Yani "sadece sanata mı er rahman" dedin denilecek bir konu değildir. Zaten aramızda sanat varsa söylenecek her şey söylenmiştir. Ama sürekli bu konuşan insana hak vermek yanlıştır aynı zamanda da.
Burada çok ince bir dengeye temas ediyorsun: sanat açar ama aynı zamanda sınırları da bulanıklaştırır.
“Sanat başlar ama bitmez” dediğinde doğru bir yerdesin; çünkü sanat:
Tamamlanmaz Yorumla büyür Ve bu yüzden güç üretir
Ama o güç dediğin gibi risk taşır:
İnsan kendini merkez sanabilir (senin dediğin “tanrılaşmak” hissi) Ortak beğeni › alışkanlığa (âdete) dönüşebilir Ve bu da sömürüye açık alan yaratır
Ama “kontrol altında” dediğin şey kritik. Çünkü kontrol yoksa:
Sanat, anlam üretmekten çıkıp etki üretmeye başlar.
Bunu senin tonunda toparlayayım:
Sanat başlar, ama bitmez.
Çünkü anlam çoğaldıkça, insan kendini merkeze koymaya başlar.
Orada bir tehlike vardır: beğeni alışkanlığa döner, alışkanlık otoriteye.
Ve sanat, fark edilmeden sömürüye açılır.
Bu yüzden sanat sadece özgürlük değil, aynı zamanda ölçüdür.
yazı dlinde çirkin sadece yüzsüz -literally, sözlükteki gibi olur insan çünkü ;herkese aynı notu verir ;burada artık hz adem in bütün kelimeleri öğrendiği gibidir cennet, biz sadece affedip, abartmayıp, hoş görüp sakin olduysak sanattır
Yazı dili insanı tek kelimeye indirir. “Çirkin” demez, “yüzsüz” der.
Çünkü sözlük gibi çalışır: tanımlar, keser, sabitler.
Ve böylece herkese aynı notu verir.
Oysa insan tek kelime değildir.
İsimleri bilmek başka, o isimlerle hüküm vermemek başka.
Biz biraz affedebiliyorsak, biraz abartmıyorsak, biraz sakin kalabiliyorsak—
Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben; - "İnsan şeytanları da mı var?" dedim. - "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar. Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir. Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür. Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır. Sorularla İslamiyet Sorularla İslamiyet +1 Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
En'âm Suresi 48-49. ayetleri, peygamberlerin müjdeleyici ve uyarıcı görevlerini vurgular. İman edip hâlini düzeltenlere korku ve hüzün olmadığını (48), âyetleri yalanlayanlara ise fasıklıkları (günahkârlıkları) sebebiyle azap dokunacağını (49) belirtir; bu ayetler peygamberlerin tebliğ vazifesini ve ilahi adaleti açıklar. kuranvemeali.com kuranvemeali.com +3 En'âm Suresi 48. Ayet Meali: "Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder, hâlini ve yolunu düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir". kuranvemeali.com kuranvemeali.com En'âm Suresi 49. Ayet Meali: "Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmaları (fasıklık yapmaları) yüzünden onlara azap dokunacaktır". kuranvemeali.com kuranvemeali.com +1 Öne Çıkan Tefsir Detayları: Görev Tanımı (48. Ayet): Peygamberlerin temel görevi mucizeler göstermek değil, Allah'ın emirlerini tebliğ etmek, inanları müjdelemek ve inkarcıları uyarmaktır. Kurtuluş Şartı (48. Ayet): Kurtuluş, sadece kuru bir imanla değil, aynı zamanda nefsi ıslah etmek, davranışları düzeltmek (salih amel) ile mümkündür. Azabın Sebebi (49. Ayet): Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve bu inkarla birlikte günah işleyip (fasıklık) yoldan çıkmak, azabı hak etme sebebidir.
Dilleri Eğip Bükmek: Kelimelerin anlamını kaydırmak veya aslına uygun okumamak. Amaç: İnsanları yanıltmak ve batılı hak gibi göstermek. Yalan: Allah adına yalan söyleyerek insanları aldatmak.
yani -es selam desem de allah seni cehenneme atacak felsefesiyle asla doğru konuşmazlar veya allh ne istersem yapacak diye okur gibi yaşarlar
ne yazık ki onlar akıl sahte içerikli bir vahiy değildir
"Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler, oysa Allah katından değildir. Allah'a karşı, bile bile yalan söylerler."
"Sonra siz (öyle kimselersiniz ki), ahde vefasızlık ederek birbirinizi öldürüyor, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyor, esir düştüklerinde fidyelerini vererek onları kurtarıyorsunuz. Oysa onları yurdlarından çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezillikten, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba uğratılmaktan başka nedir ki? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir." Bakara
Allah'ın bizimle (müminlerle) beraber olduğunu, yardımını ve yakınlığını ifade eden en meşhur ayet Tevbe Suresi 40. ayettir. Hicret sırasında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Ebubekir'e söylediği "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir" (Lâ tahzen innallahe meânâ) ifadesi, Allah'ın müminleri desteklediğini ve koruduğunu vurgular. kuranvemeali.com kuranvemeali.com +2 "Allah Bizimle Beraberdir" Ayeti (Tevbe 40) Arapça Okunuşu: "...Lâ tahzen innallâhe meânâ..." Meali: "...Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir.". Açıklama: Bu ayet, özellikle zorluk anlarında Allah'ın yardımının ve inayetinin müminlerin üzerinde olduğunu hatırlatır. kuranvemeali.com kuranvemeali.com +3 Allah'ın Yakınlığı ve Yardımına Dair Diğer Ayetler Bakara Suresi 186: "Kullarım sana beni sorduklarında (bilsinler ki) ben onlara çok yakınım..." Kaf Suresi 16: "...Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız." Enfal Suresi 19: "...Şüphe yok ki Allah müminlerle beraberdir."
dostların terk eder bir tek arkadaşın kalmaz halini soranlar anlamaz sevdiğin şeyler onaylanmaz sevmediğin yerlerde iftiralar olur kalemin aynı kağıdı bilemez kaybettiklerinin telâfisi olmaz cennette
İnşirâh Suresi 5-8. ayetlerinde geçen bu ifadeler, zorluklar karşısında yılmamayı, her sıkıntının içinde bir kolaylık bulunduğunu ve sürekli üretken olmayı öğütler. "Öyleyse işe koyul" (Fezâ feragh) emri, bir iş bittiğinde diğerine geçerek zamanı verimli kullanmayı ve Allah'a yönelmeyi (tevekkül) vurgular. Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim +2 Ayetlerin Mesajı ve Tefsiri: Zorluk ve Kolaylık Birlikte: "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır" (İnşirah, 5-6) ayeti, zorluğun ardında değil, bizzat içinde bir kolaylığın barındığını tekitli (kesin) olarak vurgular. Sürekli Çalışma (İnşirah 7): "Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul" emri, boş durmamayı, zihinsel ve fiziksel olarak sürekli hayırlı işlerle meşgul olmayı, aktif bir yaşam sürmeyi teşvik eder. Motivasyon ve Teselli: Bu ayetler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şahsında tüm inananlara, müşriklerin baskısı ve hayatın zorlukları karşısında sabretmeyi, kararlı olmayı ve sadece Allah'a güvenmeyi (8. ayet) öğütler. Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim +7 Özetle, İnşirâh Suresi, Diyanet Kuran Tefsiri'nde de belirtildiği üzere, zorlukları aşmak için umutsuzluğa kapılmadan çalışmayı ve her yeni işe motivasyonla başlamayı emreder.
Sanatcilar dine ragmen senin ruh esini bilmek zorunda degil Siyasetciler de dine ragmen her eve aile diye bakmak zorunda degil topluma hurmetten sorumludur
Burada çok net bir denge kurmaya çalışıyorsun ve doğru yerdesin:
sanat varsa söz fazlalaşır, ama sözün kendisi de sorgusuz kabul edilmemeli.
“sadece sanata mı Er-Rahman?” meselesi aslında şuna dokunuyor:
Sanatı mutlaklaştırmak da bir tür aşırılık
Ama sanatı yok saymak da körlük
Senin cümlenin özü şu:
Sanat varsa, hakikat kendini bir şekilde ifade etmiştir.
Ama o ifadeyi dile getiren kişi, otomatik olarak “haklı” değildir.
Bu çok önemli bir ayrım. Çünkü:
Sanat › alan açar
Ama sanatçı › o alanın tek sahibi değildir
Bunu senin tonunu koruyarak biraz daha netleştireyim:
Sanat varsa, söz zaten söylenmiştir.
Ama o sözü söyleyen kişiye
her seferinde hak vermek gerekmez.
Çünkü sanat, kişiden büyüktür.
Ve insan, söylediği doğru olsa bile
kendisi doğru olmayabilir.
Ya da daha keskin bir aforizma:
Sanat hakikati açar;
ama onu söyleyen, hakikatin sahibi değildir.
AMA BEN BÖYLE ÇALIŞIYORUM !
Yani "sadece sanata mı er rahman" dedin denilecek bir konu değildir.
Zaten aramızda sanat varsa söylenecek her şey söylenmiştir.
Ama sürekli bu konuşan insana hak vermek yanlıştır aynı zamanda da.
Burada çok ince bir dengeye temas ediyorsun:
sanat açar ama aynı zamanda sınırları da bulanıklaştırır.
“Sanat başlar ama bitmez” dediğinde doğru bir yerdesin; çünkü sanat:
Tamamlanmaz
Yorumla büyür
Ve bu yüzden güç üretir
Ama o güç dediğin gibi risk taşır:
İnsan kendini merkez sanabilir (senin dediğin “tanrılaşmak” hissi)
Ortak beğeni › alışkanlığa (âdete) dönüşebilir
Ve bu da sömürüye açık alan yaratır
Ama “kontrol altında” dediğin şey kritik. Çünkü kontrol yoksa:
Sanat, anlam üretmekten çıkıp etki üretmeye başlar.
Bunu senin tonunda toparlayayım:
Sanat başlar, ama bitmez.
Çünkü anlam çoğaldıkça,
insan kendini merkeze koymaya başlar.
Orada bir tehlike vardır:
beğeni alışkanlığa döner,
alışkanlık otoriteye.
Ve sanat, fark edilmeden
sömürüye açılır.
Bu yüzden sanat sadece özgürlük değil,
aynı zamanda ölçüdür.
Ölçü kaybolursa,
sanat insanı büyütmez—
şişirir.
yazı dlinde çirkin sadece yüzsüz -literally, sözlükteki gibi olur insan çünkü ;herkese aynı notu verir ;burada artık hz adem in bütün kelimeleri öğrendiği gibidir cennet, biz sadece affedip, abartmayıp, hoş görüp sakin olduysak sanattır
Yazı dili insanı tek kelimeye indirir.
“Çirkin” demez, “yüzsüz” der.
Çünkü sözlük gibi çalışır:
tanımlar, keser, sabitler.
Ve böylece herkese aynı notu verir.
Oysa insan tek kelime değildir.
İsimleri bilmek başka,
o isimlerle hüküm vermemek başka.
Biz biraz affedebiliyorsak,
biraz abartmıyorsak,
biraz sakin kalabiliyorsak—
işte orada sanat başlar.
Ama bitmez !
bir sanatçıyı da kendi yazdığı satırların içine sığdırmak veya taşırmak doğru olmaz
biz üniversitede şiirleri incelerdik yorumlardık
şimdi resimleri de yorumluyorlar kitaplarda
resim kursunda da bu konu
aynı konu olması ne hoş
ama bütün felsefeyi o konuya sığdırmak doğru olmaz
Yüzsüz insan hep çirkindir
Okul başkanını tanımayan kız burada daha yüzsüz sanılabilir
yazı ortamında
Bunu da sömüren insanlar olur.
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Kız bir an durur, sonra hızlanır.)
– Belki görünce tanırsın. Ben sizi yalnız bırakayım istersen.
– …
– Hiç zihninde canlandırmadın mı onu?
– Tanımıyorum dedim ya.
– Aslında ben de tanımıyorum.
– …
– Ama neden düşünmeyelim ki? Belki hatırlarsın.
– Gerek yok.
– Başka bir arkadaşın var mı? Onu arayalım, fotoğraflardan buluruz.
– …
– Belki tatilde sağır numarası yapan oydu.
– Bu saçma.
– Belki de o değildir. Zaten ben sizi tanıştırmayayım.
(Sessizlik.)
– Sen ne yapmak istiyorsun?
OKULDAN BERİ
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Hiç tanımadım.)
- okulun başkanını tanıyor musun
- hayır
?
Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben;
- "İnsan şeytanları da mı var?" dedim.
- "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar.
Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir.
Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür.
Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır.
Sorularla İslamiyet
Sorularla İslamiyet
+1
Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
komik değil ama şeytanların eğlencesi bunlar
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
(!!!)
Senin eleştirdiğin şey aslında şu:
İnsanlar kendi iç mücadelesini anlamak yerine, bunu başkalarına saldırı dili yapıyor.
Bunu daha temiz ve güçlü bir aforizmaya çevirirsek:
İnsan, içindeki karmaşayı anlamadığı yerde onu başkasına atar.
Sonra da kendi yükünü, başkasının hatası gibi bağırır.
Ya da daha sert ama hâlâ dengeli:
Kendi içini yönetemeyen, dışarıyı suç diline çevirir.
Ve anlamadığı şeyi “hakikat” diye bağırır.
Senin kurduğun dünya hissi güçlü ama onu “hakaret ve mutlak hüküm” yerine “gözlem ve teşhis” seviyesinde tutarsan metin çok daha derinleşir.
“Adalet yok, insanlar haksızlık yapıyor ve bunu haklılaştırıyor.”
İnsan, gücü eline aldığında kendi haklılığını büyütür.
Ve bu büyüme, başkasının gerçeğini küçültür.
Ya da daha doğrudan:
Haksızlık çoğu zaman tek bir kişinin değil,
haklılık üretme biçimlerinin sonucudur.
Hakikate yönelmeyen irade, kendini eksiltir.
Ama burada “hakikat” ve “irade” çok ağır kavramlar olduğu için, anlamı biraz açılınca daha da netleşir. Çünkü cümle iki şeyi aynı anda söylüyor:
İnsan yönelmezse bir şey kaybolur (bilgi değil sadece, “insanın kendisi”)
İrade boşta kalmaz; ya gelişir ya da körelir
Daha hafif varyasyonlar istersen aynı damarı koruyarak şunlar da olur:
Hakikate yönelmeyen irade, kendi sınırına çarpar.
Hakikate dönmeyen irade, kendini daraltır.
Hakikati aramayan irade, kendinden eksilir.
...
...
...
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Aramızda kitap değişmez;
değişen insandır.
İradesini hakikate çevirmeyen akıl,
kendini yarım bırakır.
Çünkü söz aynı kalır,
ama insan sözün içinde ya yükselir ya düşer.
Toplumda konu kapanır gibi olur.
Ama aslında kapanan konu değil, insanın bakışıdır.
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Metin sabit
İnsan onu değiştiriyor
Ama insanın yönelişi de anlamı belirliyor
Akıl bazen arar
Bazen yanılır
Bazen de reddeder
DENEMELER
En'âm Suresi 48-49. ayetleri, peygamberlerin müjdeleyici ve uyarıcı görevlerini vurgular. İman edip hâlini düzeltenlere korku ve hüzün olmadığını (48), âyetleri yalanlayanlara ise fasıklıkları (günahkârlıkları) sebebiyle azap dokunacağını (49) belirtir; bu ayetler peygamberlerin tebliğ vazifesini ve ilahi adaleti açıklar.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+3
En'âm Suresi 48. Ayet Meali:
"Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder, hâlini ve yolunu düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir".
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
En'âm Suresi 49. Ayet Meali:
"Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmaları (fasıklık yapmaları) yüzünden onlara azap dokunacaktır".
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+1
Öne Çıkan Tefsir Detayları:
Görev Tanımı (48. Ayet): Peygamberlerin temel görevi mucizeler göstermek değil, Allah'ın emirlerini tebliğ etmek, inanları müjdelemek ve inkarcıları uyarmaktır.
Kurtuluş Şartı (48. Ayet): Kurtuluş, sadece kuru bir imanla değil, aynı zamanda nefsi ıslah etmek, davranışları düzeltmek (salih amel) ile mümkündür.
Azabın Sebebi (49. Ayet): Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve bu inkarla birlikte günah işleyip (fasıklık) yoldan çıkmak, azabı hak etme sebebidir.
hangi cümleyi okusan allah diyen zihnin allah der ama
hangi cümleyi konuşsan allah diyen kalbin allah demez
ne yazık ki
oysa ki herkes merak içinde, kim bu şeytan aslında diye aptal gibi konuşursan
asla allah demeyeceğin nettir
ben seninle konuşmuyorum ki sen beni duyuyorsun diyen biriysen
cehennem adına söz aldın anlamında
bunları bilmemek de büyük bir ayıptır
Dilleri Eğip Bükmek: Kelimelerin anlamını kaydırmak veya aslına uygun okumamak.
Amaç: İnsanları yanıltmak ve batılı hak gibi göstermek.
Yalan: Allah adına yalan söyleyerek insanları aldatmak.
yani -es selam desem de allah seni cehenneme atacak felsefesiyle asla doğru konuşmazlar
veya allh ne istersem yapacak diye okur gibi yaşarlar
ne yazık ki onlar akıl sahte içerikli bir vahiy değildir
"Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler, oysa Allah katından değildir. Allah'a karşı, bile bile yalan söylerler."
Ali İmran
"Sonra siz (öyle kimselersiniz ki), ahde vefasızlık ederek birbirinizi öldürüyor, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyor, esir düştüklerinde fidyelerini vererek onları kurtarıyorsunuz. Oysa onları yurdlarından çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezillikten, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba uğratılmaktan başka nedir ki? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."
Bakara
Allah'ın bizimle (müminlerle) beraber olduğunu, yardımını ve yakınlığını ifade eden en meşhur ayet Tevbe Suresi 40. ayettir. Hicret sırasında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Ebubekir'e söylediği "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir" (Lâ tahzen innallahe meânâ) ifadesi, Allah'ın müminleri desteklediğini ve koruduğunu vurgular.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+2
"Allah Bizimle Beraberdir" Ayeti (Tevbe 40)
Arapça Okunuşu: "...Lâ tahzen innallâhe meânâ..."
Meali: "...Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir.".
Açıklama: Bu ayet, özellikle zorluk anlarında Allah'ın yardımının ve inayetinin müminlerin üzerinde olduğunu hatırlatır.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+3
Allah'ın Yakınlığı ve Yardımına Dair Diğer Ayetler
Bakara Suresi 186: "Kullarım sana beni sorduklarında (bilsinler ki) ben onlara çok yakınım..."
Kaf Suresi 16: "...Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız."
Enfal Suresi 19: "...Şüphe yok ki Allah müminlerle beraberdir."
allah dilediğini cehennemden kurtarmıyor
şeytana musallat etmiyor da
sen allah ım beni cehennemde beni de şeytanla diye
kafamın içinde allah diyen beynimde
lanet ediliyorsun bence de
koşarak şehrin içindeki aynı delikte
cehennemi de abartmayabilirim ben
ama cehennem abartılmayacak bir şey değil
OKURSAN
o konu öyle olmasa cennette -şeytanlar bilir ruh eşini
o yüzden de öyle
dostların terk eder
bir tek arkadaşın kalmaz
halini soranlar anlamaz
sevdiğin şeyler onaylanmaz
sevmediğin yerlerde iftiralar olur
kalemin aynı kağıdı bilemez
kaybettiklerinin telâfisi olmaz cennette
allah dememenin
İnşirâh Suresi 5-8. ayetlerinde geçen bu ifadeler, zorluklar karşısında yılmamayı, her sıkıntının içinde bir kolaylık bulunduğunu ve sürekli üretken olmayı öğütler. "Öyleyse işe koyul" (Fezâ feragh) emri, bir iş bittiğinde diğerine geçerek zamanı verimli kullanmayı ve Allah'a yönelmeyi (tevekkül) vurgular.
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
+2
Ayetlerin Mesajı ve Tefsiri:
Zorluk ve Kolaylık Birlikte: "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır" (İnşirah, 5-6) ayeti, zorluğun ardında değil, bizzat içinde bir kolaylığın barındığını tekitli (kesin) olarak vurgular.
Sürekli Çalışma (İnşirah 7): "Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul" emri, boş durmamayı, zihinsel ve fiziksel olarak sürekli hayırlı işlerle meşgul olmayı, aktif bir yaşam sürmeyi teşvik eder.
Motivasyon ve Teselli: Bu ayetler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şahsında tüm inananlara, müşriklerin baskısı ve hayatın zorlukları karşısında sabretmeyi, kararlı olmayı ve sadece Allah'a güvenmeyi (8. ayet) öğütler.
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
+7
Özetle, İnşirâh Suresi, Diyanet Kuran Tefsiri'nde de belirtildiği üzere, zorlukları aşmak için umutsuzluğa kapılmadan çalışmayı ve her yeni işe motivasyonla başlamayı emreder.
ben elimdeki işi allah için yapsam
allah ım sana kavuşmak tek arzum desem
sadece sen her şeyi bilirsin desem
umut dolsam
sen gidip elimdeki işi mi soracaksın
beni mi soracaksın
tanrıyı mı soracaksın meşguldü diye çünkü benimleydi
inan ki ne yaptığımı sadece allah bilir
Sanatcilar dine ragmen senin ruh esini bilmek zorunda degil
Siyasetciler de dine ragmen her eve aile diye bakmak zorunda degil topluma hurmetten sorumludur
Bunun aksi olunca kimse affetmez zaten
Cennette bu konu yok
Allah var
Bizim acimizdan o da yok
Sen merhaba derken icinden cehennem desen ben bilemem
Ama insani cennet gibi saf bir konuda rahatsiz etmenin anlamini seytanlar biliyor sadece
Sizin hic mi sanatiniza merhamet edilmedi
Siz hic mi allah demediniz
Siz hic bi kurala uymadiniz mi
Hic mi aileniz saygi gormedi
O şeytan
Ruh esi dedikce kuduran sesinizi seytanlar bilecek artik
Resimlerinizi seytanlar gorecek artik
Ben bu cehaleti affetmedim
Affetmem