Kırmızı odam…
duvarları suskunluğumla boyalı,
her köşesinde bir iç çekiş asılı.
Perdeler kapalı değil aslında,
ben kapattım içimdeki ışığı,
güneş gelse de girmiyor artık
çünkü yerini bilmiyor kalbimde.
Bir sandalye var,
üstünde yarım kalmış cümleler oturuyor,
söylenememiş “gitme”ler,
boğazımda düğüm olmuş vedalar…
Sessizliğim konuşuyor burada,
hem de öyle yüksek ki
kulaklarımı kapatsam da dinmiyor.
Kırmızı…
kan gibi değil sadece,
pişmanlık gibi,
gece yarısı aklına düşen bir “keşke” gibi.
Duvarlara dokunuyorum,
ellerim titriyor,
çünkü her tuğlada
bir hatıran saklı.
Ben bu odada büyümedim,
ben bu odada eksildim.
Saatler geçiyor mu bilmiyorum,
zaman burada durmuş gibi,
sanki her saniye
aynı acının etrafında dönüyor.
Ve ben…
ben hâlâ konuşamıyorum.
Çünkü bazı suskunluklar vardır,
kelimeler yetmez,
çığlık bile anlatamaz.
Kırmızı odam ve sessizliğim,
iki yabancı gibi bakıyoruz birbirimize,
ama ikimiz de biliyoruz…
Bu hikâyede
en çok ben kayboldum. ...
Kayıt Tarihi : 21.04.2026 09:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!