Bir infaz başladı içimde, ne faili belli ne savcısı,
Tenimde tek bir çizik yok, lakin bu neyin sancısı?
Sanki göğüs kafesime saklanmış dilsiz bir avcı...
Tetiğe ne zaman bastı, hangi ara vurdu beni?
Dışarıdan baksan sapasağlam bir insan enkazı,
Dil, gönül mülkünün sadık aynası,
Kalbi anlamaktır sözün davası.
Haddinden ziyade edilen kelam,
Harflerin sırtında zulüm yaftası.
Sırrı faş eyleme, sükûtu kuşan,
Yol kıvrılır, şehir susar gecede,
Bir ben kalırım içimin hecesinde.
Adımlar sorar, gönül cevap arar,
Sessizlik konuşur, hakikat yaşar.
Gölgeler uzar, sokaklar uykuda,
İçimizde biriken ne varsa döktük satırlara,
Mürekkep sustu, kağıt utandı halimizden.
Biz hep kalanları yazdık, bitmeyen ağrılara,
Peki ya o sessizce çekilip gidenler içimizden?
Bir kuşun kanat çırpışındaki o son veda,
Eskimiş hırkasında bin bir yama gizlidir,
Dünya malı gözünde bir tozlu iz gibidir.
Kalabalık içinde tenhasını bulmuş o,
Sustuğu her kelamda Hakk'ın sesi gizlidir.
Adımları yavaştır, ne telaş var ne keder,
Cihanı kaplamış beyaz bir örtü,
Ruhumda silindi her türlü dürtü.
Yol kapansa ne çıkar, iz silinse ne?
Gönül kandili varken, karanlık neye?
Dışarda zemheri, içerde bahar,
Dünya denen bu han, bir tozlu yoldur,
Gönül heybesini hikmetle doldur.
Kibirle yükselen, bir gün alçalır,
Benliği öldürmek, asıl bir holdür.
Sükût deryasına dalan durulur,
Ham olanlar bilmez aşkın narını,
Pişenler anlar ancak zarını.
Boşver dünya malını, çıkarlarını,
Bil ki bir gönül gönülde demlenir.
Çatık kaşla gönül kapısı açılmaz,
Herkesin gördüğü kadarım işte
Bir suretim var, bir de içimde saklı olan
Biri toprakta yürür
biri Hak’ka doğru susarak akar.
Kimi fırtınamda aradı kendini
Gönül bağlarında adalet gerek,
Seni hiçe sayıp geçen her yürek,
Sana ne verdiyse onu görecek;
Seni nereye koyduysa, oraya koy!
Değerinden fazla pay verme sakın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!