Bir yol var önümüzde uzun, dikenli,
Sonu bilinmez başı elemli,
Belki kimse dönüp bakmaz bu garip yolculuğa,
Leş kargaları gülecek yalnızlığımıza.
**
Sahipsiz miyiz bu mevsimlik odada,
Burası diyar-ı candır,
Kıymetlisine yârdır.
Yaslandığı dağ Beydağı’dır,
Göğe doğru heybetli bir kartaldır.
Bu dağ beydağı’dır,
Asi ve maviye tutkun,
Sen çiçeklerin hatırına yaşamaya gelmedin bu dünyaya.
Sana düşen,
kapıların yüzüne kapandığı yerde
kendi alnınla bir yol açmaktır.
Kapandı dedikleri yerde bir kapı olmak,
Mavi gök altında tükenmiş sözler,
Yüreğimde yeniden doğuyor sessizce.
Söz kalmadıysa da, anlamlar hâlâ diri;
Çünkü bir sır fısıldanıyor kalbimin derininden.
Ben sustum;
Sessizim işte
Şimşeklerin çakılışında anladım
Fırtına öncesini
Bulutların poyraza eşlik etiğinde anladım
Yağmurun tuhaf tuhaf toprakla buluşacağını
Yalnız süvarinin nal seslerinde anladım
Gönlümde açan güllerin en güzeli,
Bir selamını yolla gelsin evime.
Hasretin yaktı içimi, derinden derine,
Bir nefesin olsun, can versin yüreğime.
X
Gökyüzü mavisi gülüşlerinde saklı,
Yüreğim dar geliyor göğsüme,
gövdem bir şehir kadar yorgun.
Göğsüm sokağa, sokak şehre,
şehir dünyaya dar.
Bir puro yakıyorum; dumanı bile kaçacak yer arıyor.
Sonsuzluğun kıyısındayım vezir
Göğün karasıyla yerin kızılı birleşmiş
Merdiven göğe doğru basamak, basamak döşenmiş,
Nefesin her saniyesi teker, teker işlenmiş
Ellerim titrek, ağaçlar kalem denizler mürekkep
Haydi yaz, ne zaman ve nerede bitecek
Kışa,
Şairler hep aşinadır Güz’e
Varsın desin ayrılık var Kış Güz’e
Bahar; muştu ve veda
Kimi hoş bir geliş kimi yaldızlı bir gidiş
Kainat desen desen melal ve neşe
“En güzel olan sözü söyle.”
Kavl-i ma‘rûf olsun, gönül incitmesin sözün;
Kavl-i sedîd olsun, hakikatten dönmesin özün.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!