Bu buğday tenli,
esmer çocuğun hikayesidir,
bu kimsesizliğin hikâyesidir,
Be adam...
adı yok, adresi yok,
kalabalıkların ortasında kaybolmuş bir iç sızısıdır,
Bu şehirde yağmur poyraza yoldaştır,
Geceleri sert, sabahları ayaz mı ayaz.
Rüzgâr paslı panjurlara çarpar,
Kaldırımlar boz,
Adımlar iz bırakır; bastığın her yer toz.
Her biri mana dolu ayet ayet
Yer, gök, gündüz, gece
Bu ne bir hikaye ne bilmece
Haydi durma oku, hece hece
Mevsimler, bahar, yaz, kış
Ömür boyu adımlarım,
Yine bitmez bu caddeler;
İçimde bir ömür yükü,
Kâh ağır, kâh hız bu caddeler.
Şu ömrüm çöktü sessizce,
Çocukları öldüren bir çağa isyanımdır
Nerede bir çocuk ölse yanan benim bağrımdır
Çocukların her gün öldürüldüğü bir dünyadan
İnsanlığın kör sağır olduğu bir çağdan utanıyorum.
Her gün bombalar yağıyor,
Çekildi gök, taş kaldı üstümüzde,
Rüzgârın alnında, tükenmiş bir dua gibi
Savrulduk ey toprak, ey yürek,
Yine de kanadı kırık bir umutla yürüdük.
Külle karıştı sesimiz,
Bir şehir var, göğe yakın,
Taşında sır, sesinde yankın.
Her nefesi dua gibi,
Her adımı bir can, candan yakın.
Ey kardeşim,
Ne hüzün, ne sitemdir bu sessiz çığlık,
Kimseler bilmez, yankılanır içimde sesler.
Ufukta süzülen süslenmiş sözler,
Yüreğimden dökülen tüm kelimelerin
Sanırım, varacağı liman sendedir.
**
Gecenin çöktüğünü görünce,
karanlığın kalbe nasıl sokulduğunu fark edeceksin.
Koyu gölge duvarı büyüyünce,
gölgede saklı ışığı fark edeceksin.
Rüzgâr birden içinden geçince,
Fecr-i sadık vaktidir,
Uyan kardeşim uyan,
Mağribin semasında doğdu, doğacak,
Garbın afakını şafak sardı, saracak
Bu karanlık gidecek,
Yurdumun üstüne, güneş doğacak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!