Herkesin hakkı olan bir konuda geri zekalilarla bizi yaristirip, beyinsizlere de yaşam hakki verdin diye de şimarttin. Sen fuhuşu yasaklayana kadar ben çocuk yapma konusunu okuyamadim bile ! Bu kadar igrenclik adina yasayan insanlarin gucunu yok et zaten.
Neler yapabilirsin bilmiyorum ama benim seninle hava atmam tam bu kadar mümkün. ismen, zihnen, mantıken sanat gibi, kavuşma odaklı ve hafif korkak ama gene de aynı konuda ve sadece bir konuda hemfikir
A, benim de :))
Susmayan kaç şey biliyorsun ki zaten sadece cennete veya cehenneme gitsek?
Cennet gibi bir yerde adam karısını görür. Seni tanıyamadım bir an der. Adamı gören kadın bir an bocalar, sonra sakın bana beni tanımadığını söyleme, der. İkisi konuşurken çocukları gelir. Biz birazdan döneceğiz ama bir saat kadar buradayız. Kadın korkarak bağırır, sizi kim yolladı, diye. Çocuklar korkarak cevap verir, anneannem, diye. Babaları araya karışır, deden toprağa karıştı ama burayı bilir. Anneannen size anlatsın cennet aslında ne renktir? Çocuklar pembe diyince, yanlarında bir su belirir. Suda içmeyin yazıyor. Anneanne görünür, çok geç kalmadık umarım, derken, suyun rengi değişir. Ama yine de içmeyin yazıyor. Karanlık olmuştur. Kaç kere söyledim dinletemedim, buraya not düşmeleri iyi olmuş; karanlıkta içmeyin ! Büyük bir sayfa açılır, yer gök kitap olur: bir daha karanlıkta içmeyin. Sonunda dede gelir, içer. Bence de içmeyin, der. Dede gelir, suyu içer. Bir durur. Sonra yüzünü buruşturur: “Tatsızmış.” Herkes donar. Çocuk: “Ama içmeyin yazıyordu…” Dede: “Okudum zaten.” Kadın: “O zaman neden içtin?” Dede omuz silker: “Merak.” Bir anda suyun üstündeki yazı değişir: “İÇMEYİN (AMA MERAK EDERSENİZ SORUMLULUK SİZİN)” Anneanne sinirlenir: “Kaç kere söyledim!” Adam: “Bu cennet mi şimdi?” Dede: “Bilmiyorum ama kurallar çok tanıdık.” Yer gök kitap olur. Sayfada kocaman yazar: “İNSAN: UYARIYI OKUR, DENEYİ SEÇER.” Çocuklardan biri suya bakar: “Bir daha içelim mi?” Herkes ona döner. Karanlık.
Dede suyu içer. Bir anda herkes susar. Suyun rengi siyaha döner. Çocuklardan biri bağırır: “Dede!” Dede sakin: “Geç kaldınız.” Kadın geri çekilir: “Ne demek bu?” Yer gök kitap olan sayfa hızla açılır: “UYARI OKUNDU AMA ANLAŞILMADI.” Adam bağırır: “Kim yazdı bunu?” Anneanne: “Siz.” Karanlık çöker. Suyun sesi büyür. Ve son cümle yankılanır: “İnsan en çok kendine yazılanı okumaz.” Tam karanlık.
Dede suyu içer. Hiçbir şey olmaz. Kadın yaklaşır: “Bir şey olmadı…” Dede başını sallar: “Oldu. Ama hemen olmaz.” Karanlık ağırlaşır. Suyun üzerindeki yazı silinir. Yer gök kitap olan sayfa kapanırken son cümle görünür: “Bazı şeyler içildiği anda değil, hatırlandığı anda zehirler.” Adam kadına bakar. Bu kez gerçekten tanır. Kadın: “Biz buraya neden geldik?” Anneanne: “Unuttuklarımızı hatırlamak için.” Çocuk: “Peki cennet ne renk?” Dede: “Hatırladığın kadar.” Işık söner.
Bir deli kendi kendine konuşmaktadır. “Sınırı geçme, sarı çizgide dur.” “Allah bizi ne için yarattı?” “İnsanı sömürmeyin.” “Yazık bu çocuğa.” “Dokunma çantama.” Sokakta toplanmış, onu izleyenler vardır. Kimi güler, kimi susar, kimi anlamaz. Bunu fark edince durur. Etrafına bakar. Sanki ilk kez kendini dışarıdan görür gibi. “Bugün dinleniyorum,” der. Kalabalık bir süre daha bekler. Bir şey olacak sanırlar. Olmaz. Sıkılıp dağılırlar. Geriye bir tek o kalır. Ve ilk kez, kimsenin dinlemediği yerde doğruyu söylemenin yükü de yoktur.
Kitap açıktı. Sayfanın ortasında bir türkü duruyordu. Okununca değil, hatırlanınca çalan cinsten. “Duyuyor musun?” dedi biri. Başını hafif yana eğdi, sanki ses gerçekten odadaymış gibi. “Ne var?” dedi öteki. Boşluğa baktı. Hiçbir şey yoktu onun için. “Kitaptaki türkü…” Cümleyi yarım bırakmadı, ama karşılığı yarım kaldı. “O ne ya?” Kısa bir sessizlik. İlkinin yüzünde küçük bir hayal kırıklığı değil, daha çok şaşkınlık vardı. Sanki bu bilginin ortak olması gerekiyormuş gibi. “Bilmiyor musun bu türküyü?” “Ben bara gitmem.” Cümle düştü. Yanlış yere. Yanlış anlama gibi değil de, yanlış hayata aitmiş gibi. Bir an, ikisi de sustu. Aynı odada, ayrı yerlerde durdular. İlki kitabı kapatmadı. Sadece parmağını sayfanın arasına koydu, türkü kaçmasın diye. İkincisi omuz silkti. Duyulmayan bir şeyi özlemenin anlamı yoktu onun için. “Tüh,” dedi ilki. Türküye değil, aradaki boşluğa. Sayfa hâlâ açıktı. Ama artık kimse dinlemiyordu.
Herkesin hakkı olan bir konuda geri zekalilarla bizi yaristirip, beyinsizlere de yaşam hakki verdin diye de şimarttin.
Sen fuhuşu yasaklayana kadar ben çocuk yapma konusunu okuyamadim bile !
Bu kadar igrenclik adina yasayan insanlarin gucunu yok et zaten.
Sen benim arkadaşım ol !
Farklı karakterlerin kültür seviyemizi düşürebildiği bi toplum bu.
Eski arkadaşlarımın başkalarını rahatsız etmesine mani ol.
Okumakla ilgisi olmayan insanlara hüküm verdin madem bana musallat etme.
Ayrıca bana sadece hayrı olmuş, sevgi tam, saygı sonsuz...
Benim annrm babam kim?
Bu aşırı çirkin hissi benden kazı.
Bu insanlara da özgürlüğünü ver ama sen özgürlüğüne kavuştur
Ama benden taviz verme !
Asla onaylamayacagım şeyleri bana yaşatma
Bence çok yetersiz dünyaniz
Begenmedim. Size yakişmiyor.
Ben beş ismi aynı anda duyacağim bi sistemden söz etmiyorum
Ben ölsem affetmem yani.
Günahını ört ama ben affetmeyeceğim gene de
Sen kendin affet
Bu çok gereksiz bir uçurum.
Bu sanat şemsiyene ihtiyacım yok....
Bari Nuh'un dünyaya getirmem dediğini doğurma ama !
Feminist diyemeyen kadına çocuk verdin....
Hiç bir peygamber salak sevmez ve gerçekten işitmediğimiz hakaret kalmadı
senin nasıl miden bulanmıyor anlayamadım yani !
Bu okumaysa kitabı koru, beni korumana gerek yok.
Camiye Allah diyenler gidemiyor mu yani
?
Bu dünya normalde senin için ne ki ben de bi baksaydım... sonra.
...
Niye aptal dediğin kişiye güç verdin ki
aklı olana başarılar verseydin bence !
Yok kimsede...
gerçi iyi,
şu kendisinde akıl olanlarla sorunlarımı çöz yeter bana.
Akıl verdin ama sana gelmeden önce cehenneme uğramam lazım.
Belki gerek kalmaz.
Ah, mutluluk bu mu?
Sen kitaba muhtaç değilsin diye bana lüks kaçtı iyi niyetiniz.
İsteyenin bir yüzü...
Bi cehennemi atamamışsın gibi senin yolun da.
Onu da dert etme.
Olur ama çok salak var. Herkes yalancı!
Bu insanlık dışı sesi sustur. Bunu dilemeyeni benden sonsuza kadar uzak tut.
Çoğu gerizekalı cehennemin.
Sonsuz gücünle her neredeysen, burada 2 satıra sığdığını sanmak mide bulandırıyor. Bence iğrençsin.
Sen kendine bak, satıra da sımıyorsun!
Tamam.
Bana bu yaptığın kötülük sadece daha kötü şeyler olduğunu anımsatıyor...
Sanırım bunu yapanı biliyorum!
Hiç mi film izlemediniz acaba siz?
İzledik.
Keşke insanlar da senin gibi dokunmadan, bozmadan geçip gitseler...
ama onlar sınır kelimesini yeni öğrenmiş gibiler.
Kaygılarımız aynı gibi.
Yaa! Tanıştığımıza sevindim yani !!!
Ha ha ah.
Neler yapabilirsin bilmiyorum ama benim seninle hava atmam tam bu kadar mümkün.
ismen, zihnen, mantıken sanat gibi, kavuşma odaklı ve hafif korkak
ama gene de aynı konuda ve sadece bir konuda hemfikir
A, benim de :))
Susmayan kaç şey biliyorsun ki zaten sadece cennete veya cehenneme gitsek?
Hiç.
Hiç şaka yaptığımı anımsamıyorum.
Yaptın ya şimdi !
Bu şaka sayılmaz.
Tüh !!!
Ben ne dilersem onu yaparım.
A, ah? Ne alâka? Hiç anlayamadım.
Doğru:)
Sana bütün verdiklerim hediyeydi.
Çok sevdim aslında o nedenle.
İyi edersin.
Merhamet benden sorulur.
E, sen güçlüsün tabii.
Aklında tutsan yeter.
İzah edeyim mi neler gördüğümü?
Yok gerek yok.
Doğru.
Çok net.
Evet.
Seni çok iyi duyuyorum.
Beni mi?
Evet.
Ben senin başına bir şey gelmesine izin vermeyeceğim.
Adin ne, selam.
Sana adımı söylemiştim.
Ben de senin başına bir şey gelmesine izin vermeyeceğim.
Evet.
Cennet gibi bir yerde adam karısını görür. Seni tanıyamadım bir an der. Adamı gören kadın bir an bocalar, sonra sakın bana beni tanımadığını söyleme, der. İkisi konuşurken çocukları gelir. Biz birazdan döneceğiz ama bir saat kadar buradayız. Kadın korkarak bağırır, sizi kim yolladı, diye. Çocuklar korkarak cevap verir, anneannem, diye. Babaları araya karışır, deden toprağa karıştı ama burayı bilir. Anneannen size anlatsın cennet aslında ne renktir? Çocuklar pembe diyince, yanlarında bir su belirir. Suda içmeyin yazıyor. Anneanne görünür, çok geç kalmadık umarım, derken, suyun rengi değişir. Ama yine de içmeyin yazıyor. Karanlık olmuştur. Kaç kere söyledim dinletemedim, buraya not düşmeleri iyi olmuş; karanlıkta içmeyin ! Büyük bir sayfa açılır, yer gök kitap olur: bir daha karanlıkta içmeyin. Sonunda dede gelir, içer. Bence de içmeyin, der.
Dede gelir, suyu içer.
Bir durur.
Sonra yüzünü buruşturur: “Tatsızmış.”
Herkes donar.
Çocuk: “Ama içmeyin yazıyordu…”
Dede: “Okudum zaten.”
Kadın: “O zaman neden içtin?”
Dede omuz silker: “Merak.”
Bir anda suyun üstündeki yazı değişir:
“İÇMEYİN (AMA MERAK EDERSENİZ SORUMLULUK SİZİN)”
Anneanne sinirlenir: “Kaç kere söyledim!”
Adam: “Bu cennet mi şimdi?”
Dede: “Bilmiyorum ama kurallar çok tanıdık.”
Yer gök kitap olur.
Sayfada kocaman yazar:
“İNSAN: UYARIYI OKUR, DENEYİ SEÇER.”
Çocuklardan biri suya bakar: “Bir daha içelim mi?”
Herkes ona döner.
Karanlık.
Dede suyu içer.
Bir anda herkes susar.
Suyun rengi siyaha döner.
Çocuklardan biri bağırır: “Dede!”
Dede sakin: “Geç kaldınız.”
Kadın geri çekilir: “Ne demek bu?”
Yer gök kitap olan sayfa hızla açılır:
“UYARI OKUNDU AMA ANLAŞILMADI.”
Adam bağırır: “Kim yazdı bunu?”
Anneanne: “Siz.”
Karanlık çöker.
Suyun sesi büyür.
Ve son cümle yankılanır:
“İnsan en çok kendine yazılanı okumaz.”
Tam karanlık.
Dede suyu içer.
Hiçbir şey olmaz.
Kadın yaklaşır: “Bir şey olmadı…”
Dede başını sallar: “Oldu. Ama hemen olmaz.”
Karanlık ağırlaşır.
Suyun üzerindeki yazı silinir.
Yer gök kitap olan sayfa kapanırken son cümle görünür:
“Bazı şeyler içildiği anda değil, hatırlandığı anda zehirler.”
Adam kadına bakar. Bu kez gerçekten tanır.
Kadın: “Biz buraya neden geldik?”
Anneanne: “Unuttuklarımızı hatırlamak için.”
Çocuk: “Peki cennet ne renk?”
Dede: “Hatırladığın kadar.”
Işık söner.
;)))
Bir deli kendi kendine konuşmaktadır.
“Sınırı geçme, sarı çizgide dur.”
“Allah bizi ne için yarattı?”
“İnsanı sömürmeyin.”
“Yazık bu çocuğa.”
“Dokunma çantama.”
Sokakta toplanmış, onu izleyenler vardır.
Kimi güler, kimi susar, kimi anlamaz.
Bunu fark edince durur.
Etrafına bakar.
Sanki ilk kez kendini dışarıdan görür gibi.
“Bugün dinleniyorum,” der.
Kalabalık bir süre daha bekler.
Bir şey olacak sanırlar.
Olmaz.
Sıkılıp dağılırlar.
Geriye bir tek o kalır.
Ve ilk kez,
kimsenin dinlemediği yerde
doğruyu söylemenin yükü de yoktur.
Kitap açıktı.
Sayfanın ortasında bir türkü duruyordu.
Okununca değil, hatırlanınca çalan cinsten.
“Duyuyor musun?” dedi biri.
Başını hafif yana eğdi, sanki ses gerçekten odadaymış gibi.
“Ne var?” dedi öteki.
Boşluğa baktı. Hiçbir şey yoktu onun için.
“Kitaptaki türkü…”
Cümleyi yarım bırakmadı, ama karşılığı yarım kaldı.
“O ne ya?”
Kısa bir sessizlik.
İlkinin yüzünde küçük bir hayal kırıklığı değil, daha çok şaşkınlık vardı.
Sanki bu bilginin ortak olması gerekiyormuş gibi.
“Bilmiyor musun bu türküyü?”
“Ben bara gitmem.”
Cümle düştü.
Yanlış yere.
Yanlış anlama gibi değil de, yanlış hayata aitmiş gibi.
Bir an, ikisi de sustu.
Aynı odada, ayrı yerlerde durdular.
İlki kitabı kapatmadı.
Sadece parmağını sayfanın arasına koydu, türkü kaçmasın diye.
İkincisi omuz silkti.
Duyulmayan bir şeyi özlemenin anlamı yoktu onun için.
“Tüh,” dedi ilki.
Türküye değil, aradaki boşluğa.
Sayfa hâlâ açıktı.
Ama artık kimse dinlemiyordu.