Var edenin adıyla çıktık yola, halimiz hak üzeredir bizim
Azığımız; ilim, irfan, hikmet, kitap kalemdir bizim
İstikbalimizi ilmek ilmek dokuyan ustamız, muallimdir bizim
Yeryüzünü gül bahçesine çevirecek Bir Bilenle Bilge Nesildir bizim
Yıllardır Coğrafyam mahzundur, perişandır cehalet pençesinde…
Bir kurban yükseldi göğe, takvânın kanadında,
Bir kurban kaldı yerde, nefsin karanlığında.
Aynı anne babanın oğluydu ikisi de,
Biri Allah’a yürüdü, biri kendi hırsında.
Bir teslimiyetin, bir adayışın imtihanıydı,
Beyaz kuş olalım,
Kelebeğin ömrünce dünyaya konup geçelim.
Ne zaman adımızı bilsin,
Ne keder izimizi sürsün.
Bir deniz olsun sessizlik,
Bir ufuk olsun ebediyet,
Aliya İzzetbegoviç’e ithaf…
Özün metîn, sözün emin, ahdine dâim yâr idin,
İzzeti hiçbir saltanatın gölgesine vermedin.
Ahlâkı ömrüne mihver, fazîleti bahtın bildin,
Alem içinde insan kaldığın için sevdim seni.
Amerikalı dayı derler ona.
Sene bilmem kaç…
Bayram Usta’yla buluşur ocak başında,
kader bu, yılların dostluğu oluşur.
Amerikalı olsa
kader onları yine Ankara’da buluşturur.
Ey zulmün karanlık yüzü, ey lanet,
Siyon’un gölgesi, emperyal niyet!
Ey haşmetli, yedi düvel bilemişsiniz dişinizi,
İşittik uzaktan it sürüsü gibi havlamanızı.
Buyurun, gelin görelim hangi elin;
Ankara..Angara...
Bozkırın kalbinde vakur bir sükût gibi,
Taşında Selçuklu, ruhunda devlet gizli;
Rüzgârı maziden esen bir dua gibi,
Ulu devletin başkenti, her adımda belli.
Aziziye Çay Evi;
mekânım, kültürüm, medeniyetim;
şehrim, mahallem,
düşüncem, şiirim, sazım, sözüm;
kelâmım, kalemim…
Yaylalar serindir, oy bizim yaylar,
Soğuktur suları, oy bizim ovalar,
Bayram Usta pişirir, sofralar parlar.
Bu lezzet bizim, oy bizim topraklar.
Bayram Usta, Bayram Usta,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!