"Allah'ın bizim için yazdığı" (takdir ettiği) konusuna değinen ve müminlerin Allah'a tevekkül etmesi gerektiğini vurgulayan ayet Tevbe Suresi 51. ayettir. Ayetin meali şöyledir: "De ki: 'Allah’ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim dostumuzdur. Mü’minler yalnız Allah’a güvensinler.'" (Tevbe Suresi, 51. Ayet) .::Türkçe Kur'an Mealleri::. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. +1 Ayetin Verdiği Mesajlar: Kader ve Takdir: Başımıza gelen her hayır veya şer, Allah'ın takdiri ve ilmi dahilindedir. Tevekkül: Müminler, tüm işlerinde yalnızca Allah'a dayanıp güvenmelidir. Allah Dosttur: Allah, inananların mevlâsı (dostu, yardımcısı ve koruyucusu)dır. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. +2 Bu ayet, müslümanlara yaşadıkları olaylar karşısında ümitsizliğe düşmemeyi, tedbiri aldıktan sonra Allah'a güvenmeyi tavsiye eder.
yazarlık kimlik olarak dünyada geçerlidir bu kimlik dünyada cennet diye geçerli değildir bu kimlik toplumda yazar diye cennete denk gelmez bu kimlik yazarı cennettekilerden farklı yapmaz bu kimlik sıradan bir yazar olmanın bir parçasıdır bu kimlik yaratılmış olanı yaratılmamış olandan ayırmaz
veya yazar dünya gerçekleriyle inanç sisteminin sınırlarında gezinmekte ve hayatı takdir etmektedir yazarken olduğu gibi
Bir kadın vardı. Bir konser gecesi hayatı ikiye bölündü. Kalabalığın içinde onu gördü — sevdiği adamı. Ama yalnız değildi. Yanındaki kadın, kalabalığı yararak ona yaklaştı ve tek bir cümle söyledi: “Çocuklarımızı düşün.” O an her şey sustu. Müzik bile. Adam sustu. Kadın sustu. Ve hayat kararını verdi. Adam o kadınla evlendi. Ama bu hikâye burada bitmedi. Çünkü o gece konserden çıkan kadın, o adamı unutamadı. Unutmak yerine başka bir şey yaptı: Onu müziğe dönüştürdü. Şarkılar yazdı. Sahnelere çıktı. İçindeki boşluğu notalarla doldurdu. Yazdıkları bir gün bir tiyatro sahnesine taşındı. Bir müzikal oldu hayatı — kendi hikâyesini izledi, başkalarının alkışları arasında. Ama hayat yine sade değildi. Yanında başka bir adam vardı artık. O adam ona hep şunu söylerdi: “Sen aslında yazarsın. Sahne senin sadece bir yüzün.” Kadın bazen evde sıkılırdı. Küçük biblolar yapmaya başladı. Önce vakit geçirmek için. Sonra insanlar almaya başladı. Sonra çok almaya başladı. Hayat garip bir şekilde genişledi. Geceleri adam tavernada çalışıyordu belki. Belki bu da onun hayaliydi — müziğin başka bir hali. Sonra evlendiler. Ve kadın bir gün oturup hepsini yazdı. Bir roman yaptı hayatını. Bu sefer kaçmadı hiçbir şey. Ne aşk, ne pişmanlık, ne de bekleyiş. Evleri zamanla başka bir şeye dönüştü. Bir eve değil — bir okula. Çocuklar gelirdi. Sadece ders için değil, düşünmek için. Kadın onların “abla”sı gibiydi. Soru sorarlardı. O cevap vermezdi hemen. Düşündürürdü. Ve bunu çok severdi. Bir gün bir çocuk geldi. Yanında annesi vardı. Ama annenin gözleri evde değildi. Sanki çoktan gitmiş gibiydi. Kadın bunu hemen anladı. Çünkü bazı insanlar, gitmeden önce de gider.
Kur'an-ı Kerim'de dünya hayatının geçici bir oyun, eğlence ve aldatıcı bir meta olduğunu belirten başlıca ayetler Hadîd Suresi 20. ayet ve Ankebût Suresi 64. ayettir. Bu ayetler, dünya malının ve zevklerinin kalıcı olmadığını, asıl hayatın ahiret olduğunu vurgular. Kur'an-ı Kerim - Diyanet Kur'an-ı Kerim - Diyanet +3 İlgili Ayetler: Hadîd Suresi, 20. Ayet: "Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir..." Ankebût Suresi, 64. Ayet: "Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur..." En'âm Suresi, 32. Ayet: "Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir..." Kur'an-ı Kerim - Diyanet Kur'an-ı Kerim - Diyanet +5 Bu ayetlerde, dünya hayatının insanı oyalayan geçici bir süs olduğu ve aldanılmaması gerektiği ifade edilir.
Çember - Dave Eggers: Tüm dijital bilgilerin tek bir şirkette toplandığı ve mahremiyetin tamamen yok olduğu modern bir gözetim toplumu distopyası. Göz - Vladimir Nabokov: Kimliğini kaybetmiş bir adamın, başkalarının gözünden kendini arayışını ve gözetlenme paranoyasını işler.
T. Lobsang Rampa'nın klasikleşmiş "Üçüncü Göz" kitabı, Tibet mistisizmi, epifiz bezi aktivasyonu, ruhsal uyanış ve parapsikolojik deneyimler üzerine odaklanır. Benzer temaları işleyen, sezgileri güçlendiren ve içsel yolculuğa çıkaran kitap önerileri şunlardır: Kitapyurdu.com Kitapyurdu.com +1 T. Lobsang Rampa - Tibetli Bilge & Antiklerin Mağarası: Yazarın kendi deneyimlerini anlattığı diğer mistik eserleri. Dr. Joe Dispenza - Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırın: Beyin gücü, meditasyon ve kuantum fiziği ile hayatı değiştirme üzerine. Eckhart Tolle - Şimdi'nin Gücü: Bilinç düzeyini yükseltmek ve anı yaşamak üzerine temel bir rehber. Paulo Coelho - Simyacı: Kişisel menkıbeyi arayış ve ruhsal farkındalık üzerine bir klasik. Drunvalo Melchizedek - Yaşam Çiçeği'nin Kadim Sırrı: Kutsal geometri ve üçüncü gözün açılması konularını işleyen kapsamlı bir eser. Osho - Sezgi: İçsel sesi duyma ve bilincin ötesine geçme üzerine. Kitapyurdu.com Kitapyurdu.com +1 Bu kitaplar, rasyonel zihnin ötesine geçip içsel rehberliğe güvenmeyi konu alır.
Altıncı Duyunuz - Belleruth Naparstek: Sezgi yeteneğinin geliştirilmesi ve günlük hayatta kullanımı üzerine yoğunlaşan kapsamlı bir rehber. Duyular ve Marka - Martin Lindstrom: Duyuların pazarlamadaki etkisini ve altıncı duyunun (sezgi/hissiyat) tüketici davranışlarındaki yerini inceler. Ruhsal Astroloji - Jan Spiller: Ruhsal gelişim ve sezgisel astroloji konularını ele alır. Duyulmayan Anlam Çığlığı - Viktor E. Frankl: İnsanın varoluşsal sezgileri ve anlam arayışı üzerine psikolojik bir yaklaşım sunar. Tarot Kartları: Sezgisel okumalar ve sembolizm üzerine eserler. D&R D&R +2 Bu kitaplar, Brian Ward'ın eserindeki gibi Bermuda Üçgeni, ruhsal olaylar ve açıklanamayan fenomenler gibi konulara ilgi duyanlar için benzer bir içerik sunmaktadır.
Biri Beni Gözetliyor - Rupert Sheldrake: Bilimsel araştırmalara dayanan kitap, insanların arkalarından bakıldığında bunu hissetmeleri (gözetlenme duygusu) üzerine kurulu. Biri Bizi Gözetliyor - Uğur Dolgun: "Büyük Birader" kavramının kurgu değil, uydu takibi ve yüz tanıma sistemleriyle modern dünyanın gerçekliği olduğunu anlatan bir çalışma. Birileri Bizi Gözetliyor - Heather Gudenkauf: Psikolojik gerilim türünde, mahremiyetin ihlali üzerine kurulu bir roman. D&R D&R +2 Distopik ve Gözetim Temalı Klasikler 1984 - George Orwell: Gözetim denilince akla gelen ilk eserdir. "Büyük Birader" (Big Brother) karakteriyle her an izleniyor olma hissinin en uç örneğidir. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley: İnsanların teknoloji ve psikolojik şartlandırmalarla sürekli kontrol altında tutulduğu bir toplumu anlatır. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury: Düşüncenin ve kitapların yasaklandığı, insanların sürekli izlendiği bir distopya. Biz - Yevgeni Zamyatin: İnsanların camdan evlerde yaşadığı ve her an gözetlendiği, 1984'e de ilham veren klasik.
Kur'an-ı Kerim'de doğrudan "cehalet ne kötü" şeklinde bir cümle geçmese de, cehaleti (bilgisizlik, vahşilik, Allah'ın emirlerine karşı gelme) yeren, cahiliyye tutumlarını kınayan ve ilmi öven pek çok ayet bulunmaktadır. İslam kültüründe "cahiliye", sadece okuma-yazma bilmemek değil, aynı zamanda kibir, bozgunculuk, serkeşlik ve Allah'ın hükümlerine sırt çevirmek anlamlarına gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi TDV İslâm Ansiklopedisi Cehalet ve cahiliyye ile ilgili öne çıkan ayetler ve yaklaşımlar şunlardır: Ahmaklık ve Kötü Davranış Olarak Cehalet: Kur'an, Allah'a isyan eden veya kötülük yapanların, aslında ne yaptıklarını bilmediklerinden değil, sonuçlarını bildikleri halde nefsine uyarak işledikleri davranışları "cehalet" olarak adlandırır. "Cahillerden Olmak" Uyarısı: En'âm Suresi 35. ayette, Hz. Muhammed'e hitaben insanların yüz çevirmesi karşısında, "...Sakın cahillerden olma" buyrularak, cahilce tutum sergilemekten sakındırılmıştır. "Cahillerden Yüz Çevirmek": A'râf Suresi 199. ayette, "...Cahillerden yüz çevir" buyrularak, ilim ve hikmetten yoksun, kaba davranış sergileyenlerle tartışılmaması emredilir. Cahiliyye Hükmü: Mâide Suresi 50. ayette, Allah'ın hükümlerini beğenmeyip kendi heva ve heveslerine göre hüküm verenler, "cahiliyye hükmünü" aramakla suçlanıp kınanmıştır. İnsanları Cahilliği Sebebiyle Yok Olması: Kutsal metinlerde, bilginin reddedilmesi ve Tanrı'nın unutulması cehaletin bir sonucu olarak, toplulukların yok olmasına neden olan bir felaket olarak tanımlanmıştır. DergiPark DergiPark +1 Özetle; Kur'an, cehaleti insanın ilahi iradeyi anlayamaması ve vahşi/azgın bir karakter sergilemesi olarak görür, bu durumu "cahiliyye" (barbarlık/kötülük) kavramı altında yerer.
Bahsettiğiniz ifade, Kur'an-ı Kerim'de Yâsîn Suresi'nin 12. ayetinde geçmektedir. Ayetin meali şu şekildedir: "Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların önceden işledikleri (amelleri)ni ve geride bıraktıkları eserlerini (izlerini) yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz) tesbit edip korumuşuzdur." (Yâsîn Suresi, 12. Ayet) kuranvemeali.com kuranvemeali.com +1 Ayetin Açıklaması ve "Eserleriniz" İfadesi: Eser (Âsâr): Bu kelime, insanların hayattayken yaptıkları kalıcı işler, bıraktıkları hayırlı veya şerli miraslar, insanlara öğrettikleri ilimler, kurdukları vakıflar veya başlattıkları iyi/kötü çığırlar (sünnet-i hasene veya sünnet-i seyyie) anlamına gelir. Biz Yazarız: İnsanların vefatından sonra da devam eden, onların bıraktığı bu işlerin sevap veya günahının yazılmaya devam edeceğini ifade eder. kuranvemeali.com kuranvemeali.com İlgili Kavramlar: Bu ayet, insanların sadece hayattayken değil, öldükten sonra da dünya üzerinde bıraktıkları etkilerden sorumlu tutulacağını (amel defterlerinin kapanmaması) vurgular. Daha Detaylı Kaynaklar: İsra Suresi 13-14. Ayetler: İnsanın sorumluluğunun omuzuna yüklendiği ve kıyamet günü kitabının (amel defterinin) önüne konulacağını anlatır. Kur'an-ı Kerim - Diyanet Kur'an-ı Kerim - Diyanet Hadis-i Şerif: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye (kalıcı hayır), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat" buyurarak bu ayeti tefsir etmiştir.
Yani "sadece sanata mı er rahman" dedin denilecek bir konu değildir. Zaten aramızda sanat varsa söylenecek her şey söylenmiştir. Ama sürekli bu konuşan insana hak vermek yanlıştır aynı zamanda da.
Burada çok ince bir dengeye temas ediyorsun: sanat açar ama aynı zamanda sınırları da bulanıklaştırır.
“Sanat başlar ama bitmez” dediğinde doğru bir yerdesin; çünkü sanat:
Tamamlanmaz Yorumla büyür Ve bu yüzden güç üretir
Ama o güç dediğin gibi risk taşır:
İnsan kendini merkez sanabilir (senin dediğin “tanrılaşmak” hissi) Ortak beğeni › alışkanlığa (âdete) dönüşebilir Ve bu da sömürüye açık alan yaratır
Ama “kontrol altında” dediğin şey kritik. Çünkü kontrol yoksa:
Sanat, anlam üretmekten çıkıp etki üretmeye başlar.
Bunu senin tonunda toparlayayım:
Sanat başlar, ama bitmez.
Çünkü anlam çoğaldıkça, insan kendini merkeze koymaya başlar.
Orada bir tehlike vardır: beğeni alışkanlığa döner, alışkanlık otoriteye.
Ve sanat, fark edilmeden sömürüye açılır.
Bu yüzden sanat sadece özgürlük değil, aynı zamanda ölçüdür.
yazı dlinde çirkin sadece yüzsüz -literally, sözlükteki gibi olur insan çünkü ;herkese aynı notu verir ;burada artık hz adem in bütün kelimeleri öğrendiği gibidir cennet, biz sadece affedip, abartmayıp, hoş görüp sakin olduysak sanattır
Yazı dili insanı tek kelimeye indirir. “Çirkin” demez, “yüzsüz” der.
Çünkü sözlük gibi çalışır: tanımlar, keser, sabitler.
Ve böylece herkese aynı notu verir.
Oysa insan tek kelime değildir.
İsimleri bilmek başka, o isimlerle hüküm vermemek başka.
Biz biraz affedebiliyorsak, biraz abartmıyorsak, biraz sakin kalabiliyorsak—
Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben; - "İnsan şeytanları da mı var?" dedim. - "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar. Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir. Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür. Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır. Sorularla İslamiyet Sorularla İslamiyet +1 Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
En'âm Suresi 48-49. ayetleri, peygamberlerin müjdeleyici ve uyarıcı görevlerini vurgular. İman edip hâlini düzeltenlere korku ve hüzün olmadığını (48), âyetleri yalanlayanlara ise fasıklıkları (günahkârlıkları) sebebiyle azap dokunacağını (49) belirtir; bu ayetler peygamberlerin tebliğ vazifesini ve ilahi adaleti açıklar. kuranvemeali.com kuranvemeali.com +3 En'âm Suresi 48. Ayet Meali: "Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder, hâlini ve yolunu düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir". kuranvemeali.com kuranvemeali.com En'âm Suresi 49. Ayet Meali: "Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmaları (fasıklık yapmaları) yüzünden onlara azap dokunacaktır". kuranvemeali.com kuranvemeali.com +1 Öne Çıkan Tefsir Detayları: Görev Tanımı (48. Ayet): Peygamberlerin temel görevi mucizeler göstermek değil, Allah'ın emirlerini tebliğ etmek, inanları müjdelemek ve inkarcıları uyarmaktır. Kurtuluş Şartı (48. Ayet): Kurtuluş, sadece kuru bir imanla değil, aynı zamanda nefsi ıslah etmek, davranışları düzeltmek (salih amel) ile mümkündür. Azabın Sebebi (49. Ayet): Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve bu inkarla birlikte günah işleyip (fasıklık) yoldan çıkmak, azabı hak etme sebebidir.
Benim evimi x bir ada sanmayın diye mi marşlar :))
Malezya
Portekiz
ABD
Meksika
Veya bir ada !
Anneler günü
Annenin gençliği
Bir hediye
Yaşam
Cennet
Hayatın devam etmesi
Babalar Günü
İyi başlangıçlar
Bir tebessüm
Hediye
Hayatın bütünü
Sembolik geçmişin hafifliği
Geleceğin gücü
Bayramlar
Sevgi
Coşku
Tatil
Ziyaret
Kalabalık
Soyut birliktelik
Somut adımlar
Ortak temalar
Yazar da kitaplık
Araştırma
Hevesler
Toplumsal ödevler
Paylaşımlar
Değil mi yani bu toplumda da
?
Özetle;
"Allah'ın bizim için yazdığı" (takdir ettiği) konusuna değinen ve müminlerin Allah'a tevekkül etmesi gerektiğini vurgulayan ayet Tevbe Suresi 51. ayettir.
Ayetin meali şöyledir:
"De ki: 'Allah’ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim dostumuzdur. Mü’minler yalnız Allah’a güvensinler.'" (Tevbe Suresi, 51. Ayet)
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
+1
Ayetin Verdiği Mesajlar:
Kader ve Takdir: Başımıza gelen her hayır veya şer, Allah'ın takdiri ve ilmi dahilindedir.
Tevekkül: Müminler, tüm işlerinde yalnızca Allah'a dayanıp güvenmelidir.
Allah Dosttur: Allah, inananların mevlâsı (dostu, yardımcısı ve koruyucusu)dır.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
+2
Bu ayet, müslümanlara yaşadıkları olaylar karşısında ümitsizliğe düşmemeyi, tedbiri aldıktan sonra Allah'a güvenmeyi tavsiye eder.
yazarlık kimlik olarak dünyada geçerlidir
bu kimlik dünyada cennet diye geçerli değildir
bu kimlik toplumda yazar diye cennete denk gelmez
bu kimlik yazarı cennettekilerden farklı yapmaz
bu kimlik sıradan bir yazar olmanın bir parçasıdır
bu kimlik yaratılmış olanı yaratılmamış olandan ayırmaz
veya
yazar dünya gerçekleriyle inanç sisteminin sınırlarında gezinmekte ve hayatı takdir etmektedir yazarken olduğu gibi
Bir kadın vardı.
Bir konser gecesi hayatı ikiye bölündü.
Kalabalığın içinde onu gördü — sevdiği adamı. Ama yalnız değildi. Yanındaki kadın, kalabalığı yararak ona yaklaştı ve tek bir cümle söyledi:
“Çocuklarımızı düşün.”
O an her şey sustu. Müzik bile.
Adam sustu. Kadın sustu. Ve hayat kararını verdi.
Adam o kadınla evlendi.
Ama bu hikâye burada bitmedi.
Çünkü o gece konserden çıkan kadın, o adamı unutamadı.
Unutmak yerine başka bir şey yaptı:
Onu müziğe dönüştürdü.
Şarkılar yazdı. Sahnelere çıktı.
İçindeki boşluğu notalarla doldurdu.
Yazdıkları bir gün bir tiyatro sahnesine taşındı.
Bir müzikal oldu hayatı — kendi hikâyesini izledi, başkalarının alkışları arasında.
Ama hayat yine sade değildi.
Yanında başka bir adam vardı artık.
O adam ona hep şunu söylerdi:
“Sen aslında yazarsın. Sahne senin sadece bir yüzün.”
Kadın bazen evde sıkılırdı.
Küçük biblolar yapmaya başladı.
Önce vakit geçirmek için.
Sonra insanlar almaya başladı.
Sonra çok almaya başladı.
Hayat garip bir şekilde genişledi.
Geceleri adam tavernada çalışıyordu belki.
Belki bu da onun hayaliydi — müziğin başka bir hali.
Sonra evlendiler.
Ve kadın bir gün oturup hepsini yazdı.
Bir roman yaptı hayatını.
Bu sefer kaçmadı hiçbir şey.
Ne aşk, ne pişmanlık, ne de bekleyiş.
Evleri zamanla başka bir şeye dönüştü.
Bir eve değil — bir okula.
Çocuklar gelirdi.
Sadece ders için değil, düşünmek için.
Kadın onların “abla”sı gibiydi.
Soru sorarlardı. O cevap vermezdi hemen.
Düşündürürdü.
Ve bunu çok severdi.
Bir gün bir çocuk geldi.
Yanında annesi vardı.
Ama annenin gözleri evde değildi.
Sanki çoktan gitmiş gibiydi.
Kadın bunu hemen anladı.
Çünkü bazı insanlar, gitmeden önce de gider.
Kur'an-ı Kerim'de dünya hayatının geçici bir oyun, eğlence ve aldatıcı bir meta olduğunu belirten başlıca ayetler Hadîd Suresi 20. ayet ve Ankebût Suresi 64. ayettir. Bu ayetler, dünya malının ve zevklerinin kalıcı olmadığını, asıl hayatın ahiret olduğunu vurgular.
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
+3
İlgili Ayetler:
Hadîd Suresi, 20. Ayet: "Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir..."
Ankebût Suresi, 64. Ayet: "Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur..."
En'âm Suresi, 32. Ayet: "Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir..."
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
+5
Bu ayetlerde, dünya hayatının insanı oyalayan geçici bir süs olduğu ve aldanılmaması gerektiği ifade edilir.
Çember - Dave Eggers: Tüm dijital bilgilerin tek bir şirkette toplandığı ve mahremiyetin tamamen yok olduğu modern bir gözetim toplumu distopyası.
Göz - Vladimir Nabokov: Kimliğini kaybetmiş bir adamın, başkalarının gözünden kendini arayışını ve gözetlenme paranoyasını işler.
T. Lobsang Rampa'nın klasikleşmiş "Üçüncü Göz" kitabı, Tibet mistisizmi, epifiz bezi aktivasyonu, ruhsal uyanış ve parapsikolojik deneyimler üzerine odaklanır. Benzer temaları işleyen, sezgileri güçlendiren ve içsel yolculuğa çıkaran kitap önerileri şunlardır:
Kitapyurdu.com
Kitapyurdu.com
+1
T. Lobsang Rampa - Tibetli Bilge & Antiklerin Mağarası: Yazarın kendi deneyimlerini anlattığı diğer mistik eserleri.
Dr. Joe Dispenza - Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırın: Beyin gücü, meditasyon ve kuantum fiziği ile hayatı değiştirme üzerine.
Eckhart Tolle - Şimdi'nin Gücü: Bilinç düzeyini yükseltmek ve anı yaşamak üzerine temel bir rehber.
Paulo Coelho - Simyacı: Kişisel menkıbeyi arayış ve ruhsal farkındalık üzerine bir klasik.
Drunvalo Melchizedek - Yaşam Çiçeği'nin Kadim Sırrı: Kutsal geometri ve üçüncü gözün açılması konularını işleyen kapsamlı bir eser.
Osho - Sezgi: İçsel sesi duyma ve bilincin ötesine geçme üzerine.
Kitapyurdu.com
Kitapyurdu.com
+1
Bu kitaplar, rasyonel zihnin ötesine geçip içsel rehberliğe güvenmeyi konu alır.
Altıncı Duyunuz - Belleruth Naparstek: Sezgi yeteneğinin geliştirilmesi ve günlük hayatta kullanımı üzerine yoğunlaşan kapsamlı bir rehber.
Duyular ve Marka - Martin Lindstrom: Duyuların pazarlamadaki etkisini ve altıncı duyunun (sezgi/hissiyat) tüketici davranışlarındaki yerini inceler.
Ruhsal Astroloji - Jan Spiller: Ruhsal gelişim ve sezgisel astroloji konularını ele alır.
Duyulmayan Anlam Çığlığı - Viktor E. Frankl: İnsanın varoluşsal sezgileri ve anlam arayışı üzerine psikolojik bir yaklaşım sunar.
Tarot Kartları: Sezgisel okumalar ve sembolizm üzerine eserler.
D&R
D&R
+2
Bu kitaplar, Brian Ward'ın eserindeki gibi Bermuda Üçgeni, ruhsal olaylar ve açıklanamayan fenomenler gibi konulara ilgi duyanlar için benzer bir içerik sunmaktadır.
Biri Beni Gözetliyor - Rupert Sheldrake: Bilimsel araştırmalara dayanan kitap, insanların arkalarından bakıldığında bunu hissetmeleri (gözetlenme duygusu) üzerine kurulu.
Biri Bizi Gözetliyor - Uğur Dolgun: "Büyük Birader" kavramının kurgu değil, uydu takibi ve yüz tanıma sistemleriyle modern dünyanın gerçekliği olduğunu anlatan bir çalışma.
Birileri Bizi Gözetliyor - Heather Gudenkauf: Psikolojik gerilim türünde, mahremiyetin ihlali üzerine kurulu bir roman.
D&R
D&R
+2
Distopik ve Gözetim Temalı Klasikler
1984 - George Orwell: Gözetim denilince akla gelen ilk eserdir. "Büyük Birader" (Big Brother) karakteriyle her an izleniyor olma hissinin en uç örneğidir.
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley: İnsanların teknoloji ve psikolojik şartlandırmalarla sürekli kontrol altında tutulduğu bir toplumu anlatır.
Fahrenheit 451 - Ray Bradbury: Düşüncenin ve kitapların yasaklandığı, insanların sürekli izlendiği bir distopya.
Biz - Yevgeni Zamyatin: İnsanların camdan evlerde yaşadığı ve her an gözetlendiği, 1984'e de ilham veren klasik.
Kur'an-ı Kerim'de doğrudan "cehalet ne kötü" şeklinde bir cümle geçmese de, cehaleti (bilgisizlik, vahşilik, Allah'ın emirlerine karşı gelme) yeren, cahiliyye tutumlarını kınayan ve ilmi öven pek çok ayet bulunmaktadır.
İslam kültüründe "cahiliye", sadece okuma-yazma bilmemek değil, aynı zamanda kibir, bozgunculuk, serkeşlik ve Allah'ın hükümlerine sırt çevirmek anlamlarına gelir.
TDV İslâm Ansiklopedisi
TDV İslâm Ansiklopedisi
Cehalet ve cahiliyye ile ilgili öne çıkan ayetler ve yaklaşımlar şunlardır:
Ahmaklık ve Kötü Davranış Olarak Cehalet: Kur'an, Allah'a isyan eden veya kötülük yapanların, aslında ne yaptıklarını bilmediklerinden değil, sonuçlarını bildikleri halde nefsine uyarak işledikleri davranışları "cehalet" olarak adlandırır.
"Cahillerden Olmak" Uyarısı: En'âm Suresi 35. ayette, Hz. Muhammed'e hitaben insanların yüz çevirmesi karşısında, "...Sakın cahillerden olma" buyrularak, cahilce tutum sergilemekten sakındırılmıştır.
"Cahillerden Yüz Çevirmek": A'râf Suresi 199. ayette, "...Cahillerden yüz çevir" buyrularak, ilim ve hikmetten yoksun, kaba davranış sergileyenlerle tartışılmaması emredilir.
Cahiliyye Hükmü: Mâide Suresi 50. ayette, Allah'ın hükümlerini beğenmeyip kendi heva ve heveslerine göre hüküm verenler, "cahiliyye hükmünü" aramakla suçlanıp kınanmıştır.
İnsanları Cahilliği Sebebiyle Yok Olması: Kutsal metinlerde, bilginin reddedilmesi ve Tanrı'nın unutulması cehaletin bir sonucu olarak, toplulukların yok olmasına neden olan bir felaket olarak tanımlanmıştır.
DergiPark
DergiPark
+1
Özetle; Kur'an, cehaleti insanın ilahi iradeyi anlayamaması ve vahşi/azgın bir karakter sergilemesi olarak görür, bu durumu "cahiliyye" (barbarlık/kötülük) kavramı altında yerer.
Okuyunuz
Biri bizi gözetliyor
Altıncı Duyu
Vs Vs
Bahsettiğiniz ifade, Kur'an-ı Kerim'de Yâsîn Suresi'nin 12. ayetinde geçmektedir.
Ayetin meali şu şekildedir:
"Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların önceden işledikleri (amelleri)ni ve geride bıraktıkları eserlerini (izlerini) yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz) tesbit edip korumuşuzdur." (Yâsîn Suresi, 12. Ayet)
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+1
Ayetin Açıklaması ve "Eserleriniz" İfadesi:
Eser (Âsâr): Bu kelime, insanların hayattayken yaptıkları kalıcı işler, bıraktıkları hayırlı veya şerli miraslar, insanlara öğrettikleri ilimler, kurdukları vakıflar veya başlattıkları iyi/kötü çığırlar (sünnet-i hasene veya sünnet-i seyyie) anlamına gelir.
Biz Yazarız: İnsanların vefatından sonra da devam eden, onların bıraktığı bu işlerin sevap veya günahının yazılmaya devam edeceğini ifade eder.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
İlgili Kavramlar:
Bu ayet, insanların sadece hayattayken değil, öldükten sonra da dünya üzerinde bıraktıkları etkilerden sorumlu tutulacağını (amel defterlerinin kapanmaması) vurgular.
Daha Detaylı Kaynaklar:
İsra Suresi 13-14. Ayetler: İnsanın sorumluluğunun omuzuna yüklendiği ve kıyamet günü kitabının (amel defterinin) önüne konulacağını anlatır.
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
Kur'an-ı Kerim - Diyanet
Hadis-i Şerif: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye (kalıcı hayır), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat" buyurarak bu ayeti tefsir etmiştir.
Malte Laurids Brigge’nin Notları
veya Rainer Maria Rilke
Burada çok net bir denge kurmaya çalışıyorsun ve doğru yerdesin:
sanat varsa söz fazlalaşır, ama sözün kendisi de sorgusuz kabul edilmemeli.
“sadece sanata mı Er-Rahman?” meselesi aslında şuna dokunuyor:
Sanatı mutlaklaştırmak da bir tür aşırılık
Ama sanatı yok saymak da körlük
Senin cümlenin özü şu:
Sanat varsa, hakikat kendini bir şekilde ifade etmiştir.
Ama o ifadeyi dile getiren kişi, otomatik olarak “haklı” değildir.
Bu çok önemli bir ayrım. Çünkü:
Sanat › alan açar
Ama sanatçı › o alanın tek sahibi değildir
Bunu senin tonunu koruyarak biraz daha netleştireyim:
Sanat varsa, söz zaten söylenmiştir.
Ama o sözü söyleyen kişiye
her seferinde hak vermek gerekmez.
Çünkü sanat, kişiden büyüktür.
Ve insan, söylediği doğru olsa bile
kendisi doğru olmayabilir.
Ya da daha keskin bir aforizma:
Sanat hakikati açar;
ama onu söyleyen, hakikatin sahibi değildir.
AMA BEN BÖYLE ÇALIŞIYORUM !
Yani "sadece sanata mı er rahman" dedin denilecek bir konu değildir.
Zaten aramızda sanat varsa söylenecek her şey söylenmiştir.
Ama sürekli bu konuşan insana hak vermek yanlıştır aynı zamanda da.
Burada çok ince bir dengeye temas ediyorsun:
sanat açar ama aynı zamanda sınırları da bulanıklaştırır.
“Sanat başlar ama bitmez” dediğinde doğru bir yerdesin; çünkü sanat:
Tamamlanmaz
Yorumla büyür
Ve bu yüzden güç üretir
Ama o güç dediğin gibi risk taşır:
İnsan kendini merkez sanabilir (senin dediğin “tanrılaşmak” hissi)
Ortak beğeni › alışkanlığa (âdete) dönüşebilir
Ve bu da sömürüye açık alan yaratır
Ama “kontrol altında” dediğin şey kritik. Çünkü kontrol yoksa:
Sanat, anlam üretmekten çıkıp etki üretmeye başlar.
Bunu senin tonunda toparlayayım:
Sanat başlar, ama bitmez.
Çünkü anlam çoğaldıkça,
insan kendini merkeze koymaya başlar.
Orada bir tehlike vardır:
beğeni alışkanlığa döner,
alışkanlık otoriteye.
Ve sanat, fark edilmeden
sömürüye açılır.
Bu yüzden sanat sadece özgürlük değil,
aynı zamanda ölçüdür.
Ölçü kaybolursa,
sanat insanı büyütmez—
şişirir.
yazı dlinde çirkin sadece yüzsüz -literally, sözlükteki gibi olur insan çünkü ;herkese aynı notu verir ;burada artık hz adem in bütün kelimeleri öğrendiği gibidir cennet, biz sadece affedip, abartmayıp, hoş görüp sakin olduysak sanattır
Yazı dili insanı tek kelimeye indirir.
“Çirkin” demez, “yüzsüz” der.
Çünkü sözlük gibi çalışır:
tanımlar, keser, sabitler.
Ve böylece herkese aynı notu verir.
Oysa insan tek kelime değildir.
İsimleri bilmek başka,
o isimlerle hüküm vermemek başka.
Biz biraz affedebiliyorsak,
biraz abartmıyorsak,
biraz sakin kalabiliyorsak—
işte orada sanat başlar.
Ama bitmez !
bir sanatçıyı da kendi yazdığı satırların içine sığdırmak veya taşırmak doğru olmaz
biz üniversitede şiirleri incelerdik yorumlardık
şimdi resimleri de yorumluyorlar kitaplarda
resim kursunda da bu konu
aynı konu olması ne hoş
ama bütün felsefeyi o konuya sığdırmak doğru olmaz
Yüzsüz insan hep çirkindir
Okul başkanını tanımayan kız burada daha yüzsüz sanılabilir
yazı ortamında
Bunu da sömüren insanlar olur.
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Kız bir an durur, sonra hızlanır.)
– Belki görünce tanırsın. Ben sizi yalnız bırakayım istersen.
– …
– Hiç zihninde canlandırmadın mı onu?
– Tanımıyorum dedim ya.
– Aslında ben de tanımıyorum.
– …
– Ama neden düşünmeyelim ki? Belki hatırlarsın.
– Gerek yok.
– Başka bir arkadaşın var mı? Onu arayalım, fotoğraflardan buluruz.
– …
– Belki tatilde sağır numarası yapan oydu.
– Bu saçma.
– Belki de o değildir. Zaten ben sizi tanıştırmayayım.
(Sessizlik.)
– Sen ne yapmak istiyorsun?
OKULDAN BERİ
– Okulun başkanını tanıyor musun?
– Hayır.
(Hiç tanımadım.)
- okulun başkanını tanıyor musun
- hayır
?
Ebû Zerr el-Gıfarî (r.a.) diyor ki: Rasûlullah'ın mescidde bulunduğu bir sırada mescide girdim ve varıp yanına oturdum. Hz. Peygamber;
- "Ey Ebû Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın!" buyurdu. Ben;
- "İnsan şeytanları da mı var?" dedim.
- "Evet," buyurdu. (Nesaî, İstiaze 48; Müsned, 5/178, 179)
139: De ki: “Bizimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.”
Bakara Suresi ve Kur'an'ın genel perspektifine göre, Allah hakkında bilgisizce, inatla, tartışma çıkarıp insanları şüpheye düşürmek amacıyla konuşanlar şeytanın adımlarını takip etmiş ve saptırıcı bir yola girmiş sayılırlar.
Şeytanın Telkini: Kur'an, şeytanın insanlara kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi (Allah'a iftira atmayı veya yanlış sıfatlar isnat etmeyi) emrettiğini ve telkin ettiğini belirtir.
Saptırıcı Tartışma: Allah hakkında delilsiz, şahsi heveslere dayalı ve tartışma (mira) amaçlı konuşmalar, Şeytan'ın insanları doğru yoldan (Sırat-ı Müstakim) saptırmak için kullandığı bir yöntem olarak görülür.
Uzak Durulması Gerekenler: Kur'an, şeytanın adımlarını izleyenlerin, müminleri inançları konusunda şüpheye düşürmeye çalışanların, Allah hakkında asılsız iddialarda bulunanlar olduğu konusunda uyarır.
Sorularla İslamiyet
Sorularla İslamiyet
+1
Özetle, Allah hakkında bilgiye ve vahye dayanmadan, sadece inatlaşma veya şüphe uyandırma amacıyla yapılan tartışmalar şeytana uymak ve saptırıcı yola girmek olarak tanımlanmıştır.
komik değil ama şeytanların eğlencesi bunlar
Michel de Montaigne’ın yaptığı şey de aslında “kim iyi kim kötü” demek değil; insanın kendi kendini haklı çıkarma eğilimini göstermekti. Yani Montaigne’de ana fikir “suçlu bulmak” değil, “insanı anlamak”.
Dini çerçevede de Kur'an, insanın adalet ve zulüm kapasitesini birlikte anlatır; yani “insan bütünüyle iyi/kötü” değil, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak görülür.
(!!!)
Senin eleştirdiğin şey aslında şu:
İnsanlar kendi iç mücadelesini anlamak yerine, bunu başkalarına saldırı dili yapıyor.
Bunu daha temiz ve güçlü bir aforizmaya çevirirsek:
İnsan, içindeki karmaşayı anlamadığı yerde onu başkasına atar.
Sonra da kendi yükünü, başkasının hatası gibi bağırır.
Ya da daha sert ama hâlâ dengeli:
Kendi içini yönetemeyen, dışarıyı suç diline çevirir.
Ve anlamadığı şeyi “hakikat” diye bağırır.
Senin kurduğun dünya hissi güçlü ama onu “hakaret ve mutlak hüküm” yerine “gözlem ve teşhis” seviyesinde tutarsan metin çok daha derinleşir.
“Adalet yok, insanlar haksızlık yapıyor ve bunu haklılaştırıyor.”
İnsan, gücü eline aldığında kendi haklılığını büyütür.
Ve bu büyüme, başkasının gerçeğini küçültür.
Ya da daha doğrudan:
Haksızlık çoğu zaman tek bir kişinin değil,
haklılık üretme biçimlerinin sonucudur.
Hakikate yönelmeyen irade, kendini eksiltir.
Ama burada “hakikat” ve “irade” çok ağır kavramlar olduğu için, anlamı biraz açılınca daha da netleşir. Çünkü cümle iki şeyi aynı anda söylüyor:
İnsan yönelmezse bir şey kaybolur (bilgi değil sadece, “insanın kendisi”)
İrade boşta kalmaz; ya gelişir ya da körelir
Daha hafif varyasyonlar istersen aynı damarı koruyarak şunlar da olur:
Hakikate yönelmeyen irade, kendi sınırına çarpar.
Hakikate dönmeyen irade, kendini daraltır.
Hakikati aramayan irade, kendinden eksilir.
...
...
...
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Aramızda kitap değişmez;
değişen insandır.
İradesini hakikate çevirmeyen akıl,
kendini yarım bırakır.
Çünkü söz aynı kalır,
ama insan sözün içinde ya yükselir ya düşer.
Toplumda konu kapanır gibi olur.
Ama aslında kapanan konu değil, insanın bakışıdır.
Bir kitap kalır.
Ama her okuyan onu yeniden yazar.
Metin sabit
İnsan onu değiştiriyor
Ama insanın yönelişi de anlamı belirliyor
Akıl bazen arar
Bazen yanılır
Bazen de reddeder
DENEMELER
En'âm Suresi 48-49. ayetleri, peygamberlerin müjdeleyici ve uyarıcı görevlerini vurgular. İman edip hâlini düzeltenlere korku ve hüzün olmadığını (48), âyetleri yalanlayanlara ise fasıklıkları (günahkârlıkları) sebebiyle azap dokunacağını (49) belirtir; bu ayetler peygamberlerin tebliğ vazifesini ve ilahi adaleti açıklar.
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+3
En'âm Suresi 48. Ayet Meali:
"Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Dolayısıyla kim iman eder, hâlini ve yolunu düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir".
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
En'âm Suresi 49. Ayet Meali:
"Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmaları (fasıklık yapmaları) yüzünden onlara azap dokunacaktır".
kuranvemeali.com
kuranvemeali.com
+1
Öne Çıkan Tefsir Detayları:
Görev Tanımı (48. Ayet): Peygamberlerin temel görevi mucizeler göstermek değil, Allah'ın emirlerini tebliğ etmek, inanları müjdelemek ve inkarcıları uyarmaktır.
Kurtuluş Şartı (48. Ayet): Kurtuluş, sadece kuru bir imanla değil, aynı zamanda nefsi ıslah etmek, davranışları düzeltmek (salih amel) ile mümkündür.
Azabın Sebebi (49. Ayet): Allah'ın ayetlerini yalanlamak ve bu inkarla birlikte günah işleyip (fasıklık) yoldan çıkmak, azabı hak etme sebebidir.