Düştüm sıratına bile odunu
Hançere azığı taksan ne olur
Yıldızlı geceler dile tadını
Mürekkebe banıp aksan ne olur
Güz gülleri açmış sararıp solmuş
Şiir sanatını yazdığım kadın
Çile yollarıma çizik çektin mi?
Heceyi eceyi kattığım adın
Köz düğüm mektubum yırtıp yaktın mı?
Ekildim toprağa yeşerip soldum
Bir yakarışın sızısı sindi yüreğime
Parçalı bulutlarından düşerken yağmurlar
Sele döndü
Şu dereden yankılandı
Kayaların azgın gümbürtüsü
Bozdu humuslu ekili toprağı
Sabırla durmuyor atik vicdanım
İstiyorlar ki ah… Uysal olayım
Dolar mı sevgiyle katık cüzdanım
İstiyorlar ki ah… Uysal olayım
Yalnızlığım şehri ıssız alayım.
Ruhun üşümeye donmaya görsün
yalnızlığının dayanılmaz soğuk karanlığına hapsolmuş
hangi mevsim güneşi ısıtırdı teni
titremeli hallerinden sönmüş
bin bir yaralı ocaklar.
Ey şair!
Şairim diye yola çıkmışsan eğer unutma
Yalnız şövalyesin artık
Küsme yalnızlığına dert etme sakın
Sahte gülücüklerini halkın el çırpmalarını
Umursama asla aldanma.
Yalvarma ne olur dil dökme yine
Boğma öpücüklere kal deme
Gidiyorum buralardan bu gece
Alevli yıldırımlar inince.
Tatlı isteklerin sevecenliği bakışlar
Rengârenk gelincik tarlası ruhum
Kaynadı kanım! Devinimli dansında
Dalgalı denizlerinden coşkun
Yağmurlu esintilerinden
Öz Anadolu... Kutlu yurdum.
Eceli sorgulamaz kendimizi adarız
Umursamaz düzende yol alır yüzer gemi
Elemlere kaygısız çoğalarak tadarız
Kınından çıkar hançer damardan süzer demi.
Tapınma âlemin zahir malına
Kulluk Tanrıyadır sual güç olur
Sırat köprüsüne ahir halına
Kıldan ince köprü azap suç olur
Zalimin zulmüne her hilesine




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!