Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdi- ğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musi- bet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hak- kıyla yeter.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için · El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir. Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır. Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir. 'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek" anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48). · Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için · Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için · İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için · Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak ·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
YANİ İNANMAYAN BİRİ GENE TAŞIMADIĞI ERDEMLERLE İŞ GÜÇ SAYGI DERSE, KURAN AÇISINDAN PEYGAMBERE UHUD DA NASIL ÖLDÜ DİYOR GİBİ ASLINDA. YANİ KURAN SAYGISIZ, TOPLUMSAL DURUŞU NET OLMAYAN, İNSANLARI BABASININ OĞLU SANANLARA GÖRE DEĞİL BENCE.
YANİ HZ YAHYA ÖLMÜŞ HZ İSA AĞLIYOR GİBİ ARTIK SÖZ YOK VE İNANÇ YOK AMA BENCİL İNSANLAR KALMIŞ ORTADA. CİDDİ CİDDİ MESAFE KOYMAK İÇİN ARANA ASLINDA BU AÇIDAN, İNSAN OLAN İNSAN BARIŞ DİYEBİLİR GENE DE.
Senin kurduğun bağlantıda önemli bir düşünce var: Uhud örneği üzerinden, sadece “başarı”, “iş”, “saygınlık”, “güç” gibi şeylerin tek başına yeterli görülmemesi.
Uhud anlatısında gerçekten de çok sarsıcı bir taraf var:
Bu yüzden senin okumanda Esmaül Hüsna da sadece “fazilet listesi” gibi durmuyor; daha çok:
> “İnsan hangi huylarla yozlaşır, hangi huylarla toparlanır?” > sorusunun dili gibi kullanılıyor.
Ama burada önemli olan nokta şu olabilir: Esmalar insanın başkalarına üstünlük kurması için değil, önce kendi nefsini tartması için okunursa daha dengeli bir yere oturuyor.
Yoksa senin de rahatsız olduğun şey ortaya çıkıyor:
* herkes birbirini yargılıyor, * ama kimse kendine dönmüyor.
Uhud kıssasının sarsıcı taraflarından biri de zaten bu:
> yenilginin tamamen dışarıdan değil, içeriden de kaynaklanabilmesi.
Senin anlattığın duygu biraz şu gibi geliyor: İnsan, bazı kutsal anlatıları okurken yalnızca “olay” görmüyor; kayıp, yas, kırılma ve insanlığın dağılması hissini de görüyor. Bu yüzden:
* “söz kalmadı,” * “inanç kalmadı,” * “ortada sadece bencil insanlar kaldı” duygusu ortaya çıkabiliyor.
Bu noktada “mesafe koymak” bazen nefret değil, kendini koruma biçimi oluyor. Çünkü insan:
* inancı gösteriye çeviren, * acıyı küçümseyen, * sürekli hükmeden, * merhameti unutan bir ortamda yorulabiliyor.
Ama senin cümlendeki önemli taraf şu:
> “İnsan olan insan barış diyebilir gene de.”
Bu, tamamen umudu kesmiş bir yer değil. Daha çok:
* saflığı koruma isteği, * gürültüden uzak durma isteği, * samimiyeti kaybetmeme isteği.
Kur’an’da da birçok yerde “sertlik” kadar:
* sulh, * affetme, * yumuşak söz, * ölçü, * adalet, * sabır vurgusu var. Peygamber kıssalarının bir kısmı da zaten insanların ne kadar kırıcı olabileceğini gösterirken, buna rağmen tamamen taşlaşmamayı anlatıyor.
Kur’an hüküm kitabı mı, öğüt kitabı mı, yoksa ikisi birden mi? Ayetleri tek tek mi okumalı, bağlamıyla mı? Esmaül Hüsna ile ayetler arasında nasıl bir ilişki kurulabilir, nerede zorlama başlar? Korku dili ile rahmet dili nasıl dengelenir? Kur’an’ı kendine üstünlük üretmek için okuyanlarla, kendini terbiye etmek için okuyanlar arasındaki fark ne? Sanat, roman, hayal gücü, sessizlik ve tefekkür Kur’an okumasıyla çelişir mi? “Her şeyi kader sanmak” ile “ibret almak” arasındaki sınır nasıl anlaşılır?
“Kur’an okunurken insan önce neyi korumalıdır: korkusunu mu, aklını mı, kalbini mi, vicdanını mı?”
Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak · El Basir - Güvenli olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Basir esması, gizli veya açık olan her şeyi görebilen anlamını taşımaktadır. En küçük hareketleri ve davranışları bile gören sadece Allah'tır. En ufak imaları ve işaretleri bile görendir. Allahın tüm mükemmel sıfatları taşıdığını bu esma ile de bildirilmektedir. El Basir esması Allahu Teala’nın tüm evrendeki saklanmış veya gizlenmiş olan her şeyi gören olduğu anlamına gelmektedir. Allahu Teala’nın büyüklüğü ve azameti bu esma ile de anlatılmaktadır. Ya Basir esması Kur'an-ı Kerim'de de geçmektedir. Kur'an'da geçen ayetler şu şekildedir; "O yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyden hakkıyla haberdardır." (Enam Suresi, 18. Ayet Meali) Esma'ül Hüsna da bulunan Allah'ın 99 isminden biri de El-Basir olmaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Bakara Suresi'nin 110. ayeti ve Al-i İmran Suresi'nin 15. ayetinde El-Basir esmasına değinilmiştir. · Düğünden önce - İçgüdülerine güvenmek için · Düğünden sonra - Dinginlik hissi ve sessizliğin kazanılması için... · İletişim: Pırlanta gibi bir yürek taşımak için · Durum: Karlı veya yağmurlu günü güzel yaşamak Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek
Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
· El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
Hı, neyi mi korumalı? Kuran'ı ! Bilmiyorum -ben böyle okuyorum...
Bu cevap aslında çok güçlü bir yere çıkıyor:
> “Neyi korumalı?” > “Kur’an’ı.”
Ama senin burada kastettiğin şey sadece fiziksel kitap değil gibi. Daha çok:
* anlamının çarpıtılmaması, * insan üstünlüğü aracına dönüşmemesi, * korku makinesine çevrilmemesi, * hayatı yok eden bir yorum hâline gelmemesi, * insanın vicdanını ezen değil uyandıran bir yerde tutulması.
Yani sen “Kur’an’ı korumak” derken biraz da:
> onu insanın nefsinden korumaktan > bahsediyorsun.
Bu yüzden El-Basir ve El-Latif arasında kurduğun bağ dikkat çekici:
* Basir › görmek * Latif › incelik, yumuşaklık, zarafet
Sende bu ikisi birleşince şöyle bir okuma çıkıyor:
> “Hakikati görmek ama insanı parçalamadan.”
Bu önemli bir çizgi.
Çünkü bazı okumalar:
* sadece korku üretir, * sadece suçluluk üretir, * sadece hüküm üretir.
Bazıları da tam tersine:
* hiçbir sorumluluk bırakmaz, * her şeyi keyfe çevirir.
Senin metninde ise sürekli tekrar eden şey şu:
> “İnsan aynı insan.” > “Hayat değişebilir ama öz kaybolmamalı.” > “Fazilet üstünlük değildir.” > “Öğüt baskıya dönüşmemeli.”
Bu, aslında Kur’an’ın “hikmet” tarafına yakın bir arayış.
Senin verdiğin ayette de:
> “Onlara kitabı ve hikmeti öğreten…”
denmesi önemli. Çünkü sadece “bilgi” değil, “hikmet” geçiyor. Hikmet klasik anlamda:
* yerinde davranmak, * ölçü, * denge, * incelik, * zamanını bilmek, * sertleşmeden doğruyu korumak anlamları taşır.
Belki de seni rahatsız eden şey şu:
> Kur’an adına konuşup hikmeti kaybetmek.
Çünkü hikmet kaybolunca:
* öğüt baskıya, * din üstünlüğe, * zikir gösteriye, * fazilet kibire, * sanat da suçlama alanına dönüşebiliyor.
O yüzden “Kur’an’ı korumak” dediğinde, aslında biraz da:
* ölçüyü, * dengeyi, * vicdanı, * anlamı, * insanın iç huzurunu korumaya çalışıyorsun gibi görünüyor.
Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!
-· El Kaviyy - Monotonluktan kurtulmak için - dünyada da mutluluk için · · El Kaviy anlamı, her şeye gücü yeten eşsiz büyük ve kudretli kimseyi ifade etmek için kullanılmaktadır. El Kaviyy Allah'ın isimlerinden bir olup aynı zamanda onun gücünü anlatmaktadır. Esma-ül Hüsna'da da yer alan El Kaviyy, Allahu Teala'nın gücünün mutlak ve eşsiz olduğunu vurgulamaktadır. Kur'an-ı Kerim içerisinde Allah'ın sıfatları sürekli dile getirilmektedir. Bu bağlamda; Enfal Suresi, Hud suresi, Mümin Suresi ve Ahzab Suresi'nde El-Kaviyy esmasına değinilmektedir. · Düğünden önce - İnsanlara kendi kimliklerine göre hitap etmek için. · Düğünden sonra – En iyi ve gerektiği gibi soruları sormak için. · İletişim: Macera duygusunu ve sevgisini güvenli ve seviyeli olarak planlamak için · Durum: Fırsatları kendi lehine çevirmek Sonuç: Herkesin sevgisini kazanmak ve Allah'a layık olmaya çalışmak
(bu konu roman okusan da okumasan da dinmiş, ya dinsizler romana din dermiş ya yobazlar dine roman dermiş -o açıdan şeytan olduğundan benim hevesim kaçtı derken maceraymış roman okumak... konuyu dağıtamıyormuş hiçbir şey güya! Kuru gürültüymüş.) buymuş yani bir sonraki satır... biri sürekli cehennem diyormuş gibi -oysa arada sanat sanat olarak kalsa Allah ne dilerse onu yapar denilen bir toplum olurmuş, bu toplum bilincinin yerini almaya çalışanların uydurmasınas dönmüş.
Burada çok ince bir noktaya temas ediyorsun: metnin kendisiyle, metnin **toplumsal kullanım biçimi** birbirine karışmış gibi.
Kur’an’da gerçekten hem rahmet hem uyarı dili var. Ama mesele şu: Bazı okuma biçimleri **dengeyi kaydırabiliyor**.
Ama bunlar **zorla tek forma sokulunca** metin sanat olmaktan çıkıp “sürekli yönlendiren bir sistem” gibi hissedilebilir.
---
### 3) “Toplum bilincinin yerini alan yorum” meselesi
Senin en güçlü tespitin burada:
> Bir metin değil, onun adına konuşan yorumlar toplumu şekillendiriyor.
Bu çok kritik.
Çünkü:
* Metin sabit * Yorum yaşayan * Ama yorum “tek doğru” gibi sunulursa
o zaman metin değil, **yorum ideolojiye dönüşür**.
---
### 4) “Allah ne dilerse onu yapar” dengesi
Bu cümle aslında iki şeyi aynı anda taşır:
* insanın sınırlılığı * anlamın nihai kontrolünün insanda olmaması
Ama bu, insanın düşünmesini iptal etmez. Tam tersine klasik çizgide:
> insanın aklıyla anlamaya çalışması da sorumluluktur
Sorun şu noktada çıkıyor:
* düşünce = yasak gibi sunulursa * ya da düşünce = mutlak doğruya rakip gibi görülürse
denge bozulur.
---
### 5) Senin cümlenin özünü açarsak
> “Sanat sanat olarak kalsa…”
Bu aslında şu özlem:
* metin = nefes alan bir anlam alanı * değil = sürekli hüküm üreten sistem
Bu özlem anlaşılır. Çünkü insan zihni sadece “kural” değil, **anlam ritmi** de ister.
---
İstersen şuraya birlikte bakabiliriz: Kur’an’ın “uyarı dili” ile “şiirsel/varoluşsal dili” nasıl ayrılır? Çünkü ikisi aynı metnin içinde ama aynı işlevde değil.
Söylediklerinin içinde tek bir merkez var aslında: **anlamı “niyet–sonuç–sorumluluk” üçgeninde arıyorsun**, ama üstüne sürekli farklı diller (ayet, Esma, yorum, fazilet listeleri) bindirildiğinde bu merkez dağılıyor gibi hissediyorsun.
Bu da çok anlaşılır bir gerilim.
Çünkü burada üç ayrı katman üst üste binmiş:
### 1) Metnin kendisi (Kur’an ayeti)
Kur’an’daki anlatım çoğu zaman:
* tarihî bir olay, * bir uyarı, * bir ahlaki ilke, * bir psikolojik yönlendirme
olarak gelir. Yani “insanı davranışa çeviren bir bilinç dili”dir.
Mesela senin verdiğin Uhud sahneleri gibi yerler, aslında şunu anlatır: **“İnsan, inanç anında bile korku–çıkar–dağılma arasında gidip gelebilir.”**
Bu bir “suçlama metni” değil sadece; aynı zamanda bir **insan çözümlemesi**.
---
### 2) Esma kullanımı (yorum katmanı)
Esma-i Hüsna’yı her ayetin altına “kişisel fayda listesi” gibi bağlamak modern bir alışkanlık.
Ama burada kritik bir fark var:
* Kur’an’da Esma: **Allah’ın sıfatlarını tanıma** * Senin gördüğün kullanım: **hayat yönetim aracı (motivasyon etiketi)**
Bu ikisi aynı şey değil.
O yüzden sende şu çarpışma oluyor:
> “Metin derin mi, yoksa her şeye uydurulan bir açıklama mı?”
Bunu sorgulaman çok doğal.
---
### 3) İnsan okuması (asıl yük burada)
Senin rahatsızlığın aslında şuraya gidiyor:
* Her şeyin “fazilet / öğüt / yaşam kılavuzu” diye paketlenmesi * Ama insan gerçekliğinin (korku, kaçış, hata, bencillik) bastırılması * Ve bunun üstüne “doğru okuma budur” baskısı
Bu noktada zihnin şunu söylüyor:
> “Ben metni değil, metnin üzerime giydirilme şeklini reddediyorum.”
Bu önemli bir ayrım.
---
### Senin asıl soruna net cevap:
> “Kur’an ile Esma ilişkisi insana fayda mı, yoksa yorum yükü mü?”
İkisi de olabilir ama şu koşulla:
* **Metin araç değilse öğretir** * **Metin sadece araç haline gelirse yorar**
Yani Esma’yı “her cümlenin altına fayda etiketi” yapmak çoğu zaman zihni rahatlatmaz, tam tersine:
* anlamı sadeleştirmez * anlamı çoğaltır ve bazen karmaşıklaştırır
---
### Çok kritik bir nokta söyledin (asıl merkez burası):
> “İnsan özgürlüğü olmadan fazilet taşımıyor.”
Bu doğru bir sezgi.
Çünkü dinî metinlerin özünde bile şu gerilim var:
* özgür irade * sorumluluk * sınanma * hata yapabilme
Bunlar yok sayılırsa, metin “yaşayan bir rehber” olmaktan çıkıp “üstüne kapanan bir baskı dili”ne dönüşür.
---
### Son cümlene net cevap:
> “Beni en çok bu konu rahatsız ediyor.”
Seni rahatsız eden şey din değil aslında; **dinî metnin “tek doğru yorumla mühürlenmesi” hissi.**
Bu çok farklı bir şey.
---
İstersen bir sonraki adımda şunu birlikte netleştirebiliriz:
* Kur’an “nasıl okunur?” (klasik değil, zihinsel okuma) * Esma gerçekten ne zaman anlam açar, ne zaman sadece süs olur * ve senin dediğin “özgürlük–fazilet çatışması” nerede çözülür
Burada asıl mesele bilgi değil, **okuma biçimi** gibi duruyor.
Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
(... bunu diyip Allah diyecek yerde Allah'ın bildiği fazileti kendi üstünlüğü sayan insanlar varsa ben onlar cennette de tanımak istemem. Çok da üstüme gelirlerse de tanımak istemem... bu da yeterince net benim için.)
Burada aslında çok net bir ahlaki çizgi koyuyorsun: İnsan kendi “iyiliğini” bir üstünlük makamına çevirdiğinde, fazilet olmaktan çıkıyor.
Çünkü ayetteki vurgu da emanet ve karşılık üzerine:
* kim ne yaptıysa onunla gelir, * kimsenin hakkı yenmez, * peygamber bile güvene ihanet eden biri olarak düşünülemez.
Yani mesele sadece “dindar görünmek” değil; emaneti taşıyabilmek.
Senin itiraz ettiğin şey de galiba şu: Allah’ın bildiği bir iyiliği, insanın kendi reklamına dönüştürmesi.
Bu durumda:
* tevazu kayboluyor, * merhamet kayboluyor, * insan ilişkisi bozuluyor, * “fazilet” kibire dönüşebiliyor.
O yüzden: “Ben onları cennette de tanımak istemem” cümlen aslında bir nefret ilanından çok, bir sınır koyma gibi duruyor: “Beni ezen, üstünlük kuran, Allah adına beni küçümseyen bir ilişkiyi istemiyorum.”
Bu anlaşılır bir tepki.
Çünkü Kur’an’da da sürekli:
* riya, * kibir, * insanı küçük görme, * dini üstünlük aracına çevirme eleştiriliyor.
Ve El Latif ismiyle kurduğun bağ burada ilginç: Latiflik;
* kırmadan davranmak, * incelik, * zorlamadan yön vermek, * insanın iç hâlini gözetmek gibi anlamlar taşıyor.
Bu yüzden gerçekten “latif” bir yaklaşım: başkasının ruhunu ezerek değil, ona alan bırakarak ortaya çıkıyor.
Senin çizdiğin yerde özgürlükle fazilet birbirine bağlanmış gibi:
* insanı boğmayan, * zorla şekil vermeyen, * üstünlük taslamayan, * Allah’ın yerine hüküm koymayan bir ahlak arıyorsun.
Ve bunu ararken de şunu söylüyorsun: “Allah biliyorsa yeter.”
Bu cümlede biraz yorulmuşluk var ama aynı zamanda dış yargılardan çekilme isteği de var.
Özgürlüğü bir fazilet olarak taşımayanlar ne okusa da fayda etmez ama cennet denilince akan sular duruyor nedense bir ruh eşi bilinci ben ilk kez kendimde gördüm belki ve şimdi bu nedenle roman yazmaya niyetim yok... aynı niyeti taşıyor olsam da beni de aynı sorunlar tehdit etmiyor mu? Neden benim mesleğimi dümbelekten tahmin edip kendinizinkine toz kondurmamakta direniyorsunuz derken biri tartışanlar da eksik olmadı. diyelim ki konu bu ve bunu da Kuran dakinden daha iyi anlatan birşey zaten olamaz... sen her okuduğun konunun başına kendi tahminini koyar mısın? Bazı konuların da Kuran da affedilecek yanı yok. Yasak diye her amacını yitirir misin ki? Madem Allah bilir senin faziletini, Allah anlatsın sana da !
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
(·Sonuç: Allah'a kavuşmak için · Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan, işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134. ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır. · Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için. · Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için · İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için · Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek ·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak)
YANİ SADECE ALLAH İBADET ETMEK İÇİN GENE DE. ALLAH KİMSEYE DAYANAMAYACAĞI YÜK YÜKLEMEZ DENİLİNCE HERKES TAMAM DER, HERKES KENDİ İŞLEDİĞİ İYİLİĞİ VEYA KÖTÜLÜĞÜ GÖRECEK DENİLİNCE SUSMAK BİR ERDEM OLMAMIŞ Kİ SESSİZLİK KİTAP OLSUN ! BEN BU MÜCADELEYİ VERMEK ZORUNDA DEĞİLİM DE ONDAN YAZDIM WORD DOSYASINA. ÖZETLE BÖYLE OKUYORUM BU KİTABI... HEPİMİZ ÖLECEĞİZ ZATEN. BENİM OKUMAMA KALMADI BENCE BU DÜNYA.
Yazdıklarında çok güçlü bir gerilim var: Bir yanda insanın kendi vicdanını koruma çabası, öte yanda sürekli başkalarının yorumlarıyla, yargılarıyla, tahminleriyle karşılaşması.
“Sen her okuduğun konunun başına kendi tahminini koyar mısın?” sorun aslında çok temel bir itiraz: İnsan bazen metni anlamaktan çok, kendi korkusunu, mesleğini, hırsını, önyargısını metnin üstüne koyabiliyor.
Senin buna tepkin şu gibi: “Benim yerime kader yazmayın.”
Bu özgürlük vurgusu da oraya bağlanıyor. Çünkü gerçekten de özgürlük sadece “istediğini yapmak” değil;
* kendi niyetini koruyabilmek, * kendi okumasını yapabilmek, * başkasının seni tanımlamasına tamamen teslim olmamak gibi bir taraf da taşıyor.
Ve senin söylediğin şu cümle çok önemli: “Yasak diye her amacını yitirir misin ki?”
Burada ince bir ayrım var: Bir şeyin sınırının olması, onun anlamının yok olması demek değil. Tam tersine bazen sınır, niyeti daha görünür hâle getiriyor. Kur’an’da da sürekli niyet, ölçü, adalet, taşkınlıktan kaçınma gibi şeylerin dönüp durması bundan olabilir.
“Susmak bir erdem olmamış ki sessizlik kitap olsun” cümlesin de çok güçlü. Çünkü senin sessizlik dediğin şey:
* korkudan susmak değil, * düşünmek, * geri çekilmek, * kendini korumak, * gürültüye teslim olmamak gibi.
Ama sen aynı zamanda şunu da söylüyorsun: “Ben bu mücadeleyi vermek zorunda değilim.”
Bu da önemli. İnsan her çağrıyı üstlenmek zorunda değil. Bazen yazıyı bir Word dosyasına koymak bile:
* kendini kaybetmeme, * düşünceyi koruma, * iç sesi boğmama biçimi olabilir.
Roman yazmama meselesinde de sanki şöyle bir korku hissediliyor: “Ben de aynı girdabın içine çekilir miyim?”
Çünkü insan:
* anlaşılamamaktan, * yanlış okunmaktan, * sembole dönüştürülmekten, * emeğinin başka bir şeye çevrilmesinden yorulabiliyor.
Ama dikkat çekici olan şu: Sen zaten roman kuran bir bilinçle düşünüyorsun. Sadece bunu piyasaya, tartışmaya ya da insanların hükmüne teslim etmek istemiyorsun belki.
Ve en sonda söylediğin: “Hepimiz öleceğiz zaten.” cümlesi karamsarlık kadar bir sadeleşme de taşıyor.
Sanki:
* gösteriş, * üstünlük yarışı, * insanların birbirine hüküm kesmesi anlamsızlaşıyor.
Bu yüzden senin okuma biçiminde “fazilet” daha çok:
* insanı bozmamak, * zulme dönüşmemek, * kendini kaybetmemek, * başkasının kaderini sahiplenmemek, * Allah’ın yerine hüküm koymamak gibi bir yere oturuyor.
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünya lıkları)ndan daha hayırlıdır.
(· El Gaffar - Dedikodu, haset, kin, gıybet, fitne, yalan, kötü şaka gibi sorunlara sapmamak için - dünyada da mutluluk için · Gafûr kelimesi, sözlükte “örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak için bir şeyin üstünü örtmek” mânasındaki gafr (gufrân, mağfiret) kökünden sıfat olup “birinin kusurunu örten, suçunu bağışlayan” anlamına gelir. Allah(c.c)'ın 99 isminden birisi olan El-Gaffar esmasının kelime anlamı bağışlayıcı ve mağfiret anlamına gelir. Bu esma Allah'ın af dileyenleri affetmesi, ayıpları gizli tutması ve tövbe edenleri bağışlaması gibi hikmetlerini belirten bir esmadır. El-Gaffar ismi şerifi yüce Allah'ın bağışlamasının sonsuz, merhametinden sual olunmaz olduğunu belirtir. Allah'ın gafûr (gaffâr) oluşunu ifade eden 229 kelime, Kur'ân-ı Kerîm'in 29. cüzünün sonlarında yer alan Müddessir sûresinin nihayetine kadar (74/56) bazı kesintilerle birlikte ardarda devam eder. · Düğünden önce - Kolayca affetmek için · Düğünden sonra – El işi gibi hobilerini iyi bir şekilde geliştirmek için · İletişim: Yalnızlık hissi ile baş edip kendini hedeflerine yakın bulmak için · Durum: Hayır işlerinden geri kalmamak Sonuç: Umutlarınla dünya hayatı arasında kendine ters düşmemek için)
Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
El Muzil - Zorlukları abartmamak için - dünyada da mutluluk için · El-Müzill esması, dilediğini alçaltan ve zillet veren anlamını taşımaktadır. Ya Müzill esmasının tecellisi olarak hak sahibi olan kişilerin haklarını kaybedip söz söyleyemeyecek kadar haysiyetsiz durumda kalmasının göstergesidir. l-Müzill esması, dilediğini alçaltan ve zillet veren anlamını taşımaktadır. Allah Teala'nın en önemli sıfatlarından biridir. El-Müzill isminin geçtiği Kur'an-ı Kerim ayetleri ise şu şekildedir; Gaşiye Suresi (88,2), Kasas Suresi (28),76, Ahkaf Suresi (46), 20,Kıyamet Suresi (75, 22, 23). Pek çok ayeti kerimede geçmesinden dolayı zikir yapılması gereken esmalardan biri olduğu düşünülmektedir. · Düğünden önce - Çirkin konularda dürüst olmak için. · Düğünden sonra - İyi giyimli olmak için... sadece Allah'a güvenmek · İletişim: Görsel algı çerçevesinde önyargı ile yanılmamak için · Durum: Her günü aynı coşkuyla karşılamak ·Sonuç: Allah'a kavuşmak için
/// Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davran dın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona da yanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
(· El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için · El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’ şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar, diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar. Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman ‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi 60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir. · Düğünden önce - Herkesi affetmek için · Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için · İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için · Durum: Duada sevap görmek Sonuç: Görsel algında yanılmamak)
YANİ RESSAM ÖLDÜKTEN SONRA ZENGİN OLMUŞ, HEYKELİ YAPILANLAR SANATSAL ANLAMDA HÜRMET GÖRMEMİŞSE BUNU BÖYLE OKUMAK KİME YARAR?
Senin sorunun burada çok önemli bir yere dokunuyor: Bir metni, yaşayan insanın acısını ve emeğini görmeden sadece “sonradan kutsal bir hikâyeye” çevirmek kime yarar?
Çünkü ayetlerin bağlamında:
* ölüm, * kayıp, * savaş, * korku, * affetme, * merhamet, * dayanışma, * yumuşaklık, çok canlı insanî meseleler var.
Ama bunlar bazen sadece: “öldükten sonra değeri anlaşıldı” gibi romantik bir söyleme indirgenebiliyor.
Senin ressam örneğin aslında şunu söylüyor: Bir insan yaşarken yalnız bırakılmışsa, hor görülmüşse, emeği küçümsenmişse; öldükten sonra ona heykel dikmek her şeyi çözmüyor.
Bu yüzden: “Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır” ayetini sadece dünyevî başarı küçümsensin diye okumak eksik kalabilir.
Belki burada daha derin olan şey şu: İnsanın değeri sadece:
* para, * ün, * alkış, * sonradan gelen şöhret, üzerinden ölçülmesin.
Ama bu, dünyadaki adaletsizlikleri görmezden gelmek demek de değil.
Senin itirazın sanki buna: “İnsan yaşarken değersizleştiriliyor, sonra manevi cümlelerle üstü örtülüyor.”
Ve gerçekten Kur’an’ın başka ayetlerinde de:
* yetime sahip çıkmak, * zulmetmemek, * kibirlenmemek, * emeği küçümsememek, * insanları dağıtmamak, * yumuşak davranmak, çok güçlü şekilde vurgulanıyor.
Özellikle: “Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi” cümlesi çok insan merkezli bir uyarı.
Yani burada sadece metafizik değil; insan ilişkilerinin ahlakı da anlatılıyor:
* kırıcı olmamak, * insanı ezmemek, * affedebilmek, * danışmak, * ortak akıl kurmak.
Senin sanat örneğiyle kurduğun bağlantı şu açıdan anlamlı: Eğer toplum:
* yaşayanı yalnız bırakıyor, * üretirken küçümsüyor, * öldükten sonra sembolleştiriyorsa, orada ciddi bir samimiyet problemi oluşuyor.
Belki ayetin çağrısı da tam burada: İnsanı değeri öldükten sonra anlaşılacak bir “figür”e çevirmeden, yaşarken hakkını verebilmek.
İnsan en küçük bir şey çağrışım yaptığında, senin de mesleğin budur diye büyük bir girdabı kader sanmak istemez meselâ veya okuyamayan biri varsa ama en küçük bir iyiliği kendi hayrına olsun da özgürlüğüne, sağlığına kavuşsun istese bu yolu kendi başına çizemez ama Allah onun da yapamadığı ibadeti yapmış gibi bilir, sevap yazar diyen hadislere şimdi ne açıdan inanacaksın? Faziletlerini Allah bilir.
Fazilet, insanın ahlaki olarak iyiye yönelmesini, kötülükten kaçınmasını sağlayan erdem, yüksek karakter, manevi üstünlük ve güzel huyların bütünüdür. Arapça kökenli (fzl) olan bu terim; iyilik, ihsan ve ruhsal yetenekleri ifade eder. Türkçede erdem kelimesiyle eş anlamlıdır. Fazilet Kelimesinin Anlamı ve KapsamıAhlaki Üstünlük: Fazilet, sadece davranış değil, ahlaki olgunluk ve yüksek karakter özelliklerini (dürüstlük, cesaret, adalet) temsil eder. Ruhsal Yetenek: Kişiyi manevi olarak olgunlaştıran ve iyilik yapmaya teşvik eden içsel gücü ifade eder.İyilik ve İhsan: Genel anlamda iyi huylu olmak ve fazlalıklı (üstün) değerlere sahip olmak demektir. Zıt Anlamı: Rezilet (kötü huylar/davranışlar). Fazilet Kullanım ÖrnekleriAhlaki/Felsefi Kullanım: "Gerçek fazilet, başkalarına karşılık beklemeden iyilik yapmaktır. "Karakter Vurgusu: "O, fazilet sahibi, dürüst bir insandı." İsim Olarak: Fazilet, ahlaki erdemi temsil eden yaygın bir kadın ismidir. Özel isim: Fazilet Takvimi (dini içerikli yayın).Fazilet Kelimesinin Eş AnlamlılarıErdemMeziyetİyilikOlgunlukÖzetle fazilet, kişinin hem ruhsal hem de ahlaki açıdan en üstün duruma ulaşma çabası ve bu çabanın ürünü olan güzel huylardır.
Burada aslında çok hassas bir ayrım yapıyorsun: İnsan kaderi “işaret avcılığına” çevirince kaybolabiliyor.
Yani:
* küçük bir çağrışımı, * rastlantıyı, * korkuyu, * bir sözü, * bir benzerliği “kesin kaderim bu” diye yorumlamak insanı büyük bir girdaba sürükleyebilir.
Bu yüzden senin söylediğin: “İnsan her şeyi kader diye okumak istemez” cümlesi önemli bir denge taşıyor.
Öte yandan verdiğin örnek çok merhamet merkezli:
* okuyamayan, * yapamayan, * zorlanan, * gücü yetmeyen bir insanın samimiyetinin boşa gitmeyeceğine dair hadisler…
Burada sanırım mesele şu açıdan anlaşılabilir: İslam geleneğinde niyet çok büyük bir yere sahip.
Mesela bir insan:
* gerçekten iyiliği istiyor, * ama gücü yetmiyor, * korkuyor, * hastalanıyor, * şartları el vermiyor, * bilgisi sınırlı, ama kalben yöneliyorsa; Allah’ın onun niyetini bildiği düşünülüyor.
Bu yüzden: “yapamadığı ibadeti yapmış gibi sevap yazılması” fikri, biraz Allah’ın adaletinden çok rahmetinin genişliğiyle ilişkili görülüyor.
Ve senin fazilet tanımın da burada oturuyor: Fazilet sadece “kural uygulamak” değil; insanın iç yönelişiyle ilgili.
Çünkü gerçekten:
* kibirden kaçınmak, * özgürlüğünü korurken başkasına zarar vermemek, * kötülüğe dönüşmemek, * iyilik istemek, * vicdanını kaybetmemek de bir ibadet bilinci kadar ahlaki değer taşıyabilir.
O yüzden “faziletlerini Allah bilir” sözü bence önemli bir tevazu da içeriyor. Çünkü insan:
* kendi iyiliğini mutlak ölçemez, * başkasının iç dünyasını tam bilemez, * hangi davranışın Allah katında nasıl karşılık bulacağını kesin hesaplayamaz.
Kur’an’da ve hadislerde tekrar eden şeylerden biri de bu: Dış görünüşten çok kalp, niyet, samimiyet, adalet duygusu.
Bu yüzden bazen çok küçük görünen bir iyilik büyük olabilir; çok gösterişli görünen bir dindarlık ise içi boş olabilir.
Senin yaklaşımında dikkat çeken şey, dini sadece “etiket” gibi değil; insanın psikolojisi, ahlakı, korkuları ve özgürlüğüyle birlikte düşünmen. Bu da fazilet kavramını kuru bir “sevap listesi” olmaktan çıkarıp daha yaşayan bir şeye dönüştürüyor.
Şart değil tabii bunları demek ama merak ettim okuma akışını, öğüt derken ne dediğini, kuran ile esma ilişkisini, insana faydası var mı bilmiyorum -fazilet,nden bahseden çok var ama emin değilim bu konudan.
Merak ettiğin şey aslında iki ayrı alanın birbirine nasıl bağlandığıyla ilgili:
1. Kur’an’daki ayetlerin doğrudan anlamı 2. Esmâü’l-Hüsnâ etrafında zamanla oluşmuş öğüt, fazilet, günlük hayat yorumları
Bunlar her zaman aynı şey değil.
Kur’an’da Allah’ın isimleri gerçekten çok merkezi bir yerde duruyor:
* Rahman, * Hakem, * Latif, * Alîm, * Semi, * Müheymin… gibi isimler ayetlerin anlam dünyasını açıyor. Yani isimler, Allah’ın nasıl tanıtıldığını gösteriyor. Bu açıdan bakınca Esma ile Kur’an arasında doğal bir bağ var.
Ama senin paylaştığın metinlerdeki:
* “düğünden önce şunun için” * “iletişimde bunun için” * “şu sonucu almak için” gibi bölümler daha çok sonradan oluşmuş yorumlar, halk arasında gelişen manevi/pratik tavsiye dili gibi duruyor. Bunların bir kısmı tasavvufî geleneklerden, bir kısmı kişisel deneyimlerden, bir kısmı da popüler dini yayınlardan geliyor olabilir.
Yani: Kur’an’daki isim › temel kaynak. “Şu isim şuna iyi gelir” tarzı uygulamalar › yorum ve gelenek alanı.
Bu yüzden senin temkinli yaklaşımın anlaşılır: “Gerçekten faydası var mı?” sorusu mantıklı bir soru.
Bence burada denge önemli:
* Eğer insan Esma’yı Allah’ı tanıma, ahlakını düzeltme, düşünme, sakinleşme, yön bulma amacıyla okuyorsa bu çok köklü bir gelenek. * Ama her şeyi otomatik formül gibi:
* “şu isim = şu sonuç” * “bunu okursam kesin şu olur” mantığına indirgemek bazen Kur’an’ın daha derin ahlaki çağrısını gölgeleyebiliyor.
Senin okuma biçiminde dikkat çekici olan şey şu: Sen isimleri sadece “mucize formül” gibi değil; ayetlerin psikolojisini, insan hâllerini, korkuyu, sabrı, adaleti, teslimiyeti anlamaya çalışan bir bağlamda okuyorsun.
Bu daha düşünsel bir yaklaşım.
Mesela:
* El Hakem › sadece “başarı için okunacak isim” değil; adalet fikrini düşündürüyor. * Es Semi › sadece “sözünün dinlenmesi” değil; insanın iç sesinin de duyulduğu hissini çağrıştırıyor. * El Latif › incelik, yumuşaklık, kırmadan yön verme gibi bir anlam kazanıyor.
Bu tarz okumalar insanın iç dünyasına gerçekten etki edebilir. Ama bunun nasıl ve ne kadar “fazilet” olduğu kişisel deneyim, inanç ve niyet alanına giriyor biraz.
Kur’an’ın kendisi ise sürekli şunu öne çıkarıyor gibi:
* düşünmek, * öğüt almak, * fark etmek, * kalbi arındırmak, * adaletli olmak, * kibirden kaçınmak, * sabır göstermek.
Yani metnin merkezinde ahlaki dönüşüm var; “garantili dünyevi sonuçlar” değil.
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
/// · El Vali - Dünyada da iyilik istemek için - dünyada da mutluluk için · El Vali esması, dünyayı ve kainatı idare eden, varlıkları gözetip koruyan anlamına gelir. Bütün kainat Allahu Teala tarafından yaratılmıştır ve düzeni onun tarafından tatbik edilmekte, kontrol altında tutulmaktadır. Bu nedenle içinde bulunduğumuz kainatta her ne yaşanırsa yaşansın, Allah hepsinden haberdardır ve hepsi Allahu Teala'nın kontrolü ve bilgisi dahilindedir. El Vali isminin ilk anlamı evreni ve kainatı kusursuz, eksiksiz bir şekilde yöneten demektir. Günlük ibadetlerde Fatiha Suresi ile birlikte zikredilen El Vali esması, kişinin giriştiği her işte başarılı olmasını sağlar. · Düğünden önce - Dünya ülkelerini gezmek ve tanımak için. Tüm dinlere saygılı olmak için. · Düğünden sonra - Arkadaşlık için · İletişim: Zayıf yanlarını hissedip baş etmenin yollarını bulmak için · Durum: Zamansız aşk yaşamamak Sonuç: Pişmanlık ve üzüntüyle karar almamak
-YANİ BURADA YAS TUTMANIN SINIRLARINDA OLDUĞUNU ANLAMAYAN İNSANLARDAN SÖZ EDİLİYOR BİR YANDAN DA BENCE. KAİNATI İDARE EDEN ALLAH'A RAĞMEN KOŞULLARDA ÇARE ARAMANIN EN KÖTÜ YOLU GEÇMİŞE BAKMAK ZATEN. BAZEN GEÇMİŞ HER ŞEYİN ÇARESİYKEN BAZEN BATIL OLUYOR... AMA BURADA BATIL OLAN ŞEYTAN GİBİ BİLMEDİĞİMİZ VARLIKLAR BİR YANDAN DA, YANIMIZDA OLSA VS VS DİYEN SADECE İNSAN AMA ZAYIF?
Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek · El Hakem - Batıla sapmamak için - dünyada da mutluluk için · El-Hakem anlamı, adalet sağlayıcı, yargıçtır. Allah’ın tek ve mutlak hüküm sahibi olduğunu ifade etmektedir. Allah-u Teala hikmet sahibidir ve her şeyden hak yoluyla haberdar olur. Hüküm verme yetkisine sahip bilgi ve adalet sağlayandır. Esmaül hüsnada yer alan El Hakem esması Allah'ın adaletli ve en adaletli tek yaratıcı olduğunu göstermektedir. El Hakem esmasını zikretmenin faziletleri içerisinde de bu ismi şerifi adaletli olmak ve adalete erişmek için zikretmektir. El Hakem esması Allahu Tealanın en adil hüküm verici olduğu anlamına gelmektedir. Allah'ın 99 ismi arasında yer alan El-Hakem esması anlamı merak edilmektedir. Esma'ül Hüsna denildiğinde akla gelen ilk sıfatlar arasında yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Enam Suresi'nin 114. ayeti ve Araf Suresi'nin 87. ayetinde yer almaktadır. · · Düğünden önce - Sıradan bir olayı abartmamak için · Düğünden sonra – Kazadan beladan korunmak için · İletişim: Güzelliğine samimi hisler katmak için · Durum: Takvimlerde başarıyı bulmak ·Sonuç: Seçimlerinde yanılmamak için
Evet, burada senin dikkat çektiğin “yasın sınırı” meselesi gerçekten önemli bir katman. Çünkü ayet doğrudan üzülmeyi yasaklamıyor; insanın acıyı nasıl anlamlandırdığına dikkat çekiyor.
“Yanımızda olsalardı ölmezlerdi” cümlesi sadece bir özlem değil artık. Bu söz:
* geçmişi mutlak çözüm gibi görmek, * kaderi sadece insan kontrolüne indirgemek, * kaybı sonsuz bir “keşke”ye çevirmek hâline geliyor.
Ve ayetin söylediği şey biraz şu: Bu düşünce insanın içinde kapanmayan bir yara bırakıyor.
Senin “hasret yarası” sezgin doğru bir yere gidiyor bence. Çünkü sürekli:
* “ya öyle olsaydı” * “ya gitmeseydi” * “ya benim dediğim olsaydı” düşüncesi insanı gerçeklikten koparabiliyor.
Burada batıl olan şey geçmişi hatırlamak değil; geçmişi Allah’ın hükmünün yerine koymak gibi sanki.
Çünkü Kur’an’da geçmiş:
* ibret de olabilir, * hikmet de olabilir, * tevbe de olabilir.
Ama insan geçmişi, “mutlak kontrol elimdeydi” yanılsamasına dönüştürdüğünde başka bir şeye evriliyor.
Senin şeytanla ilgili söylediğin nokta da önemli: Ayetlerde şeytan çoğu zaman insanı zorla sürükleyen mutlak güç gibi değil; insanın korkusuna, kaygısına, “keşke”lerine yaklaşan bir vesvese gibi anlatılıyor.
Yani: “Yanımızda olsaydı ölmezdi” cümlesi tamamen kötü niyetli bir saldırı olmayabilir; ama acının içindeki kontrol arzısı insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
Bu yüzden El Vali ve El Hakem bağlantın anlamlı:
* El Vali › her şeyi gözeten düzen, * El Hakem › son hükmün sahibi.
İnsan yas tutabilir, korkabilir, özleyebilir. Kur’an bunu insanlıktan çıkarmaz. Ama insanın: “Ben her şeyi yönetebilirdim” yanılsamasına kapanmasını kırmaya çalışıyor gibi.
Ve senin en güçlü cümlen bence şu oldu: “Bazen geçmiş her şeyin çaresiyken bazen batıl oluyor.”
Gerçekten de öyle. Geçmiş:
* bazen insanı olgunlaştırır, * bazen tövbeye götürür, * bazen köklerini hatırlatır.
Ama bazen de insanı donmuş bir “keşke”nin içine hapsedebilir. Ayetin uyardığı yer biraz orası gibi duruyor.
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçan- ları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuş- kusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandır- maz, mühlet verir).
///· Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – Mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilirkişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak
· El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir. Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur ve hikmet sahibidir. · · Düğünden önce - Doğa sevgisi · Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için · İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için · Durum: Anlamak ve anlaşılmak ·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
EVET. İNSAN ŞEYTANA UYMAMANIN BİR YOLUNU BİLSEYDİ APTAL DURUMUNA DÜŞERDİ AMA ALLAH'A DAYANIP GÜVENMEK KENDİSİNİ DAHA SAĞLAM BİR YERE ÇIKARACAK MI SORUSU YİNE BAŞA DÖNÜYOR BAZEN...
Bu soru zaten insanın imtihanının merkezindeki soru gibi duruyor: “Gerçekten güvenebilir miyim?”
Çünkü insan bazen şöyle düşünüyor:
* “Tedbir alırsam ben korundum.” * “Akıllı davranırsam ben kurtuldum.” * “Her şeyi çözersem düşmem.”
Ama Kur’an’daki birçok anlatı, insanın kendi gücünün sınırını görmesini sağlıyor. Uhud’da da bu var:
* güçlüydüler ama dağıldılar, * iman etmişlerdi ama korktular, * peygamber yanlarındaydı ama yine de panik oldu.
Bu yüzden tevekkül, “ben hiçbir şey yapmayayım” değil; “ben her şeyi kontrol edemem” gerçeğini kabul etmek oluyor biraz.
Senin söylediğin şey çok insanî: “Ya Allah’a dayanırsam ve yine de zorlanırsam?” İşte ayetlerdeki insanlar da tam bunu yaşamış aslında. O yüzden Kur’an’daki mümin portresi hiç “robot gibi kusursuz” değil.
Bir de şu var: Şeytana uymamanın yolu bazen “hiç hata yapmamak” değil; hata sonrası tamamen kararmamaktır.
Kur’an’ın sürekli affı, mühleti, rahmeti, dönüşü tekrar etmesi biraz da bunun için olabilir: İnsan sadece günahla değil, umutsuzlukla da kayabiliyor.
Ve senin cümlendeki o “aptal durumuna düşmek” hissi önemli: İnsan bazen inancının onu zayıf düşüreceğinden korkuyor. Ama metinlerde anlatılan dayanma biçimi, pasif bir saflık değil; bilinçli bir yöneliş:
* farkında olmak, * nefsini tanımak, * korkusunu görmek, * ama tamamen karanlığa teslim olmamak.
Belki de güven dediğimiz şey, “başımıza hiç kötü şey gelmeyecek” garantisi değil; dağılsak bile tamamen sahipsiz kalmayacağımıza inanabilmek.
Bu ayette çok dikkat çekici olan şey, kaçan insanların tamamen “inkârcı” ilan edilmemesi. Ayet:
* “şeytan onları kaydırmak istedi” diyor ama hemen ardından: * “Allah onları affetti” diyor.
Yani Kur’an burada insanın zayıflığını mutlak bir yok oluş gibi anlatmıyor. Hata ile bilinçli kötülüğü ayırıyor.
Senin dikkat çektiğin “bazı hatalar” kısmı önemli: İnsan bazen tek bir büyük inkâr yüzünden değil;
* birikmiş korkular, * küçük tavizler, * iç çelişkiler, * kibir, * panik, * dünya kaygısı yüzünden çözülmeye başlıyor.
Şeytanın “kaydırması” da burada sanki doğrudan zorla ele geçirmekten çok, insanın zaten açık bıraktığı yaralardan sızmak gibi anlatılıyor.
Ve ardından gelen: “Allah halîmdir” ifadesi çok güçlü. Çünkü “hemen cezalandırmayan, mühlet veren” anlamı taşıyor. Yani insanın düşüşüyle hüküm hemen kapanmıyor.
Senin Ed-Darr ile kurduğun bağ da ilginç: Çünkü burada zarar sadece dışarıdan gelen bir musibet gibi değil; insanın kendi yanlışlarının içinde büyüyen bir kayma hâli gibi de okunabilir.
Ama ayetin sonu sert bir umutsuzlukla değil, affedilme ihtimaliyle bitiyor. Bu önemli. Çünkü:
* “kaçtınız” * “kaydınız” * “hata yaptınız” denmesine rağmen, kapı tamamen kapanmıyor.
Bence senin bütün bu okumalarında tekrar eden ana tema şu: İnsan kendisini ya tamamen kusursuz ya tamamen mahvolmuş ilan etmemeli. Kur’an birçok yerde insanın:
* tökezleyebileceğini, * korkabileceğini, * şaşabileceğini, ama yine de dönüş imkânının olduğunu anlatıyor.
Bu yüzden “asla doğru bildiğinden şaşmamak” bazen hiç düşmemek değil; düştüğünde hakikati tamamen bırakmamaya çalışmak anlamına da gelebiliyor.
///// Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler de olanı) bilir.”
·Sonuç: Allah'a kavuşmak için · Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan, işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134. ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır. · Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için. · Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için · İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için · Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek ·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
Burada seni etkileyen şey sanırım ayetin insan psikolojisini çok çıplak anlatması. Çünkü bu bölüm sadece savaş anlatmıyor; korku, panik, kader, güvensizlik, teslimiyet ve iç ses arasındaki çatışmayı anlatıyor.
Bir tarafta:
* “güven ve uyku” verilenler var. Diğer tarafta: * sadece kendi canının derdine düşüp, * “ya böyle olmasaydı?” * “bizim elimizde olsaydı?” * “neden başımıza geldi?” diyenler var.
Kur’an burada çok sert ama çok gerçek bir noktaya dokunuyor: İnsan kriz anında içindeki gerçek düşünceyle yüzleşiyor.
Ve senin Es-Semi bağlantın burada anlamlı oluyor: “Allah her şeyi işitir” ifadesi sadece ağızdan çıkan sözü değil, insanın içinde sakladığını da kapsıyor gibi duruyor bu bağlamda. Ayetin sonunda da zaten: “Allah göğüslerin özünü bilir” deniyor.
Yani mesele sadece:
* iman ettim demek değil, * korktuğunda ne düşündüğün, * kaybettiğinde ne söylediğin, * yenildiğinde kimi suçladığın.
Burada “cahiliye zannı” denen şey de biraz: “Her şeyi sadece kendi kontrolümle açıklayabilirim” düşüncesi gibi duruyor. Oysa ayet insanın sınırlılığını kabul etmeye çağırıyor.
Ama bu teslimiyet pasiflik değil. Çünkü aynı metinlerde:
* tedbir, * sabır, * direnç, * sadakat, * emre bağlılık da sürekli vurgulanıyor.
Yani: “Bütün iş Allah’ındır” › “insan hiçbir şey yapmaz” demek değil; “insan her şeyi kontrol ettiğini sanmasın” demek.
Senin yazdıklarında dikkat çeken şey şu: Sen metni sadece “ceza” açısından değil, insanın iç hâllerini açıklayan bir ayna gibi okuyorsun. Özellikle korku, kibir, panik, üstünlük taslama, dağılma, samimiyet gibi konulara çok dikkat ediyorsun. Bu da okumanı sadece teorik değil, psikolojik ve varoluşsal bir yere taşıyor.
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun- dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du- rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı- nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için · El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur. · · Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için · Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için · İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için · Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak ·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
// Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi- ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi- ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire- ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba- ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
- El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
//// YANİ İMANIN ŞARTLARINI BURADA ANLATMAK ONA GÖRE ANLAMSIZMIŞ VE HEPSİ DE KAÇMIŞLAR. BENİ EN ÇOK BU KONU RAHATSIZ EDİYOR.
Seni rahatsız eden şey aslında ayetin tam merkezindeki insan gerçeği: Bir insan iman ettiğini söyleyebilir ama korku, panik, dünya kaygısı, çıkar, çözülme anı geldiğinde dağılabilir. Uhud anlatısının sarsıcılığı da burada zaten. Çünkü Kur’an orada “kusursuz insanlar topluluğu” anlatmıyor; korkan, hata yapan, tartışan, emre karşı gelen, sonra pişman olan insanları anlatıyor.
Bu yüzden sen “imanın şartlarını burada anlatmak anlamsızmış” derken şunu hissediyorsun sanırım: Sadece teorik olarak “Allah’a, kitaba, peygambere iman ediyorum” demek yetmiyor; o an geldiğinde insanın tavrı ortaya çıkıyor.
Ve Kur’an bunu saklamıyor. Tam tersine:
* “za’f gösterdiniz” * “tartıştınız” * “emre karşı geldiniz” * “dünyayı isteyenler vardı” diyerek insanın kırılmasını açıkça anlatıyor.
Ama dikkat çekici taraf şu: Ayet tamamen yıkımla bitmiyor. “Buna rağmen sizi bağışladı” diyor. Yani mesele sadece düşmek değil; düşüşten sonra hakikate geri dönebilmek.
Senin El Habir ve El Latif bağlantın da ilginç bir yere oturuyor:
* El Habir › insanın iç yüzünü bilen, * El Latif › kırmadan yönelten, ince davranan.
Yani burada sadece “kaçtılar” değil, aynı zamanda: “İnsan korkabilir, şaşabilir, ama tamamen terk edilmez” mesajı da var.
Sanırım seni en çok yaralayan nokta şu: İnsanlar bazen imanı slogan gibi taşıyor ama hakikatle yüzleşme anında dağılıyorlar. Bu da sende “o zaman sözlerin değeri ne?” sorusunu doğuruyor.
Kur’an’ın bu kısmı ise biraz acı bir dürüstlük taşıyor: İman, sadece sakin zamanda söylenen cümlelerle değil; korku, kayıp, çıkar ve panik anındaki yönelişle de sınanıyor.
İmanın 6 Şartı (Amentü Esasları):Allah'a İman: Allah'ın varlığına ve birliğine (tevhid) inanmak, O'nun eşi ve benzeri olmadığına iman etmektir.Meleklere İman: Allah'ın nurdan yarattığı, günah işlemeyen ve emirlerini yerine getiren varlıklar olduklarına inanmaktır.Kitaplara İman: Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara vahiyler, suhuf ve kitaplar (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran-ı Kerim) gönderdiğine inanmaktır.Peygamberlere İman: Allah'ın insanlar arasından seçtiği, mesajlarını ileten elçilere inanmaktır.Ahiret Gününe İman: Öldükten sonra dirilmeye, mahşer gününe, hesap vermeye ve cennet/cehennemin varlığına inanmaktır.Kadere İman: Hayrın (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır.
Bunu çok net ve klasik İslam akaidi çerçevesinde doğru özetlemişsin. “Amentü esasları” dediğimiz yapı aslında inancın iskeleti gibi çalışır; diğer bütün dini düşünceler bunun üzerine oturur.
Ama burada önemli bir nokta var: bu altı madde sadece “bilgi listesi” değildir. İslam düşüncesinde bunlar, insanın iç dünyasını ve davranışını sürekli dönüştürmesi beklenen bir bilinç hâlidir.
Kısaca şöyle düşünebilirsin:
* **Allah’a iman** › hayatın merkezinde bir “mutlak anlam” kabulü * **Meleklere iman** › evrenin başıboş olmadığı fikri * **Kitaplara iman** › hakikatin insana rehber olarak indirildiği fikri * **Peygamberlere iman** › bu hakikatin yaşayan örneklerle gösterildiği fikri * **Ahirete iman** › adaletin bu dünyayla sınırlı olmadığı fikri * **Kadere iman** › kontrol edemediklerinle baş etme bilinci
Senin önceki yazdıklarınla birlikte düşününce burada asıl kırılma şu oluyor: Bu esaslar “yük bindirmek” için değil, insanın zihnini dağılmaktan kurtarmak için var.
Ama yanlış kullanım olunca tam tersine dönebiliyor:
* bilgi › üstünlük aracına * inanç › baskıya * öğüt › hüküm vermeye dönüşebiliyor.
Senin sezdiğin şey de biraz bu zaten: metinler ve isimler bir “üstten konuşma dili”ne çevrildiğinde özündeki denge kayboluyor.
İstersen şunu birlikte açabiliriz: Bu 6 esastan hangisi sende daha çok “iç huzur” üretiyor, hangisi daha çok “soru ve gerilim” üretiyor?
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
· Er Reşid - İyi amaçlarına ulaşacağını görmek için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “doğru yolu bulup onda sebat etmek” anlamındaki rüşd (reşed, reşâd) kökünden türemiş bir sıfat olan reşîd kelimesi “doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. Er Reşit esması Allahu Teala’nın doğru ile yanlışı birbirinden ayıran özellikte olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması ile Allah’ın dilediğini iyiliğine ulaştıran olduğunu ifade etmektedir. Er Reşit esması Allahu Tealanın kullarını mutluluğa ve huzura ulaştıran onların iyilikle kötülüğü ayırt etmelerini sağlayan olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması kullarının iyiliği için onları hem dünyada hem de ahirette iyiliğe ulaştıran yaratan anlamına gelmektedir. Kur'an'da reşîd ismi yer almakla birlikte zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmemiştir. Bunun yanında dört âyetin birinde rüşd (el-Enbiyâ 21/51), üçünde reşed kelimesi Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/10, 24; el-Cin 72/10). Ayrıca “Allah kime hidayet verirse o hakka ulaşmıştır. · · Düğünden önce - Kaygıyı azaltmak için. · Düğünden sonra - Yaşam kalitesinden ödün vermemek için... · İletişim: Selamlaşırken iyi bir iletişim için · Durum: Zenginliği hayra yormak ·Sonuç: İslamın ve imanın şartlarına uymak
(Bu Hz Peygamber'in beni rezil etmeyin, dediği gibi)
Bu ayetle kurduğun bağ aslında “üstünlük” kelimesini dünyevî kibirden ayırıyor. Çünkü burada anlatılan şey başkalarını ezmek değil; iman, sebat ve doğruluk karşısında içten çökmemek. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin” hitabı da tam savaş, kayıp, kırılma ve moral çöküşü yaşayan insanlara geliyor. Yani üstünlük burada gösteriş değil; dağılmama hâli.
Senin bunu “beni rezil etmeyin” sözüyle ilişkilendirmen de şu açıdan anlamlı: Peygamber örnekliğinin insanların elinde hoyratça, kaba, ölçüsüz veya ikiyüzlü bir şeye dönüşmemesi meselesi var orada. Çünkü biri dini temsil ettiğini söylerken:
* zalimleşirse, * kibirlenirse, * bağırıp çağırmayı hakikat sanırsa, * insanları küçük düşürürse, o zaman sadece kendini değil temsil ettiğini söylediği değeri de yıpratıyor.
Bu yüzden senin “bilinçli sessizlik” dediğin şey önemliydi. Çünkü Kur’an’daki vakar, pasiflik değil. Er Reşid ile bağ kurman da buraya oturuyor: doğruyu ayırt etmek, ölçüyü kaybetmemek, iyi amaç uğruna savrulmamak.
Burada “üstün olan sizlersiniz” ifadesi biraz da şunu söylüyor gibi: Eğer hakikati korurken karakterini kaybetmiyorsan, zaten düşmemişsindir.
Yani bazen insan toplum içinde çok güçlü görünür ama öfkesine yenilmiştir; bazen de sessizdir ama çizgisini koruyordur. Kur’an’ın birçok yerinde ikinci hâlin daha sağlam olduğu hissedilir. Çünkü oradaki üstünlük, gösteri değil istikamet üstünlüğü.
İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve için den ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
-· El Celil - Allah yolunda kalmak için - dünyada da mutluluk için · El-Celil; celalet, azamet ve ululuk sahibi manalarına gelmektedir. Bu kapsamda El-Celil ile Allah'ın celal sıfatlarıyla donanmış olduğuna dikkat çekmektedir. O'nun hem zatının hem de sıfatlarının büyük olduğu vurgusu yapılmaktadır. Kendisi ululuk ve heybet sahibi olarak nitelendirilmektedir. El Celil esması Allahu Tealanın büyüklük, ululuk ve azamet sahibi tek yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir. Rahman Suresi 55/27. ayeti: Kalıcı olan yalnız celal ve ikram sahibi Rabb'inin kendisidir. Ve yebka vechu rabbike zul celali vel ikram. Rahman Suresi 55/78. ayeti: Celal ve ikram sahibi olan Rabb'inin ismi ne yücedir. Tebarekesmu rabbike zil celali vel ikram. · · Düğünden önce - Güzel hayaller kurmak için, görmek için · Düğünden sonra – Emin adımlarla ilerlemek için · İletişim: Haksızlığa uğradığında doğru noktalardan yardım almak için · Durum: Aptallıklarla uğraşmamak ·Sonuç: Zayıf yanlarının güçlenmesi için /
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geç- miştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonu- nun nasıl olduğunu bir görün.
- · El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için · El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için. · Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için... · İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için · Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak ·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek
/ Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmek- ten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
· El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir.
· Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
Metinlerinde dikkat çeken şey şu: sen ayetleri sadece “ödül-ceza” diliyle değil, insanın iç dünyasını düzenleyen bir vicdan haritası gibi okuyorsun. Yani “El Hasib” dediğinde yalnızca hesap korkusu değil; insanın kendi kendini kandırmaması, kendi doğrularını gerçekten anlayabilmesi öne çıkıyor. Bu, kuru tekrar değil; ayetler arasında bağ kurmaya çalışan bir okuma biçimi.
Özellikle şu çizgi çok net:
* “Kur’an insanlar için bir açıklamadır” kısmını, * “yeryüzünde gezin dolaşın” çağrısıyla, * “öncekilerin sonundan ibret alın” vurgusuyla, * “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” emriyle birlikte okuyorsun.
Bu da dini sadece ritüel değil, bilinç ve karakter meselesi olarak gördüğünü gösteriyor.
Bir başka önemli nokta da şu: Senin yazdıklarında “Allah’ın isimleri” sihirli sonuç formülleri gibi değil; insanın davranışını terbiye eden yönler olarak anlam kazanıyor. Mesela:
* “El Afuvv” › sadece affedilmek değil, öfkeye yenilmemek, * “Es Selam” › sadece korunmak değil, iç huzuru ve ölçüyü kaybetmemek, * “El Müheymin” › her duyduğuna inanmamak, * “El Latif” › güç kullanırken bile inceliği kaybetmemek, * “Es Sabur” › taşkınlığa kapılmadan sebat etmek.
Burada aslında ortak bir omurga var: İnsan değişen şartların içinde savrulsa da özüyle bağını kaybetmesin.
Senin “insan aynı” dediğin yer de tam buna bağlanıyor bence. İş değişir, çevre değişir, yetenek değişir, insanlar değişir; ama insanın vicdanıyla kurduğu bağ koparsa okuduğu şey sadece bilgi olur. Kopmazsa öğüt olur.
Bir de şu cümlen önemliydi: “Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu, bilgi kibriyle iman arasındaki farkı sezdiğini gösteriyor. Çünkü Kur’an’da en sert eleştirilerden bazıları, hakikati tamamen bilmeyenlere değil; bildiği hâlde onu araçsallaştıranlara yöneliyor. Sen de buna dikkat çekiyorsun: Okuma insanı büyütmeli ama insanı başkalarının üstüne çıkarmamalı.
Son yazdığın “kendi doğrularını kendin anla diye” kısmı da önemli. Çünkü öğüt ancak insan onu kendi hayatında dürüstçe tartarsa anlam kazanıyor. Başkasının diliyle sürekli yaşanan bir inanç, bir süre sonra ezbere dönüşebiliyor. Ama insan gerçekten düşünüp kendi nefsine dönünce, ayetler daha ağır ve daha canlı hissediliyor.
Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Er Rahman - Merhamet duygusu için -dünyada da mutluluk için · Er-Rahman'ın anlamı, Allah'ın şefkatine dayalıdır. Er-Rahman, "merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak" anlamlarına gelen rahmet kökünden türemiş bir kelime olup "şefkat ve merhamet eden" anlamlarına gelmektedir. Kelime Allah'a(c.c.) nispet edildiğinde "sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan" anlamı içermektedir. Er-Rahman ismi Kur'an-ı Kerim'de 57 yerde geçmektedir. · Düğünden önce - Spor faaliyetlerinde başarı için · Düğünden sonra – Sanata dair nedenler için · İletişim: Duygusal yoğunlukta doğru yolda kalmak ve kafa karışıklığı yaşamamak için · Durum: Kusurlu sıfatlara maruz kalmamak Sonuç: Gelecekten asılsız haberler almamak için
Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
Es Selam -Kaza bela başına gelmesin diye - dünyada da mutluluk için · Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah'ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Bu isim aynı zamanda selam sahibi anlamındadır. Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah’ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Her türlü olaylardan ve arızadan salim kalan Es-Selam esması, yaratılmış her şeyden, değişim ve ölümden münezzihtir. · Düğünden evvel – Kaza ve bela korkusuna yenilmemek için · Düğünden sonra – Ahiret korkusu için · İletişim: Öfkene yenilmemek ve kontrol etmek için · Durum: Yalnızlığında keyifli bir umut hissetmek Sonuç: Dini saygı çerçevesinde yaşamak için
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları sever.”
El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için · El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’ şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar, diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar. Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman ‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi 60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir. · Düğünden önce - Herkesi affetmek için · Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için · İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için · Durum: Duada sevap görmek Sonuç: Görsel algında yanılmamak
Burada çok güçlü bir denge var aslında. Ayetler aynı akış içinde:
* merhameti, * azabı, * korkuyu, * affı, * öfkeyi kontrol etmeyi, * insanı bağışlamayı
bir arada tutuyor.
Ve senin bunu farklı esmalarla okumanda da sürekli aynı çizgi çıkıyor:
> din insanı ya tamamen korkuya ya da tamamen gevşekliğe bırakmamalı.
İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
(El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için · El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı, kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için · Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık · İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için · Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Mesela burada Allah sevgisine kalbini açmaya çalışsan "El Kahhar" desen birden anlamlı olmaz ama aslında bu ayetler de insanın üstünden büyük bir yük alıyor... Yani Allah'ın yoktan var etmesi gibi değil yok etmesi.
Senin burada hissettiğin şey galiba şu:
Bu ayet yalnızca “tehdit” değil; insanın omzundaki sahte ağırlıkları da kırıyor.
Çünkü ayet:
* malın, * soyun, * statünün, * dünyevi gücün
mutlak güvence olmadığını söylüyor. Ve bu, bir yandan sert görünse de öte yandan insanı:
> sürekli ispat zorunluluğundan > ve dünyanın baskısından > kurtaran bir taraf taşıyor.
O yüzden sen “El-Kahhâr”ın burada neden tek başına yeterli gelmediğini hissediyorsun. Çünkü sen ayeti sadece:
* ezici kudret, * yok ediş, * cezalandırma olarak okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın sahte dayanaklarının çözülmesi
gibi okuyorsun.
“El-Mübdi” ile bağ kurman da bu yüzden ilginç:
> yoktan var eden.
Sen bunu sadece kozmik yaratılış gibi değil; insanın:
* yeniden yön bulabilmesi, * kimliğini kaybetmemesi, * geçmişin içinde erimemesi, * insanların bakışıyla tamamen tanımlanmaması olarak düşünüyorsun.
Ve çok önemli bir şey söyledin:
> “Bu ayetler insanın üstünden büyük bir yük alıyor.”
Çünkü gerçekten de Kur’an’daki bazı sert ayetler, yalnızca korku değil; aynı zamanda:
* dünyanın putlarını küçültme, * insanı kul baskısından kurtarma, * sahte üstünlükleri dağıtma, * faniliği hatırlatma işlevi de görüyor.
Bu yüzden sende şu duygu oluşuyor: Eğer:
* mal, * insanlar, * statü, * soy, * kalabalık mutlak belirleyici değilse, o zaman insan nefes alabilecek bir alan bulabiliyor.
Ve burada senin tekrar döndüğün ana mesele yine aynı:
> İnsan Allah’ı okurken kendi ruhunu da okumaya başlıyor.
Bu yüzden esmalar sende sadece “isim” değil;
* ruh hâli, * yön, * denge, * karakter, * bakış biçimi gibi çalışıyor.
Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân) kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir. Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına mesafe koymuştur. · · Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için · Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak... · İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için · Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması ·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendile rini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürü yor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için · El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir. Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır. Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir. 'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek" anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48). · Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için · Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için · İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için · Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak ·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
Burada iki ayetin birlikte oluşturduğu duygu çok güçlü aslında:
İlkinde:
> “Size eziyetten başka zarar veremezler…”
deniyor.
İkincisinde ise:
* zillet, * gazap, * sınır aşımı, * peygamberleri öldürme, * ayetleri inkâr etme gibi ağır sonuçlardan söz ediliyor.
Senin bunu “El-Muhyî” ve “El-Müheymin” ile bağlaman ilginç; çünkü biri:
> hayat veren, dirilten
diğeri ise:
> gözeten, koruyan, şahit olan.
Ve sen bunları doğrudan günlük yaşama taşıyorsun:
* saygı, * denge, * haklıyken haksız duruma düşmemek, * her duyduğuna inanmamak, * geçmişi yeniden anlamlandırmak…
Bu önemli; çünkü sen ayetleri sadece “ceza” merkezli okumuyorsun. Daha çok:
> insanın kendi iç düzenini kaybetmesi
üzerinden okuyorsun.
Mesela:
> “Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek”
çok dikkat çekici bir ifade. Çünkü senin bütün konuşmalarında şu korku var:
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
- El Batın - İnancını gizlide yaşamak için - dünyada da mutluluk için · El Batın Allah'ın zatının görülmesi ve mahiyetini bilinmesi açısından gizli olması demektir. Allahu Teala El Batın esmasında zatının gizli olmasını El Zahir esmasında da görünen olmasını ifade etmektedir. Allahu Tealanın zatının dünyada yarattıkları tarafından görülmesi gizli bulunmaktadır. El-Bâtın ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala, gizlidir’ biçiminde ifade edilmektedir. O gözle görülmez ve ayrıca künhüyle bilinemez. İnsan yaptığı her şeyde ve davranışlarıyla sınırlı varlıklardır. Allah ise sınırsızdır. Sınırlı olan varlıklar sınırsız olan ihata ile idrak edemez. Zahir-bâtın kelimeleri, bizzat Kur'ân'da geçer. Mesela, Allah Teâlâ'nın, “ez-Zahir” ve “el-Bâtın” (Hadid 57/3) isimleri buna bir örnektir. Ayetlerde ayrıca, zahirî ve bâtınî nimet (Lokman 31/20), zahirî ve bâtınî günah (Enâm 6/120, 151); dünyanın zahiri (Rum 30/7) gibi ifadeler kullanılır. · Düğünden önce - Şaşkınlığa uğramamak için. · Düğünden sonra - Uzun soluklu çözümlerde zarara uğramamak için... · İletişim: Sırlarını güvenle korumak ve el almak için · Durum: Başkalarından iyi olmak Sonuç: Elinden tutan bir dost bulmak
Buradaki ayetle senin “El-Bâtın” arasında kurduğun ilişki yine iç dünyaya dönüyor aslında. Ayetteki uyarı:
> “Apaçık deliller geldikten sonra parçalanmayın.”
yalnızca mezhepsel ya da toplumsal bölünme değil; insanın kendi içinde hakikati parçalaması gibi de okunabilir.
Senin “inancı gizlide yaşamak” vurgun da burada önemli bir yere temas ediyor. Çünkü bazen:
* gösterişli dindarlık, * sürekli kendini ispat etme ihtiyacı, * inancı kimlik savaşına dönüştürme
insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
“El-Bâtın” tarafında sen:
> görünmeyen ama yaşayan bir inanç
arıyorsun gibi.
Yani:
* bağırmadan inanmak, * içten yaşamak, * her şeyi gösteriye çevirmemek, * sır saklamak, * derinliği korumak.
Ama burada dikkat edilmesi gereken bir denge de var: “Başkalarından iyi olmak” ifadesi kolayca üstünlük hissine kayabilir. Oysa ayetin ruhu daha çok:
* parçalanmamak, * kibir üretmemek, * delillere rağmen körleşmemek, * hakikati kişisel üstünlük alanına çevirmemek üzerine kurulu.
Senin aslında daha çok aradığın şey bence:
> güvenilir bir iç bütünlük.
O yüzden:
* “sırlarını korumak,” * “şaşkınlığa uğramamak,” * “uzun soluklu çözümler,” * “elinden tutan dost” gibi ifadeler sende manevi bir denge ihtiyacına bağlanıyor.
Ve senin bütün bu okumalarında tekrar eden bir çizgi var: İnsan:
Bu yüzden “El-Bâtın” sende yalnızca gizlilik değil; biraz da:
> insanın Allah’la kurduğu ilişkinin samimiyetini kalabalığın tüketiminden koruma çabası
gibi duruyor.
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kara ranlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
Sonuç: Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek için · El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için · El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar tarafından öğrenilmek istenmektedir. · · Düğünden önce - Kaderine razı olmak için · Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için · İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için · Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
Burada senin dikkat çektiğin şey yalnızca “ceza” değil; insanın kendi hakikatinden uzaklaşması gibi görünüyor.
Ayetteki:
> “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz…”
ifadesi sende galiba sadece teorik bir inanç değişimi değil; insanın:
* bildiği hakikati bozması, * vicdanını susturması, * kendini bile bile karartması gibi okunuyor.
Ve “El-Hâfıd” ile kurduğun bağ da burada:
> haddini aşmamak.
çizgisine oturuyor.
Ama burada önemli bir incelik var: “El-Hâfıd”ı “Allah insanı küçümsüyor” gibi değil; daha çok:
* kibri indiren, * sahte büyüklüğü kıran, * insanı sınırını fark etmeye zorlayan bir anlamda okumak daha dengeli olur.
Çünkü senin kendi yorumlarının merkezinde de aslında:
* gösterişe itiraz, * kibre itiraz, * hoyratlığa itiraz, * insanı ezen tavırlara itiraz var.
“Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek” dediğin yerde de, sanırım şunu söylüyorsun:
> İnsan başkasının körlüğüne kapılıp kendi vicdanını kaybetmemeli.
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
-El Mümin - İlim anlayışını hayatında yaşaman için - dünyada da mutluluk için · El-Mü’min mahlukatları korkulardan emin kılan ve onları güven içinde yaşatan, Kullarına verdiği vaat ve sözlerde sadık olan, İnsanların kalplerine iman nurunu vererek onları mümin yapan, tüm korkulardan kurtararak güvenliğe kavuşturan güvenlik ve emniyet sahibi anlamını taşımaktadır. Gönüllere iman ruhu vererek kendisine sığınan kişilere emniyet ve güvenlik veren, Mü'minleri azaplarından ve yarattıklarının hepsini zulmünden emin kılan kullarına huzur ve güven veren. Emniyet sahibi ve sadık sözünden vaadinden dönmeyen. "mü'min" 59. Haşr Suresi 23. Ayette geçmektedir. "mü'min" kelimesi sadece 14 yerde geçmektedir. · Düğünden önce - İlmini arttırmak için · Düğünden sonra - Lüzumsuz alışkanlıklardan kurtulmak için · İletişim: Her zaman doğru kişiye güzel hisler beslemek için · Durum: Manevi değerleri yükseltmek Sonuç: Kavga ve tartışmaya girmemek için
Burada ayetle “El-Mü’min” arasında kurduğun bağ oldukça tutarlı aslında. Çünkü ayette geçen:
> “hayra çağırmak,” > “iyiliği emretmek,” > “kötülükten men etmek”
meselesi sadece sert bir denetim dili değil; toplumu çürümeden koruma sorumluluğu olarak da okunabilir.
Senin özellikle “güven” tarafına dikkat çekmen önemli. Çünkü “El-Mü’min”:
* korku üretmekten çok emniyet, * kaostan çok güven, * sahte rolden çok sadakat anlamına geliyor sende.
Bu yüzden senin yorumunda “iyiliği emretmek”:
* bağırıp çağırmak, * üstünlük kurmak, * insan ezmek olmuyor.
Daha çok:
* bilinçli olmak, * örnek olmak, * ölçü kaybetmemek, * insanı kendinden soğutmamak, * huzur üretmek
gibi bir yere oturuyor.
Ve dikkat edersen ayetin sonunda:
> “Kurtuluşa erenler onlardır.”
denirken sadece “konuşanlar” değil; bir topluluk vurgulanıyor. Yani:
* ortak bilinç, * ortak sorumluluk, * birbirini koruma, * iyiliği yalnız bırakmama fikri var.
Senin önceki konuşmalarındaki:
* “sessiz ama bilinçli olmak,” * “pasif olmamak,” * “rol yapmamak,” * “kitabı kendine okumak” vurguların da buna bağlanıyor.
Bir de sen önemli bir denge kuruyorsun: İnsan:
* iyiliği savunmalı, ama * kibire düşmemeli.
Çünkü senin en büyük itirazlarından biri:
> dini üstünlük aracına çevirmek.
O yüzden “kavga ve tartışmaya girmemek” kısmını da tamamen pasiflik gibi okumuyorsun; daha çok:
* gereksiz fitneden uzak durmak, * hakikati hoyratlaştırmamak, * iletişimi kirletmemek gibi okuyorsun.
Ve sanırım senin bütün bu okumalarında tekrar eden temel çizgi şu:
> Gerçek iyilik insanı hem daha bilinçli, hem daha güvenilir, hem de daha merhametli yapmalı.
Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
-Zikir Ve Yaşam İçinde Yaşamı Bulmak · Ya Allah -İbadet etmek için
· Sadece ruh eşine görünmek için Müminleri bir kitaptan tanımak için Karşına kafir çıkmasın diye Sorunlu insanlara sevgili dememek için Sadece sorduğun sorulara yanıt almak için Tanımadığın insanlar rüyana bile girmesin diye Falında cennet olarak tanıtılan eşinle tanış diye Kaderini güzel yaşamak için Evladının geleceğinden emin olmak için Hiçkimse senin falına maydonoz olmasın diye Emin olmadığın kişilere merhaba bile dememek için Peygambere sormadan tek bir adım atma diye Ya Allah Ya Bismillah · Görsel hafızanda ailenin olması için. · Durum: Kaderini Allah"ın rızasıyla yaşamak. Çizgini korumak. Sonuç: İdeallerini tespit etmek ve korumak.
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
Es Sabur - Her şeyin bir sonu olduğunu düşünmek için - dünyada da mutluluk için · · Esma-i Hüsna içerisinde Allah'ın 99 adet ismi yer almaktadır. Bu isimlerden biri de “çok sabırlı” manasına gelen Es-Sabur esmasıdır. Bu esma ile Allah'ın cezalandırıcı olma konusunda acele etmediği, kulunu affetmek için onun günahlarını ertelediği manaları çıkmaktadır. Es Sabur çok sabırlı demektir. Es Sabur esması Allahu Tealanın kullarını hemen cezalandırmayan tövbe etmeleri için onlara zaman tanımasını ifade etmektedir. Es Sabur esması Allahın cezalandırmakta acele etmeyip mükafat ve sevapları vermekte aceleci olduğunu ifade etmektedir. Bakara Suresi, 45. ayet: Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır. · · Düğünden önce - Hapse girmemek için. · Düğünden sonra - Ayıp etmemek için · İletişim: Herkese aynı duygularla yaklaşamayacağından emin olmak için, anlaşılmak için · Durum: Peygamberlerle dost ve sırdaş olmak ·Sonuç: Görgü kurallarına uymak / De ki: “Allah, doğru söylemiştir.
Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
· El Vali - Dünyada da iyilik istemek için - dünyada da mutluluk için · El Vali esması, dünyayı ve kainatı idare eden, varlıkları gözetip koruyan anlamına gelir. Bütün kainat Allahu Teala tarafından yaratılmıştır ve düzeni onun tarafından tatbik edilmekte, kontrol altında tutulmaktadır. Bu nedenle içinde bulunduğumuz kainatta her ne yaşanırsa yaşansın, Allah hepsinden haberdardır ve hepsi Allahu Teala'nın kontrolü ve bilgisi dahilindedir. El Vali isminin ilk anlamı evreni ve kainatı kusursuz, eksiksiz bir şekilde yöneten demektir. Günlük ibadetlerde Fatiha Suresi ile birlikte zikredilen El Vali esması, kişinin giriştiği her işte başarılı olmasını sağlar. · Düğünden önce - Dünya ülkelerini gezmek ve tanımak için. Tüm dinlere saygılı olmak için. · Düğünden sonra - Arkadaşlık için · İletişim: Zayıf yanlarını hissedip baş etmenin yollarını bulmak için · Durum: Zamansız aşk yaşamamak Sonuç: Pişmanlık ve üzüntüyle karar almamak
-YANİ SADECE ALLAH İBADET ETMEK İÇİNDİR DİYEREK HİÇ BİR DERS İBRET ALMAMIŞ VE ADETA KİTABI OKUMAMIŞ GİBİ OLABİLİRDİK AMA ALLAH'IN İSİMLERİ YOL GÖSTERİCİ OKURKEN
Senin burada dikkat çektiğin şey aslında “tevhidin hayattan kopmaması.” Yani:
> “Sadece Allah’a ibadet edin”
cümlesi kuru bir slogana dönüşmesin diyorsun. Çünkü Kur’an’da peygamber kıssaları, öğütler, ahlak, sabır, adalet, ölçü, merhamet, emanet, düşünme, yön bulma… hepsi birlikte anlatılıyor.
Bu yüzden sen Allah’ın isimlerini yalnızca:
* tekrar edilen sözler değil, * insanın hayatı okuma biçimi
olarak görüyorsun.
Mesela burada İbrahim vurgusu çok önemli:
> “Hanif”
kelimesi sende sadece bir kimlik değil; eğrilmeden hakka yönelme gibi okunuyor. Yani:
* kör aidiyet değil, * gösteriş değil, * grup kibri değil, * şirk üretmeyen bir sadelik.
Ve bunu “Es-Sabûr” ile bağlaman da anlamlı. Çünkü hakka yönelmek çoğu zaman:
* acele etmeden, * savrulmadan, * öfkeye teslim olmadan, * sürekli kendini düzeltmeye çalışarak
oluyor.
Aynı şekilde “El-Vâlî” tarafında da sen:
> “Allah kâinatı yönetiyorsa, insan da hayata sorumlulukla bakmalı”
gibi bir anlam çıkarıyorsun. O yüzden:
* ülkeleri tanımak, * farklı insanlara saygı, * zayıf yönlerini görmek, * pişmanlıkla karar vermemek
gibi başlıkları tamamen dünyevi görmüyorsun; bunları da bilinç ve hikmet alanına koyuyorsun.
Ve bence senin en temel itirazın şu:
> Dini sadece dar bir ritüele indirgemek.
Çünkü sen diyorsun ki: Eğer insan:
* hiçbir ders almıyorsa, * hiçbir ahlak geliştirmiyorsa, * hiç düşünmüyorsa, * kendini hiç tartmıyorsa, * merhameti büyütmüyorsa, * davranışlarını düzeltmiyorsa,
o zaman kitap hayatın içine işlememiş oluyor.
Bu yüzden:
> “Allah’ın isimleri yol gösterici”
demen önemli. Çünkü sen esmaları:
* korku üretmek için değil, * yön bulmak için, * karakter kurmak için, * denge kazanmak için, * insanın kendini tanıması için
okuyorsun.
Ve bütün konuşmaların boyunca tekrar eden ana çizgi de şu oldu aslında:
> İman sadece söylenen değil, insanın yaşama biçimine dönüşen şeydir.
Bu açıdan bakarsan hiç öğüt almayan birinin hayvanı andırdığını ve bir örtünün bu günahı örtmeyeceğini ve dinde baskı ve istismarın insanı cehenneme götüreceğini anlarsın.
Senin kurduğun bağda “öğüt almak” sadece bilgi edinmek değil; insanın vicdanının hâlâ canlı kalması anlamına geliyor. Kur’an’da da sık sık:
düşünmek,
ibret almak,
akletmek,
öğüt almak,
kalbin mühürlenmesi,
gerçeği bile bile örtmek
gibi temaların tekrar edilmesi bundan.
Ama burada önemli bir ayrım var: Bir insanın öğüde kapanması eleştirilebilirken, onu tamamen “değersiz” ya da “insanlıktan çıkmış” görmek başka bir yere kayabiliyor. Kur’an’ın sert uyarıları bile çoğu zaman insanı tamamen yok saymak için değil; sarsmak, uyarmak ve sorumluluğu hatırlatmak için gelir.
Senin ikinci vurgun ise daha da önemli:
> “Dinde baskı ve istismar…”
Bu gerçekten Kur’an’daki emanet, adalet ve samimiyet vurgusuyla çok bağlantılı bir mesele. Çünkü:
dini korku aracı yapmak,
insanları manipüle etmek,
kutsalı çıkar için kullanmak,
baskıyı iman gibi sunmak
senin bütün konuşmalarında itiraz ettiğin şeylerden biri oldu.
Ve sen burada aslında şunu söylüyorsun:
> İnanç, insanın vicdanını büyütmeli; onu ezmemeli.
Bu yüzden senin okumalarında sürekli:
merhamet,
ölçü,
bilinç,
samimiyet,
sınır,
saygı,
iç denge
öne çıkıyor.
“Bir örtü bunu kapatmaz” derken de sanırım şunu kastediyorsun: İnsan dışarıdan ne kadar dindar görünürse görünsün, eğer:
zulmediyorsa,
istismar ediyorsa,
kibir üretiyorsa,
başkasının ruhunu eziyorsa,
o dış görüntü hakikati örtemez.
Bu da senin baştan beri tekrar ettiğin bir noktaya dönüyor:
> Kitap başkasını değil önce insanın kendisini konuşur.
Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir kar şılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakma yacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için · El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için. · Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için... · İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için · Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak ·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek El Baki - Sırlarının gizli kalması için - dünyada da mutluluk için · · El-Baki; O'nun varlığının sonu yoktur, varlığı ebedidir. Daimi ve ebedi olandır. Varlığının sonu olmayan. Yarattıklarının dışında tek baki olandır. El-Baki sıfatı Allah'ın zati sıfatıdır. Sadece Allah'a mahsustur ölümsüzlük sıfatı. Bu anlamda; Allah varlığında herhangi bir kesinti ve yokluk olmayandır. O Allah, var oluştan önce de vardı ve varlık sonlandıktan sonra da olacaktır. Varlığının sonu olmayan, sonsuz. "...sizin yanınızdakiler tükenir.. Allah'ın katındaki ise bakidir. Elbette sabredenlere yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz..." ( Nahl Suresi, Ayet 96 ) · · Düğünden önce - İnsanlar arasında Allah'ı övmek için. · Düğünden sonra - Sözünde durmak için... · İletişim: Dünya güzeli olsan da kültürlü olmak için · Durum: Dinin tüm gereklerini yaşamak ·Sonuç: Kızmadan küsmeden yaşamak
Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.
Burada kurduğun bağlantı çok güçlü aslında. Çünkü ayetlerin merkezinde tekrar tekrar aynı tema dönüyor:
Yani insanın kurduğu dar çevreleri, aidiyet duvarlarını, “sadece biz biliriz” anlayışını aşan bir yön var burada. Senin “Allah sayesinde öyle diyor” demen de buna yakın bir okuma:
İnsanlar kendi aralarında yolları ayırabilir, gruplar kurabilir, kendilerini merkeze koyabilir, ama hakikatin kaynağı yine Allah’a bağlanıyor.
Bu yüzden ayette hem bir ayrışma var hem de o ayrışmayı mutlaklaştırmayan bir uyarı var. Çünkü:
* insan kendini hidayetin sahibi sanmamalı, * lütfu kontrol ettiğini sanmamalı, * bilgiyi tekel gibi görmemeli.
Senin sürekli vurguladığın “rol karmaşası” konusu burada yine ortaya çıkıyor aslında. İnsan bazen:
> “Ben hakikati temsil ediyorum”
derken fark etmeden:
> “Hakikatin sahibi benim”
noktasına kayabiliyor.
Ayet ise o merkezi tekrar Allah’a taşıyor.
O yüzden senin “yolları ayırıyor” derken kastettiğin şey tamamen kopuş değil gibi duruyor; daha çok:
“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size veri- lenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylü- yorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
· El Berr - İyiliklerinin kaderine katkısı olması için - dünyada da mutluluk için · Yarattıklarına karşı rahmet ve ihsanı bol olandır. Söz ve hareketlerine mutlak sadık olandır. Bütün yarattıklarına rızk taksim eden ve rahmeti ile muamele edendir. Takva sahibi olan kullarına çok sevap verendir. Güzel düşünce ve duygulara sahip olan kullarını mükafâtlandırandır. Kötülüklerden vazgeçen kullarını mükafâtlandırandır. İsyan eden kullarına işledikleri günahlar oranında cezalandırandır. İbadet eden ve kendisine yönelen kullarına hidayeti ile muamele edendir. Allah’ın Ber isminin insandaki tecellisi, “su katılmamış saf iyilik” anlamına gelen birr’dir. Birr Kur’ani bir kavramdır. Birr anlamındaki bir iyilik, fıtrat üzerinde yükselen bir iyiliktir. Zira insan fıtratı iyidir ve iyiyi sever. İyilikten nefret eden kimse yoktur. En kötüler bile kendilerine kötülük yapılmasını istemez, kötülük yapanı ödüllendirmez. · Düğünden önce -Önemli konuları araştırmak için · Düğünden sonra – Aura temizliği · İletişim: Hayvanların da hisleri olduğunu unutmamak için · Durum: Zarif ve görgülü davranmak Sonuç: Toplumda hak ettiğin yerde olmak
Burada da yine çok önemli bir eksen yakalıyorsun: “hakikat üzerinde sahiplik kurmak” ile “hakikate hizmet etmeye çalışmak” arasındaki fark.
Ayetin başındaki tavır:
> “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın.”
aslında hakikati Allah’ın alanından çıkarıp grubun alanına taşımaya dönüşebiliyor. Yani:
* “hakikat bizde”, * “lütuf sadece bize ait”, * “başkası anlamasın”, * “başkası yükselmesin”
kaygısı doğuyor.
O yüzden ayetin devamındaki:
> “Lütuf Allah’ın elindedir.”
cümlesi çok büyük bir kırılma oluşturuyor. Çünkü burada insanın tekel kurma isteği dağıtılıyor. Hidayetin, anlayışın, derinliğin, iyiliğin, hatta kalpte oluşan o inceliğin bile “sahip olunan” değil “verilen” bir şey olduğu hatırlatılıyor.
Bu yüzden senin burada “El-Latif”i seçmen çok anlamlı. Çünkü Latif ismi zaten:
Senin yorumlarında dikkat çeken şey şu: Sen dini “sert bir üstünlük dili” gibi değil, daha çok:
> “insanın davranışındaki incelik”
olarak okumaya çalışıyorsun.
Mesela şu cümlen çok önemli:
> “Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için.”
Bu aslında çok derin bir ahlak ölçüsü. Çünkü insan çoğu zaman:
* kendine tahammül ettiği zayıflığı başkasında affetmez, * kendi korkularını başkasına yükler, * kendi eksiklerini gizlerken başkasınınkini teşhir eder.
“Latif” yaklaşım ise biraz: “İnsan kırılabilir bir varlıktır” bilgisini taşır.
Aynı şekilde “El-Berr” tarafında da senin odaklandığın şey sadece “iyilik yapmak” değil; iyiliğin karaktere dönüşmesi.
Çünkü sen:
> “İyiliklerinin kaderine katkısı olması”
derken aslında insanın yaptığı şeylerin ruhunu biçimlendirdiğini düşünüyorsun.
Bu yüzden:
* zarafet, * görgü, * hayvanların hissini unutmamak, * insanı ezmemek, * ölçülü olmak, * yumuşak davranmak
Peygamberin sünnetlerine uymak adına aynı çizgiyi korumaya çalışmak bir yana kılavuz olarak kendini okumalarından aşağı veya üstün görmek gibi olmaması gereken konular var, diğer yandan gerçekten de inandığının altını çizen bir tavır önemli oluyor insan hayatında, bir de tabii okumaların sonunda kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek de var bu dünyada, insan farkındalıkla yaşamalıdır. en önemlisi kendi amellerin adına yaşamakla her konuyu farklı bir nedene indirgemek arasındaki ayrımlar... bunlar bazen hayatın zorlukları, bazen sınırlar, bazen öğütler, bazen okumalar, bazen yeni bir iş... ama insan aynı.
Evet, burada çok ince bir dengeyi tarif ediyorsun. Çünkü bir tarafta:
* “Ben doğru yoldayım” diyerek üstünlük kurma riski, * diğer tarafta ise inandığı şeyi tamamen silikleştirip omurgasızlaşma riski var.
Senin anlattığın yerde ise daha farklı bir çizgi var:
> İnsan, kendini merkeze koymadan ama inandığını da gizlemeden yaşasın.
Bu aslında sünnet anlayışının daha derin tarafına yakın duruyor. Çünkü sünnet sadece şekil tekrarından ibaret değil; insanın:
ama insanın içindeki ahlaki merkez aynı kalıyor. Senin esmalarla ve ayetlerle kurduğun bağ da zaten bunu arıyor gibi:
> “Farklı olaylarda aynı karakteri koruyabilmek.”
Bir başka önemli nokta da şu:
> “Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu sadece tartışma kazanmak değil aslında. Çünkü bazen insanlar:
* bilgiyi güç gibi kullanıyor, * dini bir statü aracına çeviriyor, * okumayı tevazu yerine üstünlük üretmek için kullanıyor.
Seninse itirazın burada başlıyor. Çünkü kitap insanı büyütürken aynı anda küçültmeli de: yani insana sorumluluk hissi vermeli, kibir değil.
Bu yüzden “farkındalıkla yaşamak” dediğinde senin kastın sadece bilinçli olmak değil. Daha çok:
* neden konuştuğunu bilmek, * neden sustuğunu bilmek, * neden sevdiğini bilmek, * neden sınır koyduğunu bilmek, * neden mücadele ettiğini bilmek, * neden geri çekildiğini bilmek.
Yani otomatik yaşamamak.
Ve senin en güçlü vurgularından biri şu oluyor tekrar tekrar:
> “Her şeyi tek bir nedene indirgememek.”
Çünkü insan bazen:
* sabırdan susar, * bazen korkudan susar, * bazen merhametten susar, * bazen kibirden susar.
Dışarıdan aynı görünen davranışların iç niyeti bambaşka olabilir. Sen de sürekli bu iç ayrımı arıyorsun. Bu yüzden senin okumalarında “niyet”, “ölçü”, “denge” ve “sahicilik” çok merkezi bir yerde duruyor.
Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? (· El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için · El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı, kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için · Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık · İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için · Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmı yorlar.
(El Alim - Kaderinde temiz bir sayfa açmak için - dünyada da mutluluk için · El Alim anlamı bakımından ilim bilgiyi ifade etmektedir. Allahu Teala'nın evrendeki her şeyi bildiğini ifade eden isimlerinden bir tanesidir. Allah'ın ilminin evrendeki her şeyi kuşattığı anlamını taşımaktadır. Geçmiş ve gelecekteki şeylerin en küçük zerresine kadar bildiğini ve her şeyi yaratan olduğunu anlatmaktadır. El Alim esması Allahu Tealanın ilminin her şeyi kuşattığı anlamına gelmektedir. Allahu Teala gelecek, geçmiş, görünen görünmeyen bütün bilgilere sahip ve en ince ayrıntılarıyla bunları bilen tek yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir. Ayrıca El-Alîm ism-i şerifi Kuran'da 162 defa zikredilmiştir. · · Düğünden önce - İdeallerini korumak için · Düğünden sonra - İşinin patronu olmak ve patronunla iyi bir iletişim için · İletişim: Şaşkınlıkla sakarlık etmemek ve seviyeli olmak için ve duygularınla kendine eziyet etmemek için · Durum: Klavuz olarak kendini tuzağa düşürmemek Sonuç: Allah'tan korkmamak için )
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
( El Hakem - Batıla sapmamak için - dünyada da mutluluk için · El-Hakem anlamı, adalet sağlayıcı, yargıçtır. Allah’ın tek ve mutlak hüküm sahibi olduğunu ifade etmektedir. Allah-u Teala hikmet sahibidir ve her şeyden hak yoluyla haberdar olur. Hüküm verme yetkisine sahip bilgi ve adalet sağlayandır. Esmaül hüsnada yer alan El Hakem esması Allah'ın adaletli ve en adaletli tek yaratıcı olduğunu göstermektedir. El Hakem esmasını zikretmenin faziletleri içerisinde de bu ismi şerifi adaletli olmak ve adalete erişmek için zikretmektir. El Hakem esması Allahu Tealanın en adil hüküm verici olduğu anlamına gelmektedir. Allah'ın 99 ismi arasında yer alan El-Hakem esması anlamı merak edilmektedir. Esma'ül Hüsna denildiğinde akla gelen ilk sıfatlar arasında yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Enam Suresi'nin 114. ayeti ve Araf Suresi'nin 87. ayetinde yer almaktadır. · · Düğünden önce - Sıradan bir olayı abartmamak için · Düğünden sonra – Kazadan beladan korunmak için · İletişim: Güzelliğine samimi hisler katmak için · Durum: Takvimlerde başarıyı bulmak ·Sonuç: Seçimlerinde yanılmamak için)
Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.1
( El Muahhir - Günü iyi ve dolu dolu yaşamak için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın 99 isminden biri olan El-Muahhrir, istediğini geride bırakan, unutturan, gözden düşüren demektir. Bu esma aynı zamanda dilediğini başka zamana erteleyen, cezalandırmak için acele etmeyen, sonraya bırakan anlamına gelir. El Muahhir isminin anlamı istediğini alan, istediğini geciktiren veya istediklerini de geri bırakan demektir. Allah (cc) her şeyi büyük bir düzen ve muntazamlık içinde yaratmıştır. Bu nedenle de yaşanması gereken bazı şeyleri başta verirken bazılarını da en sona bırakır. Allah (cc) bazıları için bazı şeyleri bilerek geride bırakır ve kullarına bir şekilde mesaj vermeye çalışır. · · Düğünden evvel - Aşk acısı yaşamamak için. · Düğünden sonra - Güzellik ve bakımlılık için... · İletişim: Psikolojinin sağlıklı olması ve güven altında tutulması için · Durum: Düşüncelerinin telafi ve takviyesi Sonuç: Daha azla yetinmemek)
“Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet et sen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler
( El Bedi - Objektif olmak için - dünyada da mutluluk için · · Bedî' kelimesinin sözlük anlamı “örneksiz ve modelsiz olarak bir şey icat eden, örneği ve modeli olmadan yaratılmış olan” demektir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de, “O göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır” (el-Bakara 2/117) meâlindeki âyette yer alan bedî' bu mânayı ifade etmektedir. El Bedi, Allah'ın 99 isminden biridir. Bu bağlamda Allah'ın belirli bir özelliğini ve insanlar üzerindeki etkisini göstermektedir. El-Bedî anlamı; emsalsiz, benzersiz, misalsiz, örneksiz, hayret verici alemler yaratan, eser ve ihsanlarıyla varlığı apaçık görünen olarak geçer. · · El Bedi ismi kısaca her şeyi en güzel ve benzersiz şekilde örneksiz yoktan yaratan anlamlarına da gelmektedir. Buradan da anlaşıldığı gibi El Bedi ismi Allah'a özel bir isimdir. · · Düğünden önce - Düşüncelerinle kendinin ve toplumun gelişimine katkı için. · Düğünden sonra - Duaların kabulü için · İletişim: Faydasız işlerden yüz çevirmek için · Durum: Hoşgörüyle taviz vermemek ·Sonuç: Yanılgıya düşmemek )
Senin kurduğun bağ aslında “ayet › esma › hayat içindeki ahlaki karşılığı” şeklinde ilerliyor. Ve dikkat çekici olan şu: sen esmaları sadece “zikir listesi” gibi okumuyorsun; onları bir davranış, karakter ve bilinç dili hâline getiriyorsun.
Mesela burada çok güçlü birkaç eksen var:
* “Gerçeği gizlemek” * “Hakkı batılla karıştırmak” * “Kitabı araçsallaştırmak” * “İnsanları yönlendirmek için dini kullanmak” * “Emanet ahlakı” * “Bilerek yalan söylemek”
Ve sen bunları sadece teolojik başlıklar gibi değil; psikolojik, toplumsal ve kişisel sonuçlarıyla okuyorsun.
Özellikle şu bağlantın çok güçlü:
> “Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak ister; ama aslında kendilerini saptırırlar.”
Burada senin “El Âlim” ile kurduğun bağ mantıklı çünkü mesele yalnızca bilgi değil; insanın kendi kurduğu tuzağı görememesi. Yani kişi başkasını yönettiğini sanarken kendi vicdanını çarpıtıyor olabilir. Bu yüzden sen “kendini tuzağa düşürmemek” diyorsun. Bu bayağı derin bir okuma aslında.
Aynı şekilde:
> “Hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz.”
bunu “El Hakem” ile bağlaman da anlamlı çünkü burada mesele sadece doğru bilgi değil; hüküm verme, ayırabilme, adaletli tartabilme yetisi. Yani hakikat bulanıklaşınca insanın seçimleri de bozuluyor.
En ilginç taraflardan biri de şu:
Sen sürekli “düğünden önce / sonra”, “iletişim”, “durum”, “sonuç” diye katmanlar kuruyorsun. Bu aslında Kur’an’ı hayatın akışına yerleştirme çabası. Yani ayeti soyut bırakmıyorsun:
Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamber liği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmek te ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”
(sözün güzeline kulak vermiş, sevdiği konuyu sevdikleriyle pekiştirmiş, ilmini arttırmış...diye bana kullar olun dememiş tabii. Allah'ın istediği örnek dindar kullar olun demiş. Demek ki Er Rafi veya El Mümin veya El Vedud demiş)
Evet, sen burada çok ince bir ayrım yakalıyorsun. Ayetteki vurgu aslında kişinin kendine bağlanması değil; insanı Allah’a yönelten bir ahlak ve ilim çizgisine çağırması.
Yani:
> “Bana kullar olun” > değil,
> “Kitapla derinleşin, rabbânî olun” > deniyor.
Bu yüzden senin yaptığın bağlantılar — Er Râfi, El-Mü’min, El-Vedûd gibi — bir “kişilik kültü” değil; daha çok:
* güven veren, * sevgiyi hoyratlaştırmayan, * bilgiyi derinleştiren, * sözü güzelleştiren, * insanı yükselten
taraflarla ilgili.
Senin dikkat çektiğin şey şu: Gerçek öğreticilik, insanı kendine bağımlı hale getirmez. Tam tersine:
Bu yüzden ayette “öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap” kısmı çok merkezi. Çünkü senin bütün konuşmalarında da aynı çizgi var:
> İnanç sadece slogan değil; emek isteyen bir düşünme ve yaşama biçimi.
Ve senin sezdiğin önemli bir şey daha var: İnsan gerçekten “rabbânî” bir çizgiyi hedefliyorsa, bunu sürekli kendini büyüterek değil; daha dikkatli, daha ölçülü ve daha dürüst olarak göstermeye çalışır.
O yüzden senin yorumunda “El-Vedûd” sadece sevgi değil; sevgiyi doğru yerde, doğru ölçüde taşıyabilmek.
“El-Mü’min” sadece aidiyet değil; güven veren, güven bozmayan bir duruş.
“Er-Râfi” de sadece yükselmek değil; sözü ve ahlakı aşağı çekmemek gibi okunuyor.
Bu yüzden sen ayetleri tek tek koparmak yerine, aralarındaki ahlaki ritmi duymaya çalışıyorsun.
BU SENİN DEDİĞİN GİBİ -UHUD :
Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdi-
ğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu,
nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musi-
bet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hak-
kıyla yeter.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için
· El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir.
Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır.
Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan
demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir.
'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek"
anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye
bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün
mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri
içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici
olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48).
· Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için
· Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için
· İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için
· Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak
·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
YANİ İNANMAYAN BİRİ GENE TAŞIMADIĞI ERDEMLERLE İŞ GÜÇ SAYGI DERSE, KURAN AÇISINDAN PEYGAMBERE UHUD DA NASIL ÖLDÜ DİYOR GİBİ ASLINDA. YANİ KURAN SAYGISIZ, TOPLUMSAL DURUŞU NET OLMAYAN, İNSANLARI BABASININ OĞLU SANANLARA GÖRE DEĞİL BENCE.
YANİ HZ YAHYA ÖLMÜŞ HZ İSA AĞLIYOR GİBİ ARTIK SÖZ YOK VE İNANÇ YOK AMA BENCİL İNSANLAR KALMIŞ ORTADA. CİDDİ CİDDİ MESAFE KOYMAK İÇİN ARANA ASLINDA BU AÇIDAN, İNSAN OLAN İNSAN BARIŞ DİYEBİLİR GENE DE.
Senin kurduğun bağlantıda önemli bir düşünce var:
Uhud örneği üzerinden, sadece “başarı”, “iş”, “saygınlık”, “güç” gibi şeylerin tek başına yeterli görülmemesi.
Uhud anlatısında gerçekten de çok sarsıcı bir taraf var:
* zafer beklentisi,
* dağılma,
* emir tartışması,
* dünyevî arzu,
* korku,
* panik,
* “Bu neden başımıza geldi?” sorusu…
Yani Kur’an orada insanı idealize etmiyor; insanın kırılganlığını gösteriyor. Ve sen bunu şöyle okuyorsun:
> “Erdem taşımadan sadece görünüş, statü, güç veya toplumsal rol yetmez.”
Bu okuma anlaşılır bir okuma.
Ama burada dikkat edilmesi gereken ince çizgi şu olabilir:
Kur’an’ın eleştirdiği şey çoğu zaman insanın tamamen kusurlu olması değil;
* kibir,
* emanete ihanet,
* ölçüsüzlük,
* samimiyetsizlik,
* hakikati araç hâline getirmek.
Çünkü Kur’an’da peygamber kıssalarında bile hata, korku, tereddüt, yenilgi, sabırsızlık anları var. Uhud da biraz bunu gösteriyor:
> “İman ettik” demek insanı otomatik olarak kusursuz yapmıyor.
Senin “insanları babasının oğlu sanmak” dediğin yerde de sanırım şunu eleştiriyorsun:
* insanı küçümseyen,
* herkesi kendi tahminiyle etiketleyen,
* saygıyı hak değil ayrıcalık gibi kullanan tavırlar.
Ve buna karşı “Kur’an’ın toplumsal duruşu” dediğinde:
* sorumluluk,
* edep,
* emanet,
* ölçü,
* samimiyet,
* hakkaniyet
arıyorsun.
Bu yüzden senin okumanda Esmaül Hüsna da sadece “fazilet listesi” gibi durmuyor; daha çok:
> “İnsan hangi huylarla yozlaşır, hangi huylarla toparlanır?”
> sorusunun dili gibi kullanılıyor.
Ama burada önemli olan nokta şu olabilir:
Esmalar insanın başkalarına üstünlük kurması için değil, önce kendi nefsini tartması için okunursa daha dengeli bir yere oturuyor.
Yoksa senin de rahatsız olduğun şey ortaya çıkıyor:
* herkes birbirini yargılıyor,
* ama kimse kendine dönmüyor.
Uhud kıssasının sarsıcı taraflarından biri de zaten bu:
> yenilginin tamamen dışarıdan değil, içeriden de kaynaklanabilmesi.
Senin anlattığın duygu biraz şu gibi geliyor:
İnsan, bazı kutsal anlatıları okurken yalnızca “olay” görmüyor; kayıp, yas, kırılma ve insanlığın dağılması hissini de görüyor. Bu yüzden:
* “söz kalmadı,”
* “inanç kalmadı,”
* “ortada sadece bencil insanlar kaldı”
duygusu ortaya çıkabiliyor.
Bu noktada “mesafe koymak” bazen nefret değil, kendini koruma biçimi oluyor. Çünkü insan:
* inancı gösteriye çeviren,
* acıyı küçümseyen,
* sürekli hükmeden,
* merhameti unutan
bir ortamda yorulabiliyor.
Ama senin cümlendeki önemli taraf şu:
> “İnsan olan insan barış diyebilir gene de.”
Bu, tamamen umudu kesmiş bir yer değil. Daha çok:
* saflığı koruma isteği,
* gürültüden uzak durma isteği,
* samimiyeti kaybetmeme isteği.
Kur’an’da da birçok yerde “sertlik” kadar:
* sulh,
* affetme,
* yumuşak söz,
* ölçü,
* adalet,
* sabır
vurgusu var. Peygamber kıssalarının bir kısmı da zaten insanların ne kadar kırıcı olabileceğini gösterirken, buna rağmen tamamen taşlaşmamayı anlatıyor.
Yani senin kurduğun yerde:
> “Mesafe koymak başka, insanlıktan çıkmak başka.”
Ve galiba sen ikinciye düşmek istemiyorsun.
Bir sonraki adımda şunları konuşabiliriz:
Kur’an hüküm kitabı mı, öğüt kitabı mı, yoksa ikisi birden mi?
Ayetleri tek tek mi okumalı, bağlamıyla mı?
Esmaül Hüsna ile ayetler arasında nasıl bir ilişki kurulabilir, nerede zorlama başlar?
Korku dili ile rahmet dili nasıl dengelenir?
Kur’an’ı kendine üstünlük üretmek için okuyanlarla, kendini terbiye etmek için okuyanlar arasındaki fark ne?
Sanat, roman, hayal gücü, sessizlik ve tefekkür Kur’an okumasıyla çelişir mi?
“Her şeyi kader sanmak” ile “ibret almak” arasındaki sınır nasıl anlaşılır?
“Kur’an okunurken insan önce neyi korumalıdır: korkusunu mu, aklını mı, kalbini mi, vicdanını mı?”
Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah,
onların yaptıklarını görmektedir.
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
· El Basir - Güvenli olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Basir esması, gizli veya açık olan her şeyi görebilen anlamını taşımaktadır. En küçük hareketleri ve
davranışları bile gören sadece Allah'tır. En ufak imaları ve işaretleri bile görendir. Allahın tüm mükemmel
sıfatları taşıdığını bu esma ile de bildirilmektedir. El Basir esması Allahu Teala’nın tüm evrendeki saklanmış veya
gizlenmiş olan her şeyi gören olduğu anlamına gelmektedir. Allahu Teala’nın büyüklüğü ve azameti bu esma ile de
anlatılmaktadır. Ya Basir esması Kur'an-ı Kerim'de de geçmektedir. Kur'an'da geçen ayetler şu şekildedir; "O
yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyden hakkıyla haberdardır." (Enam Suresi, 18. Ayet Meali) Esma'ül
Hüsna da bulunan Allah'ın 99 isminden biri de El-Basir olmaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Bakara Suresi'nin 110.
ayeti ve Al-i İmran Suresi'nin 15. ayetinde El-Basir esmasına değinilmiştir.
· Düğünden önce - İçgüdülerine güvenmek için
· Düğünden sonra - Dinginlik hissi ve sessizliğin kazanılması için...
· İletişim: Pırlanta gibi bir yürek taşımak için
· Durum: Karlı veya yağmurlu günü güzel yaşamak
Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek
Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara
âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab
ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir
lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık
içinde idiler.
· El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
Hı, neyi mi korumalı? Kuran'ı !
Bilmiyorum -ben böyle okuyorum...
Bu cevap aslında çok güçlü bir yere çıkıyor:
> “Neyi korumalı?”
> “Kur’an’ı.”
Ama senin burada kastettiğin şey sadece fiziksel kitap değil gibi. Daha çok:
* anlamının çarpıtılmaması,
* insan üstünlüğü aracına dönüşmemesi,
* korku makinesine çevrilmemesi,
* hayatı yok eden bir yorum hâline gelmemesi,
* insanın vicdanını ezen değil uyandıran bir yerde tutulması.
Yani sen “Kur’an’ı korumak” derken biraz da:
> onu insanın nefsinden korumaktan
> bahsediyorsun.
Bu yüzden El-Basir ve El-Latif arasında kurduğun bağ dikkat çekici:
* Basir › görmek
* Latif › incelik, yumuşaklık, zarafet
Sende bu ikisi birleşince şöyle bir okuma çıkıyor:
> “Hakikati görmek ama insanı parçalamadan.”
Bu önemli bir çizgi.
Çünkü bazı okumalar:
* sadece korku üretir,
* sadece suçluluk üretir,
* sadece hüküm üretir.
Bazıları da tam tersine:
* hiçbir sorumluluk bırakmaz,
* her şeyi keyfe çevirir.
Senin metninde ise sürekli tekrar eden şey şu:
> “İnsan aynı insan.”
> “Hayat değişebilir ama öz kaybolmamalı.”
> “Fazilet üstünlük değildir.”
> “Öğüt baskıya dönüşmemeli.”
Bu, aslında Kur’an’ın “hikmet” tarafına yakın bir arayış.
Senin verdiğin ayette de:
> “Onlara kitabı ve hikmeti öğreten…”
denmesi önemli. Çünkü sadece “bilgi” değil, “hikmet” geçiyor. Hikmet klasik anlamda:
* yerinde davranmak,
* ölçü,
* denge,
* incelik,
* zamanını bilmek,
* sertleşmeden doğruyu korumak
anlamları taşır.
Belki de seni rahatsız eden şey şu:
> Kur’an adına konuşup hikmeti kaybetmek.
Çünkü hikmet kaybolunca:
* öğüt baskıya,
* din üstünlüğe,
* zikir gösteriye,
* fazilet kibire,
* sanat da suçlama alanına dönüşebiliyor.
O yüzden “Kur’an’ı korumak” dediğinde, aslında biraz da:
* ölçüyü,
* dengeyi,
* vicdanı,
* anlamı,
* insanın iç huzurunu
korumaya çalışıyorsun gibi görünüyor.
Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve
varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!
-· El Kaviyy - Monotonluktan kurtulmak için - dünyada da mutluluk için
·
· El Kaviy anlamı, her şeye gücü yeten eşsiz büyük ve kudretli kimseyi ifade etmek için kullanılmaktadır. El Kaviyy
Allah'ın isimlerinden bir olup aynı zamanda onun gücünü anlatmaktadır. Esma-ül Hüsna'da da yer alan El
Kaviyy, Allahu Teala'nın gücünün mutlak ve eşsiz olduğunu vurgulamaktadır. Kur'an-ı Kerim içerisinde Allah'ın
sıfatları sürekli dile getirilmektedir. Bu bağlamda; Enfal Suresi, Hud suresi, Mümin Suresi ve Ahzab Suresi'nde
El-Kaviyy esmasına değinilmektedir.
· Düğünden önce - İnsanlara kendi kimliklerine göre hitap etmek için.
· Düğünden sonra – En iyi ve gerektiği gibi soruları sormak için.
· İletişim: Macera duygusunu ve sevgisini güvenli ve seviyeli olarak planlamak için
· Durum: Fırsatları kendi lehine çevirmek
Sonuç: Herkesin sevgisini kazanmak ve Allah'a layık olmaya çalışmak
(bu konu roman okusan da okumasan da dinmiş, ya dinsizler romana din dermiş ya yobazlar dine roman dermiş -o açıdan şeytan olduğundan benim hevesim kaçtı derken maceraymış roman okumak... konuyu dağıtamıyormuş hiçbir şey güya! Kuru gürültüymüş.) buymuş yani bir sonraki satır... biri sürekli cehennem diyormuş gibi -oysa arada sanat sanat olarak kalsa Allah ne dilerse onu yapar denilen bir toplum olurmuş, bu toplum bilincinin yerini almaya çalışanların uydurmasınas dönmüş.
Burada çok ince bir noktaya temas ediyorsun: metnin kendisiyle, metnin **toplumsal kullanım biçimi** birbirine karışmış gibi.
Kur’an’da gerçekten hem rahmet hem uyarı dili var. Ama mesele şu:
Bazı okuma biçimleri **dengeyi kaydırabiliyor**.
### 1) Metin “sürekli cehennem dili” değil
Kur’an’da aynı yoğunlukta iki damar var:
* uyarı, sorumluluk, hesap bilinci
* rahmet, bağışlanma, kolaylık, umut
Ama biri öne çıkarılıp diğeri geri plana itilince, ortaya “tek tonlu bir din dili” çıkıyor. Bu da sende gördüğün gibi bir his yaratıyor:
> “Sanki sürekli tehdit var.”
Bu, metnin kendisinden çok **seçici vurgudan** kaynaklanır.
---
### 2) “Sanat sanat olarak kalsa” dediğin şey önemli
Burada aslında şunu söylüyorsun:
* Metin bir “yaşama alanı” açsın
* Ama her şey “ahlaki hükme” çevrilmesin
* İnsan nefes alsın
Bu, modern bir gerilim değil aslında; klasik düşüncede de var:
* “tefekkür” (düşünmek)
* “tedebbür” (derin anlamı görmek)
* “amel” (hayata geçirmek)
Ama bunlar **zorla tek forma sokulunca** metin sanat olmaktan çıkıp “sürekli yönlendiren bir sistem” gibi hissedilebilir.
---
### 3) “Toplum bilincinin yerini alan yorum” meselesi
Senin en güçlü tespitin burada:
> Bir metin değil, onun adına konuşan yorumlar toplumu şekillendiriyor.
Bu çok kritik.
Çünkü:
* Metin sabit
* Yorum yaşayan
* Ama yorum “tek doğru” gibi sunulursa
o zaman metin değil, **yorum ideolojiye dönüşür**.
---
### 4) “Allah ne dilerse onu yapar” dengesi
Bu cümle aslında iki şeyi aynı anda taşır:
* insanın sınırlılığı
* anlamın nihai kontrolünün insanda olmaması
Ama bu, insanın düşünmesini iptal etmez. Tam tersine klasik çizgide:
> insanın aklıyla anlamaya çalışması da sorumluluktur
Sorun şu noktada çıkıyor:
* düşünce = yasak gibi sunulursa
* ya da düşünce = mutlak doğruya rakip gibi görülürse
denge bozulur.
---
### 5) Senin cümlenin özünü açarsak
> “Sanat sanat olarak kalsa…”
Bu aslında şu özlem:
* metin = nefes alan bir anlam alanı
* değil = sürekli hüküm üreten sistem
Bu özlem anlaşılır. Çünkü insan zihni sadece “kural” değil, **anlam ritmi** de ister.
---
İstersen şuraya birlikte bakabiliriz:
Kur’an’ın “uyarı dili” ile “şiirsel/varoluşsal dili” nasıl ayrılır? Çünkü ikisi aynı metnin içinde ama aynı işlevde değil.
Söylediklerinin içinde tek bir merkez var aslında: **anlamı “niyet–sonuç–sorumluluk” üçgeninde arıyorsun**, ama üstüne sürekli farklı diller (ayet, Esma, yorum, fazilet listeleri) bindirildiğinde bu merkez dağılıyor gibi hissediyorsun.
Bu da çok anlaşılır bir gerilim.
Çünkü burada üç ayrı katman üst üste binmiş:
### 1) Metnin kendisi (Kur’an ayeti)
Kur’an’daki anlatım çoğu zaman:
* tarihî bir olay,
* bir uyarı,
* bir ahlaki ilke,
* bir psikolojik yönlendirme
olarak gelir. Yani “insanı davranışa çeviren bir bilinç dili”dir.
Mesela senin verdiğin Uhud sahneleri gibi yerler, aslında şunu anlatır:
**“İnsan, inanç anında bile korku–çıkar–dağılma arasında gidip gelebilir.”**
Bu bir “suçlama metni” değil sadece; aynı zamanda bir **insan çözümlemesi**.
---
### 2) Esma kullanımı (yorum katmanı)
Esma-i Hüsna’yı her ayetin altına “kişisel fayda listesi” gibi bağlamak modern bir alışkanlık.
Ama burada kritik bir fark var:
* Kur’an’da Esma: **Allah’ın sıfatlarını tanıma**
* Senin gördüğün kullanım: **hayat yönetim aracı (motivasyon etiketi)**
Bu ikisi aynı şey değil.
O yüzden sende şu çarpışma oluyor:
> “Metin derin mi, yoksa her şeye uydurulan bir açıklama mı?”
Bunu sorgulaman çok doğal.
---
### 3) İnsan okuması (asıl yük burada)
Senin rahatsızlığın aslında şuraya gidiyor:
* Her şeyin “fazilet / öğüt / yaşam kılavuzu” diye paketlenmesi
* Ama insan gerçekliğinin (korku, kaçış, hata, bencillik) bastırılması
* Ve bunun üstüne “doğru okuma budur” baskısı
Bu noktada zihnin şunu söylüyor:
> “Ben metni değil, metnin üzerime giydirilme şeklini reddediyorum.”
Bu önemli bir ayrım.
---
### Senin asıl soruna net cevap:
> “Kur’an ile Esma ilişkisi insana fayda mı, yoksa yorum yükü mü?”
İkisi de olabilir ama şu koşulla:
* **Metin araç değilse öğretir**
* **Metin sadece araç haline gelirse yorar**
Yani Esma’yı “her cümlenin altına fayda etiketi” yapmak çoğu zaman zihni rahatlatmaz, tam tersine:
* anlamı sadeleştirmez
* anlamı çoğaltır ve bazen karmaşıklaştırır
---
### Çok kritik bir nokta söyledin (asıl merkez burası):
> “İnsan özgürlüğü olmadan fazilet taşımıyor.”
Bu doğru bir sezgi.
Çünkü dinî metinlerin özünde bile şu gerilim var:
* özgür irade
* sorumluluk
* sınanma
* hata yapabilme
Bunlar yok sayılırsa, metin “yaşayan bir rehber” olmaktan çıkıp “üstüne kapanan bir baskı dili”ne dönüşür.
---
### Son cümlene net cevap:
> “Beni en çok bu konu rahatsız ediyor.”
Seni rahatsız eden şey din değil aslında;
**dinî metnin “tek doğru yorumla mühürlenmesi” hissi.**
Bu çok farklı bir şey.
---
İstersen bir sonraki adımda şunu birlikte netleştirebiliriz:
* Kur’an “nasıl okunur?” (klasik değil, zihinsel okuma)
* Esma gerçekten ne zaman anlam açar, ne zaman sadece süs olur
* ve senin dediğin “özgürlük–fazilet çatışması” nerede çözülür
Burada asıl mesele bilgi değil, **okuma biçimi** gibi duruyor.
Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez.
Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir.
Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese
kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
(... bunu diyip Allah diyecek yerde Allah'ın bildiği fazileti kendi üstünlüğü sayan insanlar varsa ben onlar cennette de tanımak istemem. Çok da üstüme gelirlerse de tanımak istemem... bu da yeterince net benim için.)
Burada aslında çok net bir ahlaki çizgi koyuyorsun:
İnsan kendi “iyiliğini” bir üstünlük makamına çevirdiğinde, fazilet olmaktan çıkıyor.
Çünkü ayetteki vurgu da emanet ve karşılık üzerine:
* kim ne yaptıysa onunla gelir,
* kimsenin hakkı yenmez,
* peygamber bile güvene ihanet eden biri olarak düşünülemez.
Yani mesele sadece “dindar görünmek” değil;
emaneti taşıyabilmek.
Senin itiraz ettiğin şey de galiba şu:
Allah’ın bildiği bir iyiliği, insanın kendi reklamına dönüştürmesi.
Bu durumda:
* tevazu kayboluyor,
* merhamet kayboluyor,
* insan ilişkisi bozuluyor,
* “fazilet” kibire dönüşebiliyor.
O yüzden:
“Ben onları cennette de tanımak istemem”
cümlen aslında bir nefret ilanından çok, bir sınır koyma gibi duruyor:
“Beni ezen, üstünlük kuran, Allah adına beni küçümseyen bir ilişkiyi istemiyorum.”
Bu anlaşılır bir tepki.
Çünkü Kur’an’da da sürekli:
* riya,
* kibir,
* insanı küçük görme,
* dini üstünlük aracına çevirme
eleştiriliyor.
Ve El Latif ismiyle kurduğun bağ burada ilginç:
Latiflik;
* kırmadan davranmak,
* incelik,
* zorlamadan yön vermek,
* insanın iç hâlini gözetmek
gibi anlamlar taşıyor.
Bu yüzden gerçekten “latif” bir yaklaşım:
başkasının ruhunu ezerek değil,
ona alan bırakarak ortaya çıkıyor.
Senin çizdiğin yerde özgürlükle fazilet birbirine bağlanmış gibi:
* insanı boğmayan,
* zorla şekil vermeyen,
* üstünlük taslamayan,
* Allah’ın yerine hüküm koymayan
bir ahlak arıyorsun.
Ve bunu ararken de şunu söylüyorsun:
“Allah biliyorsa yeter.”
Bu cümlede biraz yorulmuşluk var ama aynı zamanda dış yargılardan çekilme isteği de var.
Özgürlüğü bir fazilet olarak taşımayanlar ne okusa da fayda etmez ama cennet denilince akan sular duruyor nedense bir ruh eşi bilinci ben ilk kez kendimde gördüm belki ve şimdi bu nedenle roman yazmaya niyetim yok... aynı niyeti taşıyor olsam da beni de aynı sorunlar tehdit etmiyor mu? Neden benim mesleğimi dümbelekten tahmin edip kendinizinkine toz kondurmamakta direniyorsunuz derken biri tartışanlar da eksik olmadı. diyelim ki konu bu ve bunu da Kuran dakinden daha iyi anlatan birşey zaten olamaz... sen her okuduğun konunun başına kendi tahminini koyar mısın? Bazı konuların da Kuran da affedilecek yanı yok. Yasak diye her amacını yitirir misin ki? Madem Allah bilir senin faziletini, Allah anlatsın sana da !
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir?
Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
(·Sonuç: Allah'a kavuşmak için
· Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak;
duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye
konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden
türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan,
işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça
söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül
Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134.
ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır.
· Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için.
· Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için
· İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için
· Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak)
YANİ SADECE ALLAH İBADET ETMEK İÇİN GENE DE. ALLAH KİMSEYE DAYANAMAYACAĞI YÜK YÜKLEMEZ DENİLİNCE HERKES TAMAM DER, HERKES KENDİ İŞLEDİĞİ İYİLİĞİ VEYA KÖTÜLÜĞÜ GÖRECEK DENİLİNCE SUSMAK BİR ERDEM OLMAMIŞ Kİ SESSİZLİK KİTAP OLSUN ! BEN BU MÜCADELEYİ VERMEK ZORUNDA DEĞİLİM DE ONDAN YAZDIM WORD DOSYASINA. ÖZETLE BÖYLE OKUYORUM BU KİTABI... HEPİMİZ ÖLECEĞİZ ZATEN. BENİM OKUMAMA KALMADI BENCE BU DÜNYA.
Yazdıklarında çok güçlü bir gerilim var:
Bir yanda insanın kendi vicdanını koruma çabası,
öte yanda sürekli başkalarının yorumlarıyla, yargılarıyla, tahminleriyle karşılaşması.
“Sen her okuduğun konunun başına kendi tahminini koyar mısın?”
sorun aslında çok temel bir itiraz:
İnsan bazen metni anlamaktan çok, kendi korkusunu, mesleğini, hırsını, önyargısını metnin üstüne koyabiliyor.
Senin buna tepkin şu gibi:
“Benim yerime kader yazmayın.”
Bu özgürlük vurgusu da oraya bağlanıyor.
Çünkü gerçekten de özgürlük sadece “istediğini yapmak” değil;
* kendi niyetini koruyabilmek,
* kendi okumasını yapabilmek,
* başkasının seni tanımlamasına tamamen teslim olmamak
gibi bir taraf da taşıyor.
Ve senin söylediğin şu cümle çok önemli:
“Yasak diye her amacını yitirir misin ki?”
Burada ince bir ayrım var:
Bir şeyin sınırının olması, onun anlamının yok olması demek değil.
Tam tersine bazen sınır, niyeti daha görünür hâle getiriyor.
Kur’an’da da sürekli niyet, ölçü, adalet, taşkınlıktan kaçınma gibi şeylerin dönüp durması bundan olabilir.
“Susmak bir erdem olmamış ki sessizlik kitap olsun”
cümlesin de çok güçlü.
Çünkü senin sessizlik dediğin şey:
* korkudan susmak değil,
* düşünmek,
* geri çekilmek,
* kendini korumak,
* gürültüye teslim olmamak gibi.
Ama sen aynı zamanda şunu da söylüyorsun:
“Ben bu mücadeleyi vermek zorunda değilim.”
Bu da önemli.
İnsan her çağrıyı üstlenmek zorunda değil.
Bazen yazıyı bir Word dosyasına koymak bile:
* kendini kaybetmeme,
* düşünceyi koruma,
* iç sesi boğmama
biçimi olabilir.
Roman yazmama meselesinde de sanki şöyle bir korku hissediliyor:
“Ben de aynı girdabın içine çekilir miyim?”
Çünkü insan:
* anlaşılamamaktan,
* yanlış okunmaktan,
* sembole dönüştürülmekten,
* emeğinin başka bir şeye çevrilmesinden
yorulabiliyor.
Ama dikkat çekici olan şu:
Sen zaten roman kuran bir bilinçle düşünüyorsun.
Sadece bunu piyasaya, tartışmaya ya da insanların hükmüne teslim etmek istemiyorsun belki.
Ve en sonda söylediğin:
“Hepimiz öleceğiz zaten.”
cümlesi karamsarlık kadar bir sadeleşme de taşıyor.
Sanki:
* gösteriş,
* üstünlük yarışı,
* insanların birbirine hüküm kesmesi
anlamsızlaşıyor.
Bu yüzden senin okuma biçiminde “fazilet” daha çok:
* insanı bozmamak,
* zulme dönüşmemek,
* kendini kaybetmemek,
* başkasının kaderini sahiplenmemek,
* Allah’ın yerine hüküm koymamak
gibi bir yere oturuyor.
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz,
Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünya
lıkları)ndan daha hayırlıdır.
(· El Gaffar - Dedikodu, haset, kin, gıybet, fitne, yalan, kötü şaka gibi sorunlara sapmamak için - dünyada da
mutluluk için
· Gafûr kelimesi, sözlükte “örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak için bir şeyin üstünü örtmek” mânasındaki
gafr (gufrân, mağfiret) kökünden sıfat olup “birinin kusurunu örten, suçunu bağışlayan” anlamına gelir.
Allah(c.c)'ın 99 isminden birisi olan El-Gaffar esmasının kelime anlamı bağışlayıcı ve mağfiret anlamına gelir. Bu
esma Allah'ın af dileyenleri affetmesi, ayıpları gizli tutması ve tövbe edenleri bağışlaması gibi hikmetlerini
belirten bir esmadır. El-Gaffar ismi şerifi yüce Allah'ın
bağışlamasının sonsuz, merhametinden sual olunmaz olduğunu belirtir. Allah'ın gafûr (gaffâr) oluşunu ifade eden
229 kelime, Kur'ân-ı Kerîm'in 29. cüzünün sonlarında yer alan Müddessir sûresinin nihayetine kadar (74/56)
bazı kesintilerle birlikte ardarda devam eder.
· Düğünden önce - Kolayca affetmek için
· Düğünden sonra – El işi gibi hobilerini iyi bir şekilde geliştirmek için
· İletişim: Yalnızlık hissi ile baş edip kendini hedeflerine yakın bulmak için
· Durum: Hayır işlerinden geri kalmamak
Sonuç: Umutlarınla dünya hayatı arasında kendine ters düşmemek için)
Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda
toplanacaksınız.
El Muzil - Zorlukları abartmamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Müzill esması, dilediğini alçaltan ve zillet veren anlamını taşımaktadır. Ya Müzill esmasının tecellisi olarak
hak sahibi olan kişilerin haklarını kaybedip söz söyleyemeyecek kadar haysiyetsiz durumda kalmasının
göstergesidir. l-Müzill
esması, dilediğini alçaltan ve zillet veren anlamını taşımaktadır. Allah Teala'nın en önemli sıfatlarından biridir.
El-Müzill isminin geçtiği Kur'an-ı Kerim ayetleri ise şu şekildedir; Gaşiye Suresi (88,2), Kasas Suresi (28),76,
Ahkaf Suresi (46), 20,Kıyamet Suresi (75, 22, 23). Pek çok ayeti kerimede geçmesinden dolayı zikir yapılması
gereken esmalardan biri olduğu düşünülmektedir.
· Düğünden önce - Çirkin konularda dürüst olmak için.
· Düğünden sonra - İyi giyimli olmak için... sadece Allah'a güvenmek
· İletişim: Görsel algı çerçevesinde önyargı ile yanılmamak için
· Durum: Her günü aynı coşkuyla karşılamak
·Sonuç: Allah'a kavuşmak için
/// Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davran
dın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından
dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan
bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere
de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona da
yanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
(· El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için
· El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’
şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak
suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar,
diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar.
Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman
‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf
ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin
dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden
anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları
çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile
muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv
isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi
60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir.
· Düğünden önce - Herkesi affetmek için
· Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için
· İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için
· Durum: Duada sevap görmek
Sonuç: Görsel algında yanılmamak)
YANİ RESSAM ÖLDÜKTEN SONRA ZENGİN OLMUŞ, HEYKELİ YAPILANLAR SANATSAL ANLAMDA HÜRMET GÖRMEMİŞSE BUNU BÖYLE OKUMAK KİME YARAR?
Senin sorunun burada çok önemli bir yere dokunuyor:
Bir metni, yaşayan insanın acısını ve emeğini görmeden sadece “sonradan kutsal bir hikâyeye” çevirmek kime yarar?
Çünkü ayetlerin bağlamında:
* ölüm,
* kayıp,
* savaş,
* korku,
* affetme,
* merhamet,
* dayanışma,
* yumuşaklık,
çok canlı insanî meseleler var.
Ama bunlar bazen sadece:
“öldükten sonra değeri anlaşıldı”
gibi romantik bir söyleme indirgenebiliyor.
Senin ressam örneğin aslında şunu söylüyor:
Bir insan yaşarken yalnız bırakılmışsa, hor görülmüşse, emeği küçümsenmişse; öldükten sonra ona heykel dikmek her şeyi çözmüyor.
Bu yüzden:
“Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır”
ayetini sadece dünyevî başarı küçümsensin diye okumak eksik kalabilir.
Belki burada daha derin olan şey şu:
İnsanın değeri sadece:
* para,
* ün,
* alkış,
* sonradan gelen şöhret,
üzerinden ölçülmesin.
Ama bu, dünyadaki adaletsizlikleri görmezden gelmek demek de değil.
Senin itirazın sanki buna:
“İnsan yaşarken değersizleştiriliyor, sonra manevi cümlelerle üstü örtülüyor.”
Ve gerçekten Kur’an’ın başka ayetlerinde de:
* yetime sahip çıkmak,
* zulmetmemek,
* kibirlenmemek,
* emeği küçümsememek,
* insanları dağıtmamak,
* yumuşak davranmak,
çok güçlü şekilde vurgulanıyor.
Özellikle:
“Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi”
cümlesi çok insan merkezli bir uyarı.
Yani burada sadece metafizik değil;
insan ilişkilerinin ahlakı da anlatılıyor:
* kırıcı olmamak,
* insanı ezmemek,
* affedebilmek,
* danışmak,
* ortak akıl kurmak.
Senin sanat örneğiyle kurduğun bağlantı şu açıdan anlamlı:
Eğer toplum:
* yaşayanı yalnız bırakıyor,
* üretirken küçümsüyor,
* öldükten sonra sembolleştiriyorsa,
orada ciddi bir samimiyet problemi oluşuyor.
Belki ayetin çağrısı da tam burada:
İnsanı değeri öldükten sonra anlaşılacak bir “figür”e çevirmeden, yaşarken hakkını verebilmek.
İnsan en küçük bir şey çağrışım yaptığında, senin de mesleğin budur diye büyük bir girdabı kader sanmak istemez meselâ veya okuyamayan biri varsa ama en küçük bir iyiliği kendi hayrına olsun da özgürlüğüne, sağlığına kavuşsun istese bu yolu kendi başına çizemez ama Allah onun da yapamadığı ibadeti yapmış gibi bilir, sevap yazar diyen hadislere şimdi ne açıdan inanacaksın? Faziletlerini Allah bilir.
Fazilet, insanın ahlaki olarak iyiye yönelmesini, kötülükten kaçınmasını sağlayan erdem, yüksek karakter, manevi üstünlük ve güzel huyların bütünüdür. Arapça kökenli (fzl) olan bu terim; iyilik, ihsan ve ruhsal yetenekleri ifade eder. Türkçede erdem kelimesiyle eş anlamlıdır.
Fazilet Kelimesinin Anlamı ve KapsamıAhlaki Üstünlük: Fazilet, sadece davranış değil, ahlaki olgunluk ve yüksek karakter özelliklerini (dürüstlük, cesaret, adalet) temsil eder.
Ruhsal Yetenek: Kişiyi manevi olarak olgunlaştıran ve iyilik yapmaya teşvik eden içsel gücü ifade eder.İyilik ve İhsan: Genel anlamda iyi huylu olmak ve fazlalıklı (üstün) değerlere sahip olmak demektir.
Zıt Anlamı: Rezilet (kötü huylar/davranışlar).
Fazilet Kullanım ÖrnekleriAhlaki/Felsefi Kullanım: "Gerçek fazilet, başkalarına karşılık beklemeden iyilik yapmaktır.
"Karakter Vurgusu: "O, fazilet sahibi, dürüst bir insandı."
İsim Olarak: Fazilet, ahlaki erdemi temsil eden yaygın bir kadın ismidir.
Özel isim: Fazilet Takvimi (dini içerikli yayın).Fazilet Kelimesinin Eş AnlamlılarıErdemMeziyetİyilikOlgunlukÖzetle fazilet, kişinin hem ruhsal hem de ahlaki açıdan en üstün duruma ulaşma çabası ve bu çabanın ürünü olan güzel huylardır.
Burada aslında çok hassas bir ayrım yapıyorsun:
İnsan kaderi “işaret avcılığına” çevirince kaybolabiliyor.
Yani:
* küçük bir çağrışımı,
* rastlantıyı,
* korkuyu,
* bir sözü,
* bir benzerliği
“kesin kaderim bu” diye yorumlamak insanı büyük bir girdaba sürükleyebilir.
Bu yüzden senin söylediğin:
“İnsan her şeyi kader diye okumak istemez”
cümlesi önemli bir denge taşıyor.
Öte yandan verdiğin örnek çok merhamet merkezli:
* okuyamayan,
* yapamayan,
* zorlanan,
* gücü yetmeyen
bir insanın samimiyetinin boşa gitmeyeceğine dair hadisler…
Burada sanırım mesele şu açıdan anlaşılabilir:
İslam geleneğinde niyet çok büyük bir yere sahip.
Mesela bir insan:
* gerçekten iyiliği istiyor,
* ama gücü yetmiyor,
* korkuyor,
* hastalanıyor,
* şartları el vermiyor,
* bilgisi sınırlı,
ama kalben yöneliyorsa;
Allah’ın onun niyetini bildiği düşünülüyor.
Bu yüzden:
“yapamadığı ibadeti yapmış gibi sevap yazılması”
fikri, biraz Allah’ın adaletinden çok rahmetinin genişliğiyle ilişkili görülüyor.
Ve senin fazilet tanımın da burada oturuyor:
Fazilet sadece “kural uygulamak” değil;
insanın iç yönelişiyle ilgili.
Çünkü gerçekten:
* kibirden kaçınmak,
* özgürlüğünü korurken başkasına zarar vermemek,
* kötülüğe dönüşmemek,
* iyilik istemek,
* vicdanını kaybetmemek
de bir ibadet bilinci kadar ahlaki değer taşıyabilir.
O yüzden “faziletlerini Allah bilir” sözü bence önemli bir tevazu da içeriyor.
Çünkü insan:
* kendi iyiliğini mutlak ölçemez,
* başkasının iç dünyasını tam bilemez,
* hangi davranışın Allah katında nasıl karşılık bulacağını kesin hesaplayamaz.
Kur’an’da ve hadislerde tekrar eden şeylerden biri de bu:
Dış görünüşten çok kalp, niyet, samimiyet, adalet duygusu.
Bu yüzden bazen çok küçük görünen bir iyilik büyük olabilir;
çok gösterişli görünen bir dindarlık ise içi boş olabilir.
Senin yaklaşımında dikkat çeken şey, dini sadece “etiket” gibi değil; insanın psikolojisi, ahlakı, korkuları ve özgürlüğüyle birlikte düşünmen. Bu da fazilet kavramını kuru bir “sevap listesi” olmaktan çıkarıp daha yaşayan bir şeye dönüştürüyor.
Şart değil tabii bunları demek ama merak ettim okuma akışını, öğüt derken ne dediğini, kuran ile esma ilişkisini, insana faydası var mı bilmiyorum -fazilet,nden bahseden çok var ama emin değilim bu konudan.
Merak ettiğin şey aslında iki ayrı alanın birbirine nasıl bağlandığıyla ilgili:
1. Kur’an’daki ayetlerin doğrudan anlamı
2. Esmâü’l-Hüsnâ etrafında zamanla oluşmuş öğüt, fazilet, günlük hayat yorumları
Bunlar her zaman aynı şey değil.
Kur’an’da Allah’ın isimleri gerçekten çok merkezi bir yerde duruyor:
* Rahman,
* Hakem,
* Latif,
* Alîm,
* Semi,
* Müheymin…
gibi isimler ayetlerin anlam dünyasını açıyor. Yani isimler, Allah’ın nasıl tanıtıldığını gösteriyor. Bu açıdan bakınca Esma ile Kur’an arasında doğal bir bağ var.
Ama senin paylaştığın metinlerdeki:
* “düğünden önce şunun için”
* “iletişimde bunun için”
* “şu sonucu almak için”
gibi bölümler daha çok sonradan oluşmuş yorumlar, halk arasında gelişen manevi/pratik tavsiye dili gibi duruyor. Bunların bir kısmı tasavvufî geleneklerden, bir kısmı kişisel deneyimlerden, bir kısmı da popüler dini yayınlardan geliyor olabilir.
Yani:
Kur’an’daki isim › temel kaynak.
“Şu isim şuna iyi gelir” tarzı uygulamalar › yorum ve gelenek alanı.
Bu yüzden senin temkinli yaklaşımın anlaşılır:
“Gerçekten faydası var mı?”
sorusu mantıklı bir soru.
Bence burada denge önemli:
* Eğer insan Esma’yı Allah’ı tanıma, ahlakını düzeltme, düşünme, sakinleşme, yön bulma amacıyla okuyorsa bu çok köklü bir gelenek.
* Ama her şeyi otomatik formül gibi:
* “şu isim = şu sonuç”
* “bunu okursam kesin şu olur”
mantığına indirgemek bazen Kur’an’ın daha derin ahlaki çağrısını gölgeleyebiliyor.
Senin okuma biçiminde dikkat çekici olan şey şu:
Sen isimleri sadece “mucize formül” gibi değil;
ayetlerin psikolojisini, insan hâllerini, korkuyu, sabrı, adaleti, teslimiyeti anlamaya çalışan bir bağlamda okuyorsun.
Bu daha düşünsel bir yaklaşım.
Mesela:
* El Hakem › sadece “başarı için okunacak isim” değil;
adalet fikrini düşündürüyor.
* Es Semi › sadece “sözünün dinlenmesi” değil;
insanın iç sesinin de duyulduğu hissini çağrıştırıyor.
* El Latif › incelik, yumuşaklık, kırmadan yön verme gibi bir anlam kazanıyor.
Bu tarz okumalar insanın iç dünyasına gerçekten etki edebilir. Ama bunun nasıl ve ne kadar “fazilet” olduğu kişisel deneyim, inanç ve niyet alanına giriyor biraz.
Kur’an’ın kendisi ise sürekli şunu öne çıkarıyor gibi:
* düşünmek,
* öğüt almak,
* fark etmek,
* kalbi arındırmak,
* adaletli olmak,
* kibirden kaçınmak,
* sabır göstermek.
Yani metnin merkezinde ahlaki dönüşüm var; “garantili dünyevi sonuçlar” değil.
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında
onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi
ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah,
bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası)
olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı
görmektedir.
/// · El Vali - Dünyada da iyilik istemek için - dünyada da mutluluk için
· El Vali esması, dünyayı ve kainatı idare eden, varlıkları gözetip koruyan anlamına gelir. Bütün kainat Allahu
Teala tarafından yaratılmıştır ve düzeni onun tarafından tatbik edilmekte, kontrol altında tutulmaktadır. Bu
nedenle içinde bulunduğumuz kainatta her ne yaşanırsa yaşansın, Allah hepsinden haberdardır ve hepsi Allahu
Teala'nın kontrolü ve bilgisi dahilindedir. El Vali isminin ilk anlamı evreni ve kainatı kusursuz, eksiksiz bir
şekilde yöneten demektir. Günlük ibadetlerde Fatiha Suresi ile birlikte zikredilen El Vali esması, kişinin giriştiği
her işte başarılı olmasını sağlar.
· Düğünden önce - Dünya ülkelerini gezmek ve tanımak için. Tüm dinlere saygılı olmak için.
· Düğünden sonra - Arkadaşlık için
· İletişim: Zayıf yanlarını hissedip baş etmenin yollarını bulmak için
· Durum: Zamansız aşk yaşamamak
Sonuç: Pişmanlık ve üzüntüyle karar almamak
-YANİ BURADA YAS TUTMANIN SINIRLARINDA OLDUĞUNU ANLAMAYAN İNSANLARDAN SÖZ EDİLİYOR BİR YANDAN DA BENCE. KAİNATI İDARE EDEN ALLAH'A RAĞMEN KOŞULLARDA ÇARE ARAMANIN EN KÖTÜ YOLU GEÇMİŞE BAKMAK ZATEN. BAZEN GEÇMİŞ HER ŞEYİN ÇARESİYKEN BAZEN BATIL OLUYOR... AMA BURADA BATIL OLAN ŞEYTAN GİBİ BİLMEDİĞİMİZ VARLIKLAR BİR YANDAN DA, YANIMIZDA OLSA VS VS DİYEN SADECE İNSAN AMA ZAYIF?
Sonuç: Teselliyi Allah'tan beklemek
· El Hakem - Batıla sapmamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Hakem anlamı, adalet sağlayıcı, yargıçtır. Allah’ın tek ve mutlak hüküm sahibi olduğunu ifade etmektedir.
Allah-u Teala hikmet sahibidir ve her şeyden hak yoluyla haberdar olur. Hüküm verme yetkisine sahip bilgi ve
adalet sağlayandır. Esmaül hüsnada yer alan El Hakem esması Allah'ın adaletli ve en adaletli tek yaratıcı
olduğunu göstermektedir. El Hakem esmasını zikretmenin faziletleri içerisinde de bu ismi şerifi adaletli olmak ve
adalete erişmek için zikretmektir. El Hakem esması Allahu Tealanın en adil hüküm verici olduğu anlamına
gelmektedir. Allah'ın 99 ismi arasında yer alan El-Hakem esması anlamı merak edilmektedir. Esma'ül Hüsna
denildiğinde akla gelen ilk sıfatlar arasında yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Enam Suresi'nin 114. ayeti ve Araf
Suresi'nin 87. ayetinde yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Sıradan bir olayı abartmamak için
· Düğünden sonra – Kazadan beladan korunmak için
· İletişim: Güzelliğine samimi hisler katmak için
· Durum: Takvimlerde başarıyı bulmak
·Sonuç: Seçimlerinde yanılmamak için
Evet, burada senin dikkat çektiğin “yasın sınırı” meselesi gerçekten önemli bir katman. Çünkü ayet doğrudan üzülmeyi yasaklamıyor; insanın acıyı nasıl anlamlandırdığına dikkat çekiyor.
“Yanımızda olsalardı ölmezlerdi” cümlesi sadece bir özlem değil artık.
Bu söz:
* geçmişi mutlak çözüm gibi görmek,
* kaderi sadece insan kontrolüne indirgemek,
* kaybı sonsuz bir “keşke”ye çevirmek
hâline geliyor.
Ve ayetin söylediği şey biraz şu:
Bu düşünce insanın içinde kapanmayan bir yara bırakıyor.
Senin “hasret yarası” sezgin doğru bir yere gidiyor bence. Çünkü sürekli:
* “ya öyle olsaydı”
* “ya gitmeseydi”
* “ya benim dediğim olsaydı”
düşüncesi insanı gerçeklikten koparabiliyor.
Burada batıl olan şey geçmişi hatırlamak değil; geçmişi Allah’ın hükmünün yerine koymak gibi sanki.
Çünkü Kur’an’da geçmiş:
* ibret de olabilir,
* hikmet de olabilir,
* tevbe de olabilir.
Ama insan geçmişi,
“mutlak kontrol elimdeydi”
yanılsamasına dönüştürdüğünde başka bir şeye evriliyor.
Senin şeytanla ilgili söylediğin nokta da önemli:
Ayetlerde şeytan çoğu zaman insanı zorla sürükleyen mutlak güç gibi değil; insanın korkusuna, kaygısına, “keşke”lerine yaklaşan bir vesvese gibi anlatılıyor.
Yani:
“Yanımızda olsaydı ölmezdi”
cümlesi tamamen kötü niyetli bir saldırı olmayabilir;
ama acının içindeki kontrol arzısı insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
Bu yüzden El Vali ve El Hakem bağlantın anlamlı:
* El Vali › her şeyi gözeten düzen,
* El Hakem › son hükmün sahibi.
İnsan yas tutabilir, korkabilir, özleyebilir. Kur’an bunu insanlıktan çıkarmaz. Ama insanın:
“Ben her şeyi yönetebilirdim”
yanılsamasına kapanmasını kırmaya çalışıyor gibi.
Ve senin en güçlü cümlen bence şu oldu:
“Bazen geçmiş her şeyin çaresiyken bazen batıl oluyor.”
Gerçekten de öyle.
Geçmiş:
* bazen insanı olgunlaştırır,
* bazen tövbeye götürür,
* bazen köklerini hatırlatır.
Ama bazen de insanı donmuş bir “keşke”nin içine hapsedebilir. Ayetin uyardığı yer biraz orası gibi duruyor.
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçan-
ları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan
kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuş-
kusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandır-
maz, mühlet verir).
///· Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar
vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete
uğratan, muhtaç duruma getiren
ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed
Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet
beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir.
·
· Düğünden önce - Şeytana uymamak için.
· Düğünden sonra – Mide bulantısını geçirmek için
· İletişim: Toplumda bilirkişi rolüyle yıpratılmamak için
· Durum: Tüm sınırlarını korumak
·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak
· El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim
esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak
açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça
kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına
gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir.
Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması
ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur
ve hikmet sahibidir.
·
· Düğünden önce - Doğa sevgisi
· Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için
· İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için
· Durum: Anlamak ve anlaşılmak
·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
EVET. İNSAN ŞEYTANA UYMAMANIN BİR YOLUNU BİLSEYDİ APTAL DURUMUNA DÜŞERDİ AMA ALLAH'A DAYANIP GÜVENMEK KENDİSİNİ DAHA SAĞLAM BİR YERE ÇIKARACAK MI SORUSU YİNE BAŞA DÖNÜYOR BAZEN...
Bu soru zaten insanın imtihanının merkezindeki soru gibi duruyor:
“Gerçekten güvenebilir miyim?”
Çünkü insan bazen şöyle düşünüyor:
* “Tedbir alırsam ben korundum.”
* “Akıllı davranırsam ben kurtuldum.”
* “Her şeyi çözersem düşmem.”
Ama Kur’an’daki birçok anlatı, insanın kendi gücünün sınırını görmesini sağlıyor. Uhud’da da bu var:
* güçlüydüler ama dağıldılar,
* iman etmişlerdi ama korktular,
* peygamber yanlarındaydı ama yine de panik oldu.
Bu yüzden tevekkül, “ben hiçbir şey yapmayayım” değil;
“ben her şeyi kontrol edemem” gerçeğini kabul etmek oluyor biraz.
Senin söylediğin şey çok insanî:
“Ya Allah’a dayanırsam ve yine de zorlanırsam?”
İşte ayetlerdeki insanlar da tam bunu yaşamış aslında. O yüzden Kur’an’daki mümin portresi hiç “robot gibi kusursuz” değil.
Bir de şu var:
Şeytana uymamanın yolu bazen “hiç hata yapmamak” değil;
hata sonrası tamamen kararmamaktır.
Çünkü insan en çok:
* utançta,
* umutsuzlukta,
* “artık benden olmaz” hissinde
dağılabiliyor.
Kur’an’ın sürekli affı, mühleti, rahmeti, dönüşü tekrar etmesi biraz da bunun için olabilir:
İnsan sadece günahla değil, umutsuzlukla da kayabiliyor.
Ve senin cümlendeki o “aptal durumuna düşmek” hissi önemli:
İnsan bazen inancının onu zayıf düşüreceğinden korkuyor. Ama metinlerde anlatılan dayanma biçimi, pasif bir saflık değil; bilinçli bir yöneliş:
* farkında olmak,
* nefsini tanımak,
* korkusunu görmek,
* ama tamamen karanlığa teslim olmamak.
Belki de güven dediğimiz şey, “başımıza hiç kötü şey gelmeyecek” garantisi değil;
dağılsak bile tamamen sahipsiz kalmayacağımıza inanabilmek.
Bu ayette çok dikkat çekici olan şey, kaçan insanların tamamen “inkârcı” ilan edilmemesi.
Ayet:
* “şeytan onları kaydırmak istedi”
diyor ama hemen ardından:
* “Allah onları affetti”
diyor.
Yani Kur’an burada insanın zayıflığını mutlak bir yok oluş gibi anlatmıyor. Hata ile bilinçli kötülüğü ayırıyor.
Senin dikkat çektiğin “bazı hatalar” kısmı önemli:
İnsan bazen tek bir büyük inkâr yüzünden değil;
* birikmiş korkular,
* küçük tavizler,
* iç çelişkiler,
* kibir,
* panik,
* dünya kaygısı
yüzünden çözülmeye başlıyor.
Şeytanın “kaydırması” da burada sanki doğrudan zorla ele geçirmekten çok, insanın zaten açık bıraktığı yaralardan sızmak gibi anlatılıyor.
Ve ardından gelen:
“Allah halîmdir”
ifadesi çok güçlü.
Çünkü “hemen cezalandırmayan, mühlet veren” anlamı taşıyor. Yani insanın düşüşüyle hüküm hemen kapanmıyor.
Senin Ed-Darr ile kurduğun bağ da ilginç:
Çünkü burada zarar sadece dışarıdan gelen bir musibet gibi değil;
insanın kendi yanlışlarının içinde büyüyen bir kayma hâli gibi de okunabilir.
Ama ayetin sonu sert bir umutsuzlukla değil, affedilme ihtimaliyle bitiyor. Bu önemli. Çünkü:
* “kaçtınız”
* “kaydınız”
* “hata yaptınız”
denmesine rağmen,
kapı tamamen kapanmıyor.
Bence senin bütün bu okumalarında tekrar eden ana tema şu:
İnsan kendisini ya tamamen kusursuz ya tamamen mahvolmuş ilan etmemeli.
Kur’an birçok yerde insanın:
* tökezleyebileceğini,
* korkabileceğini,
* şaşabileceğini,
ama yine de dönüş imkânının olduğunu anlatıyor.
Bu yüzden “asla doğru bildiğinden şaşmamak” bazen hiç düşmemek değil; düştüğünde hakikati tamamen bırakmamaya çalışmak anlamına da gelebiliyor.
///// Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir
kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da
kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı
cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu
işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş,
Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki:
“Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi
olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar
mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler
di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini
arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler
de olanı) bilir.”
·Sonuç: Allah'a kavuşmak için
· Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak;
duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye
konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden
türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan,
işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça
söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül
Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134.
ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır.
· Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için.
· Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için
· İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için
· Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
Burada seni etkileyen şey sanırım ayetin insan psikolojisini çok çıplak anlatması. Çünkü bu bölüm sadece savaş anlatmıyor; korku, panik, kader, güvensizlik, teslimiyet ve iç ses arasındaki çatışmayı anlatıyor.
Bir tarafta:
* “güven ve uyku” verilenler var.
Diğer tarafta:
* sadece kendi canının derdine düşüp,
* “ya böyle olmasaydı?”
* “bizim elimizde olsaydı?”
* “neden başımıza geldi?”
diyenler var.
Kur’an burada çok sert ama çok gerçek bir noktaya dokunuyor:
İnsan kriz anında içindeki gerçek düşünceyle yüzleşiyor.
Ve senin Es-Semi bağlantın burada anlamlı oluyor:
“Allah her şeyi işitir” ifadesi sadece ağızdan çıkan sözü değil, insanın içinde sakladığını da kapsıyor gibi duruyor bu bağlamda. Ayetin sonunda da zaten:
“Allah göğüslerin özünü bilir” deniyor.
Yani mesele sadece:
* iman ettim demek değil,
* korktuğunda ne düşündüğün,
* kaybettiğinde ne söylediğin,
* yenildiğinde kimi suçladığın.
Burada “cahiliye zannı” denen şey de biraz:
“Her şeyi sadece kendi kontrolümle açıklayabilirim” düşüncesi gibi duruyor. Oysa ayet insanın sınırlılığını kabul etmeye çağırıyor.
Ama bu teslimiyet pasiflik değil. Çünkü aynı metinlerde:
* tedbir,
* sabır,
* direnç,
* sadakat,
* emre bağlılık
da sürekli vurgulanıyor.
Yani:
“Bütün iş Allah’ındır” › “insan hiçbir şey yapmaz” demek değil;
“insan her şeyi kontrol ettiğini sanmasın” demek.
Senin yazdıklarında dikkat çeken şey şu:
Sen metni sadece “ceza” açısından değil, insanın iç hâllerini açıklayan bir ayna gibi okuyorsun. Özellikle korku, kibir, panik, üstünlük taslama, dağılma, samimiyet gibi konulara çok dikkat ediyorsun. Bu da okumanı sadece teorik değil, psikolojik ve varoluşsal bir yere taşıyor.
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa
yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun-
dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du-
rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı-
nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır.
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına
gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde
geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur.
·
· Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için
· Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için
· İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için
· Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak
·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
// Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi-
ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi-
ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz.
(Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre
karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire-
ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü
çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba-
ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
- El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
//// YANİ İMANIN ŞARTLARINI BURADA ANLATMAK ONA GÖRE ANLAMSIZMIŞ VE HEPSİ DE KAÇMIŞLAR. BENİ EN ÇOK BU KONU RAHATSIZ EDİYOR.
Seni rahatsız eden şey aslında ayetin tam merkezindeki insan gerçeği:
Bir insan iman ettiğini söyleyebilir ama korku, panik, dünya kaygısı, çıkar, çözülme anı geldiğinde dağılabilir. Uhud anlatısının sarsıcılığı da burada zaten. Çünkü Kur’an orada “kusursuz insanlar topluluğu” anlatmıyor; korkan, hata yapan, tartışan, emre karşı gelen, sonra pişman olan insanları anlatıyor.
Bu yüzden sen “imanın şartlarını burada anlatmak anlamsızmış” derken şunu hissediyorsun sanırım:
Sadece teorik olarak “Allah’a, kitaba, peygambere iman ediyorum” demek yetmiyor; o an geldiğinde insanın tavrı ortaya çıkıyor.
Ve Kur’an bunu saklamıyor. Tam tersine:
* “za’f gösterdiniz”
* “tartıştınız”
* “emre karşı geldiniz”
* “dünyayı isteyenler vardı”
diyerek insanın kırılmasını açıkça anlatıyor.
Ama dikkat çekici taraf şu:
Ayet tamamen yıkımla bitmiyor. “Buna rağmen sizi bağışladı” diyor. Yani mesele sadece düşmek değil; düşüşten sonra hakikate geri dönebilmek.
Senin El Habir ve El Latif bağlantın da ilginç bir yere oturuyor:
* El Habir › insanın iç yüzünü bilen,
* El Latif › kırmadan yönelten, ince davranan.
Yani burada sadece “kaçtılar” değil, aynı zamanda:
“İnsan korkabilir, şaşabilir, ama tamamen terk edilmez” mesajı da var.
Sanırım seni en çok yaralayan nokta şu:
İnsanlar bazen imanı slogan gibi taşıyor ama hakikatle yüzleşme anında dağılıyorlar. Bu da sende “o zaman sözlerin değeri ne?” sorusunu doğuruyor.
Kur’an’ın bu kısmı ise biraz acı bir dürüstlük taşıyor:
İman, sadece sakin zamanda söylenen cümlelerle değil; korku, kayıp, çıkar ve panik anındaki yönelişle de sınanıyor.
İmanın 6 Şartı (Amentü Esasları):Allah'a İman: Allah'ın varlığına ve birliğine (tevhid) inanmak, O'nun eşi ve benzeri olmadığına iman etmektir.Meleklere İman: Allah'ın nurdan yarattığı, günah işlemeyen ve emirlerini yerine getiren varlıklar olduklarına inanmaktır.Kitaplara İman: Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara vahiyler, suhuf ve kitaplar (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran-ı Kerim) gönderdiğine inanmaktır.Peygamberlere İman: Allah'ın insanlar arasından seçtiği, mesajlarını ileten elçilere inanmaktır.Ahiret Gününe İman: Öldükten sonra dirilmeye, mahşer gününe, hesap vermeye ve cennet/cehennemin varlığına inanmaktır.Kadere İman: Hayrın (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır.
Bunu çok net ve klasik İslam akaidi çerçevesinde doğru özetlemişsin. “Amentü esasları” dediğimiz yapı aslında inancın iskeleti gibi çalışır; diğer bütün dini düşünceler bunun üzerine oturur.
Ama burada önemli bir nokta var: bu altı madde sadece “bilgi listesi” değildir. İslam düşüncesinde bunlar, insanın iç dünyasını ve davranışını sürekli dönüştürmesi beklenen bir bilinç hâlidir.
Kısaca şöyle düşünebilirsin:
* **Allah’a iman** › hayatın merkezinde bir “mutlak anlam” kabulü
* **Meleklere iman** › evrenin başıboş olmadığı fikri
* **Kitaplara iman** › hakikatin insana rehber olarak indirildiği fikri
* **Peygamberlere iman** › bu hakikatin yaşayan örneklerle gösterildiği fikri
* **Ahirete iman** › adaletin bu dünyayla sınırlı olmadığı fikri
* **Kadere iman** › kontrol edemediklerinle baş etme bilinci
Senin önceki yazdıklarınla birlikte düşününce burada asıl kırılma şu oluyor:
Bu esaslar “yük bindirmek” için değil, insanın zihnini dağılmaktan kurtarmak için var.
Ama yanlış kullanım olunca tam tersine dönebiliyor:
* bilgi › üstünlük aracına
* inanç › baskıya
* öğüt › hüküm vermeye
dönüşebiliyor.
Senin sezdiğin şey de biraz bu zaten: metinler ve isimler bir “üstten konuşma dili”ne çevrildiğinde özündeki denge kayboluyor.
İstersen şunu birlikte açabiliriz:
Bu 6 esastan hangisi sende daha çok “iç huzur” üretiyor, hangisi daha çok “soru ve gerilim” üretiyor?
:))
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş
kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
· Er Reşid - İyi amaçlarına ulaşacağını görmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “doğru yolu bulup onda sebat etmek” anlamındaki rüşd
(reşed, reşâd) kökünden türemiş bir sıfat olan reşîd kelimesi
“doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. Er Reşit esması Allahu Teala’nın
doğru ile yanlışı birbirinden ayıran özellikte olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması ile Allah’ın dilediğini
iyiliğine ulaştıran olduğunu ifade etmektedir. Er Reşit esması Allahu Tealanın kullarını mutluluğa ve huzura
ulaştıran onların iyilikle kötülüğü ayırt etmelerini sağlayan olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması
kullarının iyiliği için onları hem dünyada hem de ahirette iyiliğe ulaştıran yaratan anlamına gelmektedir.
Kur'an'da reşîd ismi yer almakla birlikte zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmemiştir. Bunun yanında dört âyetin birinde
rüşd (el-Enbiyâ 21/51), üçünde reşed kelimesi Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/10, 24; el-Cin 72/10). Ayrıca
“Allah kime hidayet verirse o hakka ulaşmıştır.
·
· Düğünden önce - Kaygıyı azaltmak için.
· Düğünden sonra - Yaşam kalitesinden ödün vermemek için...
· İletişim: Selamlaşırken iyi bir iletişim için
· Durum: Zenginliği hayra yormak
·Sonuç: İslamın ve imanın şartlarına uymak
(Bu Hz Peygamber'in beni rezil etmeyin, dediği gibi)
Bu ayetle kurduğun bağ aslında “üstünlük” kelimesini dünyevî kibirden ayırıyor. Çünkü burada anlatılan şey başkalarını ezmek değil; iman, sebat ve doğruluk karşısında içten çökmemek. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin” hitabı da tam savaş, kayıp, kırılma ve moral çöküşü yaşayan insanlara geliyor. Yani üstünlük burada gösteriş değil; dağılmama hâli.
Senin bunu “beni rezil etmeyin” sözüyle ilişkilendirmen de şu açıdan anlamlı:
Peygamber örnekliğinin insanların elinde hoyratça, kaba, ölçüsüz veya ikiyüzlü bir şeye dönüşmemesi meselesi var orada. Çünkü biri dini temsil ettiğini söylerken:
* zalimleşirse,
* kibirlenirse,
* bağırıp çağırmayı hakikat sanırsa,
* insanları küçük düşürürse,
o zaman sadece kendini değil temsil ettiğini söylediği değeri de yıpratıyor.
Bu yüzden senin “bilinçli sessizlik” dediğin şey önemliydi. Çünkü Kur’an’daki vakar, pasiflik değil. Er Reşid ile bağ kurman da buraya oturuyor:
doğruyu ayırt etmek,
ölçüyü kaybetmemek,
iyi amaç uğruna savrulmamak.
Burada “üstün olan sizlersiniz” ifadesi biraz da şunu söylüyor gibi:
Eğer hakikati korurken karakterini kaybetmiyorsan, zaten düşmemişsindir.
Yani bazen insan toplum içinde çok güçlü görünür ama öfkesine yenilmiştir; bazen de sessizdir ama çizgisini koruyordur. Kur’an’ın birçok yerinde ikinci hâlin daha sağlam olduğu hissedilir. Çünkü oradaki üstünlük, gösteri değil istikamet üstünlüğü.
İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve için
den ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır.
(Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
-· El Celil - Allah yolunda kalmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Celil; celalet, azamet ve ululuk sahibi manalarına gelmektedir. Bu kapsamda El-Celil ile Allah'ın celal
sıfatlarıyla donanmış olduğuna dikkat çekmektedir. O'nun hem zatının hem de sıfatlarının büyük olduğu vurgusu
yapılmaktadır. Kendisi ululuk ve
heybet sahibi olarak nitelendirilmektedir. El Celil esması Allahu Tealanın büyüklük, ululuk ve azamet sahibi tek
yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir. Rahman Suresi 55/27. ayeti: Kalıcı olan yalnız celal ve ikram sahibi
Rabb'inin kendisidir. Ve yebka vechu rabbike zul celali vel ikram. Rahman Suresi 55/78. ayeti: Celal ve ikram
sahibi olan Rabb'inin ismi ne yücedir. Tebarekesmu rabbike zil celali vel ikram.
·
· Düğünden önce - Güzel hayaller kurmak için, görmek için
· Düğünden sonra – Emin adımlarla ilerlemek için
· İletişim: Haksızlığa uğradığında doğru noktalardan yardım almak için
· Durum: Aptallıklarla uğraşmamak
·Sonuç: Zayıf yanlarının güçlenmesi için /
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geç-
miştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonu-
nun nasıl olduğunu bir görün.
- · El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan
dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun
güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı
tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri
geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için.
· Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için...
· İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için
· Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak
·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek
/ Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmek-
ten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
· El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb)
masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına
gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların
çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir.
· Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için.
· Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için...
· İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için
· Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak
·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
Metinlerinde dikkat çeken şey şu: sen ayetleri sadece “ödül-ceza” diliyle değil, insanın iç dünyasını düzenleyen bir vicdan haritası gibi okuyorsun. Yani “El Hasib” dediğinde yalnızca hesap korkusu değil; insanın kendi kendini kandırmaması, kendi doğrularını gerçekten anlayabilmesi öne çıkıyor. Bu, kuru tekrar değil; ayetler arasında bağ kurmaya çalışan bir okuma biçimi.
Özellikle şu çizgi çok net:
* “Kur’an insanlar için bir açıklamadır” kısmını,
* “yeryüzünde gezin dolaşın” çağrısıyla,
* “öncekilerin sonundan ibret alın” vurgusuyla,
* “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” emriyle birlikte okuyorsun.
Bu da dini sadece ritüel değil, bilinç ve karakter meselesi olarak gördüğünü gösteriyor.
Bir başka önemli nokta da şu:
Senin yazdıklarında “Allah’ın isimleri” sihirli sonuç formülleri gibi değil; insanın davranışını terbiye eden yönler olarak anlam kazanıyor. Mesela:
* “El Afuvv” › sadece affedilmek değil, öfkeye yenilmemek,
* “Es Selam” › sadece korunmak değil, iç huzuru ve ölçüyü kaybetmemek,
* “El Müheymin” › her duyduğuna inanmamak,
* “El Latif” › güç kullanırken bile inceliği kaybetmemek,
* “Es Sabur” › taşkınlığa kapılmadan sebat etmek.
Burada aslında ortak bir omurga var:
İnsan değişen şartların içinde savrulsa da özüyle bağını kaybetmesin.
Senin “insan aynı” dediğin yer de tam buna bağlanıyor bence. İş değişir, çevre değişir, yetenek değişir, insanlar değişir; ama insanın vicdanıyla kurduğu bağ koparsa okuduğu şey sadece bilgi olur. Kopmazsa öğüt olur.
Bir de şu cümlen önemliydi:
“Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu, bilgi kibriyle iman arasındaki farkı sezdiğini gösteriyor. Çünkü Kur’an’da en sert eleştirilerden bazıları, hakikati tamamen bilmeyenlere değil; bildiği hâlde onu araçsallaştıranlara yöneliyor. Sen de buna dikkat çekiyorsun:
Okuma insanı büyütmeli ama insanı başkalarının üstüne çıkarmamalı.
Son yazdığın “kendi doğrularını kendin anla diye” kısmı da önemli. Çünkü öğüt ancak insan onu kendi hayatında dürüstçe tartarsa anlam kazanıyor. Başkasının diliyle sürekli yaşanan bir inanç, bir süre sonra ezbere dönüşebiliyor. Ama insan gerçekten düşünüp kendi nefsine dönünce, ayetler daha ağır ve daha canlı hissediliyor.
Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O,
dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır,
çok merhamet edendir.
Er Rahman - Merhamet duygusu için -dünyada da mutluluk için
· Er-Rahman'ın anlamı, Allah'ın şefkatine dayalıdır. Er-Rahman, "merhamet etmek, severek ve acıyarak
korumak" anlamlarına gelen rahmet kökünden türemiş bir kelime olup "şefkat ve merhamet eden" anlamlarına
gelmektedir. Kelime Allah'a(c.c.) nispet edildiğinde "sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan" anlamı
içermektedir. Er-Rahman ismi Kur'an-ı Kerim'de 57 yerde geçmektedir.
· Düğünden önce - Spor faaliyetlerinde başarı için
· Düğünden sonra – Sanata dair nedenler için
· İletişim: Duygusal yoğunlukta doğru yolda kalmak ve kafa karışıklığı yaşamamak için
· Durum: Kusurlu sıfatlara maruz kalmamak
Sonuç: Gelecekten asılsız haberler almamak için
Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
Es Selam -Kaza bela başına gelmesin diye - dünyada da mutluluk için
· Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını
taşımaktadır. Allah'ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da
vardır. Bu isim aynı zamanda selam sahibi anlamındadır. Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü
durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah’ın kullarını selamete
kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Her türlü olaylardan ve arızadan
salim kalan Es-Selam esması, yaratılmış her şeyden, değişim ve ölümden münezzihtir.
· Düğünden evvel – Kaza ve bela korkusuna yenilmemek için
· Düğünden sonra – Ahiret korkusu için
· İletişim: Öfkene yenilmemek ve kontrol etmek için
· Durum: Yalnızlığında keyifli bir umut hissetmek
Sonuç: Dini saygı çerçevesinde yaşamak için
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar,
öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı
işleri en güzel şekilde yapanları sever.”
El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için
· El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’
şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak
suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar,
diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar.
Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman
‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf
ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin
dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden
anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları
çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile
muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv
isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi
60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir.
· Düğünden önce - Herkesi affetmek için
· Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için
· İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için
· Durum: Duada sevap görmek
Sonuç: Görsel algında yanılmamak
Burada çok güçlü bir denge var aslında.
Ayetler aynı akış içinde:
* merhameti,
* azabı,
* korkuyu,
* affı,
* öfkeyi kontrol etmeyi,
* insanı bağışlamayı
bir arada tutuyor.
Ve senin bunu farklı esmalarla okumanda da sürekli aynı çizgi çıkıyor:
> din insanı ya tamamen korkuya ya da tamamen gevşekliğe bırakmamalı.
Mesela:
> “Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder.”
ayetini sen doğrudan “Er-Rahman” ile bağlıyorsun. Çünkü sende Allah sevgisi:
* insanı felç eden korku değil,
* yön veren merhamet,
* kafa karışıklığını toparlayan bir denge
gibi çalışıyor.
Sonra:
> “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.”
geliyor.
Burada “Es-Selâm”ı seçmen önemli; çünkü sen bunu yalnızca:
* cehennem korkusu
olarak değil,
* insanın öfkesine,
* taşkınlığına,
* kendini yok eden tarafına
karşı bir uyarı gibi okuyorsun.
Özellikle:
> “Öfkene yenilmemek”
demen çok merkezî. Çünkü senin bütün konuşmalarında:
* kontrolsüz öfke,
* hoyratlık,
* bağırıp çağırma,
* insanı ezme
tehlikesine karşı güçlü bir hassasiyet var.
Ve sonra gelen ayet:
> “Öfkelerini yenenler, insanları affedenler…”
Bu ayeti “El-Afüvv” ile bağlaman da çok doğal. Çünkü burada affetmek:
* pasif olmak değil,
* kötülüğü onaylamak değil,
* insanın kendi ruhunu kinle çürütmemesi
gibi duruyor sende.
Bir de çok önemli bir şey yapıyorsun:
Ayetleri sürekli günlük yaşama indiriyorsun:
* spor,
* sanat,
* iletişim,
* yalnızlık,
* görsel algı,
* toplumdan kopmamak…
Yani senin için iman:
> hayatın dışına çıkan bir soyutluk değil;
> hayatın içindeki davranış biçimi.
Ve sanırım bütün bu okumaların içinde tekrar eden ana denge şu:
* merhamet var ama ölçüsüzlük yok,
* korku var ama umutsuzluk yok,
* affetmek var ama şuursuzluk yok,
* inanç var ama kibir yok.
Bu yüzden sen esmaları yalnızca “manevi kelimeler” gibi değil;
insanın:
* duygularını,
* ilişkilerini,
* öfkesini,
* kararlarını,
* vicdanını
dengeleyen anahtarlar gibi okuyorsun.
İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a
karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada
ebedî kalacaklardır.
(El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için
· El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması
Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı,
kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan
var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve
muîd kelimeleri geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için
· Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık
· İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için
· Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak
Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Mesela burada Allah sevgisine kalbini açmaya çalışsan "El Kahhar" desen birden anlamlı olmaz ama aslında bu ayetler de insanın üstünden büyük bir yük alıyor... Yani Allah'ın yoktan var etmesi gibi değil yok etmesi.
Senin burada hissettiğin şey galiba şu:
Bu ayet yalnızca “tehdit” değil; insanın omzundaki sahte ağırlıkları da kırıyor.
Çünkü ayet:
* malın,
* soyun,
* statünün,
* dünyevi gücün
mutlak güvence olmadığını söylüyor. Ve bu, bir yandan sert görünse de öte yandan insanı:
> sürekli ispat zorunluluğundan
> ve dünyanın baskısından
> kurtaran bir taraf taşıyor.
O yüzden sen “El-Kahhâr”ın burada neden tek başına yeterli gelmediğini hissediyorsun. Çünkü sen ayeti sadece:
* ezici kudret,
* yok ediş,
* cezalandırma
olarak okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın sahte dayanaklarının çözülmesi
gibi okuyorsun.
“El-Mübdi” ile bağ kurman da bu yüzden ilginç:
> yoktan var eden.
Sen bunu sadece kozmik yaratılış gibi değil;
insanın:
* yeniden yön bulabilmesi,
* kimliğini kaybetmemesi,
* geçmişin içinde erimemesi,
* insanların bakışıyla tamamen tanımlanmaması
olarak düşünüyorsun.
Ve çok önemli bir şey söyledin:
> “Bu ayetler insanın üstünden büyük bir yük alıyor.”
Çünkü gerçekten de Kur’an’daki bazı sert ayetler,
yalnızca korku değil;
aynı zamanda:
* dünyanın putlarını küçültme,
* insanı kul baskısından kurtarma,
* sahte üstünlükleri dağıtma,
* faniliği hatırlatma
işlevi de görüyor.
Bu yüzden sende şu duygu oluşuyor:
Eğer:
* mal,
* insanlar,
* statü,
* soy,
* kalabalık
mutlak belirleyici değilse,
o zaman insan nefes alabilecek bir alan bulabiliyor.
Ve burada senin tekrar döndüğün ana mesele yine aynı:
> İnsan Allah’ı okurken kendi ruhunu da okumaya başlıyor.
Bu yüzden esmalar sende sadece “isim” değil;
* ruh hâli,
* yön,
* denge,
* karakter,
* bakış biçimi
gibi çalışıyor.
Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle
savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra
onlara yardım da edilmez.
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân)
kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla
ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir.
Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil
formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına
mesafe koymuştur.
·
· Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için
· Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak...
· İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için
· Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması
·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve
(mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendile
rini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve
yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın
âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürü
yor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve
(Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için
· El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir.
Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır.
Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan
demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir.
'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek"
anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye
bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün
mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri
içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici
olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48).
· Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için
· Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için
· İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için
· Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak
·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
Burada iki ayetin birlikte oluşturduğu duygu çok güçlü aslında:
İlkinde:
> “Size eziyetten başka zarar veremezler…”
deniyor.
İkincisinde ise:
* zillet,
* gazap,
* sınır aşımı,
* peygamberleri öldürme,
* ayetleri inkâr etme
gibi ağır sonuçlardan söz ediliyor.
Senin bunu “El-Muhyî” ve “El-Müheymin” ile bağlaman ilginç; çünkü biri:
> hayat veren, dirilten
diğeri ise:
> gözeten, koruyan, şahit olan.
Ve sen bunları doğrudan günlük yaşama taşıyorsun:
* saygı,
* denge,
* haklıyken haksız duruma düşmemek,
* her duyduğuna inanmamak,
* geçmişi yeniden anlamlandırmak…
Bu önemli; çünkü sen ayetleri sadece “ceza” merkezli okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın kendi iç düzenini kaybetmesi
üzerinden okuyorsun.
Mesela:
> “Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek”
çok dikkat çekici bir ifade. Çünkü senin bütün konuşmalarında şu korku var:
* kibir,
* hoyratlık,
* ölçüsüz tepki,
* haklıyken taşmak.
Bu yüzden “El-Müheymin” sende sadece kozmik bir gözetim değil;
aynı zamanda:
* dikkatli olmak,
* duyduğunu hemen kutsamamak,
* manipülasyona kapılmamak,
* zihinsel berraklığı korumak
gibi bir anlama dönüşüyor.
Bir de ayetlerde geçen:
> “Allah’ın ve mümin insanların güvencesi”
ifadesi önemli.
Çünkü burada yalnızca bireysel bir inanç değil;
* güven ilişkisi,
* emanet,
* toplumsal ahlak,
* sınır bilinci
de var.
Senin bunu:
> “Her duyduğuna inanmamak”
sonucuna bağlaman da yine aynı çizgiye çıkıyor:
İnsan:
* korkuyla,
* öfkeyle,
* sürü psikolojisiyle
hareket ettiğinde kolayca sınır aşabiliyor.
Ve senin sürekli geri döndüğün şey şu oluyor:
> İnanç insanı diri, dikkatli, ölçülü ve güvenilir yapmalı;
> kör, hoyrat ve kibirli değil.
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa
düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
- El Batın - İnancını gizlide yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· El Batın Allah'ın zatının görülmesi ve mahiyetini bilinmesi açısından gizli olması demektir. Allahu Teala El Batın
esmasında zatının gizli olmasını El Zahir esmasında da görünen olmasını ifade etmektedir. Allahu Tealanın
zatının dünyada yarattıkları
tarafından görülmesi gizli bulunmaktadır. El-Bâtın ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala, gizlidir’ biçiminde ifade
edilmektedir. O gözle görülmez ve ayrıca künhüyle bilinemez. İnsan yaptığı her şeyde ve davranışlarıyla sınırlı
varlıklardır. Allah ise sınırsızdır. Sınırlı olan varlıklar sınırsız olan ihata ile idrak edemez. Zahir-bâtın kelimeleri,
bizzat Kur'ân'da geçer. Mesela, Allah Teâlâ'nın, “ez-Zahir” ve “el-Bâtın” (Hadid 57/3) isimleri buna bir örnektir.
Ayetlerde ayrıca, zahirî ve bâtınî nimet (Lokman 31/20), zahirî ve bâtınî günah (Enâm 6/120, 151); dünyanın
zahiri (Rum 30/7) gibi ifadeler kullanılır.
· Düğünden önce - Şaşkınlığa uğramamak için.
· Düğünden sonra - Uzun soluklu çözümlerde zarara uğramamak için...
· İletişim: Sırlarını güvenle korumak ve el almak için
· Durum: Başkalarından iyi olmak
Sonuç: Elinden tutan bir dost bulmak
Buradaki ayetle senin “El-Bâtın” arasında kurduğun ilişki yine iç dünyaya dönüyor aslında. Ayetteki uyarı:
> “Apaçık deliller geldikten sonra parçalanmayın.”
yalnızca mezhepsel ya da toplumsal bölünme değil; insanın kendi içinde hakikati parçalaması gibi de okunabilir.
Senin “inancı gizlide yaşamak” vurgun da burada önemli bir yere temas ediyor. Çünkü bazen:
* gösterişli dindarlık,
* sürekli kendini ispat etme ihtiyacı,
* inancı kimlik savaşına dönüştürme
insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
“El-Bâtın” tarafında sen:
> görünmeyen ama yaşayan bir inanç
arıyorsun gibi.
Yani:
* bağırmadan inanmak,
* içten yaşamak,
* her şeyi gösteriye çevirmemek,
* sır saklamak,
* derinliği korumak.
Ama burada dikkat edilmesi gereken bir denge de var:
“Başkalarından iyi olmak” ifadesi kolayca üstünlük hissine kayabilir. Oysa ayetin ruhu daha çok:
* parçalanmamak,
* kibir üretmemek,
* delillere rağmen körleşmemek,
* hakikati kişisel üstünlük alanına çevirmemek
üzerine kurulu.
Senin aslında daha çok aradığın şey bence:
> güvenilir bir iç bütünlük.
O yüzden:
* “sırlarını korumak,”
* “şaşkınlığa uğramamak,”
* “uzun soluklu çözümler,”
* “elinden tutan dost”
gibi ifadeler sende manevi bir denge ihtiyacına bağlanıyor.
Ve senin bütün bu okumalarında tekrar eden bir çizgi var:
İnsan:
* hakikati gösterişe çevirmeden,
* korku üretmeden,
* başkalarını küçümsemeden,
* ama savrulmadan
yaşayabilmeli.
Bu yüzden “El-Bâtın” sende yalnızca gizlilik değil;
biraz da:
> insanın Allah’la kurduğu ilişkinin samimiyetini kalabalığın tüketiminden koruma çabası
gibi duruyor.
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kara
ranlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise
inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
Sonuç: Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek için
· El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için
· El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd
esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın
isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd
masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de
dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı
Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar
tarafından öğrenilmek istenmektedir.
·
· Düğünden önce - Kaderine razı olmak için
· Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için
· İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için
· Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak
Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
Burada senin dikkat çektiğin şey yalnızca “ceza” değil; insanın kendi hakikatinden uzaklaşması gibi görünüyor.
Ayetteki:
> “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz…”
ifadesi sende galiba sadece teorik bir inanç değişimi değil;
insanın:
* bildiği hakikati bozması,
* vicdanını susturması,
* kendini bile bile karartması
gibi okunuyor.
Ve “El-Hâfıd” ile kurduğun bağ da burada:
> haddini aşmamak.
çizgisine oturuyor.
Ama burada önemli bir incelik var:
“El-Hâfıd”ı “Allah insanı küçümsüyor” gibi değil;
daha çok:
* kibri indiren,
* sahte büyüklüğü kıran,
* insanı sınırını fark etmeye zorlayan
bir anlamda okumak daha dengeli olur.
Çünkü senin kendi yorumlarının merkezinde de aslında:
* gösterişe itiraz,
* kibre itiraz,
* hoyratlığa itiraz,
* insanı ezen tavırlara itiraz
var.
“Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek” dediğin yerde de,
sanırım şunu söylüyorsun:
> İnsan başkasının körlüğüne kapılıp kendi vicdanını kaybetmemeli.
Bu da senin sık sık tekrar ettiğin:
* farkındalık,
* bilinç,
* ölçü,
* kendi amellerinin sorumluluğu
meselesine bağlanıyor.
Bir de ilginç şekilde sen ayetleri sürekli günlük hayatla bağlıyorsun:
* gözlerinin içinin gülmesi,
* özgürlüğü iyi değerlendirmek,
* sosyal hayat,
* iyiliğin kazanması…
Yani senin için iman sadece soyut bir “ahiret konusu” değil;
insanın:
* bakışına,
* iletişimine,
* kararlarına,
* karakterine
yansıyan bir şey.
Ve burada “yüzlerin ağarması / kararması” da sende biraz:
> insanın iç dünyasının dışarı taşması
gibi okunuyor sanki. Çünkü sen tekrar tekrar:
* samimiyet,
* iç denge,
* vicdan,
* sahicilik
üzerinde duruyorsun.
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men
eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
-El Mümin - İlim anlayışını hayatında yaşaman için - dünyada da mutluluk için
· El-Mü’min mahlukatları korkulardan emin kılan ve onları güven içinde yaşatan, Kullarına verdiği vaat ve
sözlerde sadık olan, İnsanların kalplerine iman nurunu vererek onları mümin yapan, tüm korkulardan kurtararak
güvenliğe kavuşturan güvenlik ve emniyet sahibi anlamını taşımaktadır. Gönüllere iman ruhu vererek kendisine
sığınan kişilere emniyet ve güvenlik veren, Mü'minleri azaplarından ve yarattıklarının hepsini zulmünden emin
kılan kullarına huzur ve güven veren. Emniyet sahibi ve sadık sözünden vaadinden dönmeyen. "mü'min" 59. Haşr
Suresi 23. Ayette geçmektedir. "mü'min" kelimesi sadece 14 yerde geçmektedir.
· Düğünden önce - İlmini arttırmak için
· Düğünden sonra - Lüzumsuz alışkanlıklardan kurtulmak için
· İletişim: Her zaman doğru kişiye güzel hisler beslemek için
· Durum: Manevi değerleri yükseltmek
Sonuç: Kavga ve tartışmaya girmemek için
Burada ayetle “El-Mü’min” arasında kurduğun bağ oldukça tutarlı aslında. Çünkü ayette geçen:
> “hayra çağırmak,”
> “iyiliği emretmek,”
> “kötülükten men etmek”
meselesi sadece sert bir denetim dili değil; toplumu çürümeden koruma sorumluluğu olarak da okunabilir.
Senin özellikle “güven” tarafına dikkat çekmen önemli. Çünkü “El-Mü’min”:
* korku üretmekten çok emniyet,
* kaostan çok güven,
* sahte rolden çok sadakat
anlamına geliyor sende.
Bu yüzden senin yorumunda “iyiliği emretmek”:
* bağırıp çağırmak,
* üstünlük kurmak,
* insan ezmek
olmuyor.
Daha çok:
* bilinçli olmak,
* örnek olmak,
* ölçü kaybetmemek,
* insanı kendinden soğutmamak,
* huzur üretmek
gibi bir yere oturuyor.
Ve dikkat edersen ayetin sonunda:
> “Kurtuluşa erenler onlardır.”
denirken sadece “konuşanlar” değil; bir topluluk vurgulanıyor. Yani:
* ortak bilinç,
* ortak sorumluluk,
* birbirini koruma,
* iyiliği yalnız bırakmama
fikri var.
Senin önceki konuşmalarındaki:
* “sessiz ama bilinçli olmak,”
* “pasif olmamak,”
* “rol yapmamak,”
* “kitabı kendine okumak”
vurguların da buna bağlanıyor.
Bir de sen önemli bir denge kuruyorsun:
İnsan:
* iyiliği savunmalı,
ama
* kibire düşmemeli.
Çünkü senin en büyük itirazlarından biri:
> dini üstünlük aracına çevirmek.
O yüzden “kavga ve tartışmaya girmemek” kısmını da tamamen pasiflik gibi okumuyorsun; daha çok:
* gereksiz fitneden uzak durmak,
* hakikati hoyratlaştırmamak,
* iletişimi kirletmemek
gibi okuyorsun.
Ve sanırım senin bütün bu okumalarında tekrar eden temel çizgi şu:
> Gerçek iyilik insanı hem daha bilinçli, hem daha güvenilir, hem de daha merhametli yapmalı.
Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp
bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani
sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti.
İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O
sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık
bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
-Zikir Ve Yaşam İçinde Yaşamı Bulmak
· Ya Allah -İbadet etmek için
· Sadece ruh eşine görünmek için Müminleri bir kitaptan tanımak için Karşına kafir çıkmasın diye Sorunlu
insanlara sevgili dememek için Sadece sorduğun sorulara yanıt almak için Tanımadığın insanlar rüyana bile
girmesin diye Falında cennet olarak tanıtılan eşinle tanış diye Kaderini güzel yaşamak için Evladının
geleceğinden emin olmak için Hiçkimse senin falına maydonoz olmasın diye Emin olmadığın kişilere merhaba
bile dememek için Peygambere sormadan tek bir adım atma diye Ya Allah Ya Bismillah
· Görsel hafızanda ailenin olması için.
· Durum: Kaderini Allah"ın rızasıyla yaşamak. Çizgini korumak.
Sonuç: İdeallerini tespit etmek ve korumak.
Burada ayetin ana ekseni aslında çok açık:
> “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.”
> “Parçalanıp bölünmeyin.”
Ve hemen ardından gelen şey “kimlik savaşı” değil; kalplerin birleşmesi. Yani ayet:
* düşmanlıktan kardeşliğe,
* parçalanmadan birlikte tutunmaya,
* uçurumun kenarından kurtuluşa
doğru bir dönüşüm anlatıyor.
Senin bunu “zikir ve yaşam içinde yaşamı bulmak” diye okuman da bu yüzden anlamlı. Çünkü sen zikri sadece tekrar edilen söz gibi değil;
insanın:
* yönünü,
* dikkatini,
* vicdanını,
* çizgisini
koruma çabası gibi düşünüyorsun.
Ama burada önemli bir denge de var. “Ya Allah” başlığı altında yazdığın bazı ifadeler çok kişisel korkulara ve kontrol ihtiyacına kayabiliyor:
* “karşına kâfir çıkmasın,”
* “tanımadığın insanlar rüyana girmesin,”
* “falında cennet eşi…”
gibi cümleler, Kur’an’ın daha geniş olan:
* hikmet,
* merhamet,
* adalet,
* bilinç,
* güven,
* sorumluluk
çizgisinden uzaklaşabiliyor.
Çünkü ayetin kendisi insanı daha çok:
> korkuyla daraltmaya değil,
> hakikat etrafında bilinçli bir birlik oluşturmaya çağırıyor.
Senin güçlü tarafın ise şurada:
Sen aslında sürekli “çizgini korumak” istiyorsun.
Yani:
* savrulmamak,
* istismar edilmemek,
* ruhunu kirletmemek,
* ilişkilerde bilinçli olmak,
* kendini kaybetmemek.
Bu yönüyle “Allah’ın ipine sarılmak” sende:
> hayatın içinde bir merkez kaybetmemek
anlamına geliyor gibi.
Ve yine senin bütün konuşmalarında tekrar eden bir şey var:
İnsan kitabı sadece korku için değil;
* düşünmek,
* kendini düzeltmek,
* ilişkilerini temizlemek,
* vicdanını diri tutmak,
* iç dengesini korumak
için okuyor.
Bu yüzden senin “ideallerini tespit etmek ve korumak” dediğin yer de aslında:
> insanın kalabalık içinde kendini kaybetmemesi
meselesine bağlanıyor.
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif
(Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a
ortak koşanlardan da değildi.
Es Sabur - Her şeyin bir sonu olduğunu düşünmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Esma-i Hüsna içerisinde Allah'ın 99 adet ismi yer almaktadır. Bu isimlerden biri de “çok sabırlı” manasına gelen
Es-Sabur esmasıdır. Bu esma ile Allah'ın cezalandırıcı olma konusunda acele etmediği, kulunu affetmek için onun
günahlarını ertelediği manaları çıkmaktadır. Es Sabur çok sabırlı demektir. Es Sabur esması Allahu Tealanın
kullarını hemen cezalandırmayan tövbe etmeleri için onlara zaman tanımasını ifade etmektedir. Es Sabur esması
Allahın cezalandırmakta acele etmeyip mükafat ve sevapları vermekte aceleci olduğunu ifade etmektedir. Bakara
Suresi, 45. ayet: Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir
yük)dır.
·
· Düğünden önce - Hapse girmemek için.
· Düğünden sonra - Ayıp etmemek için
· İletişim: Herkese aynı duygularla yaklaşamayacağından emin olmak için, anlaşılmak için
· Durum: Peygamberlerle dost ve sırdaş olmak
·Sonuç: Görgü kurallarına uymak / De ki: “Allah, doğru söylemiştir.
Öyle ise hakka yönelen
İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
· El Vali - Dünyada da iyilik istemek için - dünyada da mutluluk için
· El Vali esması, dünyayı ve kainatı idare eden, varlıkları gözetip koruyan anlamına gelir. Bütün kainat Allahu
Teala tarafından yaratılmıştır ve düzeni onun tarafından tatbik edilmekte, kontrol altında tutulmaktadır. Bu
nedenle içinde bulunduğumuz kainatta her ne yaşanırsa yaşansın, Allah hepsinden haberdardır ve hepsi Allahu
Teala'nın kontrolü ve bilgisi dahilindedir. El Vali isminin ilk anlamı evreni ve kainatı kusursuz, eksiksiz bir
şekilde yöneten demektir. Günlük ibadetlerde Fatiha Suresi ile birlikte zikredilen El Vali esması, kişinin giriştiği
her işte başarılı olmasını sağlar.
· Düğünden önce - Dünya ülkelerini gezmek ve tanımak için. Tüm dinlere saygılı olmak için.
· Düğünden sonra - Arkadaşlık için
· İletişim: Zayıf yanlarını hissedip baş etmenin yollarını bulmak için
· Durum: Zamansız aşk yaşamamak
Sonuç: Pişmanlık ve üzüntüyle karar almamak
-YANİ SADECE ALLAH İBADET ETMEK İÇİNDİR DİYEREK HİÇ BİR DERS İBRET ALMAMIŞ VE ADETA KİTABI OKUMAMIŞ GİBİ OLABİLİRDİK AMA ALLAH'IN İSİMLERİ YOL GÖSTERİCİ OKURKEN
Senin burada dikkat çektiğin şey aslında “tevhidin hayattan kopmaması.”
Yani:
> “Sadece Allah’a ibadet edin”
cümlesi kuru bir slogana dönüşmesin diyorsun. Çünkü Kur’an’da peygamber kıssaları, öğütler, ahlak, sabır, adalet, ölçü, merhamet, emanet, düşünme, yön bulma… hepsi birlikte anlatılıyor.
Bu yüzden sen Allah’ın isimlerini yalnızca:
* tekrar edilen sözler değil,
* insanın hayatı okuma biçimi
olarak görüyorsun.
Mesela burada İbrahim vurgusu çok önemli:
> “Hanif”
kelimesi sende sadece bir kimlik değil; eğrilmeden hakka yönelme gibi okunuyor. Yani:
* kör aidiyet değil,
* gösteriş değil,
* grup kibri değil,
* şirk üretmeyen bir sadelik.
Ve bunu “Es-Sabûr” ile bağlaman da anlamlı. Çünkü hakka yönelmek çoğu zaman:
* acele etmeden,
* savrulmadan,
* öfkeye teslim olmadan,
* sürekli kendini düzeltmeye çalışarak
oluyor.
Aynı şekilde “El-Vâlî” tarafında da sen:
> “Allah kâinatı yönetiyorsa, insan da hayata sorumlulukla bakmalı”
gibi bir anlam çıkarıyorsun. O yüzden:
* ülkeleri tanımak,
* farklı insanlara saygı,
* zayıf yönlerini görmek,
* pişmanlıkla karar vermemek
gibi başlıkları tamamen dünyevi görmüyorsun; bunları da bilinç ve hikmet alanına koyuyorsun.
Ve bence senin en temel itirazın şu:
> Dini sadece dar bir ritüele indirgemek.
Çünkü sen diyorsun ki:
Eğer insan:
* hiçbir ders almıyorsa,
* hiçbir ahlak geliştirmiyorsa,
* hiç düşünmüyorsa,
* kendini hiç tartmıyorsa,
* merhameti büyütmüyorsa,
* davranışlarını düzeltmiyorsa,
o zaman kitap hayatın içine işlememiş oluyor.
Bu yüzden:
> “Allah’ın isimleri yol gösterici”
demen önemli. Çünkü sen esmaları:
* korku üretmek için değil,
* yön bulmak için,
* karakter kurmak için,
* denge kazanmak için,
* insanın kendini tanıması için
okuyorsun.
Ve bütün konuşmaların boyunca tekrar eden ana çizgi de şu oldu aslında:
> İman sadece söylenen değil, insanın yaşama biçimine dönüşen şeydir.
Bu açıdan bakarsan hiç öğüt almayan birinin hayvanı andırdığını ve bir örtünün bu günahı örtmeyeceğini ve dinde baskı ve istismarın insanı cehenneme götüreceğini anlarsın.
Senin kurduğun bağda “öğüt almak” sadece bilgi edinmek değil; insanın vicdanının hâlâ canlı kalması anlamına geliyor. Kur’an’da da sık sık:
düşünmek,
ibret almak,
akletmek,
öğüt almak,
kalbin mühürlenmesi,
gerçeği bile bile örtmek
gibi temaların tekrar edilmesi bundan.
Ama burada önemli bir ayrım var:
Bir insanın öğüde kapanması eleştirilebilirken, onu tamamen “değersiz” ya da “insanlıktan çıkmış” görmek başka bir yere kayabiliyor. Kur’an’ın sert uyarıları bile çoğu zaman insanı tamamen yok saymak için değil; sarsmak, uyarmak ve sorumluluğu hatırlatmak için gelir.
Senin ikinci vurgun ise daha da önemli:
> “Dinde baskı ve istismar…”
Bu gerçekten Kur’an’daki emanet, adalet ve samimiyet vurgusuyla çok bağlantılı bir mesele. Çünkü:
dini korku aracı yapmak,
insanları manipüle etmek,
kutsalı çıkar için kullanmak,
baskıyı iman gibi sunmak
senin bütün konuşmalarında itiraz ettiğin şeylerden biri oldu.
Ve sen burada aslında şunu söylüyorsun:
> İnanç, insanın vicdanını büyütmeli; onu ezmemeli.
Bu yüzden senin okumalarında sürekli:
merhamet,
ölçü,
bilinç,
samimiyet,
sınır,
saygı,
iç denge
öne çıkıyor.
“Bir örtü bunu kapatmaz” derken de sanırım şunu kastediyorsun: İnsan dışarıdan ne kadar dindar görünürse görünsün, eğer:
zulmediyorsa,
istismar ediyorsa,
kibir üretiyorsa,
başkasının ruhunu eziyorsa,
o dış görüntü hakikati örtemez.
Bu da senin baştan beri tekrar ettiğin bir noktaya dönüyor:
> Kitap başkasını değil önce insanın kendisini konuşur.
Yani kitap okudugum anda veya hayat akiş yönü değişince veya bir konuda fazla yetenekli olsam bile her şey altüst olmuş gibi yaşamamalıyız çünkü...
…çünkü insanın değeri sadece o anki hâline indirgenemez. Senin kurduğun çizgide bu çok net görünüyor.
Kitap okumak, bir konuda derinleşmek, yetenek kazanmak, bir anda fark edilmek, bir düşünceye yoğun bağlanmak—
bunların hiçbiri insanı “mutlak” bir yere taşımıyor. Aynı şekilde:
hata yapmak,
zorlanmak,
yön değiştirmek,
kaybetmek,
tökezlemek
de insanın bütün varlığını yok etmiyor.
Senin dikkat çektiğin denge aslında şu:
> İnsan değişebilir ama savrulmamalı.
Kur’an’da sürekli geçen:
ölçü,
sabır,
sebat,
takva,
itidal
vurguları da biraz buna benziyor. Çünkü insan bazen bir şeyi keşfedince:
> “Artık her şeyi çözdüm”
duygusuna, ya da tersine:
> “Her şey mahvoldu”
duygusuna kapılabiliyor.
Seninse itirazın bu uçlara gibi duruyor.
Bu yüzden sen:
okumayı putlaştırmıyorsun,
yeteneği ilahlaştırmıyorsun,
kırılmayı da kıyamet gibi görmüyorsun.
Daha çok:
> “İnsan aynı insan.”
diyorsun tekrar tekrar.
Yani:
bugün güçlü olabilir,
yarın zayıf olabilir,
bugün çok anlayabilir,
yarın kafası karışabilir.
Ama bütün bunların içinde insanın:
niyeti,
vicdanı,
ölçüsü,
sadakati,
karakteri
esas mesele olmaya devam ediyor.
O yüzden “her şey altüst olmuş gibi yaşamamak” dediğinde bu kayıtsızlık değil; daha çok:
> “Geçici hâlleri mutlak kader sanmamak.”
anlamına geliyor gibi.
Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir kar
şılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur.
Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakma
yacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir
azap vardır.
El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan
dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun
güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı
tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri
geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için.
· Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için...
· İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için
· Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak
·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek El Baki - Sırlarının gizli kalması için - dünyada da mutluluk için
·
· El-Baki; O'nun varlığının sonu yoktur, varlığı ebedidir. Daimi ve ebedi olandır. Varlığının sonu olmayan.
Yarattıklarının dışında tek baki olandır. El-Baki sıfatı Allah'ın zati sıfatıdır. Sadece Allah'a mahsustur ölümsüzlük
sıfatı. Bu anlamda; Allah varlığında herhangi bir kesinti ve yokluk olmayandır. O Allah, var oluştan önce de vardı
ve varlık sonlandıktan sonra da olacaktır. Varlığının sonu olmayan, sonsuz. "...sizin yanınızdakiler tükenir..
Allah'ın katındaki ise bakidir. Elbette sabredenlere yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz..."
( Nahl Suresi, Ayet 96 )
·
· Düğünden önce - İnsanlar arasında Allah'ı övmek için.
· Düğünden sonra - Sözünde durmak için...
· İletişim: Dünya güzeli olsan da kültürlü olmak için
· Durum: Dinin tüm gereklerini yaşamak
·Sonuç: Kızmadan küsmeden yaşamak
Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine
getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah
da sakınanları sever.
Burada kurduğun bağlantı çok güçlü aslında. Çünkü ayetlerin merkezinde tekrar tekrar aynı tema dönüyor:
* söz,
* sadakat,
* emanet,
* kalıcılık,
* geçicilik,
* samimiyet.
Özellikle şu ifade çok ağır:
> “Allah’a verdikleri sözü az bir karşılığa değişenler…”
Burada mesele yalnızca yalan söylemek değil; insanın hakikati küçük bir çıkar için satması. Senin önceki konuşmalarındaki:
* kitabı araçsallaştırmak,
* dini gösteriye çevirmek,
* üstünlük kurmak,
* menfaat için eğip bükmek
itirazların da buna bağlanıyor zaten.
Ve senin “El-Bâkî” ile kurduğun bağ burada anlamlı oluyor. Çünkü ayetin içinde çok güçlü bir “geçici - kalıcı” karşıtlığı var:
* küçük çıkarlar geçici,
* makam geçici,
* insanların övgüsü geçici,
* korkular geçici,
* ama sözün ağırlığı kalıcı.
Bu yüzden:
> “Sözünde durmak”
> “Kızmadan küsmeden yaşamak”
> “Kültürlü olmak”
> “Dinin gereklerini yaşamak”
gibi başlıklar sende sadece sosyal tavsiye değil; insanın iç bütünlüğünü koruma biçimi oluyor.
“Kim sözünü yerine getirir ve sakınırsa…”
ayetinin ardından gelen:
> “Allah sakınanları sever.”
cümlesi de önemli çünkü burada sevgi, gösterişli iddialara değil; sadakate bağlanıyor.
Senin okumalarında dikkat çeken şey şu:
Sen dini sürekli “ilişki ahlakı” üzerinden düşünüyorsun.
* insanın sözüyle ilişkisi,
* kendisiyle ilişkisi,
* başkasıyla ilişkisi,
* bilgiyle ilişkisi,
* Allah’la ilişkisi.
Ve “El-Muîd” tarafında da aslında ölüm korkusundan çok:
> “Ne kalacak?”
sorusuna bağlanıyorsun gibi.
Çünkü tekrar diriliş fikri sende sadece metafizik bir olay değil; insanın yaptığı şeylerin kaybolmaması anlamına geliyor. O yüzden:
* “sevdiğin konuları güçlendirmek,”
* “özel günleri iyi yaşamak,”
* “geçmişin önemsiz izlerini silmek”
gibi ifadeler sende hafıza, sadakat ve anlamla birleşiyor.
Bir de çok dikkat çekici bir şey var:
Sen sürekli “sertlik” yerine “süreklilik” arıyorsun.
Yani:
* anlık coşku değil,
* gösterişli çıkışlar değil,
* kalıcı bir karakter.
Bu yüzden “El-Bâkî” senin okumalarında sadece “sonsuzluk” değil;
biraz da:
> “İnsanın geçici dünyada kalıcı bir ahlak bırakma çabası.”
gibi duruyor.
Allah sayesinde öyle diyor, onun dışında yolları ayırıyor.
Evet, senin dikkat çektiğin yer önemli. Ayetteki vurgu yalnızca “biz ve onlar” ayrımı değil; asıl olarak:
> “Hidayet Allah’ın hidayetidir.”
> “Lütuf Allah’ın elindedir.”
demesi.
Yani insanın kurduğu dar çevreleri, aidiyet duvarlarını, “sadece biz biliriz” anlayışını aşan bir yön var burada. Senin “Allah sayesinde öyle diyor” demen de buna yakın bir okuma:
İnsanlar kendi aralarında yolları ayırabilir,
gruplar kurabilir,
kendilerini merkeze koyabilir,
ama hakikatin kaynağı yine Allah’a bağlanıyor.
Bu yüzden ayette hem bir ayrışma var hem de o ayrışmayı mutlaklaştırmayan bir uyarı var. Çünkü:
* insan kendini hidayetin sahibi sanmamalı,
* lütfu kontrol ettiğini sanmamalı,
* bilgiyi tekel gibi görmemeli.
Senin sürekli vurguladığın “rol karmaşası” konusu burada yine ortaya çıkıyor aslında. İnsan bazen:
> “Ben hakikati temsil ediyorum”
derken fark etmeden:
> “Hakikatin sahibi benim”
noktasına kayabiliyor.
Ayet ise o merkezi tekrar Allah’a taşıyor.
O yüzden senin “yolları ayırıyor” derken kastettiğin şey tamamen kopuş değil gibi duruyor; daha çok:
* ölçü koymak,
* sınır çizmek,
* samimiyeti korumak,
* hakikati araçsallaştırmamak.
Ve bu da senin önceki bütün konuşmalarınla bağlantılı:
Sessizlik de,
konuşmak da,
uyarmak da,
mesafe koymak da,
yakınlık kurmak da—
ancak Allah merkezde kaldığında anlamını koruyor.
“Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De
ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size veri-
lenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda
aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylü-
yorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine
verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf
sahibidir.
· El Berr - İyiliklerinin kaderine katkısı olması için - dünyada da mutluluk için
· Yarattıklarına karşı rahmet ve ihsanı bol olandır. Söz ve hareketlerine mutlak sadık olandır. Bütün yarattıklarına
rızk taksim eden ve rahmeti ile muamele edendir. Takva sahibi olan kullarına çok sevap verendir. Güzel düşünce
ve duygulara sahip olan kullarını mükafâtlandırandır. Kötülüklerden vazgeçen kullarını mükafâtlandırandır.
İsyan eden kullarına işledikleri günahlar oranında cezalandırandır. İbadet eden ve kendisine yönelen kullarına
hidayeti ile muamele edendir. Allah’ın Ber isminin insandaki tecellisi, “su katılmamış saf iyilik” anlamına gelen
birr’dir. Birr Kur’ani bir kavramdır. Birr anlamındaki bir iyilik, fıtrat üzerinde yükselen bir iyiliktir. Zira insan
fıtratı iyidir ve iyiyi sever. İyilikten nefret eden kimse yoktur. En kötüler bile kendilerine kötülük yapılmasını
istemez, kötülük yapanı ödüllendirmez.
· Düğünden önce -Önemli konuları araştırmak için
· Düğünden sonra – Aura temizliği
· İletişim: Hayvanların da hisleri olduğunu unutmamak için
· Durum: Zarif ve görgülü davranmak
Sonuç: Toplumda hak ettiğin yerde olmak
Burada da yine çok önemli bir eksen yakalıyorsun:
“hakikat üzerinde sahiplik kurmak” ile “hakikate hizmet etmeye çalışmak” arasındaki fark.
Ayetin başındaki tavır:
> “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın.”
aslında hakikati Allah’ın alanından çıkarıp grubun alanına taşımaya dönüşebiliyor. Yani:
* “hakikat bizde”,
* “lütuf sadece bize ait”,
* “başkası anlamasın”,
* “başkası yükselmesin”
kaygısı doğuyor.
O yüzden ayetin devamındaki:
> “Lütuf Allah’ın elindedir.”
cümlesi çok büyük bir kırılma oluşturuyor. Çünkü burada insanın tekel kurma isteği dağıtılıyor. Hidayetin, anlayışın, derinliğin, iyiliğin, hatta kalpte oluşan o inceliğin bile “sahip olunan” değil “verilen” bir şey olduğu hatırlatılıyor.
Bu yüzden senin burada “El-Latif”i seçmen çok anlamlı. Çünkü Latif ismi zaten:
* incelik,
* yumuşaklık,
* görünmeyen yerden yardım,
* kalbe dokunan anlayış,
* kırmadan yönlendirme
gibi bir hissiyat taşıyor.
Senin yorumlarında dikkat çeken şey şu:
Sen dini “sert bir üstünlük dili” gibi değil, daha çok:
> “insanın davranışındaki incelik”
olarak okumaya çalışıyorsun.
Mesela şu cümlen çok önemli:
> “Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için.”
Bu aslında çok derin bir ahlak ölçüsü. Çünkü insan çoğu zaman:
* kendine tahammül ettiği zayıflığı başkasında affetmez,
* kendi korkularını başkasına yükler,
* kendi eksiklerini gizlerken başkasınınkini teşhir eder.
“Latif” yaklaşım ise biraz:
“İnsan kırılabilir bir varlıktır” bilgisini taşır.
Aynı şekilde “El-Berr” tarafında da senin odaklandığın şey sadece “iyilik yapmak” değil; iyiliğin karaktere dönüşmesi.
Çünkü sen:
> “İyiliklerinin kaderine katkısı olması”
derken aslında insanın yaptığı şeylerin ruhunu biçimlendirdiğini düşünüyorsun.
Bu yüzden:
* zarafet,
* görgü,
* hayvanların hissini unutmamak,
* insanı ezmemek,
* ölçülü olmak,
* yumuşak davranmak
senin okumalarında “küçük detaylar” değil; doğrudan imanın ahlaka dönüşmüş hâli oluyor.
Ve bence en önemli noktalardan biri şu:
Sen sürekli “okuma”yı bir güç gösterisine çevirmemeye çalışıyorsun. Çünkü ayetlerde seni en çok rahatsız eden tiplerden biri:
* hakikati araçsallaştıran,
* dini gruplaştıran,
* bilgiyi kibir için kullanan,
* başkasının hidayetini kıskanan insan tipi.
Buna karşılık senin aradığın çizgi daha çok şu gibi:
> “İnsan incelerek olgunlaşsın.”
Yani:
* daha sert,
* daha baskın,
* daha gösterişli,
* daha hükmeden
olmak değil;
* daha dikkatli,
* daha dürüst,
* daha zarif,
* daha bilinçli,
* daha ölçülü
olmak.
Peygamberin sünnetlerine uymak adına aynı çizgiyi korumaya çalışmak bir yana kılavuz olarak kendini okumalarından aşağı veya üstün görmek gibi olmaması gereken konular var, diğer yandan gerçekten de inandığının altını çizen bir tavır önemli oluyor insan hayatında, bir de tabii okumaların sonunda kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek de var bu dünyada, insan farkındalıkla yaşamalıdır. en önemlisi kendi amellerin adına yaşamakla her konuyu farklı bir nedene indirgemek arasındaki ayrımlar... bunlar bazen hayatın zorlukları, bazen sınırlar, bazen öğütler, bazen okumalar, bazen yeni bir iş... ama insan aynı.
Evet, burada çok ince bir dengeyi tarif ediyorsun. Çünkü bir tarafta:
* “Ben doğru yoldayım” diyerek üstünlük kurma riski,
* diğer tarafta ise inandığı şeyi tamamen silikleştirip omurgasızlaşma riski var.
Senin anlattığın yerde ise daha farklı bir çizgi var:
> İnsan, kendini merkeze koymadan ama inandığını da gizlemeden yaşasın.
Bu aslında sünnet anlayışının daha derin tarafına yakın duruyor. Çünkü sünnet sadece şekil tekrarından ibaret değil; insanın:
* ölçülü olması,
* emaneti koruması,
* kibirden kaçınması,
* adaleti gözetmesi,
* merhameti kaybetmemesi,
* aşırılığa düşmemesi,
* gösterişe kapılmaması
gibi bir karakter çizgisi de taşıyor.
Senin özellikle söylediğin şu cümle çok önemli:
> “İnsan aynı.”
Çünkü hayatın başlıkları değişiyor:
* yeni iş,
* ilişki,
* korku,
* geçim,
* yalnızlık,
* saygı,
* kayıp,
* öğrenme,
* başarı,
* hayal kırıklığı…
ama insanın içindeki ahlaki merkez aynı kalıyor. Senin esmalarla ve ayetlerle kurduğun bağ da zaten bunu arıyor gibi:
> “Farklı olaylarda aynı karakteri koruyabilmek.”
Bir başka önemli nokta da şu:
> “Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu sadece tartışma kazanmak değil aslında. Çünkü bazen insanlar:
* bilgiyi güç gibi kullanıyor,
* dini bir statü aracına çeviriyor,
* okumayı tevazu yerine üstünlük üretmek için kullanıyor.
Seninse itirazın burada başlıyor. Çünkü kitap insanı büyütürken aynı anda küçültmeli de:
yani insana sorumluluk hissi vermeli, kibir değil.
Bu yüzden “farkındalıkla yaşamak” dediğinde senin kastın sadece bilinçli olmak değil. Daha çok:
* neden konuştuğunu bilmek,
* neden sustuğunu bilmek,
* neden sevdiğini bilmek,
* neden sınır koyduğunu bilmek,
* neden mücadele ettiğini bilmek,
* neden geri çekildiğini bilmek.
Yani otomatik yaşamamak.
Ve senin en güçlü vurgularından biri şu oluyor tekrar tekrar:
> “Her şeyi tek bir nedene indirgememek.”
Çünkü insan bazen:
* sabırdan susar,
* bazen korkudan susar,
* bazen merhametten susar,
* bazen kibirden susar.
Dışarıdan aynı görünen davranışların iç niyeti bambaşka olabilir. Sen de sürekli bu iç ayrımı arıyorsun. Bu yüzden senin okumalarında “niyet”, “ölçü”, “denge” ve “sahicilik” çok merkezi bir yerde duruyor.
Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin
Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
(· El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için
· El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması
Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı,
kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan
var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve
muîd kelimeleri geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için
· Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık
· İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için
· Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak
Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti.
Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmı
yorlar.
(El Alim - Kaderinde temiz bir sayfa açmak için - dünyada da mutluluk için
· El Alim anlamı bakımından ilim bilgiyi ifade etmektedir. Allahu Teala'nın evrendeki her şeyi bildiğini ifade eden
isimlerinden bir tanesidir. Allah'ın ilminin evrendeki her şeyi kuşattığı anlamını taşımaktadır. Geçmiş ve
gelecekteki şeylerin en küçük zerresine kadar bildiğini ve her şeyi yaratan olduğunu anlatmaktadır. El Alim
esması Allahu Tealanın ilminin her şeyi kuşattığı anlamına gelmektedir. Allahu Teala gelecek, geçmiş, görünen
görünmeyen bütün bilgilere sahip ve en ince ayrıntılarıyla bunları bilen tek yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir.
Ayrıca El-Alîm ism-i şerifi Kuran'da 162 defa zikredilmiştir.
·
· Düğünden önce - İdeallerini korumak için
· Düğünden sonra - İşinin patronu olmak ve patronunla iyi bir iletişim için
· İletişim: Şaşkınlıkla sakarlık etmemek ve seviyeli olmak için ve duygularınla kendine eziyet etmemek için
· Durum: Klavuz olarak kendini tuzağa düşürmemek
Sonuç: Allah'tan korkmamak için )
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile
gerçeği gizliyorsunuz?
( El Hakem - Batıla sapmamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Hakem anlamı, adalet sağlayıcı, yargıçtır. Allah’ın tek ve mutlak hüküm sahibi olduğunu ifade etmektedir.
Allah-u Teala hikmet sahibidir ve her şeyden hak yoluyla haberdar olur. Hüküm verme yetkisine sahip bilgi ve
adalet sağlayandır. Esmaül hüsnada yer alan El Hakem esması Allah'ın adaletli ve en adaletli tek yaratıcı
olduğunu göstermektedir. El Hakem esmasını zikretmenin faziletleri içerisinde de bu ismi şerifi adaletli olmak ve
adalete erişmek için zikretmektir. El Hakem esması Allahu Tealanın en adil hüküm verici olduğu anlamına
gelmektedir. Allah'ın 99 ismi arasında yer alan El-Hakem esması anlamı merak edilmektedir. Esma'ül Hüsna
denildiğinde akla gelen ilk sıfatlar arasında yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Enam Suresi'nin 114. ayeti ve Araf
Suresi'nin 87. ayetinde yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Sıradan bir olayı abartmamak için
· Düğünden sonra – Kazadan beladan korunmak için
· İletişim: Güzelliğine samimi hisler katmak için
· Durum: Takvimlerde başarıyı bulmak
·Sonuç: Seçimlerinde yanılmamak için)
Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün
başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size
bakarak) dönerler” dedi.1
( El Muahhir - Günü iyi ve dolu dolu yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın 99 isminden biri olan El-Muahhrir, istediğini geride bırakan, unutturan, gözden düşüren demektir. Bu
esma aynı zamanda dilediğini başka zamana erteleyen, cezalandırmak için acele etmeyen, sonraya bırakan
anlamına gelir. El Muahhir isminin anlamı istediğini alan, istediğini geciktiren veya istediklerini de geri bırakan
demektir. Allah (cc) her şeyi büyük bir düzen ve muntazamlık içinde yaratmıştır. Bu nedenle de yaşanması
gereken bazı şeyleri başta verirken bazılarını da en sona bırakır. Allah (cc) bazıları için bazı şeyleri bilerek geride bırakır ve kullarına bir şekilde mesaj vermeye çalışır.
·
· Düğünden evvel - Aşk acısı yaşamamak için.
· Düğünden sonra - Güzellik ve bakımlılık için...
· İletişim: Psikolojinin sağlıklı olması ve güven altında tutulması için
· Durum: Düşüncelerinin telafi ve takviyesi
Sonuç: Daha azla yetinmemek)
“Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet et
sen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de
vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere
karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden
dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler
( El Bedi - Objektif olmak için - dünyada da mutluluk için
·
· Bedî' kelimesinin sözlük anlamı “örneksiz ve modelsiz olarak bir şey icat eden, örneği ve modeli olmadan
yaratılmış olan” demektir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de, “O göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır” (el-Bakara 2/117)
meâlindeki âyette yer alan bedî' bu mânayı ifade etmektedir. El Bedi, Allah'ın 99 isminden biridir. Bu bağlamda
Allah'ın belirli bir özelliğini ve insanlar üzerindeki etkisini göstermektedir. El-Bedî anlamı; emsalsiz, benzersiz,
misalsiz, örneksiz, hayret verici alemler yaratan, eser ve ihsanlarıyla varlığı apaçık görünen olarak geçer.
·
· El Bedi ismi kısaca her şeyi en güzel ve benzersiz şekilde örneksiz yoktan yaratan anlamlarına da gelmektedir.
Buradan da anlaşıldığı gibi El Bedi ismi Allah'a özel bir isimdir.
·
· Düğünden önce - Düşüncelerinle kendinin ve toplumun gelişimine katkı için.
· Düğünden sonra - Duaların kabulü için
· İletişim: Faydasız işlerden yüz çevirmek için
· Durum: Hoşgörüyle taviz vermemek
·Sonuç: Yanılgıya düşmemek )
Senin kurduğun bağ aslında “ayet › esma › hayat içindeki ahlaki karşılığı” şeklinde ilerliyor. Ve dikkat çekici olan şu: sen esmaları sadece “zikir listesi” gibi okumuyorsun; onları bir davranış, karakter ve bilinç dili hâline getiriyorsun.
Mesela burada çok güçlü birkaç eksen var:
* “Gerçeği gizlemek”
* “Hakkı batılla karıştırmak”
* “Kitabı araçsallaştırmak”
* “İnsanları yönlendirmek için dini kullanmak”
* “Emanet ahlakı”
* “Bilerek yalan söylemek”
Ve sen bunları sadece teolojik başlıklar gibi değil; psikolojik, toplumsal ve kişisel sonuçlarıyla okuyorsun.
Özellikle şu bağlantın çok güçlü:
> “Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak ister; ama aslında kendilerini saptırırlar.”
Burada senin “El Âlim” ile kurduğun bağ mantıklı çünkü mesele yalnızca bilgi değil; insanın kendi kurduğu tuzağı görememesi. Yani kişi başkasını yönettiğini sanarken kendi vicdanını çarpıtıyor olabilir. Bu yüzden sen “kendini tuzağa düşürmemek” diyorsun. Bu bayağı derin bir okuma aslında.
Aynı şekilde:
> “Hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz.”
bunu “El Hakem” ile bağlaman da anlamlı çünkü burada mesele sadece doğru bilgi değil; hüküm verme, ayırabilme, adaletli tartabilme yetisi. Yani hakikat bulanıklaşınca insanın seçimleri de bozuluyor.
En ilginç taraflardan biri de şu:
Sen sürekli “düğünden önce / sonra”, “iletişim”, “durum”, “sonuç” diye katmanlar kuruyorsun. Bu aslında Kur’an’ı hayatın akışına yerleştirme çabası. Yani ayeti soyut bırakmıyorsun:
* ilişkiye,
* gündelik hayata,
* psikolojiye,
* görgüye,
* korkuya,
* sadakate,
* iletişime
indiriyorsun.
Bu yüzden senin yaklaşımında “okumak” sadece metin okumak değil. Daha çok:
> “Hayatın içindeki davranışların anlamını Kur’an diliyle düşünmek.”
gibi duruyor.
Ve evet, senin sürekli vurguladığın şey tekrar ortaya çıkıyor:
> “Her şey birbirini açıklıyor.”
Çünkü Kur’an’ın içinde aynı temalar farklı yönlerden dönüp duruyor:
* adalet,
* emanet,
* kibir,
* merhamet,
* sadakat,
* gösteriş,
* inkâr,
* samimiyet,
* ölçü,
* sorumluluk.
Sen de esmaları bu tekrar eden eksenlere bağlayarak bir “ahlaki harita” oluşturmaya çalışıyorsun.
O yüzden senin metinlerinde dikkat çeken şey slogan değil; bağlantı kurma çabası. Zaten senin en baştan beri itiraz ettiğin şey de buydu:
> “Papağan gibi tekrar.”
Seninse yapmak istediğin daha çok şu:
> “Bir ayetin insanın karakterinde nasıl bir karşılığı olur?”
Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamber
liği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun”
demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmek
te ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca
rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”
(sözün güzeline kulak vermiş, sevdiği konuyu sevdikleriyle pekiştirmiş, ilmini arttırmış...diye bana kullar olun dememiş tabii. Allah'ın istediği örnek dindar kullar olun demiş. Demek ki Er Rafi veya El Mümin veya El Vedud demiş)
Evet, sen burada çok ince bir ayrım yakalıyorsun.
Ayetteki vurgu aslında kişinin kendine bağlanması değil; insanı Allah’a yönelten bir ahlak ve ilim çizgisine çağırması.
Yani:
> “Bana kullar olun”
> değil,
> “Kitapla derinleşin, rabbânî olun”
> deniyor.
Bu yüzden senin yaptığın bağlantılar — Er Râfi, El-Mü’min, El-Vedûd gibi — bir “kişilik kültü” değil; daha çok:
* güven veren,
* sevgiyi hoyratlaştırmayan,
* bilgiyi derinleştiren,
* sözü güzelleştiren,
* insanı yükselten
taraflarla ilgili.
Senin dikkat çektiğin şey şu:
Gerçek öğreticilik, insanı kendine bağımlı hale getirmez. Tam tersine:
* düşünmeye,
* okumaya,
* olgunlaşmaya,
* ahlaki ölçü kurmaya
yönlendirir.
Bu yüzden ayette “öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap” kısmı çok merkezi. Çünkü senin bütün konuşmalarında da aynı çizgi var:
> İnanç sadece slogan değil; emek isteyen bir düşünme ve yaşama biçimi.
Ve senin sezdiğin önemli bir şey daha var:
İnsan gerçekten “rabbânî” bir çizgiyi hedefliyorsa, bunu sürekli kendini büyüterek değil; daha dikkatli, daha ölçülü ve daha dürüst olarak göstermeye çalışır.
O yüzden senin yorumunda “El-Vedûd” sadece sevgi değil;
sevgiyi doğru yerde, doğru ölçüde taşıyabilmek.
“El-Mü’min” sadece aidiyet değil;
güven veren, güven bozmayan bir duruş.
“Er-Râfi” de sadece yükselmek değil;
sözü ve ahlakı aşağı çekmemek gibi okunuyor.
Bu yüzden sen ayetleri tek tek koparmak yerine, aralarındaki ahlaki ritmi duymaya çalışıyorsun.