Acı…
adı kısa, etkisi uzun bir suskunluk.
İçime yerleşmiş bir taş gibi,
ne atabiliyorum ne de alışabiliyorum.
Her gün aynı yerden ağırlaşıyor içim,
ama kimse görmüyor,
Daha çocukken öğrettin büyümeyi. Oyuncaklarımızı değil, hayallerimizi kırarak tanıştırdın bizi gerçekle.
Kimimizin babasını aldın, kimimizin annesini... Kimimizin en sevdiğini, kimimizin ise içindeki umudu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi güneşi yeniden doğurdun.
Çok acımasızsın hayat...
İnsanlara önce hayal kurduruyor, sonra en güzel yerinden yıkıyorsun.
Tam "Artık mutluyum." derken, bir haber geliyor. Tam "Bu kez her şey yolunda." derken, bir veda bırakıyorsun kapımıza.
Acıyı sevmek olur mu, dersin…
Olmaz sanırdım.
İnsan canını yakanı nasıl sever ki?
Nasıl olur da bir yara, zaman geçtikçe kabuk bağlamak yerine kalbin en güzel köşesine yerleşir?
Sonra anladım…
Bazı acılar, bir insanın hatırasıdır.
Bir insan en çok, kendi külünü tanıdığı yangından korkarmış...
Bense bir kere yandım... Hem de öyle bir yandım ki, artık alevden değil,
o alevi bana sevgi diye uzatan ellerden korkar oldum....
Beni bir daha aynı ateşe çağırmayın...
Ben o yangından ellerimde değil, ruhumda izlerle çıktım.
sıcaklık sandığım şeyin içimde nasıl bir enkaza dönüştüğün de anladım...
Baba…
adını her içimden geçirişimde
sanki evin kapısı hâlâ açılacakmış gibi oluyor.
Bir ses duyacakmışım gibi…
“geldim” diyecekmişsin gibi…
Ama bazı gelişler
Yeter artık!
Kaç kere kırılır bir insan,
kaç kere aynı yerden vurulur bir kalp?
Ben sustum diye güçlü sandın kendini,
ben ağlamadım diye acımadı sandın.
Sen giderken arkanı dönüp baktın mı hiç?
Ne çok sustun sen...
Ben sustukça sen kanadın.
Ben sevdikçe sen yoruldun.
Bir yabancının sevgisi uğruna
En çok da seni yalnız bıraktım.
Beni affet kalbim...
Beni daha fazla üzmeyin...
İnanın, taşıyacak gücüm eskisi kadar kalmadı.
Dışarıdan güldüğüme bakmayın.
İnsan bazen, en büyük acısını en güzel gülüşünün arkasına saklar.
Ben de öyle yapıyorum.
Kimse yük olmasın diye susuyorum.
Bazı savaşlar silah sesiyle başlamaz.
İnsan, en derin yarasını kendi düşüncelerinin sessizliğinde alır.
Dışarıdan dimdik görünen beden, içeride her gün biraz daha çöken bir şehri taşır.
Ben de uzun zaman o yıkıntının içinde yaşadım.
Çünkü beynimde bir düşman vardı; yüzü bana benziyordu.
Sesini susturmak istedikçe daha yüksek konuşuyor, unutmak istedikçe kelimeler sesini yukseltiyordu...
Ben seni öyle herkes gibi sevmedim…
Bir heves gibi değil,
Gelip geçen bir mevsim gibi hiç değil.
Ben seni
Bir ömür boyu içimde taşıyacakmışım gibi sevdim.
Sesini duyunca değişirdi içimin havası.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!