Yüreğime saplandı kahırlı hançer
Çaresizliğin damlacıkları kazıdı toprağı
Gözlerinden sanki çivi
Toprağa sıvanmıştı nem.
Ağladıkça, ağladıkça, ağladıkça…
Acılar tutar mı,
Kafdağı sırrına dil midir güman
Turnam semah döner gökler ecedir
Zümrüdüanka’ya dost gülü aman
Meşki mühür haktan gönlü yücedir.
Coşkusu sazların duadır teli
Turnam selam söyle o bahtsız yâre
Bulutlardan düşen yağmur yaş değil
Yoluna divane böylesi dâra
Celladın biçtiği mermer taş değil
İnce uzun yollar yemyeşil bağlar
Müflis bezirgânın eski defterleri karıştırdığı gibi
Harmanlıyorum geçmişi anılarımı
Tozlu sokağında turlarken arşivlerin
Sunuyorum hatıralara saygımı
Gömüyorum... Ruhuna ’’El Fatiha’’
Bu dünya benim değil!
Tatlı tinsel düşleriyle gezen şair…
Düşürdüğünde kalemi yere
Fısıldayarak kulaktan kulağa heceler
Saçıldı yükselerek göğe.
Lirik yıldızlardan rengine bulut
Kuduz bir it dolaşıyor tasmasından boşanmış
Akıtıyor salyalarını saçıyor uluorta
Kirletiyor çürümüş beyinli ir toprağı
Murdar leş kokusu nefessiz bırakmakta adeta.
Perişan gökyüzüne bulut, buluta nem gerek
Öğüttüm düşünceyi boğulurum hıncında
yazılmış şahı ferman hak katı darağacım
evhama düşenlerin şafağının tuncunda
sancılı dolunayım yirmi beşlik tat acım
pir sultanın yoludur uludur düşlerimiz
Güzlerini sermiş ağlayan dilber
Kar yağmış saçların göze nem gerek
Rengine kararmış tararsın ezber
Desem ki meleğim aynam nem sürek
Aşkın budalası meyledip yanmış
Yok edebilir miyiz iniltisini gecenin
Dallar kırık, çırılçıplak soyundurulmuş
Gür ormanın övgüye değer şöleninde
Yıldızlar seremoni için yakılmış sanki
Doğmayacak sabahların müjdecisi
Uzun uluyuşlarında kurtların
Ezilirim un gibi şiir yazsam ne çare
Darağacı suyunda matem izi yaşın var
Sezilirim ben gibi taşıp yüzsem ne çare
Zindanları kuyunda hatim yazı taşın var.
Dizilmiş celladının kılıçları parlıyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!