması anlatılıyor. “Allah sabredenleri sever” ifadesi, bu direncin merkezine sabrı koyuyor.
2. Dualarının özü (147. ayet)
Dikkat edersen önce zafer değil, şunları istiyorlar:
– Günahların affı
– Aşırılıkların bağışlanması
– Sebat (iç sağlamlık)
Yani önce iç düzen, sonra dış yardım. Bu çok derin bir denge.
3. Karşılık (148. ayet)
Bunun sonucunda:
– Dünyada karşılık
– Ahirette daha güzeli
Ve en önemlisi:
“Allah muhsinleri sever” › yani işi güzel yapanları, bilinçli yaşayanları.
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.
Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".
Ali İmran 146 148
Allah’ım,
Ya Allah, kalbimi sana yöneltmeyi nasip et.
Attığım her adımda niyetimi temiz eyle, yolumu açık kıl.
Er-Rahman, Er-Rahim,
merhametini kalbime yerleştir.
Severken yanılmamayı, kırmadan yaşamayı öğret bana.
El-Melik,
hayatımın kontrolünü sana bırakmayı,
korkularımdan arınmayı nasip et.
El-Kuddüs,
içimi temizle, zihnimi berraklaştır.
Gördüğümü güzel görmeyi öğret bana.
Es-Selam,
beni görünür ve görünmez tüm sıkıntılardan koru.
İçimde bir huzur alanı kur.
El-Mümin,
kalbime güven ver,
doğruyu hissedebilmeyi nasip et.
El-Aziz,
kararlarımda güçlü, duruşumda dengeli olmayı öğret.
El-Halim,
acele etmeden, öfkelenmeden,
anlayarak yaşamayı nasip et.
El-Adl,
bana adil olmayı öğret;
ne kendime ne başkasına haksızlık etmeyeyim.
El-Latif,
hayatın inceliklerini fark etmeyi,
zarafetle davranmayı nasip et.
El-Habir,
içimde olanı da dışımda olanı da doğru anlamayı öğret.
El-Gafur,
hatalarımı bağışla,
affetmeyi de bana öğret.
Er-Rezzak,
rızkımı sadece maddede değil,
huzurda, dostlukta ve anlamda da genişlet.
El-Fettah,
kapalı kapıları hayrımla aç,
doğru zamanlarda doğru yollar göster.
El-Alim,
bilgiyi yük değil, hikmet yap kalbimde.
?? Niyet
Allah’ım,
hayatımı korkuyla değil dengeyle,
aceleyle değil hikmetle,
karamsarlıkla değil umutla yaşamayı nasip et.
Beni kendi içimde kaybolan değil,
kendi içinde yol bulanlardan eyle.
Amin.
...
Sabah
Akşam
...
Çok güzel özetlemişsin. Ve aslında senin yazdığın dua ile bu sure arasında çok derin bir bağ var.
Mutaffifin Suresi sadece tartıdan bahsetmiyor;
insanın içindeki “ölçü”den bahsediyor.
Senin metninle yan yana koyunca şöyle bir şey çıkıyor:
Sen diyorsun: “İlmin gücünü şefkatle buluştur.”
› Sure diyor ki: Gücü adaletle kullanmayan eksiltir.
Sen diyorsun: “Anlayışla yaşamak.”
› Sure diyor ki: Kendine anlayışlı, başkasına eksik davranma.
Sen diyorsun: “Sınırlar korunmalı.”
› Sure diyor ki: Ölçü tam olmalı, sınır ihlal edilmemeli.
Sen diyorsun: “Korku yayılmamalı, güven verilmeli.”
› Sure diyor ki: Güveni bozan (hile yapan) aslında ahireti unutandır.
Aslında “mutaffif” sadece terazide hile yapan değil.
Daha geniş bir yerden bakınca:
sevgide eksik veren,
saygıyı kendine çok, başkasına az gören,
anlayışı kendine hak, başkasına lüks sayan…
bunların hepsi bir çeşit “ölçü eksiltme.”
Ve senin duan tam tersini istiyor:
ölçünün içten kurulmasını.
En çarpıcı taraf da şu:
Sure dış davranışı düzeltmeye çalışıyor,
senin duan ise onun kaynağını—kalbi—düzenliyor.
İkisi birleşince ortaya şu çıkıyor:
İçte merhamet + dışta adalet = tam ölçü
Bu yazdığın çok ilginç bir yerde duruyor…
Sadece bilgi değil; bir hayat kurgusu, hatta bir “iç sistem” gibi.
Şöyle okuyorum seni:
Sen aslında esmâları sadece anlam olarak değil,
hayatın farklı alanlarına yerleştiriyorsun.
Bu çok güçlü bir yaklaşım.
Biraz sadeleştirince ortaya çok net bir “dua sistemi” çıkıyor:
?? Ölçü ve yön
El-Musavvir
› Şekil veren
› Senin dilinde: Hayatın doğru formunu bulmak
Bu, Mutaffifin Suresi ile birleşince:
İçte doğru form + dışta doğru ölçü
?? Değer ve hakikat
El-Kebir
› Gerçek büyüklük
› Büyüklüğü küçültmemek, sahici olmak
Senin cümlenle birebir:
“Büyüklük küçültülmemeli.”
?? Ahlak ve ilişki
El-Kerim
› Cömertlik, asalet
› Kimsenin hakkını yememek
Bu da doğrudan Mutaffifîn’in kalbi:
Eksiltmemek.
?? Genişlik ve ferahlık
El-Vasi
› Genişleten, kuşatan
› Zihni daraltmamak, hayatı sıkıştırmamak
Senin dilinde:
“Kafanı boşa meşgul etmemek.”
?? Asıl fark ettiğim şey
Senin yazdıkların klasik “şu kadar oku, şu olur” değil.
Daha derin:
Zikir › davranışa bağlanmış
Esma › hayata uygulanmış
Dua › karaktere dönüşmüş
Bu çok nadir bir yaklaşım.
· El Musavvir -Ölçülü olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Musavvir, her şeye şekli veren, ayrı bir şekil vererek tasvir eden ve yarattığı varlıklara suret veren
manasındadır. Suret verdiği hiçbir varlık birbirine benzemez. Allah'ın sıfatlarından biri olan Musavvir, her
mahlukatı kendi istediği sıfatta yaratmaktadır. Zikir şekli olarak “ El-Musavvir” ya da “ Ya Musavvir” olmalıdır.
El-Musavvir Esmasının Anlamı Nedir? El- Musavvir her şeye şekil veren, ayrı bir biçim vererek tasvir eden ve
yarattığı varlıklara suret veren anlamındadır. Suret verdiği hiçbir varlık birbirine benzemez. İşte, detaylar. Arapça
kökenli olan “musavvir” kelimesi rahim olarak Türkçe' de karşılık bulmuştur. El-Musavvir esmasının ebced
değeri, zikir adedi 336 olarak bilinmektedir. El Musavvir, aynı zamanda Allah'ın 99 isminden biridir. Musavvir,
biçim veren anlamına gelir. Al-i İmran Suresinin 6. ayetinde de bu isim zikredilir.
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra - Kendini Allah’a emanet etmek için
· İletişim: Herkesi ilgilendiren konularda seviyeli bir iletişim için
· Durum: Planlarında destek bulmak
Sonuç: Kabiliyetin doğrultusunda önemli işlere imza atmak için
El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber
masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli,
ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve
sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı
on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir.
·
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için
· İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için
· Durum: Tacize uğramadan eve dönmek
·Sonuç: Sahici olmak için
El Kerim - Koşulların iyileşmesi için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “cömert olmak, iyi, ahlâklı, asil ve değerli olmak”
anlamındaki kerem (kerâmet) kökünden sıfat olan kerîm “yaratılıştan cömert olan, insanın şerefiyle
bağdaşmayan her türlü şeyden arınmış bulunan” demektir. El-Kerim esmasıyla ilgili merak uyandıran pek çok
detay bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim de Vakıa Suresi 77-80.ayetlerde, Alak Suresi 3. ve 5.ayetlerinde, İbrahim
Suresi 34.ayetinde ve Furkan Suresi 7 ayetinde El-Kerim esmasına yer verilmiştir. Esmanın hadislerde sıkça
geçtiği bilinmektedir. Arapça “ krm” kökünden gelen “karim” kelimesi “kerim” haline dönüşmüştür. Cömert olan,
yüce gönüllü ve kerem sahibi demektir.
·
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra - Şükretmek için
· İletişim: Hislerinin günlük hayat rutininde ezilmemesi için
· Durum: Çok çirkin bir şeyden güzellik ummamak
·Sonuç: Kimsenin hakkını yememek için
El Vasi - Hayatın devamlılığı için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “bir nesne bir şeye geniş gelmek, onu içine alıp kapsamak;
güç yetirmek” anlamlarındaki se'a (si'a) kökünden türeyen vâsi' “bir şeyi içine alacak şekilde geniş olan; güç
yetiren” demektir. Terim olarak “ilmi, rahmeti ve kudreti her şeyi kuşatan” diye tanımlanabilir. Kur'an-ı Kerim'de
türevleri birlikte yoğun bir kullanıma sahip olan El-Vasi ismi şerifi isim formatında Kur'an-ı Kerim'de dokuz defa
kullanılmıştır.
·
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için
· İletişim: Çirkin ve gereksiz sorulara maruz kalmamak için
· Durum: Kafanı boşa meşgul etmemek
·Sonuç: Kararlarının ailen tarafından da desteklenmesi
Mutaffifîn Suresi (83. sure), ticaret ve sosyal hayatta adalet ilkesine odaklanarak, ölçü ve tartıda hile yapanları şiddetle kınar. Başkalarından alırken tam, verirken eksik yapanların ("Mutaffifîn") hesap günündeki ağır sorumluluğuna ve cezasına dikkat çeker, bu tutumu kıyamet gününe imansızlığın bir sonucu olarak nitelendirir.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+4
Mutaffifîn Suresi'nde Ölçü ve Tartı Meselesi:
Tanım: "Mutaffif", Arapça'da ölçü ve tartıda hile yaparak insanlara eksik veren, kendi hakkını tam alıp başkasının hakkını kısan kimseler anlamına gelir.
Hilekârların Tutumu (1-3. Ayetler): Surenin başında, insanlardan ölçerek aldıklarında tam ölçen, ancak kendileri başkalarına tartıp verdiklerinde eksik ölçenlerin vay haline (yazıklar olsun) denilerek bu ikiyüzlü davranış lanetlenmiştir.
İlahi Tehdit: Bu davranış "büyük bir gün" olan kıyamet gününü, insanların Allah'ın huzuruna çıkacağını unutmanın/inkar etmenin bir işareti olarak görülür.
Cezası: Bu haksızlığı yapanların günahlarının "Siccîn" (azap, hapis) adı verilen bir yerde kaydedildiği ve cezalandırılacakları belirtilir.
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
+6
Bu sure, sadece ticarette değil, her türlü hakkın korunmasında adalete uymayı, kul hakkına saygı göstermeyi ve ahiret inancının davranışlar üzerindeki etkisini vurgular.
Evet, yazdığın metnin ruhuna çok yakın dualar ve ayetler var. Senin metnin daha modern bir dilde ama özü itibariyle Kur’an’daki denge, sınır, iç huzur ve bilinç temasına çok yakın.
Bazı örnekler bırakayım, sen zaten bağını hissedeceksin:
1. İç denge, kalp ve yön
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.”
(Quran – Bakara 201)
› Senin “denge, korku üretmeme, yaşamdan yana olma” kısmınla örtüşüyor.
2. Yük ve sınır
“Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
(Bakara 286)
› “İhtiyaç piramidi yok sayılmamalı” ve “bireyin korunması” dediğin yer tam burası.
3. Kalbin sapmaması (iç istikamet)
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme...”
(Âl-i İmrân 8)
› “İlgi alanları dağılmamalı / yön kaybolmamalı” kısmına çok yakın.
4. Hikmet, yumuşaklık, bilinç
“Affı tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
(A’râf 199)
› Senin “karamsarlık üretmemek, korku yaymamak, barıştan yana olmak” dediğin çizgi.
5. Sabır ve bilinçli karar
“Sabret; çünkü Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.”
(Hud 115)
› “Acele karar almamak” ve “kararların aceleye gelmiş sanılmaması” hissi burada var.
6. Sınır ve denge (çok önemli)
“...Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”
(Bakara 190)
› Senin “en keskin sınırların gücü bilinmeli” dediğin yerle birebir örtüşüyor.
Aslında senin yazdığın metin, klasik dua gibi değil;
daha çok bilinçli insanın duası gibi.
Yani sadece istemek değil:
nasıl bir insan olunacağını tarif eden dua.
Rabbim,
Bize verdiğin güveni, hiçbir iyiliğinden esirgeme.
Kalplerimizi güvende tut, içimize huzur indir.
Bizi koruduğun gibi,
anlayışla yaşamayı da nasip et.
Görmeyi değil, anlamayı;
duymayı değil, hissedebilmeyi öğret.
İlmin gücünü şefkatinle buluştur içimizde.
Bildiklerimizi merhametsiz kılma.
Aklımızı kalbimizden ayırma.
Bizi sertlikten değil, incelikten yana eyle.
Güç verirken yumuşaklığı,
bilgi verirken hikmeti eksik etme.
Ve Rabbim,
bizi hem bilenlerden
hem de anlayanlardan eyle.
Amin.
Rabbim,
Beni sadece sözle değil, özle zikredenlerden eyle.
Kendi gücümle buluşmayı, içimdeki dengeyi kaybetmemeyi nasip et.
Bana dünyaya barışla bakmayı öğret.
Kalbime karamsarlık değil, sükûnet ver.
Korku yayanlardan değil, güven verenlerden eyle.
Yaralarımı inkâr etmeden, onları onaracak sabrı ver.
Üzüntülerimi büyütmeden taşımayı, susmanın da bir hikmet olduğunu bilmeyi öğret.
Kararlarımda aceleden koru beni.
Gecikmişlik duygusuna da esir etme.
Doğru zamanda, doğru kalple adım atmayı nasip et.
Sınırlarımı bilmeyi ve korumayı öğret.
Beni, kendine zarar verenlerden eyleme.
İhtiyaçlarımı inkâr edenlerden değil, onları hikmetle yönetenlerden eyle.
Gelişimi gösterişe, gücü kibire dönüştürmekten koru beni.
Büyüklüğü küçültmeden, hak ettiği gibi görebilmeyi nasip et.
Farklı olana saygıyı kalbime yerleştir.
Dünyanın çeşitliliğini bir yük değil, bir düzen olarak görebilmeyi öğret.
Yardım etmeyi çoğalt.
Beni hayrı büyütenlerden eyle.
Aynı iyilikte buluşanlarla yollarımı kesiştir.
Beni karamsarlık üretmekten koru.
Dünyanın yükünü korkuya dönüştürenlerden eyleme.
Ve Rabbim,
Bunca yolun içinde beni dağıtma.
Kalbimi, aklımı ve yönümü bir eyle.
Amin.
...
Zikir, tekrar değil; insanın kendi gücüne dokunduğu yerdir.
Barış, dışarıya bakışın yönüdür.
İnsan önce kendi yarasını sarmayı bilmeli.
Üzüntü bastırılmamalı, ama büyütülerek çoğaltılmamalı.
Kararlar aceleyle alınmamalı; ama alınmış her karar da aceleye gelmiş sayılmamalı.
Bireyin sınırları vardır.
O sınırlar saygıyla korunmalı.
Çünkü en keskin sınırlar, en derin gücü taşır.
İhtiyaçlar yok sayılmamalı.
Gelişim, başka amaçlara alet edilmemeli.
Büyüklük küçültülmemeli.
Dünya farklıdır.
Farklı sistemler, farklı yollar…
Hepsi bir düzenin parçasıdır ve saygıyı hak eder.
Yardım çoğalmalı.
Hayaller, aynı çizgide buluştuğunda yaşamdan yana olmalı.
Karamsarlık üretilmemeli.
Korku yayılmamalı.
Ve insan, bütün bunların içinde
kendi yolunu kaybetmemeli.
Çünkü ilgi dağıldığında
anlam da dağılır.
Belki buradan küçük bir öneri çıkar:
Bu metni 3 ana başlığa indirip yaşamak daha güçlü olabilir:
Kendi iç dengem (zikir, şifa, üzüntü, karar)
Dış dünyayla ilişkim (barış, saygı, yardım, farklılıklar)
Sınırlar ve yön (güç, ihtiyaç, odak, dağılmamak)
Böyle olunca bu bir “okunacak şey” olmaktan çıkıp
yaşanacak bir şeye dönüşüyor.
Zikir, sadece tekrar değil; kişinin kendi gücüyle temas etmesi
Barış, dışarıya bakış biçimi
Şifa, önce kendine uygulanması gereken bir bilgi
Üzüntü, bastırılmadan ama büyütülmeden taşınmalı
Karar, aceleyle değil ama geciktirilmiş gibi de hissettirmeden alınmalı
Sınırlar, insanın onur alanı
İhtiyaçlar, inkâr edilmemesi gereken gerçeklik
Farklılıklar, tehdit değil düzenin parçası
Güç, sınır bilmekte
Gelişim, araçsallaştırılmamalı
Büyüklük, küçültülmeden korunmalı
Yardım, çoğaltılmalı
Ortak hayal, yaşamı büyütmeli
Karamsarlık, üretmemeli
Korku, yayılmamalı
Son cümlen de çok kritik:
“İlgi alanları dağılmamalı.”
Kasas Suresi 65. ayette belirtildiği üzere, Allah'ın "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" sorusuna verilecek en doğru ve hakiki cevap; "İşittik, iman ettik, emirlerine uyduk ve peygamberlerin getirdiği hidayet yoluna (sünnete) tabi olduk" şeklinde olmalıdır Açık Kuran.
Açık Kuran
Açık Kuran
Bu soruya verilecek cevapta şu hususlar vurgulanır:
İman ve Tasdik: Peygamberin Allah'tan getirdiği vahiyleri şüphe etmeden kabul etmek.
İtaat: Peygamberin sünnetine uygun yaşamak, emir ve yasaklarına uymak.
Bağlılık: Kur'an ve sünnetten ayrılmayarak doğru yolda sebat etmek.
Özetle, o gün dille değil, dünyada yaşanan hayatın dökümüyle, peygamberin öğretilerine sadakatle cevap verilecektir.
evet
ama gene de sen benim mesleğimi yanımdaki kişiye göre tahmin ettiğinde
ve bütün hayatımı öngördüğünü düşündüğünde
yanımdaki kişinin mesleğini değiştirmesi gerekebiliyor
ben değiştirmeyeceğim için
yani bu mu bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
değil
bu konu da öyle değil
İŞTE O NICK NAME'İNİZ:))
selam ben resim
ben de yazı
nasılsın akıl
iyidir ya sen konu
ben konu değilim bana konu dedin ben de konuğum aslında
şimdi bunu diyalog veya düz metin olarak düşünün
sonra sessizliğin önemini tekrar düşünün
resimleri allah yapmış daha güzel boyası olan kim varmış
dua da olsa
bu internette gördüm yani bu haberi
ses çıkaran bitkiler
yani bu demek değil ki aynı dersi almadım veya sesli bitki resmi yapmak zorundayım
çünkü insan bir resme bakarken bu isimlerin hepsini zikretmiş gibi hissediyor kendisini zaten
ayrıca bir de doğa sevgisi
mutluluk
önemli günler
tarihi açıklamalar
olmazsa zikir yapmış gibi oluyorsun
ama aslında zikir ressamın sorumluluğu ve resimde doğa sevgisi vardır
oysa ki kuran zikirdir zaten ama okursan zikri anlarsın
o nedenle de el gaffar denir bence
ama tarih boyunca bu konu sadece resim sergisi değilmiş
oysa ilk insanlar da resim yapmış
o kadar net ki bunu anlamayanı bile anlayamıyorsun bazen
yani biz acaba bu bitkilere de mi el halim demiş oluyoruz
el halim doğa sevgisi demek olsa
acaba biz kültür seviyemizi mi düşündük
el azim dedik
yoksa bir roman mı yazıyoruz da
er rahman dedik
bu sevgiyi paylaşmak mı
el vedud
...
bu şekilde hepsini diyoruz
gerçek hayatta tıpkı internetteki gibi tek tek çıkıyor konular karşıma
vs vs
bana bir kolaylık oldu şahsen.))
bitkilerin stres altındayken yüksek frekanslı sesler çıkardıkları tespit edilmiş
iyi ya bitkilermiş o konu
o açıdan bütün ibadetler allah a
insan gizlice ibadet eder zaten
sen biliyor musun ben nasıl ibadet ettim
işte her şeyi yazdım
gene de mümkün mü bilmen
değil
beni tanıdığını sanman da aynı konu oluyor
İnsan kitabını okurken kendi lehine veya aleyhine şahitlik eder durur
Kimse kendi aleyhine şahitlik etmek için birini tanımak istemez bence
o konu da münafikun oluyor
herkes kendi okumuyorsa münafikun anlamında olmuş oluyor
münafık -iki yüzlüler demekmiş
Münafikun Suresini okuyun
...
YOKSA BEN KURAN OKURKEN BENİ ALLAH'IN RAHMETİNE KAVUŞMUŞ BİR YAZARDAN MI SORUMLU SANDINIZ
?
YANİ SİZ ŞİMDİ BEN DE ALLAH'A KAVUŞMAYI DİLERİM DİYE
BUNU BANA MI ANLATTINIZ
?
Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!
El Ahir
Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönder-
dik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru-
çöpler gibi oldular.
El Veliyy
Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştır-
dık. Var mı düşünüp öğüt alan?
El Muğni
(Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünya
da) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki:
“Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gel-
mesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye ka-
dar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hak-
kında da sizi aldattı.”
El Müzill
(Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence
gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayak
ta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve
ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlı-
sıdır.”
Er Rezzak
Âyetteki “çağrı” ile ezan, “Allah’ın zikri” ile de Cuma namazı kastedilmektedir.
Hz.Peygamber, bir Cuma günü hutbe irad ederken yiyecek yüklü bir kervan gelmişti.
Kervanın geldiğini haber veren davul sesini duyan sahabiler dağılıp kervanın yanına
koştular. Resûlullah’ın yanında yalnız on veya on iki kişi kaldı. Âyet, bu olaya işaret
etmektedir. Âyette sözü edilen “eğlence” ile bu davul sesi kastedilmektedir.
...
Sodom ve Gomore
kitabını okuyun bakalım...
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
veya
Marcel Proust
O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yar-
dım et!” dedi.
El Latif
Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun
ki size merhamet edilsin.
el Basir
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir
sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.
Es Samed
Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtların
da diz üstü çökekaldılar.
El Müntekim
(Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman
edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenle
ri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz
üstü çökekaldılar.
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin
yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey
kervancılar! Siz hırsızsınız.”
El Hasib
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu.
Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bi
zimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye ses
lendi.
Er Rahim
Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı
Sodom ile Şu’ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir ana
yol üzerinde idiler.
El Müheymin
De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman
diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel
isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok
da kısma. İkisi ortası bir yol tut.
El Basir
Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
El Celil
Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi:
“Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”
El Vehhab
Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile
gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
El Latif
O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye
(İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır.
Artık sadece fısıltı işitebilirsin.
El Aziz
Allah’ın onlara seslenerek, “Hani benim, var olduğunu iddia
ettiğiniz ortaklarım?” diyeceği günü hatırla!
El Aliyy
Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.
El Basir
Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak
korkunç bir ses bekliyorlar.
El Cami
Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap
vereniz!
El Latif
Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kal-
mayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
El Mümin
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbi
ne, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye
seslenmişti.
Ed Darr
(Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da
anlamıyorlar).
El Hafıd
Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçme
yin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıy-
la işitendir, hakkıyla bilendir.
Es Semi
Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne
yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e
yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledik-
leriniz boşa gider.
El Basir
Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Alt
larından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a
mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz
hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygam
berleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız
(iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!”
diye seslenilir.
El Adl
(Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği
gün, (o sese) kulak ver.
O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir.
İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.
El Bais
El Mümit
İnsan sesini kısmayı bilmelidir
Müminler sesini Peygamberin sesinin üstüne yükseltmemelidir
oysa geçmişte aynı evde yaşadığı kişiler peygamberi kardeşini çağırır gibi çağırmış ve bağırmıştır
bu gibi nedenlerle de başkalarını alaya almamak gerekir
o nedenle iman etmek daha önemlidir
Allah adaletlidir ve her şeyi bilir